Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sanchi Büyük Stūpası'nın güney kapısındaki yazıt, oyma işinin Vidiśā'nın fildişi ustalarınca yapıldığını kaydeder; kutsal yapının en görünür parçası bir zanaatkâr loncasının işidir.
- Erken stūpalardaki yüzlerce bağış yazıtı, bağışın tüccarlar, zanaatkârlar, aileler ve keşişlerle rahibeler arasında geniş bir tabana yayıldığını ve mülk edinmesi sınırlanan keşişlerin de bağışçı olduğunu gösterir.
- Schopen 1991'de, Hint Budizmi çalışmalarında metne verilen önceliğin bir değerlendirmeden değil, dinin özünü kutsal metinde arayan Protestan kökenli bir varsayımdan geldiğini ileri sürdü.
- Yazıtlar da bir seçimin ürünüdür: ödeyebilenlerin ve görünmek isteyenlerin izini taşır; metin ile taş birlikte okunmalıdır.
- Kanaganahalli'de bulunan ve altında "Kral Aśoka" yazan kabartma, Aśoka'dan yüzyıllar sonra yapılmıştır; taştandır ama anlatı katmanına aittir.
Açılış sahnesi
Orta Hindistan'da, Sanchi tepesindeki büyük stūpanın çevresinde dört taş kapı yükselir. Her kapının üzerinde, sütunlara ve yatay kirişlere oyulmuş yüzlerce figür vardır: filler, ağaçlar, kentler, alaylar, öğretmenin hayatından sahneler. Oymalar o kadar incedir ki, taştan değil başka bir maddeden yapılmış izlenimi verir. Güney kapısının kirişlerinden birinde, kalabalık sahnelerin arasında kısa bir yazı vardır. Yazı bir öğretiden, bir dua formülünden ya da bir kralın adından söz etmez. Yalnızca şunu söyler: bu oyma işini Vidiśā'nın fildişi ustaları yaptı.
Sanchi'deki büyük stūpanın güney kapısında bulunan kısa Prakritçe yazıt, kapının oyma işinin yakındaki Vidiśā kentinin fildişi işçileri tarafından yapıldığını kaydeder. Araştırmacılar, kapıların olağanüstü ince işçiliğini, ustaların asıl malzemesinin fildişi olmasına bağlar: aynı ustalar, fildişinde ustalaştıkları tekniği kumtaşına taşımıştır.
Bu yazıt, metinlerin bize pek anlatmadığı bir dünyayı açar. Kutsal bir yapının en görünür parçası, bir kentin zanaatkâr loncasının işidir ve lonca, işini taşa adıyla imzalamıştır. Kanon kavramı dersinde, aynı stūpaların korkuluklarında "ezberci" unvanını taşıyan keşişlerin adlarının geçtiğini görmüştün; o yazıtlar metinlerin nasıl aktarıldığını gösteriyordu. Bu ders soruyu genişletiyor: metinler bir geleneğin ne olması gerektiğini anlatır; taşlar, kazılar ve yazıtlar ise insanların gerçekte ne yaptığını, kimin ödediğini, kimin yaptığını gösterebilir mi? Ve gösteriyorsa, iki tablo nerede ayrışır?
Bu derste ne olacak
Önce bir ailenin kendini anlatışı ile evinin çöp kutusu arasındaki fark üzerinden, kural koyan bir metin ile geride kalan bir izin farklı şeyler söylediğini göreceksin. Sonra bağış yazıtlarının kimin ödediğine dair neler gösterdiğine bakacaksın. Ardından bir araştırmacının Budizm çalışmalarının neden uzun süre taşları değil metinleri merkeze aldığını sorgulayan makalesini okuyacaksın. En sonda bir kazıda bulunan bir kral portresinin, taşın da her zaman tarafsız bir tanık olmadığını nasıl gösterdiğini konuşacaksın.
Sıfır noktası
Bir aileye ne yediğini sorduğunu düşün. Aile sana sağlıklı bir sofra anlatır: sebze, meyve, ev yemeği. Sonra aynı evin bir haftalık çöpüne bakarsın: hazır yemek kutuları, gazlı içecek şişeleri, birkaç el değmemiş sebze. İki kaynak da yalan söylemez; ama farklı şeyleri anlatır. Aile, olmak istediği aileyi anlatır. Çöp ise o hafta gerçekten ne yapıldığını gösterir. Bir araştırmacı yalnızca aileyi dinlerse ideal bir sofra, yalnızca çöpe bakarsa niyetleri ve değerleri hiç olmayan bir tüketim tablosu görür.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Bir evin çöpü kendiliğinden birikir; kimse onu bir mesaj bırakmak için çöpe atmaz. Bağış yazıtları ise bilinçli olarak, görünsün diye kazınmıştır: bağışçı adını taşa yazdırırken kendini nasıl hatırlatmak istediğine de karar verir. Üstelik çöp herkesin evinden çıkar; ama taşa adını kazıtacak parası olan herkes değildir. Yazıtlar gerçek uygulamanın izidir, ama ödeme gücü olanların ve görünmek isteyenlerin izidir.
Mekanizma
Kim ödedi, kim yaptı?
Sanchi ve Bharhut gibi erken stūpa yerleşkelerinde taş korkulukların, dikmelerin ve kirişlerin üzerinde yüzlerce kısa bağış yazıtı vardır. Yazıların çoğu bir formülü izler: şu kişinin bağışı, şu kentten. Bazen bir meslek eklenir: tüccar, demirci, yazıcı, bahçıvan. Bazen bir aile bağı: şunun eşi, şunun kızı. Bazen de bir keşişin ya da bir rahibenin adı. Bu yazıtlar edebî değildir; kimse onları okuyup etkilensin diye yazmamıştır. Bir tür muhasebe kaydıdırlar ve tam bu yüzden değerlidirler.
Bu kayıtlar iki beklenmedik şey gösterir. Birincisi, bağışın tek bir hükümdarın değil, geniş bir toplumsal tabanın işi olduğudur. Bir kapıyı bir lonca, bir korkuluğu yüzlerce sıradan insan parça parça ödemiştir. Manastır üniversiteleri dersinde Nālandā'nın birkaç kralın bağışına yoğun biçimde bağlandığını görmüştün; erken stūpalarda tablo daha geniş ve dağınıktır. İkincisi, bağışçılar arasında keşişlerin ve rahibelerin de bulunmasıdır. Disiplin metinlerinde mülk edinmesi sınırlanan keşişler, taşlarda kendi adlarına bağış yapan kişiler olarak görünür. Metindeki ideal keşiş ile taşa adını kazıtan keşiş aynı kişi değildir.
İz bırakan uygulamalar
Kazılar, metinlerin ya hiç söz etmediği ya da kısaca geçtiği uygulamaları da gösterir. Son yolculuk ve parinibbāna dersinde Piprahwa'da bulunan yazıtlı kalıntı kabını görmüştün: kutsal kalıntılara bağlı bir kült, metinlerin ima ettiğinden çok daha yaygın ve maddi bir uygulamaydı. Keşişlerin ve rahibelerin kalıntılarının da stūpaların yakınına gömüldüğü, manastırların çevresinde hacıların ve ziyaretçilerin bıraktığı adak nesneleri, kalıntı kaplarına konan değerli taşlar: bunların hepsi, yaşanan dinin bir haritasını çizer.
Kaynaklardan okuma
Bu tablo neden uzun süre arka planda kaldı? Bir araştırmacı 1991'de bu soruyu doğrudan sordu.
Schopen, Hint Budizmi çalışmalarında arkeolojik ve yazıtsal kanıtın uzun süre ikincil sayıldığını ve metinlere öncelik verildiğini saptar. Ona göre yazıtlar ve maddi kalıntılar zaman ve mekân içinde makul ölçüde konumlandırılabilir ve Budistlerin, hem keşişlerin hem sıradan insanların, gerçekte ne yaptığını ve neye inandığını gösterir; edebî metinlerin ise çoğu tarihlendirilemez ve çok geç el yazması geleneklerinde korunmuştur. Schopen, metinlere verilen önceliğin iki tür kaynağın tanık olarak değerlendirilmesinden değil, bir varsayımdan kaynaklandığını ileri sürer: dinin özünün kutsal metinde bulunduğu varsayımı. Bu varsayımı Protestan Hristiyanlığın düşünce alışkanlıklarına bağlar.
Schopen'ın eleştirisi, dizinin başından beri kurduğun bir dikkatin keskinleşmiş hâlidir. Kanon kavramı dersinde bir kanonun kendiliğinden var olmadığını, kurulduğunu görmüştün. Schopen bir adım daha atar: bir kanonu dinin kendisi saymak da bir tercihtir ve bu tercih, on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında Budizmi inceleyen araştırmacıların kendi dinî alışkanlıklarından gelir. Bir dini kutsal kitabında aramak, belirli bir dinî geleneğin dine bakışıdır; başka bir gelenek dini taşta, törende, bağışta ve kalıntıda yaşayabilir.
Ama eleştirinin kendisi de dengeyle okunmalıdır. Yazıtlar da bir seçimin ürünüdür: yalnızca ödeyebilenlerin ve görünmek isteyenlerin izini taşır, formüllere bağlıdır ve sessiz kalan büyük bir çoğunluğu göstermez. Metinler de yalnızca ideal değildir: disiplin metinleri, keşişlerin gerçekte yaptığı ve yasaklanması gereken davranışları da kaydeder. Schopen'ın önerisi metni atmak değil, onu taşla birlikte okumaktır.
Usta katmanı
Taşın her zaman doğrudan bir tanık olmadığını gösteren bir örnek, 1990'larda güney Hindistan'da yapılan bir kazıdan geldi.
Karnataka'nın Kalaburagi bölgesindeki Kanaganahalli'de, Sannati yakınlarında yapılan kazılarda yıkık bir büyük stūpa gün ışığına çıkarılmıştır. Buluntular arasında, bir kral ile kraliçeyi maiyetleriyle birlikte gösteren ve altında Brāhmī yazısıyla "Kral Aśoka" yazan bir kabartma vardır; bu, Aśoka'yı adıyla etiketleyen bilinen tek taş portredir. Kabartma Sātavāhana dönemine, yani Aśoka'dan yaklaşık iki yüzyıl ya da daha sonrasına tarihlenir. Aynı stūpada Jātaka sahneleri, Sātavāhana krallarının tasvirleri ve çok sayıda yazıtlı kabartma da bulunmuştur.
İlk bakışta bu bir arkeolojik zaferdir: Aśoka'nın yüzü, taşta, adıyla. Ama tarihe bakınca tablo değişir. Kabartma Aśoka'nın yaşadığı dönemde değil, ondan yüzyıllar sonra yapılmıştır. Aśoka ve Dhamma dersinde belge katmanı ile anlatı katmanını ayırmıştın: Kanaganahalli kabartması taştandır, ama anlatı katmanına aittir. Bir hükümdarın yüzünü değil, sonraki kuşakların onu nasıl hatırladığını gösterir. Sātavāhana döneminin bağışçıları, kendi stūpalarına büyük bir Budist hükümdarın hatırasını yerleştirerek kendi kurumlarını onun mirasına bağlamışlardır.
Bu, arkeolojinin değerini azaltmaz; onu doğru okumanın koşulunu gösterir. Schopen'ın taş ile metin arasındaki ayrımı, tek başına yeterli değildir; asıl soru, bir kanıtın hangi tarihe ve hangi bağlama ait olduğudur. Aśoka'nın kendi döneminde kazıttığı bir yazıt, onun kendini nasıl sunduğunu gösterir. Ondan iki yüzyıl sonra oyulmuş bir portre, bir topluluğun hafızasını gösterir. İkisi de taştır; ama aynı tanıklığı yapmazlar.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Erken stūpalar krallar tarafından yaptırılmıştır."
Sanchi ve Bharhut'taki yüzlerce bağış yazıtı, yapıların büyük ölçüde tüccarların, zanaatkârların, loncaların, ailelerin ve keşişlerle rahibelerin küçük bağışlarıyla yükseldiğini gösterir.
Yaygın yanlış"Taş ve yazıt her zaman metinden daha güvenilir bir tanıktır."
Yazıtlar da ödeyebilenlerin ve görünmek isteyenlerin izini taşır; Kanaganahalli'deki Aśoka kabartması gibi taş kanıtlar da sonraki bir dönemin hafızasını yansıtabilir.
Yaygın yanlış"Bir dinin özü kutsal metinlerinde bulunur."
Schopen'ın gösterdiği gibi bu, belirli bir dinî geleneğin dine bakışından gelen bir varsayımdır; yazıtlar ve kazılar yaşanan uygulamanın metinlerde görünmeyen boyutlarını ortaya çıkarır.
Uygulama
Kilit özet
- Sanchi Büyük Stūpası'nın güney kapısındaki yazıt, oyma işinin Vidiśā'nın fildişi ustalarınca yapıldığını kaydeder; kutsal yapının en görünür parçası bir zanaatkâr loncasının işidir.
- Erken stūpalardaki yüzlerce bağış yazıtı, bağışın tüccarlar, zanaatkârlar, aileler ve keşişlerle rahibeler arasında geniş bir tabana yayıldığını ve mülk edinmesi sınırlanan keşişlerin de bağışçı olduğunu gösterir.
- Schopen 1991'de, Hint Budizmi çalışmalarında metne verilen önceliğin bir değerlendirmeden değil, dinin özünü kutsal metinde arayan Protestan kökenli bir varsayımdan geldiğini ileri sürdü.
- Yazıtlar da bir seçimin ürünüdür: ödeyebilenlerin ve görünmek isteyenlerin izini taşır; metin ile taş birlikte okunmalıdır.
- Kanaganahalli'de bulunan ve altında "Kral Aśoka" yazan kabartma, Aśoka'dan yüzyıllar sonra yapılmıştır; taştandır ama anlatı katmanına aittir.
Metin ne olması gerektiğini anlatır; taş kimin ödediğini gösterir; ama taşın da bir tarihi vardır.
Sonraki derse köprü
Bu derste Kanaganahalli'deki Aśoka kabartmasının bir yüzü değil, bir hatırayı gösterdiğini gördün. Sonraki ders aynı soruyu bu kez öğretmenin kendi imgesine soruyor. Yan yana iki Buddha heykeli düşün: biri ince kıvrımlı bir kumaşla örtülü, dalgalı saçlı; öbürü daha yalın, saçı küçük burgulardan oluşuyor. İlk tepki, birinin daha doğru olması gerektiğidir. Sonraki ders bu tepkinin neden yanlış bir soruya dayandığını gösterecek: bu heykeller birer portre değildir ve kaydettikleri şey bir yüz değil, bir konum, bir an ve bir işlevdir.