Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- 22 Ekim 2009'da Perth'teki Bodhinyana Manastırı'nda Tayland orman geleneğinin ilk rahibe ordinasyonu yapıldı; 1 Kasım 2009'da Ajahn Brahm, soyun başlarına danışmadığı gerekçesiyle soydan çıkarıldı.
- Erken külliyat kadınların uyanışa ulaşabileceğini söylerken rahibe düzenini erkek düzenine bağımlı kılan kurallar da koyar; bu iki kayıt bir çelişki olarak değil, katmanlı bir kayıt olarak okunur.
- Faure 2003'te Budizmin ne sanıldığı kadar cinsiyetçi ne de eşitlikçi olduğunu, kadın düşmanı söylemlerin uzun süre merkezî olduğunu ama çelişkiye ve esnekliğe açık kaldığını savundu.
- Mahāvagga I.61 paṇḍaka'nın ordinasyonunu yasaklar; kategori tartışmalıdır, bugünkü kimliklerle birebir örtüşmez ve kural uyanışla değil ordinasyonla ilgilidir.
- Dalai Lama 1997'de geleneksel cinsel ihlal listesini aktarırken toplumsal düzeyde rızaya dayalı ilişkilerin zararsız olabileceğini söyledi; genel ilke ile şerh listeleri arasındaki gerilim bugünkü tartışmaların merkezindedir.
Açılış sahnesi
22 Ekim 2009, Avustralya'nın batısında, Perth yakınlarındaki bir orman manastırı. Dört kadın, sade törenle, tam yetkili Theravāda rahibeleri, bhikkhunī'ler olarak ordine edilir. Töreni manastırın başrahibi Ajahn Brahm ile bir başka keşiş düzenlemiştir; rahibe tarafında törenin başhocalığını Amerika'da yaşayan bir rahibe üstlenmiştir. Bu, Tayland orman geleneği içinde yapılan ilk rahibe ordinasyonudur. On gün sonra, 1 Kasım'da, Tayland'da bu geleneğin merkez manastırında bir araya gelen kıdemli keşişler, Ajahn Brahm'ı geleneğin soyundan çıkarır. Gerekçe, ordinasyonun soyun yaşlılarına danışılmadan yapılmasıdır.
22 Ekim 2009'da Ajahn Brahm ve Bhante Sujato, Bodhinyana Manastırı'nda dört kadının Theravāda rahibesi olarak ordine edildiği bir tören düzenledi; törenin rahibe başhocası Tathālokā Bhikkhunī idi. Bu, Tayland orman geleneğinde yapılan ilk rahibe ordinasyonuydu. 1 Kasım 2009'da Ajahn Chah soyunun kıdemli keşişleri Wat Pah Pong'da toplanarak Ajahn Brahm'ı soydan çıkardı; tartışmanın merkezinde, ordinasyondan önce soyun başlarına bilgi verilmemiş olması vardı.
Bu olayı anlamak için Kadınlar ve bhikkhunī Saṅgha dersinde gördüğün iki kayda dönmek gerekir. Erken külliyatta kadınların da en yüksek hedefe ulaşabileceği açıkça söylenir; Therīgāthā'da ulaşmış kadınların adları ve şiirleri kayıtlıdır. Ama aynı külliyatta kadın keşiş düzeni, erkek düzenine bağımlı kılan bir dizi ek kuralla kurulur: en kıdemli rahibe bile, en yeni keşişin önünde saygı göstermekle yükümlüdür. Theravāda ülkelerinde rahibe soyu yüzyıllar önce kesilmiştir ve yeniden kurulup kurulamayacağı bugün de tartışılır. Toplum ve siyaset dersinde ilkeler ile kurumlar arasındaki farkı görmüştün. Bu ders aynı farkı cinsiyet ve cinsellik alanında arıyor: iki kaydı bir çelişki sayıp birini seçmek yerine, ikisini birlikte nasıl okuyabiliriz?
Bu derste ne olacak
Önce bir ülkenin hukuk tarihinden bir örnekle, aynı düzen içinde bir eşitlik ilkesi ile onu sınırlayan bir kuralın nasıl yan yana durabildiğini göreceksin. Sonra bir araştırmacının Budizm ile cinsiyet ilişkisini hem eşitlikçi hem de cinsiyetçi okumalara karşı nasıl değerlendirdiğini okuyacaksın. Ardından disiplin metinlerinde cinsel kimlikle ilgili bir kuralı ve onun tartışmalı kategorisini inceleyeceksin. En sonda bir gelenek önderinin cinsellik kuralları hakkında yaptığı açıklamayı ve ilkeler ile ayrıntılı kurallar arasındaki ayrımı konuşacaksın.
Sıfır noktası
1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, kadın ile erkeği birçok alanda eşit sayan önemli bir adımdı ve 1934'te kadınlar milletvekili seçimlerinde oy kullanma ve seçilme hakkı kazandı. Ama aynı kanun uzun yıllar boyunca, evli bir kadının bir meslek ya da sanat icra edebilmesini kocasının iznine bağlayan bir madde de taşıdı. Bu madde ancak 1990'da Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildi. Altmış yılı aşkın bir süre boyunca aynı hukuk düzeni, bir yanda eşitlik ilkesini, öbür yanda o ilkeyi sınırlayan bir kuralı birlikte taşıdı. Bu hukuk düzenini "eşitlikçiydi" ya da "eşitlikçi değildi" diye tek cümleyle özetlemek, tarihin yarısını kaybetmek olur.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Bir hukuk düzeninde bir anayasa mahkemesi bir maddeyi iptal edebilir; kuralı değiştirecek bir kurum vardır. Theravāda'da ise disiplin metinlerini değiştirebilecek merkezî bir kurum yoktur. Rahibe ordinasyonu için bir rahibe topluluğunun da bulunması gerekir; soy kesildiğinde, onu yeniden kuracak meşru bir yolun olup olmadığı tartışmalıdır. Perth'teki tartışmanın kilidi tam buradadır: bir ilke eşitliği söyler, ama kurumun kendi kuralları, bu ilkeyi uygulamaya koyacak kapıyı kimin açabileceğini de belirler.
Mekanizma
Ne eşitlikçi, ne yalnızca cinsiyetçi
Faure, Budizmin kadınlara bir özgürleşme mi yoksa bir sınır mı sunduğunu sorar ve Budizmin genellikle düşünüldüğü kadar ne cinsiyetçi ne de eşitlikçi olduğunu savunur. Faure, kadınların Budizmdeki tarihinin baskıdan özgürleşmeye doğru çizgisel bir ilerleme olarak anlatılmasına karşı çıkar ve ataerkil, hatta kadın düşmanı söylemlerin gelenekte uzun süre merkezî bir yer tuttuğunu gösterir; ama aynı zamanda bu söylemlerin çelişkiye ve esnekliğe açık olduğunu da vurgular.
Faure'nin değerlendirmesi, katmanlı kaydı okumanın bir yolunu gösterir. Kurtuluş düzeyinde öğreti açıktır: uyanış, cinsiyete bağlı değildir. Kurum ve söylem düzeyinde ise tablo karışıktır. Sonraki bazı metinlerde kadın olarak doğmak, ulaşılması zor bir konum sayılır; Saddharmapuṇḍarīka — Lotus Sūtrası dersinde gördüğün ejderha kızı, uyanışa ulaşmadan önce erkek bedenine dönüşür. Ama Vimalakīrtinirdeśa dersinde gördüğün tanrıça, kadın bedenine neden dönüşmediğini soran Śāriputra'yı bir anlığına kadın bedenine sokarak sorunun kendisini sarsar. Aynı gelenek hem sınırı çizen hem de o sınırla alay eden metinler üretmiştir.
Kaynaklardan okuma
Cinsellik ve cinsel kimlik alanında da benzer bir katmanlaşma vardır.
Disiplin metinlerine göre öğretmen şöyle der: henüz tam ordinasyonu almamış bir paṇḍaka ordinasyon almasın; almışsa topluluktan çıkarılsın. Paṇḍaka kategorisi farklı metinlerde farklı biçimlerde tanımlanır ve kesin anlamı tartışmalıdır. Erken metinlerde terim, toplumsal olarak damgalanmış, cinsel işlev ya da cinsel davranış bakımından olağandışı sayılan bir insan grubunu anlatıyor gibi görünür; şerh geleneği yasağı, bu kişilerin bekâret disiplinini sürdüremeyeceği varsayımıyla gerekçelendirir.
Bu kural, bugün cinsel kimlik ve cinsel yönelim üzerine yürütülen tartışmalarda sıkça alıntılanır. Ama kuralı okurken iki şeye dikkat etmek gerekir. Birincisi, paṇḍaka bugünkü kategorilerle, örneğin eşcinsellik ya da trans kimlikle, birebir örtüşmez; antik bir kategoriyi modern bir kimliğe doğrudan eşlemek bir okuma hatasıdır. İkincisi, kural bir ordinasyon kuralıdır: bir kişinin uyanışa ulaşıp ulaşamayacağı hakkında değil, belirli bir kurumsal topluluğa kimin girebileceği hakkındadır. Burada da kurtuluş ilkesi ile kurum kuralı farklı katmanlardır.
Usta katmanı
Bu katmanların bugün nasıl tartışıldığını gösteren bir olay, 1997'de San Francisco'da yaşandı.
Dalai Lama, Haziran 1997'de San Francisco'da eşcinsel Budist toplulukların temsilcileriyle bir görüşme yaptı. Görüşme öncesindeki açıklamalarında, Budist açıdan erkekler arasındaki ve kadınlar arasındaki cinsel ilişkinin geleneksel olarak cinsel ihlal sayıldığını, ama toplum açısından karşılıklı rızaya dayalı eşcinsel ilişkilerin yararlı, hoş ve zararsız olabileceğini söyledi. Görüşmede, cinsel ihlalin tanımında on dördüncü yüzyıl Tibet ustası Tsongkhapa'nın metnine dayandı ve aynı geleneksel tanımın evli çiftler için de bazı davranışları ihlal saydığını belirtti.
Bu açıklama, katmanlı kaydın canlı bir örneğidir. Bir yanda erken metinlerdeki genel ilke vardır: beş ahlak ilkesinden biri, cinsel davranışta yanlıştan kaçınmaktır ve erken metinler bu yanlışı büyük ölçüde başkalarına zarar veren ilişkilerle tarif eder. Öbür yanda, yüzyıllar sonra yazılmış şerhlerde ayrıntılı listeler vardır: hangi bedensel davranışların, hangi zamanlarda, hangi yerlerde ihlal sayılacağı. Dalai Lama'nın aynı cümlede hem geleneksel listeyi aktarması hem de toplumsal düzeyde zararsızlık ölçütünü öne çıkarması, bu iki katman arasındaki gerilimi açıkça gösterir.
Bugün Budist topluluklar arasındaki tartışma büyük ölçüde şu soru etrafında döner: bağlayıcı olan genel ilke midir, yoksa belirli bir dönemin şerh listeleri midir? Bu soruya geleneğin içinden farklı cevaplar verilmektedir ve bu ders bir cevap seçmez. Ama soruyu doğru sormak, iki kaydı birden görmeyi gerektirir. Perth'teki ordinasyon tartışması da aynı soruyu sorar: bağlayıcı olan, kadınların uyanışa ulaşabileceğini söyleyen ilke midir, yoksa ordinasyonun nasıl yapılacağını belirleyen kurumsal kural mı?
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Budizm baştan beri cinsiyet eşitliğini savunan bir gelenektir."
Erken külliyat kadınların uyanışa ulaşabileceğini söyler, ama aynı külliyat rahibe düzenini erkek düzenine bağımlı kılan kurallar da koyar; Faure'ye göre gelenek ne sanıldığı kadar eşitlikçi ne de yalnızca cinsiyetçidir.
Yaygın yanlış"Disiplin metinlerindeki paṇḍaka kuralı eşcinselliği yasaklar."
Paṇḍaka kategorisinin anlamı tartışmalıdır ve bugünkü cinsel yönelim ya da kimlik kategorileriyle birebir örtüşmez; kural ayrıca bir ordinasyon kuralıdır, uyanış hakkında değildir.
Yaygın yanlış"Bir geleneğin kuralları tek ve değişmez bir katmandan oluşur."
Genel ahlak ilkeleri ile sonraki şerhlerin ayrıntılı listeleri farklı katmanlardır ve bugünkü tartışmaların çoğu, hangi katmanın bağlayıcı olduğu sorusu etrafında döner.
Uygulama
Kilit özet
- 22 Ekim 2009'da Perth'teki Bodhinyana Manastırı'nda Tayland orman geleneğinin ilk rahibe ordinasyonu yapıldı; 1 Kasım 2009'da Ajahn Brahm, soyun başlarına danışmadığı gerekçesiyle soydan çıkarıldı.
- Erken külliyat kadınların uyanışa ulaşabileceğini söylerken rahibe düzenini erkek düzenine bağımlı kılan kurallar da koyar; bu iki kayıt bir çelişki olarak değil, katmanlı bir kayıt olarak okunur.
- Faure 2003'te Budizmin ne sanıldığı kadar cinsiyetçi ne de eşitlikçi olduğunu, kadın düşmanı söylemlerin uzun süre merkezî olduğunu ama çelişkiye ve esnekliğe açık kaldığını savundu.
- Mahāvagga I.61 paṇḍaka'nın ordinasyonunu yasaklar; kategori tartışmalıdır, bugünkü kimliklerle birebir örtüşmez ve kural uyanışla değil ordinasyonla ilgilidir.
- Dalai Lama 1997'de geleneksel cinsel ihlal listesini aktarırken toplumsal düzeyde rızaya dayalı ilişkilerin zararsız olabileceğini söyledi; genel ilke ile şerh listeleri arasındaki gerilim bugünkü tartışmaların merkezindedir.
Bir ilke kapıyı gösterir; kapıyı kimin açabileceğini ise kurumun kuralları belirler.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir geleneğin ilkeleri ile kurumsal kuralları arasındaki gerilimin, "eşitlikçiydi" ya da "değildi" gibi tek cümlelik özetlerle anlatılamayacağını gördün. Sonraki ders aynı dikkati bir başka yaygın cümleye yöneltiyor: "Bu gelenek doğası gereği çevrecidir." Zarar vermeme ilkesi, canlılara şefkat, karşılıklı bağımlılık ve azla yetinme bu cümlenin dayanakları olarak sıralanabilir. Sonraki ders kaynaklara bakarak şu soruyu soracak: bu ilkeler gerçekten bir çevre etiği kurar mı, yoksa başka sorulara verilmiş cevaplar mıdır ve tarihsel kayıt bu cümleyle nasıl bir arada durur?