Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ambedkar 14 Ekim 1956'da Nagpur'da yüz binlerce takipçisiyle Budist öğretiye geçti ve onlara yirmi iki yemin okuttu; yeminler Budist ahlakını, Hindu tanrılarının reddini ve insanların eşitliğini birlikte içerir.
- Ariyaratne'nin 1958'de Sri Lanka'da başlattığı Sarvodaya Şramadana Hareketi, emeğin bağışlanmasını "herkesin uyanışı"nın yolu olarak çerçeveleyip bir köy kalkınma hareketine dönüştü.
- Cheng Yen'in 1966'da otuz ev hanımının bambu kumbaralarıyla başlattığı Tzu Chi, dünya çapında hastaneler ve afet yardımı yürüten bir örgüte dönüştü.
- Bu hareketlerin merkezinde manastır değil sıradan insanlar vardır; bağış ve ahlak, büyük ölçekli toplumsal programlara dönüşür ve toplumsal hizmet bir dinî uygulama olur.
- Ambedkar'ın öğretiyi toplumsal bir ahlak olarak yeniden yorumlaması ve büyük hareketlerin bir kurucu çevresinde örgütlenmesi, yeni biçimin kendi tartışmalarını ve risklerini de getirir.
Açılış sahnesi
14 Ekim 1956, Hindistan'ın ortasında Nagpur kenti. Geniş bir açık alanda yüz binlerce insan toplanmıştır. Çoğu, doğdukları toplumsal düzende en alt konuma yerleştirilmiş, "dokunulmaz" sayılan topluluklardandır. Kürsüde, Hindistan anayasasının hazırlanmasında önemli rol oynamış hukukçu B. R. Ambedkar vardır. Ambedkar önce yaşlı bir Budist keşişten sığınma ve beş ahlak ilkesini alır. Sonra kalabalığa döner ve onlara aynı ilkeleri verir. Ama tören orada bitmez. Ambedkar kalabalığa bir dizi yemin daha okutur; bunlardan biri şudur: Brahma'ya, Viṣṇu'ya ve Maheśvara'ya inanmayacağım, onlara tapmayacağım. Bir başkası: Buddha'nın Viṣṇu'nun bir bedenlenmesi olduğuna inanmıyorum.
Ambedkar, 14 Ekim 1956'da Nagpur'da yüz binlerce takipçisiyle birlikte Budist öğretiye geçti ve yeni Budistlere, üç mücevhere sığınma ve beş ilkenin ardından yirmi iki yemin okuttu. Yeminler arasında Brahma, Viṣṇu ve Maheśvara'ya inanmamak ve tapmamak, Buddha'nın Viṣṇu'nun bir bedenlenmesi olduğuna inanmamak, Brahman rahiplere tören yaptırmamak, insanların eşitliğine inanmak ve insanlığa zararlı saydığı eski dinini bırakıp Budist öğretiyi benimsemek yer alır.
Bu tören bir dinî tören midir, yoksa bir siyasal eylem mi? Siyasî ve modern kullanımlar dersinde Ambedkar'ın 1935'te "Hindu olarak doğdum ama Hindu olarak ölmeyeceğim" dediğini ve yirmi bir yıl sonra bu sözü Nagpur'da tuttuğunu görmüştün. Sömürgecilik ve modernizm dersinde ise modern Budizmin kütüphanelerde, okullarda ve ulusal projelerde nasıl biçimlendiğini okudun. Bu ders o modern Budizmin yirminci yüzyılda kitlelere nasıl ulaştığını soruyor. Ve şunu soruyor: bir hareket hem bir dinî bağlılık hem de bir toplumsal program olduğunda, "din" ile "siyaset" arasındaki ayrım işlemeye devam eder mi?
Bu derste ne olacak
Önce bir köyün imece geleneği üzerinden, dinî bir değerin bir toplumsal örgütlenmeye nasıl dönüştüğünü göreceksin. Sonra yirminci yüzyılın üç büyük hareketini tanıyacaksın: Hindistan'daki toplu din değiştirme, Sri Lanka'daki bir köy kalkınma hareketi ve Tayvan'daki bir yardım örgütü. Ardından Nagpur yeminlerini yakından okuyacak ve onların neyi reddedip neyi kurduğunu göreceksin. En sonda bu hareketlerin geleneği neye dönüştürdüğünü ve bunun ne kazandırıp ne kaybettirdiğini konuşacaksın.
Sıfır noktası
Anadolu köylerinde imece diye bir gelenek vardır. Bir ailenin evi yapılacak, tarlası biçilecek ya da düğünü hazırlanacaksa, köyün başka aileleri gelir ve işi birlikte yaparlar. Kimse ücret almaz. Bugün sen yardım edersin, yarın sana yardım edilir. İmece bir ekonomi midir, bir ahlak mı, bir topluluk bağı mı? Üçü birden. Birini ayırıp çıkarırsan imece imece olmaktan çıkar: ücretli olursa bir iş, zorunlu olursa bir angarya, yalnızca bir duygu olursa bir hayal olur.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. İmece karşılıklıdır: bugün verdiğin emeği yarın geri alırsın. Bu dersin hareketleri ise emeği ve parayı çoğu zaman karşılık beklenmeyen bir bağış, bir dāna olarak çerçeveler; amaç bir borcun ödenmesi değil, verenin ve alanın birlikte uyanmasıdır. Üstelik imece bir köyün sınırları içinde kalır. Bu hareketler ise bir köyden başlayıp bir ülkeye, sonra dünyaya yayılır; yüz binlerce üyesi, kurumları, hastaneleri ve okulları olan örgütlere dönüşür. Ve bunlardan biri, Nagpur'daki hareket, yalnızca emeği değil, insanların kimliğini de yeniden tanımlar.
Mekanizma
Üç hareket
İlk hareket Nagpur'da gördüğün harekettir. Ambedkar'ın amacı bireysel bir inanç değişikliği değil, kast düzeninin dışına çıkan bir topluluğun yeni bir kimlik edinmesidir. Ambedkar yedi hafta sonra öldü, ama hareket sürdü ve bugün Hindistan'daki Budistlerin önemli bir kısmı bu hareketin mirasçılarıdır.
Sri Lanka'da bir lise öğretmeni olan A. T. Ariyaratne, 1958'de öğrencilerini ve öğretmen arkadaşlarını yoksul ve dışlanmış bir köye götürerek köylülerle birlikte çalışacakları bir iş kampı düzenledi. Bu girişimden Sarvodaya Şramadana Hareketi doğdu. "Sarvodaya" herkesin uyanışı, "şramadana" ise zamanın, düşüncenin ve emeğin bağışlanması anlamına gelir. Hareket zamanla Sri Lanka'nın en büyük sivil toplum örgütlerinden birine dönüşmüş ve binlerce köye ulaşmıştır.
Budist rahibe Cheng Yen, 1966'da Tayvan'ın doğu kıyısındaki yoksul Hualien bölgesinde, otuz ev hanımını her gün bambu kumbaralara elli sent ayırmaya ikna etti; biriken para bölgedeki yoksul ailelere yardım için kullanıldı. Bu küçük girişim, zamanla hastaneler, okullar ve dünyanın pek çok ülkesinde afet yardımı yürüten büyük bir yardım örgütüne dönüştü.
Üç hareketin ortak bir yanı vardır. Üçü de merkezine manastırı değil, sıradan insanları koyar: din değiştiren yüz binlerce insan, köyde kazma tutan öğrenciler, kumbaraya para atan ev hanımları. Uygulama haritası dersinde bağışın, ahlaki davranışın ve zihni geliştirmenin erken metinlerdeki üç sevap temeli olduğunu görmüştün. Bu hareketler ilk iki temeli büyük bir toplumsal ölçeğe taşır: bağış bir yardım örgütü, ahlak bir toplumsal program olur. Vietnam Budizmi dersinde gördüğün Thích Nhất Hạnh'ın savaş içindeki gönüllüleri de aynı ailedendir.
Kaynaklardan okuma
Nagpur yeminlerine yakından bakınca üç tür yemin görülür. Bir kısmı geleneksel Budist ahlakını tekrarlar: canlıları öldürmemek, yalan söylememek, çalmamak, sarhoş edici şeyler kullanmamak. Bir kısmı ise bir reddiyedir: Hindu tanrılarına inanmamak, Buddha'yı Viṣṇu'nun bir bedenlenmesi olarak görmemek, Brahman rahiplere tören yaptırmamak. Üçüncü grup ise yeni bir toplumsal ilkeyi ilan eder: bütün insanların eşitliğine inanmak.
Reddiyenin yeri dikkat çekicidir. Purāṇalar dersinde Bhāgavata Purāṇa'nın Buddha'yı Viṣṇu'nun bedenlenmeleri arasında saydığını görmüştün. Bu sayış, Buddha'yı Hindu dünyasının içine yerleştiriyor, Budizmi ayrı bir yol olmaktan çıkarıyordu. Ambedkar'ın yemini bu yerleştirmeyi açıkça reddeder: yeni Budistler, kast düzeninin bir parçası olarak görülen bir dinin içinde kalmayacak, onun dışında yeni bir kimlik kuracaktır. Burada bir inanç cümlesi, aynı zamanda bir toplumsal bağımsızlık bildirisidir. Nagpur'da din ile siyaseti ayırmak, bir yeminin hangi yarısının dinî, hangi yarısının siyasal olduğunu sormak kadar zordur.
Usta katmanı
Bu hareketler geleneği yeni bir biçime sokar ve her yeni biçim bir şey kazandırırken bir şeyi de yeniden tanımlar.
Ambedkar, ölümünden sonra yayımlanan Buda ve Dhamma'sı adlı kitabında, Siyasî ve modern kullanımlar dersinde gördüğün gibi, öğretiyi akılcı ve toplumsal bir ahlak olarak yeniden okudu ve yeniden doğuş, karma ve dört yüce gerçek gibi kavramları kendi toplumsal amacına göre yorumladı. Hareketin bazı mirasçıları bu yorumu "yeni araç" anlamında Navayāna diye adlandırır. Geleneksel Budist çevrelerden bazıları bu yorumu öğretiden bir sapma olarak eleştirmiştir; hareketin içindekiler ise onu öğretinin özüne bir dönüş olarak görür. Sömürgecilik ve modernizm dersinin uyarısı burada yeniden geçerlidir: bir yorumun yeni olması onu sahte yapmaz, ama kendini tek ve asıl öz olarak sunduğunda tartışmaya açılır.
Sarvodaya ve Tzu Chi ise başka bir dönüşüm gösterir: uygulamanın yeri. Bu hareketlerde bir kazmayı kaldırmak ya da bir kumbaraya para atmak, bir oturuş ya da bir tören kadar bir uygulamadır. Mahāyāna uygulamaları dersinde gördüğün niyet çerçevesi burada bir örgüt yapısına dönüşür: bodhisattva yolu bir gönüllü programı olur. Bu dönüşüm milyonlarca insanı harekete geçirebilir; ama aynı zamanda büyük, merkezî ve çoğu zaman tek bir kurucunun çevresinde örgütlenmiş kurumlar üretir. Öğretmen–öğrenci etiği dersinde gördüğün karizmatik otoritenin soruları bu kurumlar için de geçerlidir: kurucu gittiğinde ne olur, kurum kime hesap verir?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Ambedkar'ın din değiştirmesi yalnızca kişisel bir inanç meselesiydi."
Nagpur'da okutulan yeminler Hindu tanrılarını ve Brahman rahipleri açıkça reddeder ve insanların eşitliğini ilan eder; tören aynı zamanda kast düzenine karşı bir toplumsal eylemdi.
Yaygın yanlış"Modern Budist hareketlerin hepsi meditasyon merkezlidir."
Sarvodaya ve Tzu Chi gibi en büyük hareketlerin merkezinde köy kalkınması, yardım ve gönüllü emek vardır; meditasyon bu hareketlerde ikincil bir yer tutabilir.
Yaygın yanlış"Bir hareket toplumsal hizmet yapıyorsa dinî değildir."
Bu hareketler emeği ve parayı bir bağış ve bir uyanış yolu olarak çerçeveler; toplumsal hizmet onlar için bir dinî uygulamadır.
Uygulama
Kilit özet
- Ambedkar 14 Ekim 1956'da Nagpur'da yüz binlerce takipçisiyle Budist öğretiye geçti ve onlara yirmi iki yemin okuttu; yeminler Budist ahlakını, Hindu tanrılarının reddini ve insanların eşitliğini birlikte içerir.
- Ariyaratne'nin 1958'de Sri Lanka'da başlattığı Sarvodaya Şramadana Hareketi, emeğin bağışlanmasını "herkesin uyanışı"nın yolu olarak çerçeveleyip bir köy kalkınma hareketine dönüştü.
- Cheng Yen'in 1966'da otuz ev hanımının bambu kumbaralarıyla başlattığı Tzu Chi, dünya çapında hastaneler ve afet yardımı yürüten bir örgüte dönüştü.
- Bu hareketlerin merkezinde manastır değil sıradan insanlar vardır; bağış ve ahlak, büyük ölçekli toplumsal programlara dönüşür ve toplumsal hizmet bir dinî uygulama olur.
- Ambedkar'ın öğretiyi toplumsal bir ahlak olarak yeniden yorumlaması ve büyük hareketlerin bir kurucu çevresinde örgütlenmesi, yeni biçimin kendi tartışmalarını ve risklerini de getirir.
Bir yemin hem bir inanç cümlesi hem bir bağımsızlık bildirisi olabilir.
Sonraki derse köprü
Bu derste modern hareketlerin kendilerini toplumsal faydayla, köylere götürülen emekle ve yoksullara ulaşan yardımla meşrulaştırdığını gördün. Sonraki ders başka bir meşrulaştırma kaynağına bakıyor: bilime. Bir sunumda ekranda renkli bir beyin görüntüsü ve altında bir cümle: "Meditasyon beyni değiştiriyor." Salon ikna olur. Sonraki ders bu cümleyi parçalayacak: hangi meditasyon, kaç kişi, ne kadar süre, hangi karşılaştırma grubu? Ve daha derin bir soru soracak: bulgu doğru olsa bile, bir uygulamanın beyinde ölçülebilir bir etkisi olması, onun öğretisinin doğru olduğunu gösterir mi?