İçeriğe geç

Ders 2.5 · Seviye 2

Jain kullanımlar

1.680 kelime · 4 birincil kaynak pasajı · yaklaşık 8 dakika okuma · seslendirme 11 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Jain geleneğinde dharma'nın en özgün kullanımı ontolojiktir: Tattvārtha Sūtra'ya göre hareketi destekleyen ilkedir; karşıtı adharma ise durmayı destekler.
  2. Nemicandra'nın imgesiyle dharma, balığın yüzmesini mümkün kılan su gibidir: itmez, imkân verir; adharma yorgun yolcuya gölgedir.
  3. "Bir şeyin dharma'sı kendi doğasıdır" formülü ontoloji ile ahlakı birleştirir: doğru yaşamak, ruhun doğasını örten karmayı temizlemektir.
  4. Öğreti anlamı üç mücevherle verilir; altı yolcu hikâyesi, zarar vermemenin bir derece meselesi olarak nasıl incelikle düşünüldüğünü gösterir.
  5. Kişiye göre görev burada doğuma değil seçilen yaşam biçimine bağlıdır: keşişin büyük yeminleri ile ev sahibinin küçük yeminleri aynı yolun iki yoğunluğudur.

Açılış sahnesi

Gujarat'ta bir kasaba, gün yeni ağarıyor. Beyaz giysili bir Jain rahibesi çıplak ayakla yola çıkıyor. Elinde yünden yapılmış yumuşak bir süpürge var. Her adımdan önce önündeki toprağı hafifçe süpürüyor; ayağının altında ezilebilecek bir karınca, bir böcek olmasın diye. Yavaş yürüyor, gözü hep yerde.

Bu yürüyüşün arkasında bu geleneğin en ağır ilkesi duruyor: hiçbir canlıya zarar vermemek, ahiṃsā. Jain geleneğinde canlı sayılan varlıkların kapsamı o kadar geniş ki, sıradan bir adım bile ahlaki bir karar hâline geliyor.

Ama bu sahnede bir şey daha var ve Jain filozofları onu da sormuş: rahibe yürüyebiliyor. Peki yürümesini, yani hareket etmesini mümkün kılan ne? Bacakları, kasları, iradesi — evet. Ama bunlar tek başına yeter mi? Jain filozoflarının cevabı şaşırtıcı: evrende hareketi mümkün kılan ayrı bir ilke var. Ve bu ilkenin adı dharma.

Aynı kelime önceki derslerde öğreti, görev ve düzen anlamında karşına çıktı. Burada evrenin yapı taşlarından birinin adı. Bu ders, bir kelimenin nasıl hem ahlak hem de evren bilimi terimi olabildiğini ve bunun neden bir tuhaflık değil, tutarlı bir sistemin parçası olduğunu anlatıyor.

Bu derste ne olacak

Önce Jain varlık şemasını kuracaksın, çünkü kelimenin en özgün kullanımı ancak o şemanın içinde anlaşılır. Sonra hareketi ve durağanlığı mümkün kılan iki ilkeyi, bir Jain öğretmenin balık ve su imgesiyle tanıyacaksın. Ardından kelimenin en zarif kullanımına geçeceksin: bir şeyin kendi doğası. Sonra öğreti anlamına, üç mücevhere ve meyve için ağaca giden altı yolcunun hikâyesine bakacaksın. En sonda bu geleneğin keşiş ile ev sahibi için kurduğu iki ayrı çerçeveyi göreceksin.

Sıfır noktası

Bir tiyatro sahnesi düşün. Oyuncular var, kostümler var, replikler var; oyun bunlardan oluşuyor. Ama bir şey daha var ve kimse ondan söz etmiyor: sahnenin kendisi. Zemin, ışığın içinde yayıldığı boşluk. Sahne oyunun bir parçası mı? Repliği yok, kostümü yok. Ama sahne olmadan oyun olmaz.

Jain geleneği tam olarak böyle bir soru soruyor ve cevabı şu: sahne de gerçek bir şeydir, varlıklar listesine eklenmelidir. Hareket ediyorsak, hareketin kendi koşulu da açıklanmalı. Bu şemada hiçbir şey açıklanmadan bırakılmaz.

Benzetmenin kırıldığı yer önemli: tiyatro sahnesi maddi bir zemindir, üzerine basılır. Jain felsefesindeki hareket ilkesi ise maddi değildir ve itmez, çekmez, yönlendirmez. Benzetme işlevi doğru anlatır, doğasını değil.

Mekanizma

Varlık şeması

Jain felsefesinin en ayırt edici yanlarından biri, gerçekliği hangi tür şeylerden oluştuğu sorusuyla sistemli biçimde ele almasıdır. Temel ayrım canlı olan ile canlı olmayan arasındadır. Canlı tarafta bilinç taşıyan varlıklar, yani ruhlar bulunur. Canlı olmayan tarafta ise madde, mekân, zaman ve iki özel ilke yer alır: hareketin ortamı ve durağanlığın ortamı.

Tattvārtha Sūtra, dharma ve adharma adlı iki maddesiz ilkenin işlevini tek bir cümleyle tanımlar: dharma hareketi, adharma durmayı destekler.

Bu metin, bütün Jain mezheplerinin ortak kabul ettiği en temel felsefe kitabıdır ve bu tanım onun beşinci bölümünde, evrenin yapı taşlarının sayıldığı yerde durur. Dikkat edilmesi gereken bir incelik var: Jain metinlerinde bu ilkeler için genellikle dharmāstikāya ve adharmāstikāya diye uzun adlar da kullanılır. İkinci kelime burada "kötülük" ya da "yanlış davranış" demek değil. Durmayı mümkün kılan ilkenin teknik adı.

Bu, bir kavramı anlamak için karşıtına bakmanın ne kadar işe yaradığını gösteriyor. Başka geleneklerde adharma ahlaki bir bozukluğu anlatır. Burada ise durmanın koşulunu. Karşıt değişince kavram da değişiyor.

Balık ve su

Bu ilkeler soyut görünüyor, ama Jain öğretmenleri onları çok somut bir imgeyle anlattı.

Nemicandra'nın kısa öğretim şiiri, suyun balıkların hareketine nasıl destek oluyorsa dharma ilkesinin de hareket eden varlıkların hareketine öyle destek olduğunu söyler. Adharma ilkesini de yorgun bir yolcuya dinlenecek yer sağlayan bir gölgeye benzetir.

Bu imge çok şey anlatıyor. Su balığı itmez; yüzmeyi başlatan balığın kendi kuyruğudur. Ama balığı sudan çıkar: kuyruk yerinde, kaslar çalışıyor, yüzme yok. Hareketin iki koşulu var: hareketi başlatan bir şey ve hareketin içinde olabileceği bir ortam. Dharma ikincisi. Gölge de yolcuyu durdurmaz; yolcu durmak istediğinde durabileceği bir yer sunar.

Yaygın yanlış"Bu, dharma kelimesinin gelişigüzel bir kullanımıdır."
Doğrusu

Tersine, kelimenin köküne neredeyse birebir sadık. Kök "tutan, taşıyan" demekti; hareketi taşıyan ortam, kelimenin en düz anlamlarından biri.

Bir şeyin kendi doğası

Jain geleneğinde çok bilinen bir formül daha var: bir şeyin dharma'sı, o şeyin kendi doğasıdır. Ateşin dharma'sı yakmak, suyun dharma'sı serinletmek ve akmak. Her varlığın kendine ait bir doğası var ve o doğaya göre işlemesi onun dharma'sıdır.

Bu formül ontolojiyi ve ahlakı tek bir cümlede birleştiriyor. Aynı mantığı bilinçli bir varlığa uyguladığında ahlaki bir sonuç çıkıyor: ruhun kendi doğası bilmek, görmek ve arınmış olmaktır; ona uygun yaşamak, kendi dharma'sına dönmektir. Doğru yaşamak dışarıdan konmuş bir kurala uymak değil, ruhun doğasını örten şeyleri temizlemektir. Jain geleneğinde bu örtünün adı karmadır ve karma burada, ruha yapışan ince bir madde olarak düşünülür.

Kaynaklardan okuma

Üç mücevher

Kelimenin beklenen anlamı da burada: Jain öğretmenlerinin, yani Jina'ların öğrettiği yol. Tattvārtha Sūtra bu yolu ilk cümlesinde tanımlar.

Kitabın açılış cümlesi, doğru görüş, doğru bilgi ve doğru davranışın birlikte kurtuluşun yolu olduğunu söyler.

Bu üçlüye üç mücevher denir. Doğru görüş, gerçekliğin yapısını doğru kavramak ve öğretiye güvenmektir. Doğru bilgi, bu kavrayışı ayrıntılı ve hatasız hâle getirmektir. Doğru davranış ise bilgiyi hayata geçirmek, yeminlere ve disipline bağlı yaşamaktır. Üçü ayrı ayrı yeterli sayılmaz; birlikte işlemeleri gerekir.

Ağaca giden altı yolcu

Jain öğretmenleri ahlakı anlatırken de sık sık bir hikâyeye başvurdu. Bu hikâye, niyetin incelikli derecelerini gösteriyor.

Acıkmış altı yolcu meyve dolu bir ağaca varır. Birincisi ağacı kökünden kesmeyi önerir. İkincisi yalnızca büyük bir dalı kesmeyi, üçüncüsü küçük bir dalı, dördüncüsü yalnızca meyve salkımlarını koparmayı önerir. Beşincisi yalnızca olgun meyveleri toplamayı ister. Altıncısı ise şöyle der: yere düşmüş meyveler karnımızı doyurmaya yeter; ağaca hiç dokunmayalım.

Hikâye, Jain düşüncesinin leśyā adı verilen kavramını, yani ruhun niyetle aldığı "rengi" anlatmak için kullanılır. Altı yolcunun hepsi aynı ihtiyaçla yola çıkmış: açlık. Ama ihtiyacı karşılarken dünyaya ne kadar zarar vermeye hazır olduklarında büyük fark var. En koyu renk ağacı kesmek isteyenin, en açık renk yerdekiyle yetinenin. Sabah süpürgesiyle yürüyen rahibe, bu hikâyenin altıncı yolcusunun yolunu seçmiş biri.

Bu hikâye aynı zamanda Jain etiğinin merkezindeki ilkenin, zarar vermemenin, neden bu kadar geniş yorumlandığını gösteriyor. Canlı sayılan varlıkların kapsamı çok geniş ve farkında olmadan verilen zarar da hesaba katılıyor. Bir ilkenin ne kadar ciddiye alındığını görmek istiyorsan, gündelik hayatta ne kadar bedel ürettiğine bak. Burada bedel yüksek: beslenmeyi, meslek seçimini, yürüme biçimini bile belirliyor.

Keşiş ve ev sahibi

Jain geleneğinde de kişiye göre değişen bir görev çerçevesi var, ama ekseni önceki derslerde gördüğünden farklı. Brahmanik sistemde eksen büyük ölçüde doğumla gelen konumdu. Burada eksen seçilen yaşam biçimi: her şeyi bırakmış bir keşiş mi, yoksa hane hayatını sürdüren bir ev sahibi mi?

Temel yeminler iki taraf için de aynıdır: zarar vermemek, doğru söylemek, çalmamak, cinsel yaşamı sınırlamak ve mülke bağlanmamak. Keşiş bu yeminleri eksiksiz, "büyük yeminler" olarak yaşar. Ev sahibi ise aynı yeminleri gündelik hayatın izin verdiği ölçüde, "küçük yeminler" olarak uygular. Bu ikisi rakip değil, aynı yolun iki yoğunluğu. Ev sahibinin yolu bir taviz değil, bir aşama.

Yaygın yanlış"Jain öğretisi yalnızca keşişler içindir."
Doğrusu

Ev sahibi uygulaması ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir ve geleneğin sürekliliği büyük ölçüde ona dayanır. Keşiş topluluğu, onu besleyen ev sahipleri olmadan ayakta kalamazdı.

Usta katmanı

Jain geleneğinde kelime üç ayrı düzeyde çalışıyor ve üçü birbirine bağlı. Ontolojik düzeyde hareketin ortamı, evrenin yapı taşlarından biri. Doğa düzeyinde bir şeyin kendi doğası. Ahlak ve öğreti düzeyinde Jina'ların öğrettiği yol. Bağ şurada: her şeyin bir doğası varsa ve doğru yaşamak kendi doğasına uygun olmaksa, ahlak ontolojiden türer. Ahlak keyfî bir emirler listesi değil, varlığın yapısının bir sonucu.

Bu, önceki derslerle karşılaştırıldığında özgün bir konum. Brahmanik çerçevede norm büyük ölçüde yetkili metne dayanıyordu. Budist çerçevede koşullanmanın işleyişine. Jain çerçevede ise doğrudan varlığın, özellikle de ruhun kendi doğasına.

Hareketin ortamı fikri felsefî olarak da ciddiye alınmayı hak ediyor. Sorduğu soru meşru: hareket için yalnızca hareket eden şey yeterli mi, yoksa hareketin olabileceği bir koşul da gerekli mi? Ama bu ilkeyi modern fizik kavramlarına çevirmek cazip bir tuzak. İki sistem farklı sorulara farklı yöntemlerle cevap veriyor ve benzer soru sormak, aynı cevabı vermek demek değil.

Son olarak Jain düşüncesinin bir özelliği daha var: gerçekliğin tek bir bakış açısından tam olarak kavranamayacağı görüşü, yani anekāntavāda. Buradan çıkan yöntemde bir önerme her zaman "bir bakımdan" kaydıyla söylenir. Bu bir görelilik değil; kayıtsız ve mutlak iddiaların reddi.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlış"Adharma, Jain geleneğinde de kötülük demektir."
Doğrusu

Bu bağlamda terim durmayı mümkün kılan ilkeyi adlandırır ve ahlaki bir olumsuzluk taşımaz. Başka bir gelenekteki anlamı buraya taşımak, bu seviyenin uyardığı hatanın ta kendisi.

Yaygın yanlış"Jain ve Budist öğretiler benzer olduğuna göre aynı kökten çıkmıştır."
Doğrusu

İkisi aynı dönemin, aynı ortamın parçasıdır ve ortak terimler kullanır. Ama ontolojileri taban tabana zıttır: biri kalıcı bir ruh kabul eder, öbürü sabit bir özü reddeder.

Yaygın yanlış"Çilecilik bu gelenekte amaçtır."
Doğrusu

Disiplin bir araçtır; amacı ruhun doğasını örten karmayı temizlemektir. Amaç ile aracı karıştırmak, bir uygulama geleneğini yanlış anlatmanın en hızlı yolu.

Uygulama

Kilit özet

  1. Jain geleneğinde dharma'nın en özgün kullanımı ontolojiktir: Tattvārtha Sūtra'ya göre hareketi destekleyen ilkedir; karşıtı adharma ise durmayı destekler.
  2. Nemicandra'nın imgesiyle dharma, balığın yüzmesini mümkün kılan su gibidir: itmez, imkân verir; adharma yorgun yolcuya gölgedir.
  3. "Bir şeyin dharma'sı kendi doğasıdır" formülü ontoloji ile ahlakı birleştirir: doğru yaşamak, ruhun doğasını örten karmayı temizlemektir.
  4. Öğreti anlamı üç mücevherle verilir; altı yolcu hikâyesi, zarar vermemenin bir derece meselesi olarak nasıl incelikle düşünüldüğünü gösterir.
  5. Kişiye göre görev burada doğuma değil seçilen yaşam biçimine bağlıdır: keşişin büyük yeminleri ile ev sahibinin küçük yeminleri aynı yolun iki yoğunluğudur.
Su balığı itmez; yalnızca yüzmeyi mümkün kılar.

Sonraki derse köprü

Şimdi zaman olarak çok daha yakın bir geleneğe geçiyoruz. Sih geleneği on beşinci yüzyılda, Pencap'ta doğdu ve dharma kelimesini kendisinden iki bin yıl önce oluşmuş bir kavram dünyasından aldı. Ama onu yeniden düzenledi: tören merkezli anlayışı açıkça eleştirdi ve kelimeyi üç somut pratiğe bağladı. Dürüst emekle kazanmak, kazancı paylaşmak ve Tanrı'nın adını hatırlamak.

Ve bir kavram daha ekledi: ilahî buyruk ya da düzen. Sonraki derste kelimenin o düzene nasıl bağlandığını göreceksin.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Açılış sahnesi şafakta açılsın: beyaz giysili bir rahibe, elinde yumuşak süpürge, her adımdan önce toprağı süpürüyor. Ayakların yakın planı yavaş ve sessiz. Sonra kamera geri çekilsin ve soru ekrana gelsin: yürümeyi mümkün kılan ne?

Balık ve su bölümünde balık önce suda yüzsün, sonra sudan çıkarılsın ve kuyruk boşlukta çırpınsın; ardından gölgede dinlenen bir yolcu gösterilsin.

Varlık şemasında canlı ve canlı olmayan iki büyük kutu çizilsin; canlı olmayan kutunun içinde madde, mekân, zaman, hareketin ortamı ve durmanın ortamı ayrı ayrı belirsin.

Altı yolcu hikâyesi dersin görsel merkezi: aynı ağaç altı kez gösterilsin, her seferinde bir yolcunun niyetine göre farklı bir bölümü vurgulansın; en sonda yalnızca yere düşmüş meyveler ışıklansın.

Seslendirme tonu: açılış sahnesi sessiz ve dikkatli; ontoloji bölümü meraklı; altı yolcu hikâyesi bir masalcı gibi sıcak.

Müfredat kapsamı — 2.5

  • Jina'nın öğretisi olarak Dharma
  • Doğru inanç, doğru bilgi, doğru davranış
  • Varlığın kendi doğası
  • Dharmāstikāya: hareketin ortamı/ilkesi
  • On yüce erdem
  • Münzevi ve ev sahibi dharması