Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- 752'de Nara'daki Tōdaiji'de dev Vairocana heykelinin gözlerini Güney Hindistanlı keşiş Bodhisena boyadı; "göz açma" töreni, heykeli bir nesneden tapınılan bir varlığa dönüştürür.
- Dīgha Nikāya 30, "büyük insanın" otuz iki işaretini sayar ve her birini geçmiş bir iyi eylemin sonucu olarak açıklar; uṣṇīṣa ve ūrṇā gibi işaretler heykelin görsel diline dönüştü.
- El hareketleri ve duruşlar bir hayatın belirli anlarını kodlar: yere dokunan el uyanışı, çark çeviren eller ilk öğretiyi, uzanmış beden parinibbāna'yı gösterir.
- Foucher imgenin Gandhāra'da Yunan etkisiyle doğduğunu, Coomaraswamy 1927'de Mathurā'nın yerli geleneğinden geliştiğini savundu; tartışma, sömürge döneminde uygarlık onuruna dair bir tartışmaydı.
- Gombrich'in 1966'da incelediği Sri Lanka göz töreninde usta gözleri bir aynaya bakarak boyar ve ilk bakışın tehlikeli olduğuna inanılır; insanlar düşüncede reddettiklerini uygulamada yaşayabilir.
Açılış sahnesi
752 yılının baharı, Japonya'nın başkenti Nara. Yıllar süren bir çalışmanın ardından Tōdaiji tapınağında dev bir bronz Buddha heykeli tamamlanmıştır; Avataṃsaka/Buddhāvataṃsaka dersinde okuduğun evrensel Buddha, Vairocana. Tapınağın avlusunda on binlerce kişi toplanmıştır: keşişler, soylular, dansçılar, Çin'den, Kore'den ve Hindistan'dan gelmiş konuklar. Ama heykel, bütün ihtişamına rağmen, henüz bitmiş sayılmaz. Güney Hindistan'dan gelmiş bir keşiş, Bodhisena, elinde bir fırçayla heykelin yüzüne yaklaşır ve gözleri boyar. Tören, "göz açma" adını taşır. Gözler açılmadan heykel bir bronz kütledir; açıldıktan sonra tapınılacak bir varlık olur.
İmparator Shōmu'nun yaptırdığı Vairocana heykeli için 752'de büyük bir "göz açma" töreni düzenlenmiştir. Kayıtlara göre törene on bin keşiş ve binlerce dansçı katılmış, Japonya'nın yanı sıra Çin, Kore ve Hindistan'dan gelen keşişler ve elçiler de bulunmuştur. Heykelin gözlerini Güney Hindistan kökenli keşiş Bodhisena boyamıştır; törende kullanılan fırçanın Shōsōin hazinesinde korunduğu bildirilir.
Bu sahne, bir Buddha heykeline bakarken çoğumuzun sorduğu soruyu altüst eder. Müzede iki heykelin önünde durup "hangisi ona daha çok benziyor?" diye düşünürüz. Biri ince kıvrımlı bir kumaşla örtülü, dalgalı saçlı; öbürü daha yalın, saçı küçük burgulardan oluşuyor. Ama Tōdaiji'deki tören bir benzerlikle değil, bir varlıkla ilgilidir. Arkeoloji dersinde Kanaganahalli'deki Aśoka kabartmasının bir yüzü değil, bir hatırayı gösterdiğini görmüştün. Bu ders aynı ayrımı öğretmenin kendi imgesine uyguluyor: bir Buddha heykeli bir portre değilse, nedir? Neyi kaydeder, neyi yapar?
Bu derste ne olacak
Önce bir ordudaki rütbe işaretleri üzerinden, bir figürün yüzüyle değil işaretleriyle tanınmasının ne demek olduğunu göreceksin. Sonra erken bir söylemin "büyük insanın otuz iki işareti" listesini ve bu listenin heykel diline nasıl dönüştüğünü okuyacaksın. Ardından el hareketlerinin ve duruşların bir hayatın belirli anlarını nasıl kodladığını göreceksin. Sonra ilk Buddha imgesinin kimin icadı olduğu üzerine yirminci yüzyılın başındaki tartışmayı inceleyeceksin. En sonda bir heykelin, gözleri açıldığında neden bir nesne olmaktan çıkıp bir varlığa dönüştüğünü konuşacaksın.
Sıfır noktası
Bir askerî törende bir generali kalabalığın içinde nasıl tanırsın? Yüzünü daha önce hiç görmemiş olabilirsin. Ama omzundaki işaretler, göğsündeki şeritler, şapkasının biçimi ve töreni izlediği yer sana kim olduğunu söyler. Aynı generalin yirmi farklı fotoğrafı yüzünü yirmi farklı biçimde gösterebilir; ama işaretler her fotoğrafta aynıdır. Bir asker için önemli olan generalin yüzü değil, işaretlerin söylediği şeydir: rütbesi, birliği, o an hangi görevde olduğu.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Rütbe işaretleri çıkarılabilir; general üniformasını çıkardığında sıradan bir adamdır. Buddha imgesindeki işaretlerin çoğu ise metinlere göre bedenin kendisidir: bir giysi değil, uzun bir geçmişte biriktirilmiş erdemlerin bedene yansımış izleri. Üstelik bir generalin fotoğrafına kimse çiçek sunmaz. Bir Buddha heykeli ise, Tōdaiji'de gördüğün gibi, belirli bir törenden sonra bir resim olmaktan çıkar ve önünde eğilinen, kendisine sunu yapılan bir varlık hâline gelir. İşaretler yalnızca bilgi vermez; bir varlığı çağırır.
Mekanizma
Otuz iki işaret
Söylem, "büyük insanın" bedeninde bulunan otuz iki işareti sayar ve her birini, o kişinin önceki hayatlarında yaptığı belirli iyi eylemlerin sonucu olarak açıklar. Liste arasında başın tepesinde bir çıkıntı, kaşların arasında beyaz bir kıl kıvrımı, altın renkli bir ten, dik dururken dizlere uzanan kollar ve ayak tabanlarında çark işaretleri gibi özellikler yer alır. Söyleme göre bu işaretleri taşıyan biri ya bir dünya hükümdarı ya da uyanmış bir öğretmen olur.
Söylemin işareti nasıl açıkladığına dikkat et. Her işaret bir geçmiş eylemin karşılığıdır: cömertlik bir işareti, doğru söz başka bir işareti, başkalarına destek olmak bir başkasını üretir. Yani beden bir biyografidir; ama bu biyografi bir yüzün değil, bir ahlaki geçmişin kaydıdır. Heykeltıraşlar bu listeyi bir görsel dile çevirdi. Başın tepesindeki çıkıntı, uṣṇīṣa, Buddha heykellerinin en tanınır özelliği oldu. Kaşların arasındaki işaret, ūrṇā, alna oyulan küçük bir daire ya da yerleştirilen bir taş oldu. Uzun kulak memeleri ise genellikle başka bir kodla açıklanır: gençliğinde taktığı ağır prens küpelerinin izi, yani terk edilmiş bir saray hayatının hatırası.
El ve duruş: bir anın kodu
Heykel yalnızca kimin gösterildiğini değil, hangi anın gösterildiğini de söyler. Sağ elin yere dokunduğu oturuş, uyanış gecesini, öğretmenin toprağı tanık olarak çağırdığı anı gösterir. Göğüs hizasında çark çeviren eller ilk öğretiyi, avucu dışarıya dönük kaldırılmış el korkusuzluk vermeyi, kucakta üst üste konmuş eller derin yoğunlaşmayı anlatır. Uzanmış bir beden ise son yolculuğu, parinibbāna'yı gösterir. İki heykel arasındaki fark çoğu zaman bir üslup farkı değil, bir an farkıdır.
İlk insan biçimli Buddha imgeleri, Ölümden sonraki Buda imgesi dersinde gördüğün simgesel tasvirlerden sonra, yaklaşık milattan sonraki ilk yüzyıllarda belirir. Kuşan hükümdarı Kaniṣka'nın altın sikkelerinden birinde ayakta duran bir Buddha figürü ve yanında Yunan harfleriyle yazılmış "BODDO" adı yer alır. Aynı dönemde iki bölge öne çıkar: kuzeybatıda Gandhāra ve kuzey Hindistan'da Mathurā. Açılıştaki iki heykel büyük olasılıkla bu iki gelenekten gelir.
Kaynaklardan okuma
İnsan biçimli Buddha imgesini kim icat etti? Bu soru yirminci yüzyılın başında bir sanat tarihi sorusundan daha fazlası oldu.
Fransız araştırmacı Foucher, Buddha imgesinin Gandhāra'da, Yunan ve Helenistik sanatın etkisiyle, örneğin Apollon heykellerinden esinlenerek doğduğunu savundu. Seylanlı ve İngiliz kökenli sanat tarihçisi Coomaraswamy ise 1927 tarihli makalesinde, Mathurā'daki erken Buddha heykellerinin yerli Hint heykel geleneğinden, özellikle yakşa figürlerinden geliştiğini ileri sürdü ve Yunan kökeni tezinin Avrupalı araştırmacıların önyargılarını okşayacak, Hintlilerin duygularını incitecek biçimde sunulduğunu yazdı.
Tartışmanın sertliği, sorunun neyle ilgili olduğunu gösterir. Sömürge döneminde "Buddha imgesini kim icat etti?" sorusu, "uygarlığın yaratıcı gücü kimde?" sorusunun bir biçimiydi. Foucher'nin tezi, Hint sanatının en büyük başarılarından birini dışarıdan gelen bir etkiye bağlıyordu; Coomaraswamy'nin cevabı ise aynı başarıyı Hint geleneğinin içine geri yerleştiriyordu. Bugün araştırmacıların önemli bir kısmı, Gandhāra ve Mathurā imgelerinin aşağı yukarı aynı dönemde, farklı ama birbirini etkileyen geleneklerde ortaya çıktığını düşünür. Tartışmanın kalıcı dersi bir tarih değil, bir uyarıdır: bir kökeni sorgularken, sorunun kimin onuru için sorulduğuna da bakmak gerekir.
Usta katmanı
Bir heykel bir portre değilse ve yalnızca bir işaret sistemi de değilse, başka ne olabilir? Tōdaiji'deki göz açma töreni bir cevap verir: bir varlık. Aynı fikir Sri Lanka'da da yaşar.
Gombrich, Sri Lanka'nın orta bölgelerinde yaptığı saha çalışmasına dayanarak bir Buddha heykelinin kutsanmasını, "göz töreni"ni (netra pinkama) inceler. Törenin doruk noktasında usta, heykelin gözlerini sona bırakılmış bir işlem olarak boyar; bunu yaparken sırtını heykele döner ve bir aynaya bakarak çalışır. Gözler tamamlandıktan sonra ustanın kendi bakışının tehlikeli olduğuna inanılır: gözleri bağlanarak dışarı çıkarılır ve bağ, bakışının ilk düşeceği bir nesnenin üzerinde açılır; usta o nesneyi bir kılıç darbesiyle simgesel olarak yok eder.
Bu tören, Buddha'nın öğretisiyle ilk bakışta çelişir gibi görünür. Theravāda öğretisine göre öğretmen parinibbāna'ya girmiştir; bir heykelin içinde yaşamaz. Sri Lanka dersinde gördüğün geleneğin keşişleri de bunu söyler. Ama tören, heykele bakan gözü güçlü ve tehlikeli bir şey olarak ele alır. Gombrich'in vardığı sonuçlardan biri, insanların düşünce düzeyinde reddettiği bir şeyi, duygu ve uygulama düzeyinde yaşayabildiğidir: kimse heykelin canlı olduğunu söylemez, ama herkes ona canlıymış gibi davranır.
İkonografi burada yeni bir anlam kazanır. İşaretler yalnızca okunmak için değildir; bir varlığı tanınabilir kılmak, onu çağırmak için de vardır. Otuz iki işaret, el hareketleri ve duruşlar bir dil kurar; göz açma töreni ise bu dille çizilmiş imgeye bir bakış verir. Bir müzede o heykelin önünde durduğunda bir sanat eserine bakarsın. Bir tapınakta ise, gelenek açısından, o da sana bakar.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Buddha heykelleri tarihsel öğretmenin gerçek görünüşünü yansıtır."
Heykeller bir portre değil, bir ikonografik koddur; uṣṇīṣa ve ūrṇā gibi işaretler Lakkhaṇa Sutta gibi metinlerdeki ahlaki ve simgesel listelerden gelir.
Yaygın yanlış"Buddha imgesini Yunanlılar icat etti."
Bu, Foucher'nin tezidir; Coomaraswamy 1927'de Mathurā'daki yerli geleneği öne çıkardı ve bugün pek çok araştırmacı iki bölgenin imgelerinin aşağı yukarı aynı dönemde, birbirini etkileyerek geliştiğini düşünür.
Yaygın yanlış"Budist geleneklerde heykeller yalnızca hatırlatıcı süslerdir."
Tōdaiji'deki göz açma töreni ve Sri Lanka'daki göz töreni, kutsanmış bir heykelin uygulamada bir varlık gibi ele alındığını gösterir.
Uygulama
Kilit özet
- 752'de Nara'daki Tōdaiji'de dev Vairocana heykelinin gözlerini Güney Hindistanlı keşiş Bodhisena boyadı; "göz açma" töreni, heykeli bir nesneden tapınılan bir varlığa dönüştürür.
- Dīgha Nikāya 30, "büyük insanın" otuz iki işaretini sayar ve her birini geçmiş bir iyi eylemin sonucu olarak açıklar; uṣṇīṣa ve ūrṇā gibi işaretler heykelin görsel diline dönüştü.
- El hareketleri ve duruşlar bir hayatın belirli anlarını kodlar: yere dokunan el uyanışı, çark çeviren eller ilk öğretiyi, uzanmış beden parinibbāna'yı gösterir.
- Foucher imgenin Gandhāra'da Yunan etkisiyle doğduğunu, Coomaraswamy 1927'de Mathurā'nın yerli geleneğinden geliştiğini savundu; tartışma, sömürge döneminde uygarlık onuruna dair bir tartışmaydı.
- Gombrich'in 1966'da incelediği Sri Lanka göz töreninde usta gözleri bir aynaya bakarak boyar ve ilk bakışın tehlikeli olduğuna inanılır; insanlar düşüncede reddettiklerini uygulamada yaşayabilir.
Bir heykel bir yüzü kaydetmez; bir anı kodlar ve, gelenek açısından, bakışı açıldığında bir varlık olur.
Sonraki derse köprü
Bu derste Sanchi'nin kapılarından Tōdaiji'ye kadar imgelerin bir dil kurduğunu gördün: okuma yazma bilmeyen biri de bir kabartmadaki uyanış anını, bir heykeldeki ilk öğretiyi tanıyabilir. Sonraki ders aynı dili sözün ve sahnenin dünyasında arıyor. Bir köy meydanı, akşam, toplanmış bir kalabalık; ortada elinde bir resim tomarı olan bir anlatıcı. Bir tavşanın, bir maymunun, bir kralın fedakârlığını anlatıyor. Dinleyenlerin çoğu hiçbir öğreti metnini okumayacak. Sonraki ders şu soruyu soracak: bir gelenek, kitlelere felsefi metinlerle değil hikâyelerle ve gösterilerle ulaştığında, öğretinin kendisi ne kazanır ve ne kaybeder?