Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kuzeydoğu Tayland ve Laos'taki Bun Phra Wet töreninde Vessantara'nın hikâyesini anlatan uzun boyalı tomar alay hâlinde köye taşınır ve hikâye baştan sona okunur; dinlemenin kendisi bir uygulamadır.
- Doğum öncesi hikâyeleri erdemleri somut seçimlere çevirir; ama Vessantara'nın ailesini vermesi gibi hikâyeler, dinleyicilerde öğretiyi sorgulatan güçlü duygular da üretir.
- Aynı hayat bir köy tomarında da, Aśvaghoṣa'nın Buddhacarita'sı gibi süslü bir saray şiirinde de anlatılır; kitleye göre dil değişir.
- Mair, resimle anlatmanın Hindistan'dan Çin'e geçtiğini ve Dunhuang'daki dönüşüm metinlerinin, Mulian anlatısı gibi, bu performans geleneğine bağlı olduğunu gösterir.
- Buddha'nın hikâyesi, Arapça Bilavhar ve Budasaf ile Gürcüce Balavariani üzerinden Hristiyan azizi Josaphat'a dönüştü; kökeni 1859–1860'ta Laboulaye ve Liebrecht tarafından saptandı.
Açılış sahnesi
Kuzeydoğu Tayland'ın Isan bölgesinde bir köy, kuru mevsimin bir sabahı. Köylüler köyün dışında toplanmıştır. Ellerinde otuz metreyi bulabilen uzun bir kumaş tomar vardır; tomarın üzerine sahne sahne bir prensin hikâyesi boyanmıştır: sarayı, sürgünü, ormandaki hayatı, eşini ve çocuklarını isteyen birine onları vermesi, sonunda kente dönüşü. Davullar çalar, insanlar tomarı omuzlarında taşıyarak alay hâlinde köye girer ve tapınağa götürür. Bu yürüyüş, prensin sürgünden kentine dönüşünü canlandırır. Ertesi gün keşişler aynı hikâyeyi baştan sona okumaya başlar ve köy, sabahtan akşama kadar onu dinler.
Lefferts ve Cate, Kuzeydoğu Tayland ve Laos'ta Prens Vessantara'nın doğum öncesi hikâyesini anlatan uzun boyalı tomarları, Singapur'daki Asya Uygarlıkları Müzesi'nde bulunan otuz bir metrelik bir tomar üzerinden inceler. Isan'da Bun Phra Wet ya da Bun Phawet adı verilen yıllık törende tomar, okumadan önce köylülerin alayıyla köyün dışından içine taşınır; bu alay, Vessantara'nın kente dönüşünü canlandırır. Yazarlar tomarları, metin, resim, tören ve inancın iç içe geçtiği bir performansın parçası olarak ele alır.
Bu köydeki insanların çoğu hiçbir öğreti metnini okumayacak. Bağımlı ortaya çıkışın on iki halkasını ya da iki hakikat ayrımını hiç duymayacak. Ama hepsi Vessantara'nın hikâyesini bilecek, çocuklarına anlatacak ve her yıl yeniden dinleyecek. Sanat ve ikonografi dersinde imgelerin okuma yazma bilmeyen birine de konuşan bir dil kurduğunu görmüştün. Bu ders o dili sözün, şarkının ve sahnenin dünyasında arıyor. Ve rahatsız edici bir soru soruyor: bir geleneğe katılanların çoğu onu felsefi metinlerden değil hikâyelerden ve gösterilerden tanıyorsa, o geleneğin "asıl" hâli hangisidir?
Bu derste ne olacak
Önce bir kahvehane anlatıcısı üzerinden, bir hikâyenin bir tezden nasıl farklı aktarıldığını göreceksin. Sonra doğum öncesi hikâyelerinin bir öğretiyi nasıl taşıdığını ve bazen nasıl zorladığını inceleyeceksin. Ardından resimle anlatma geleneğinin Hindistan'dan Çin'e nasıl geçtiğini ve orada yeni bir edebiyat türü doğurduğunu okuyacaksın. En sonda öğretmenin kendi hikâyesinin geleneğin sınırlarını aşıp başka bir dinin azizine nasıl dönüştüğünü konuşacaksın.
Sıfır noktası
Osmanlı kahvehanelerinde meddah, elinde bir mendil ve bir sopayla dinleyicilerin karşısına geçer ve bir hikâye anlatır. Sesini değiştirir, karakterleri taklit eder, dinleyicileri güldürür, düşündürür. Kahvehaneden çıkanlar bir ahlak kitabının bölümlerini değil, bir hikâyeyi hatırlar: cimri tüccarın başına geleni, sözünde durmayanın cezasını. Yıllar sonra hikâyenin ayrıntıları değişmiş olabilir, ama içindeki ders kalır. Bir tez okuyan birkaç kişiye ulaşır; bir hikâye anlatan bir meydanı doldurur.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Meddahın dinleyicisi bir eğlence için oradadır; hikâyeyi dinlemek bir ibadet değildir. Bun Phra Wet'te ise dinlemenin kendisi bir uygulamadır: köylerde yaygın bir inanca göre Vessantara'nın hikâyesini bir günde baştan sona dinleyen, gelecekteki öğretmen Metteyya'nın zamanında yeniden doğma umudunu kazanır. Üstelik meddahın hikâyesi kahvehanede kalır. Budist anlatılar ise taşa oyulur, tomara boyanır, tapınak duvarlarına çizilir; Sanat ve ikonografi dersinde gördüğün Sanchi kapılarındaki sahnelerin bir kısmı bu hikâyelerdir.
Mekanizma
Hikâye öğretiyi taşır, ama zorlar da
Doğum öncesi hikâyeleri, Jātakalar, öğretmenin önceki hayatlarında bir tavşan, bir maymun, bir kral ya da bir tüccar olarak gösterdiği erdemleri anlatır. Pāramitālar dersinde bu erdemlerin bir mükemmellikler listesine dönüştüğünü görmüştün. Hikâye, soyut bir erdemi somut bir seçime çevirir: cömertlik, bir tavşanın kendini aç bir yolcuya yemek olarak sunmasıdır.
Ama Vessantara'nın hikâyesi bu işleyişin sınırını da gösterir. Prens, cömertliğin doruğuna ulaşmak için yalnızca servetini değil, karısını ve çocuklarını da isteyen birine verir. Hikâye mutlu biter: aile yeniden kavuşur. Ama dinleyiciler yüzyıllar boyunca bu hikâyeyle tartışmıştır. Güneydoğu Asya'daki okumalarda çocukların babalarından koparıldığı bölümün, dinleyicilerin en çok duygulandığı yerlerden biri olduğu anlatılır; bazı yorumcular cömertliğin bir erdem olarak sınırını, bazıları ise ailenin bedelini öne çıkarır. Hikâye bir öğretiyi taşır; ama aynı zamanda o öğretiyi sorgulatan bir duygu da üretir. Bir tez bu kadar kolay ağlatmaz.
Edebiyatın iki katı
Anlatı geleneğinin bir üst katı da vardır. Doğum anlatıları dersinde öğretmenin hayatını anlatan sonraki biyografiler arasında Aśvaghoṣa'nın Buddhacarita'sını görmüştün: klasik Sanskrit şiirinin bütün süsleriyle yazılmış, eğitimli bir saray okuruna seslenen bir destan. Aynı hayat, bir köy meydanındaki resimli bir tomarda da, bir sarayda okunan süslü bir şiirde de anlatılır. Kitleye göre dil değişir; ama ikisi de aynı işi yapar: öğretiyi bir hayatın hikâyesine bağlar.
Kaynaklardan okuma
Resimle anlatma, Asya boyunca dolaşan bir performans biçimidir.
Mair, resimlerle desteklenen hikâye anlatıcılığının Hindistan'daki geçmişini ve bu geleneğin Orta Asya üzerinden Çin'e geçişini inceler. Mair'in çalışmaları, Dunhuang'da bulunan el yazmaları arasındaki "dönüşüm metinleri" (bianwen) adı verilen, nesir ve şiirin dönüşümlü kullanıldığı Tang dönemi anlatılarını bu performans geleneğine bağlar. Bu metinlerden biri, öğretmenin öğrencisi Mulian'ın annesini cehennemin acılarından kurtarmasını anlatır.
Doğu Asya ritüel ve kültürü dersinde Mulian'ın annesini kurtarma hikâyesinin ölüler için yapılan yıllık törenin temeli olduğunu görmüştün. Mair'in çalışması hikâyenin bir başka yüzünü gösterir: bu hikâye yalnızca bir törenin gerekçesi değildi, aynı zamanda bir anlatıcının resimler önünde canlandırdığı bir gösteriydi. Dunhuang'daki dönüşüm metinleri, Çin'in sonraki halk edebiyatı ve tiyatrosu için de önemli bir ara halka sayılır. Yani bir öğretiyi taşımak için kurulan bir performans biçimi, zamanla bir ülkenin edebiyat tarihinin parçası olmuştur.
Usta katmanı
Hikâyeler öğretiden daha kolay yolculuk eder. Bazen o kadar kolay yolculuk eder ki, geldikleri geleneği tamamen geride bırakırlar.
Barlaam ve Josaphat hikâyesi, bir Hint prensinin sarayda dünyanın acılarından uzak tutulması, sonra yaşlılık, hastalık ve ölümle karşılaşıp bir çilecinin öğütleriyle dünyadan vazgeçmesini anlatır. Hikâye, bir Budist kaynaktan, bir Maniheist uyarlama üzerinden, sekizinci yüzyılda Bağdat'ta dolaşan Arapça "Bilavhar ve Budasaf Kitabı"na geçmiştir. Onuncu yüzyılda Gürcüce Balavariani'de Hristiyanlaştırılmış, bir Gürcü keşiş tarafından Yunancaya çevrilmiş ve oradan Latinceye ve Avrupa dillerine yayılmıştır. Josaphat ile Barlaam, Roma şehitler takviminde 27 Kasım'da azizler olarak anılmıştır. Hikâyenin Buddha efsanesinden geldiği, 1859'da Laboulaye ve 1860'ta Liebrecht tarafından birbirinden bağımsız olarak saptanmıştır.
Bu yolculukta neyin kaldığına ve neyin düştüğüne bak. Düşen şey öğretinin kendisidir: dört yüce gerçek, bağımlı ortaya çıkış, nirvāṇa. Kalan şey hikâyenin iskeletidir: sarayda korunan bir prens, dört karşılaşma, vazgeçiş. Arapça bir ahlak kitabında, Gürcü bir manastırda ve Latin bir azizler takviminde aynı iskelet, her seferinde yeni bir öğretiyi taşır. "Bodhisattva" kelimesi Arapçada "Budasaf" olur, sonra Gürcücede ve Yunancada başka biçimlere girer ve en sonunda Avrupa'da "Josaphat" adıyla bir Hristiyan azizine dönüşür. Kimse bir öğreti tercüme ettiğini bilmez; ama herkes bir hikâye anlatır.
Bu ders boyunca sorduğun soruya buradan bir cevap çıkar. Bir geleneğin "asıl" hâli tek bir katmanda yaşamaz. Felsefi metinler öğretiyi kesinleştirir; hikâyeler onu yayar. Ama hikâye yayarken dönüştürür de: bir prensin vazgeçişi bir Tay köyünde bir merit töreni, Dunhuang'da bir sahne gösterisi, Avrupa'da bir aziz yaşamı olur. Bir hikâyenin gücü, ne kadar uzağa gidebildiğindedir. Zayıflığı da tam oradadır: gittiği yerde, onu dinleyen kendi anlamını yükler.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Hikâyeler, öğretinin basitleştirilmiş ve önemsiz bir biçimidir."
Bun Phra Wet gibi törenlerde hikâyeyi dinlemek bir uygulamadır ve geleneğe katılanların çoğu öğretiyi en çok bu anlatılar aracılığıyla tanır.
Yaygın yanlış"Doğum öncesi hikâyeleri tartışmasız örnek davranışlar sunar."
Vessantara'nın karısını ve çocuklarını vermesi gibi hikâyeler, dinleyiciler arasında yüzyıllardır cömertliğin sınırları üzerine tartışma ve güçlü duygular üretir.
Yaygın yanlış"Buddha'nın hikâyesi Avrupa'ya ilk kez on dokuzuncu yüzyılda ulaştı."
Hikâyenin iskeleti, Barlaam ve Josaphat efsanesi olarak Orta Çağ'da Avrupa'ya ulaşmış ve Josaphat bir Hristiyan azizi olarak anılmıştır; kökeni ancak 1859–1860'ta fark edilmiştir.
Uygulama
Kilit özet
- Kuzeydoğu Tayland ve Laos'taki Bun Phra Wet töreninde Vessantara'nın hikâyesini anlatan uzun boyalı tomar alay hâlinde köye taşınır ve hikâye baştan sona okunur; dinlemenin kendisi bir uygulamadır.
- Doğum öncesi hikâyeleri erdemleri somut seçimlere çevirir; ama Vessantara'nın ailesini vermesi gibi hikâyeler, dinleyicilerde öğretiyi sorgulatan güçlü duygular da üretir.
- Aynı hayat bir köy tomarında da, Aśvaghoṣa'nın Buddhacarita'sı gibi süslü bir saray şiirinde de anlatılır; kitleye göre dil değişir.
- Mair, resimle anlatmanın Hindistan'dan Çin'e geçtiğini ve Dunhuang'daki dönüşüm metinlerinin, Mulian anlatısı gibi, bu performans geleneğine bağlı olduğunu gösterir.
- Buddha'nın hikâyesi, Arapça Bilavhar ve Budasaf ile Gürcüce Balavariani üzerinden Hristiyan azizi Josaphat'a dönüştü; kökeni 1859–1860'ta Laboulaye ve Liebrecht tarafından saptandı.
Öğreti bir hikâyeye bindiğinde uzağa gider; ama vardığı yerde, onu dinleyen kendi anlamını yükler.
Sonraki derse köprü
Bu derste öğretmenin hikâyesinin Orta Çağ'da Avrupa'ya bir Hristiyan azizi olarak vardığını ve kökeninin ancak on dokuzuncu yüzyılın ortasında fark edildiğini gördün. Sonraki ders tam o yüzyıla bakıyor. Bugün birine Budizmi anlat desen, büyük olasılıkla akılcı, bilimle uyumlu, meditasyon merkezli, ritüel gerektirmeyen kişisel bir yol tarifi duyarsın. Bu dizide gördüğün ritüeller, bağış ekonomisi, koruyucu figürler ve kozmoloji bu tarifte yoktur. Sonraki ders şu soruyu soracak: bu tarif nereden geliyor ve sömürgecilik karşılaşması onu nasıl üretti?