Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sutta Nipāta'daki "khaggavisāṇa" sözcüğü "gergedanın boynuzu" ya da "gergedan" diye çözülebilir; Salomon'un 2000'deki çalışması bu ilahinin Gāndhārī nüshasını paralelleriyle karşılaştırır.
- Eleştirel aparat, editörün metne almadığı okumaların ve seçim gerekçelerinin kaydıdır; metnin dipnotu değil, kanıtıdır.
- Kopyacı hataları yönlüdür: zor okumalar kolay okumalara dönüşür; bu yüzden açıklaması güç olan okuma çoğu zaman özgündür, ama öbür okumaları da açıklayabilmelidir.
- Lachmann'ın adıyla anılan yöntem nüshaları ortak hatalarına göre bir soy ağacına dizer; tek bir atadan kopyalanmış nüshalar tek bir tanık sayılır.
- Pāli çalışmalarında Be, Ce, Ee ve Se kısaltmaları Myanmar, Sri Lanka, Avrupa ve Tayland baskılarını gösterir; uzman bir okur metni aparattan okumaya başlar.
Açılış sahnesi
Pāli kanonunun en eski katmanlarından sayılan bir şiir derlemesinde, kırk dizeyi aşan bir ilahi aynı nakaratla biter: "gergedanın boynuzu gibi tek başına dolaş". Ya da bazı çevirilerde: "gergedan gibi tek başına dolaş". İki çeviri arasındaki fark tek bir sözcüğe bağlıdır: "khaggavisāṇa". Sözcük "kılıç" ile "boynuz"un birleşimidir. Sanskritçe dersinde gördüğün gibi bir bileşik iki biçimde çözülebilir: "gergedanın boynuzu" ya da "kılıç gibi boynuzu olan", yani gergedanın kendisi. Pāli yorum geleneği sözcüğü boynuz olarak açıklar: tek boynuzlu Hint gergedanının tek boynuzu, yalnızlığın imgesidir. Bazı çağdaş araştırmacılar ise imgenin hayvanın kendisi, sürüden ayrı yaşayan yalnız gergedan olduğunu savunur.
Gāndhārī dersinde gördüğün British Library rulolarından biri, bu ilahinin Gāndhārī dilindeki bir nüshasını taşır. Salomon'un 2000'de yayımladığı çalışma, ruloyu parça parça yeniden kurar, metni Pāli ve Sanskrit paralelleriyle karşılaştırır ve dizelerin sırası ile sözcükleri arasındaki farkları tek tek kaydeder.
Bu çalışmayı açtığında sayfanın iki katmanlı olduğunu görürsün. Üstte, editörün kurduğu metin; altta, küçük harflerle, her farkın, her okunamayan harfin, her paralelle her karşılaştırmanın kaydı. Çoğu okur üstteki metni okur ve alttakini atlar. Bu ders, filolojinin asıl işinin alttaki katmanda olduğunu gösterecek: üstteki metin bir sonuçtur, alttaki kayıtlar o sonucun kanıtıdır.
Bu derste ne olacak
Önce bir mahkeme kararı üzerinden, bir sonuç ile onun gerekçesi arasındaki farkı göreceksin. Sonra kopyacıların yaptığı hataların neden rastgele olmadığını öğreneceksin. Ardından farklı okumalar arasında seçim yapmanın ilkelerini ve nüshaların bir soy ağacı gibi nasıl dizildiğini göreceksin. Sonra Pāli baskılarındaki kısaltmaları okumayı öğreneceksin. En sonda bu seviyenin bütün araçlarını bir araya getireceksin.
Sıfır noktası
Bir mahkeme kararını okuduğunu düşün. Kararın son satırı hükümdür: sanık beraat etmiştir. Ama karar yalnızca bu satırdan ibaret değildir. Önceki sayfalarda tanık ifadeleri, bilirkişi raporları, hangi delilin neden kabul edildiği, hangisinin neden reddedildiği yazılıdır. Bir avukat kararı değerlendirirken önce gerekçeye bakar. Gerekçesi yazılmamış bir hüküm, ne kadar doğru olursa olsun, denetlenemez; itiraz edecek kişi neye itiraz edeceğini bilemez.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Bir mahkeme kararında gerekçe ile hüküm aynı yargıcın elinden çıkar ve hüküm bağlayıcıdır. Bir eleştirel baskıda ise editörün kurduğu metin bağlayıcı değildir: aparatı okuyan herkes, aynı kanıta bakıp başka bir okumayı seçebilir. Aparat, okura editörle tartışma imkânı verir. Üstelik mahkeme kararı tek bir olayı karara bağlar; bir eleştirel baskı ise yüzyıllar boyunca bir metnin bütün okurlarının okuyacağı biçimi belirler.
Mekanizma
Hataların yönü
Elle kopyalanan her metin hata biriktirir ve bu hatalar rastgele değildir. Kopyacılar birbirine benzeyen harfleri karıştırır, bir heceyi iki kez yazar ya da atlar. En tanınmış hata türlerinden biri göz kaymasıdır: iki satır aynı sözcükle bittiğinde kopyacının gözü ikinci satıra atlar ve aradaki metin düşer. Kayıp bölüm, iki benzer sözcüğün arasında kaldığı için tanınabilir.
Ama en önemli kural şudur: kopyacılar anlamadıkları şeyi anladıkları şeye çevirir. Eski bir sözcük, nadir bir biçim ya da zor bir yapı, sonraki kopyalarda daha tanıdık bir sözcüğe dönüşür. Prakritçe ve Ardhamāgadhī dersinde dilin katmanlarının metinlerde nasıl biriktiğini görmüştün; bir kopyacı eski bir dil katmanını hata sanıp "düzelttiğinde", o katman metinden silinir. Hatalar bu yüzden yönlüdür: zor okumalar kolay okumalara dönüşür, tersine nadiren.
Seçim ilkeleri ve soy ağacı
Bu yönlülükten bir seçim ilkesi doğar: iki okuma arasında, açıklaması daha güç olan okuma çoğu zaman özgündür. Çünkü bir kopyacının zor bir okumayı kolaylaştırması olağandır; kolay bir okumayı zorlaştırması ise değildir. Ama ilke mutlak değildir: anlamsız bir okuma zor değil, sadece hatalıdır. Bu yüzden ikinci bir ölçüt gerekir: seçilen okuma, öbür okumaların ondan nasıl doğduğunu da açıklayabilmelidir.
On dokuzuncu yüzyılda Alman filolog Karl Lachmann'ın adıyla anılan yöntem, bir metnin el yazmalarını ortak hatalarına göre bir soy ağacına yerleştirir. Aynı hataları paylaşan nüshalar aynı ataya bağlanır. Ağaç kurulduğunda, birçok nüshanın yalnızca bir atanın kopyası olduğu ve bu yüzden tek bir tanık sayılması gerektiği görülür.
Soy ağacı, filolojinin en önemli derslerinden birini verir: çoğunluk ölçüt değildir. On nüsha bir okumada birleşiyor, iki nüsha başka bir okuma veriyor olabilir. Ama on nüshanın hepsi tek bir hatalı atadan kopyalanmışsa, onlar on tanık değil, bir tanıktır. Yöntemin sınırı da açıktır: kopyacılar bazen birden fazla nüshadan yararlanıp okumaları karıştırdı ve böyle karışık bir aktarımda ağaç kurmak zorlaşır. Sözlü aktarımla yaşamış Budist ve Jain kanonlarında ağacın dalları, yazılı nüshalardan çok önce ezberleyen keşişlerin hafızasında ayrılmıştı.
Yaygın yanlış"En çok nüshada geçen okuma doğrudur."
Nüshalar tek bir hatalı atadan kopyalanmış olabilir; nüshaların sayısı değil, soy ağacındaki konumları önemlidir.
Kaynaklardan okuma
Pāli baskılarının dili
Pāli dersinde aynı kanonun farklı ülkelerde farklı yazılarla basıldığını görmüştün. Bir Pāli metninin bilimsel çevirisini açtığında, notlarda bu baskılara kısaltmalarla yapılmış atıflar görürsün.
Pāli metinleri üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda dört ana baskı geleneği kısaltmalarla anılır: Be, Myanmar'ın altıncı konsil baskısını; Ce, Sri Lanka baskısını; Ee, Avrupa'da, büyük ölçüde Pali Text Society tarafından yapılan Latin harfli baskıyı; Se ise Tayland baskısını gösterir. Bir notta "Be: x; Ce, Ee: y" yazıyorsa, Myanmar baskısının bir okumayı, Sri Lanka ve Avrupa baskılarının başka bir okumayı verdiği anlaşılır.
Bu kısaltmalar, Pāli dersindeki ayrımın uygulamaya dönüşmüş hâlidir. Dört baskı aynı dilde, ama dört farklı el yazması geleneğine dayanır. Bir çevirmen bir pasajı çevirirken hangi baskıyı izlediğini söylemezse, okur onun hangi kanıta dayandığını bilemez. Myanmar dersinde altıncı konsilin metni nasıl kurduğunu görmüştün; "Be" kısaltması, o konsilin kararlarının bir notta yeniden göründüğü yerdir.
Usta katmanı
Bu seviyenin bütün araçları burada birleşir. Sanskritçe dersinde bir metni okumanın önce onu bölmek olduğunu öğrendin; aparat, bölmenin nerede tartışmalı olduğunu gösterir. Pāli dersinde dil ile yazının ayrı olduğunu öğrendin; baskı kısaltmaları, aynı dilin farklı yazı geleneklerindeki tanıklarını ayırır. Gāndhārī dersinde hayatta kalan kanıtın yanlı olduğunu öğrendin; soy ağacı, elimizdeki tanıkların kaç bağımsız kaynak olduğunu sorar. Budist Çince ve Klasik Tibetçe derslerinde çevirinin bir karar olduğunu, Çeviri bilimi dersinde de bu kararın beyan edilmesi gerektiğini gördün. Eleştirel aparat, bütün bu kararların birlikte beyan edildiği yerdir. Bugün bu işin bir kısmı dijital ortamda yapılır: çevrimiçi külliyatlar Pāli, Çince, Tibetçe ve Sanskritçe paralelleri yan yana getirir ve bir söylemin farklı tanıklarını tek bir ekranda karşılaştırmayı sağlar. Ama ekran kararı vermez; hangi tanığın daha eski, hangi okumanın daha zor, hangi farkın bir kopyacı hatası olduğunu yine okuyan değerlendirir.
Açılıştaki gergedan dizesine dön. Bir çevirmen "gergedanın boynuzu gibi" ya da "gergedan gibi" diye çevirdiğinde, bir bileşik çözümleme kararı vermiştir. İyi bir çeviride bu karar bir notla beyan edilir: yorum geleneği boynuz der, bazı araştırmacılar hayvanı savunur, Gāndhārī nüshası şunu gösterir. Okur bu nota bakarak çevirmenle tartışabilir. Mahābhārata dersinde Bhandarkar eleştirel basımının Draupadī'nin giysisinin mucizeyle uzamasını neden ana metne almadığını görmüştün; o karar da bir aparatta gerekçelendirilmişti. Uzman bir okur, bir metni üstten değil, alttan okumaya başlar.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Aparat yalnızca uzmanları ilgilendiren bir ayrıntıdır."
Aparat, metnin hangi kanıta dayandığını gösterir; onu okumadan bir metnin ne kadar güvenilir olduğu bilinemez.
Yaygın yanlış"Kopyacıların hataları rastgeledir ve tespit edilemez."
Hata türleri tanımlıdır ve yönlüdür; zor okumaların kolaylaştırılması, göz kayması ve harf karışıklığı gibi hatalar tanınabilir.
Yaygın yanlış"Eleştirel baskı bir metnin kesin ve son biçimidir."
Eleştirel baskı editörün kararlarının toplamıdır; aparatı okuyan biri aynı kanıta bakıp başka bir okumayı seçebilir.
Uygulama
Kilit özet
- Sutta Nipāta'daki "khaggavisāṇa" sözcüğü "gergedanın boynuzu" ya da "gergedan" diye çözülebilir; Salomon'un 2000'deki çalışması bu ilahinin Gāndhārī nüshasını paralelleriyle karşılaştırır.
- Eleştirel aparat, editörün metne almadığı okumaların ve seçim gerekçelerinin kaydıdır; metnin dipnotu değil, kanıtıdır.
- Kopyacı hataları yönlüdür: zor okumalar kolay okumalara dönüşür; bu yüzden açıklaması güç olan okuma çoğu zaman özgündür, ama öbür okumaları da açıklayabilmelidir.
- Lachmann'ın adıyla anılan yöntem nüshaları ortak hatalarına göre bir soy ağacına dizer; tek bir atadan kopyalanmış nüshalar tek bir tanık sayılır.
- Pāli çalışmalarında Be, Ce, Ee ve Se kısaltmaları Myanmar, Sri Lanka, Avrupa ve Tayland baskılarını gösterir; uzman bir okur metni aparattan okumaya başlar.
Üstteki metin bir sonuçtur; alttaki kayıtlar onun kanıtıdır.
Sonraki derse köprü
Bu dersle diller seviyesi kapanıyor. Bu seviyede metinlerin nasıl okunduğunu, çevrildiğini ve kurulduğunu gördün. Sonraki seviye metinlerden hayata dönüyor: uygulamaya, etiğe ve yaşanan dharma'ya. İlk ders bir soruyla açılıyor: bu geleneklerde "uygulama" ne demektir? Çoğu kişi tek bir cevap verir: oturup meditasyon yapmak. Ama bir uygulayıcının yılına bakıldığında tapınak ziyaretleri, sunular, ortak yemekler, bayramlar, oruçlar, haclar ve bağışlar görünür. Sonraki derste, Çeviri bilimi dersinde "meditasyon" sözcüğü için gördüğün şemsiye sorununun "uygulama" sözcüğünde nasıl daha büyük bir ölçekte tekrarlandığını göreceksin.