Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Darlington'ın incelediği Tayland hareketinde keşişler ağaçları cübbe şeridiyle "ordine eder"; tören 1980'lerin sonunda ekolojik bozulmaya karşı, eski bir törenin yeni bir amaçla kullanılmasıyla doğmuştur.
- Disiplin metinlerine göre yağmur inzivası, keşişlerin yağmurda dolaşırken küçük canlıları ezdiği eleştirisi üzerine konmuştur; kural bireysel eyleme ve topluluğun saygınlığına ilişkindir.
- White 1967'de ekolojik krizin köklerini Yahudi-Hristiyan geleneğinde aradı ve Zen'e yönelişi bir ayna olarak gördü; Harris 1991'de Budizmin ne kadar çevreci olduğunu sorguladı.
- Bağımlı ortaya çıkış, sıkıntının nasıl doğduğunu açıklamak için kurulmuştur; onu bir ekosistem kuramına genişletmek bir yeniden işlevlendirmedir.
- Hayvan etiğinde aynı ilke farklı kurumsal kurallar üretmiştir: erken disiplin metinleri belirli koşullarla eti kabul eder, Doğu Asya'da ise keşişler için et yasağı yerleşmiştir.
Açılış sahnesi
Kuzey Tayland'da bir ormanın kenarı. Köylüler, birkaç keşiş ve yakın köylerden gelen insanlar yaşlı bir ağacın çevresinde toplanır. Keşişler, kendi giydikleri safran rengi kumaştan bir şeridi ağacın gövdesine sarar ve bir tören yapılır. Törenin adı ordinasyondur: bir insanın keşiş olarak topluluğa kabul edilmesi için kullanılan sözcük. Ağaç artık, köylülerin gözünde, keşiş cübbesini taşıyan bir varlıktır. Onu kesmek, sıradan bir ağacı kesmek değil, bir keşişe zarar vermek gibidir. Ormanın bu kısmı, yakındaki kereste şirketlerinin ve büyük kalkınma projelerinin gözünde ise hâlâ bir kaynaktır.
Darlington, Tayland'da 1980'lerin sonundan bu yana gelişen, ağaç ordinasyonunu simgesi hâline getirmiş küçük ama etkili bir keşiş hareketini inceler. Hareket, çevrenin bozulmasını ve onu besleyen sürdürülemez ekonomik kalkınmayı ve tüketimi tersine çevirmeyi amaçlar. Darlington, ağaç ordinasyonunun ve başka törenlerin yıkıcı ulusal projelere direnmek için nasıl kullanıldığını ve bu hareketin önde gelen keşişlerinden Phrakhru Pitak Nanthakhun'un çalışmalarını ayrıntılı biçimde anlatır.
Bu tören güçlü bir imgedir ve yaygın bir cümleyi destekler gibi görünür: "Bu gelenek doğası gereği çevrecidir." Cümlenin dayanakları da sıralanabilir: zarar vermeme ilkesi, canlılara şefkat, her şeyin birbirine bağlı oluşu, azla yetinme. Ama ağaç ordinasyonu eski bir tören değildir; yirminci yüzyılın sonunda, belirli bir ekolojik krize karşı, eski bir törenin yeni bir amaçla kullanılmasıyla doğmuştur. Toplumsal cinsiyet ve cinsellik dersinde tek cümlelik özetlerin katmanlı kayıtları nasıl düzleştirdiğini görmüştün. Bu ders aynı dikkati çevreye yöneltiyor: geleneğin ilkeleri gerçekten bir çevre etiği kurar mı, yoksa başka sorulara verilmiş cevaplar mıdır?
Bu derste ne olacak
Önce bir kentin eski su kemerleri üzerinden, bir yapının bugün başka bir amaçla kullanılmasının ne anlama geldiğini göreceksin. Sonra disiplin metinlerinde canlılara ve bitkilere zarar vermemeyle ilgili kuralların nereden doğduğunu okuyacaksın. Ardından Batı'nın çevre tartışmasının Budizmi nasıl bir model olarak keşfettiğini ve bir araştırmacının bu modele yönelttiği soruyu inceleyeceksin. En sonda hayvan etiği alanında geleneğin ne söylediğine ve ilkeler ile kurumların bu alanda nasıl ayrıştığına bakacaksın.
Sıfır noktası
İstanbul'un eski su kemerlerinden biri düşün. Kemer, yüzyıllar önce kente su taşımak için yapılmıştır. Bugün ise bir tarih anıtı, bir kent simgesi, bir turist durağıdır; bazıları onu kentin su yönetimi tarihine dair bir ders olarak kullanır. Kemerin yeni işlevleri meşrudur ve değerlidir. Ama kemeri yapanların "tarihi korumak" ya da "kente kimlik kazandırmak" istediğini söylemek, onların amacını bugünün diliyle yeniden yazmak olur. Kemer su taşımak için yapılmıştı; bugünkü değeri bu gerçeği değiştirmez, ama ona eklenir.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Su kemeri yeni işlevinde kendisi değişmez; taş taştır. Budist ilkeler ise yeni bir amaçla kullanıldığında yeniden yorumlanır: bireysel bir zarar vermeme ilkesi bir ormanın korunmasına, bir sıkıntı çözümlemesi bir ekosistem kuramına genişletilir. Bu genişletme bazen kaynağın gerçekten taşıdığı bir olasılığı açar, bazen de kaynakta olmayan bir şeyi ona yükler. Üstelik su kemerini yeniden işlevlendiren kişi, kemerin tarihine karışmaz; ağaç ordinasyonunu yapan keşişler ise geleneğin içindedir ve törenin anlamını içeriden genişletirler.
Mekanizma
Ezilen küçük canlılar
Disiplin metinlerine göre öğretmenin keşişleri başlangıçta yılın her döneminde bölgeden bölgeye dolaşırdı. Halk ve başka dinî topluluklar, keşişlerin yağmur mevsiminde de dolaştığını, bu sırada çok sayıda küçük canlıyı ezerek onların yaşamına son verdiğini söyleyerek eleştirdi. Bunun üzerine öğretmen, keşişlerin yağmur mevsimi boyunca tek bir yerde kalmasını kural hâline getirdi.
Bu kural, geleneğin çevreye bakışının bir örneği olarak sık sık aktarılır ve haklı olarak öyle de okunabilir: küçük canlıların yaşamı bir disiplin kuralını değiştirecek kadar önemsenmiştir. Ama kuralın mantığına dikkat et. Kural bir ekosistemi korumak için değil, keşişlerin bireysel eylemlerinin zarar vermemesi ve topluluğun halk gözündeki saygınlığının korunması için konmuştur. Disiplin metinlerinde canlı bitkilere zarar vermeyi yasaklayan kuralların bir kısmı da benzer bir eleştiriye cevap olarak doğar: başka toplulukların bitkileri canlı saymasıdır. Zarar vermeme ilkesi gerçek ve güçlüdür; ama kaynakta bireysel eyleme ve topluluğun disiplinine ilişkindir, bir doğa koruma kuramı olarak kurulmamıştır.
Kaynaklardan okuma
Budizmin bir çevre etiği olarak keşfi, büyük ölçüde Batı'daki bir tartışmanın içinde gerçekleşti.
White, modern ekolojik krizin köklerini Yahudi-Hristiyan geleneğinin doğaya bakışında arar ve insanın doğa üzerinde sınırsız egemenliği fikrinin bu krizi beslediğini savunur. Makalede White, zamanının "beatnik"lerinin Zen Budizmine yönelişini, insan ile doğa ilişkisini Hristiyan görüşün neredeyse ayna görüntüsü olarak kavrayan bir geleneğe duyulan sağlıklı bir içgüdü olarak niteler, ama Zen'in Batı'da kök salabileceğinden kuşku duyar ve sonunda Assisili Francesco'yu çevrecilerin koruyucu azizi olarak önerir.
Harris, 1991 tarihli makalesinde Budizmin ne ölçüde bir çevre etiği taşıdığını sorgular ve erken Budist metinlerde "doğa"nın ve işlenmemiş yaban alanının nasıl kavrandığını inceler. Harris'in sorusu, Budizm ile ekoloji üzerine bilimsel tartışmanın başlangıç noktalarından biri olmuştur; Lambert Schmithausen de 1997'de bağımlı ortaya çıkış ilkesinin zorunlu olarak bir ekolojik etik doğurmadığını savunmuştur.
İki makale arasındaki ilişki öğreticidir. White, kendi geleneğinin bir sorununu çözmek için Doğu'ya bir ayna tuttu ve aynada aradığını buldu. Harris ise aynanın kendisine baktı. Bağımlı ortaya çıkış dersinde ilkenin sıkıntının nasıl doğduğunu açıklamak için kurulduğunu görmüştün: on iki halka, bir insanın acıya nasıl bağlandığını anlatır, bir ormandaki türlerin birbirine nasıl bağlı olduğunu değil. İlkeyi bir ekosistem kuramına genişletmek mümkündür ve bazı çağdaş Budist düşünürler bunu verimli biçimde yapar. Ama Harris'in uyarısıyla, bu genişletme kaynağın kendiliğinden söylediği bir şey değil, bir yeniden işlevlendirmedir.
Usta katmanı
Hayvan etiği alanında tablo daha karmaşıktır, çünkü burada ilke, kurum ve günlük uygulama farklı yönlere gider.
İlke düzeyinde öğreti açıktır: canlı öldürmekten kaçınmak, beş ahlak ilkesinin ilkidir ve hayvanlar bu ilkenin kapsamındadır. Ama kurum düzeyinde, Etik dersinde gördüğün gibi, erken disiplin metinleri keşişin kendisi için öldürüldüğünü görmediği, duymadığı ve bundan şüphelenmediği eti kabul edebileceğini söyler; Kurumsal gerilimler dersinde Devadatta'nın keşişler için et yasağı istediğini ve bunun reddedildiğini görmüştün. Doğu Asya'da ise Mahāyāna metinlerine dayanan bir et yasağı keşiş topluluklarında yerleşik hâle geldi. Aynı ilke, farklı kurumsal kurallar üretti.
Tarihsel kayıt da tek yönlü değildir. Büyük manastır kurumları geniş araziler yönetti, büyük yapılar için ormanlar kesildi, hayvan gücü kullanıldı. Aynı geleneğin içinde Aśoka'nın saray mutfağındaki reformu ve ağaç ordinasyonu da vardır. Bu yüzden doğru cümle "bu gelenek doğası gereği çevrecidir" değil, şudur: bu gelenek zarar vermeme ilkesi, canlılara şefkat ve azla yetinme gibi çevre etiğine dönüştürülebilecek güçlü kaynaklar taşır; bu kaynakların bir çevre etiğine dönüşmesi ise çoğu zaman yirminci yüzyılın krizlerine cevap veren yeni bir yorum işidir. Ağaç ordinasyonu tam olarak böyle bir iştir: eski bir sözcük, yeni bir tehlikeye karşı.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Budizm baştan beri bir çevre etiğidir."
Zarar vermeme ilkesi ve yağmur inzivası gibi kurallar bireysel eyleme ve topluluk disiplinine ilişkindir; Harris ve Schmithausen gibi araştırmacılar bu ilkelerin kendiliğinden bir ekolojik etik doğurmadığını savunur.
Yaygın yanlış"Ağaç ordinasyonu eski bir Budist törenidir."
Darlington'ın gösterdiği gibi bu tören, 1980'lerin sonunda Tayland'da ekolojik bozulmaya karşı gelişen bir hareketin içinde, eski ordinasyon törenine yeni bir anlam yüklenerek doğmuştur.
Yaygın yanlış"Budist keşişlerin hepsi vejetaryendir."
Erken disiplin metinleri keşişin belirli koşullarla eti kabul edebileceğini söyler; et yasağı Doğu Asya'da Mahāyāna metinlerine dayanarak yerleşmiştir.
Uygulama
Kilit özet
- Darlington'ın incelediği Tayland hareketinde keşişler ağaçları cübbe şeridiyle "ordine eder"; tören 1980'lerin sonunda ekolojik bozulmaya karşı, eski bir törenin yeni bir amaçla kullanılmasıyla doğmuştur.
- Disiplin metinlerine göre yağmur inzivası, keşişlerin yağmurda dolaşırken küçük canlıları ezdiği eleştirisi üzerine konmuştur; kural bireysel eyleme ve topluluğun saygınlığına ilişkindir.
- White 1967'de ekolojik krizin köklerini Yahudi-Hristiyan geleneğinde aradı ve Zen'e yönelişi bir ayna olarak gördü; Harris 1991'de Budizmin ne kadar çevreci olduğunu sorguladı.
- Bağımlı ortaya çıkış, sıkıntının nasıl doğduğunu açıklamak için kurulmuştur; onu bir ekosistem kuramına genişletmek bir yeniden işlevlendirmedir.
- Hayvan etiğinde aynı ilke farklı kurumsal kurallar üretmiştir: erken disiplin metinleri belirli koşullarla eti kabul eder, Doğu Asya'da ise keşişler için et yasağı yerleşmiştir.
Eski bir sözcük, yeni bir tehlikeye karşı da söylenebilir.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir geleneğin eski ilkelerinin yeni bir krize cevap olarak yeniden yorumlanabileceğini, ama bu yorumun kaynağın kendiliğinden söylediği bir şey gibi sunulmaması gerektiğini gördün. Sonraki ders, bir geleneğin kaynaklarının kendisinin de tehlikeye girdiği bir alana bakıyor. Bir paylaşım görürsün: güzel bir pasaj, altında metnin adı ve satır numarasıyla bir künye. Paylaşırsın. Ama o pasaj hiçbir metinde yoktur; bir dil modeli onu geleneğin üslubunu taklit ederek üretmiştir. Sonraki ders şu soruyu soracak: yapay zekâ çağında bir geleneğin kaynaklarına ne olur ve bir okur sahte bir kaynağı gerçeğinden nasıl ayırır?