Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Vimalakīrtinirdeśa'nın Kumārajīva (406) ve Xuanzang (650) çevirileri, aynı metnin akıcı ve sadık iki Çincesidir; akıcı olan yaygınlaştı, sadık olan teknik çalışmanın kaynağı oldu.
- Klasik Çince çekim eki taşımaz; Sanskritçe eklerin bildirdiği ilişkiyi aktarmak, her cümlede bir yapı kararı gerektirir.
- Dao'an'ın "beş kayıp, üç zorluk" ilkesi, akıcılık uğruna yapılan değişikliklerin kaynağı nasıl kaybettirdiğini sayan ilk çeviri kuramıdır.
- Xuanzang'a atfedilen ilkeye göre gizli sözler, çok anlamlı terimler, karşılığı olmayan şeyler, yerleşik terimler ve değerini yitirecek terimler çevrilmeyip sesle aktarılmalıdır.
- Taishō baskısı (1924–1934) Çince Budist kanonunu tek bir numaralandırmada topladı; bugünkü atıfların çoğu onunla yapılır, ama o da bir editörlük ürünüdür.
Açılış sahnesi
406'da Chang'an'da, yüzlerce keşişin toplandığı büyük bir salonda Orta Asyalı çevirmen Kumārajīva, Vimalakīrtinirdeśa'yı Çinceye aktarıyor. Bir Sanskrit cümlesini sesli okuyor, anlamını açıklıyor, yardımcıları Çince karşılığı tartışıyor ve yazıcılar sonucu kaydediyor. Ortaya çıkan metin akıcıdır; Çincenin doğal ritmiyle akar, ezberlenir, yüzyıllar boyunca okunur. Yaklaşık iki yüz elli yıl sonra, 650'de, Hindistan'dan dönmüş bir başka çevirmen, Xuanzang, aynı metni yeniden çevirir. Onun çevirisi kaynağa çok daha sadıktır, terimleri tutarlıdır, cümle yapısı Sanskritçenin izlerini taşır. Ama okunması daha ağırdır. Bugün Doğu Asya'da Vimalakīrti denince akla gelen metin, hâlâ Kumārajīva'nınkidir.
Vimalakīrtinirdeśa'nın Çince kanonda korunmuş üç çevirisi vardır. Kumārajīva'nın 406'daki çevirisi en yaygın okunan çeviri olmuştur. Xuanzang'ın 650'deki çevirisi ise kaynağa daha yakın, terminolojisi daha tutarlı bir çeviri olarak araştırmacıların başvurduğu metindir.
Hangisi daha iyi çeviri? Bu ders, sorunun kendisinin yanlış kurulduğunu gösterecek. Vimalakīrtinirdeśa dersinde bu söylemin Vimalakīrti'nin sessizliğini, Śāriputra ile tanrıçanın karşılaşmasını okumuştun; o sahneleri bugün Çince okuyan milyonlarca insan, onları Kumārajīva'nın sesiyle tanır. Çin'e aktarım dersinde de Kumārajīva'nın çeviri salonunu ve öncesindeki kavram eşleme döneminin sorunlarını görmüştün. Şimdi o çevirilerin diline bakıyoruz: Hint dillerinden bambaşka bir dile aktarılan bir öğreti, nasıl kendine özgü bir yazı dili, Budist Çinceyi doğurdu?
Bu derste ne olacak
Önce Shakespeare'in iki Türkçe çevirisi üzerinden, akıcı çeviri ile sadık çeviri arasındaki ekseni göreceksin. Sonra Klasik Çincenin yapısının Sanskritçe bir metni çevirirken neden sorun çıkardığını öğreneceksin. Ardından dördüncü yüzyılda bir Çinli keşişin çevirinin kayıpları üzerine yazdığı ilk kuramı okuyacaksın. Sonra Xuanzang'ın hangi terimlerin hiç çevrilmemesi gerektiğine dair kurallarını göreceksin. En sonda bu çevirilerin yirminci yüzyılda nasıl tek bir baskıda toplandığına bakacaksın.
Sıfır noktası
Shakespeare'in sonelerinin Türkçede birden fazla çevirisi vardır. Bazı çevirmenler kaynağa sadık kalır: dizelerin sayısını, imgelerin sırasını, sözcüklerin anlamını korumaya çalışır. Can Yücel'in sone çevirileri ise bambaşka bir şey yapar: soneleri Türkçenin kendi sesine, sokak diline, şakasına taşır. Okuyucu Can Yücel'in çevirilerini ezberler, alıntılar, sevgiliye gönderir; ama Shakespeare'in tam olarak ne dediğini öğrenmek isteyen, öbür çevirilere bakar. İki tür çeviri birbirinin yerini almaz; farklı işler görür.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Bir şiir çevirisi en kötü ihtimalle bir şairi yanlış tanıtır. Bir kutsal metin çevirisi ise bir öğretiyi değiştirebilir: akıcı çevirinin seçtiği tanıdık bir sözcük, okurun zihnine kaynağın hiç söylemediği bir kavramı yerleştirebilir. Üstelik Can Yücel'in çevirileri Shakespeare'in yerine geçmedi. Çince çeviriler ise kaynak metinleri kaybolan birçok Hint metninin tek tanığı oldu ve kendileri kanon hâline geldi.
Mekanizma
İki dilin uyuşmazlığı
Sanskritçe dersinde Sanskritçenin isimleri sekiz durumda çekimlediğini ve sözcüklerin cümledeki görevini eklerle bildirdiğini görmüştün. Klasik Çince bunun neredeyse tam tersidir: çekim eki yoktur, sözcüklerin ilişkisi sıra ve birkaç işlev sözcüğüyle kurulur ve aynı karakter bağlama göre isim, fiil ya da sıfat olabilir. Sanskrit bir cümlede bir ekin taşıdığı bilgi, Çinceye aktarılırken ya bir sözcükle açıkça söylenmeli ya da belirsiz bırakılmalıdır. Açıkça söylendiğinde çevirmen bir yorum ekler; belirsiz bırakıldığında bir bilgi kaybolur.
Terimler için de iki yol vardı. Bir terim ya sesiyle aktarılabilirdi: Çince karakterlerle Sanskrit sözcüğün sesi yazılırdı ve sözcük yabancı kalırdı. Ya da anlamıyla çevrilebilirdi: Çincede var olan bir sözcükle karşılanır ve tanıdık hâle gelirdi. Çin'e aktarım dersinde gördüğün kavram eşleme dönemi, ikinci yolun tehlikesini göstermişti: boşluk kavramını Daoist "yokluk" sözcüğüyle karşılamak, okura Nāgārjuna'nın değil Laozi'nin bir fikrini düşündürüyordu.
Yaygın yanlış"Çeviri, bir dildeki sözcükleri öbür dildeki karşılıklarıyla değiştirmektir."
Sanskritçe ile Klasik Çince ilişkiyi farklı biçimlerde kurar; her cümlede çevirmen, eklerin taşıdığı bilgiyi nasıl aktaracağına dair bir yapı kararı verir.
Kaynaklardan okuma
Kaybın ilk kuramı
Bu sorunu ilk kez sistemli biçimde düşünen, Kumārajīva'dan önce yaşamış Çinli keşiş Dao'an'dır.
Dao'an, Sanskritçeden Çinceye çeviride kaynağın beş noktada kaybolduğunu yazar: Sanskrit sözcük sırasının Çince dilbilgisine göre tersine çevrilmesi, sade kaynak üslubun Çince okurların sevdiği süslü üsluba dönüştürülmesi, kaynaktaki tekrarların kısaltılması, açıklama bölümlerinin atılması ve yinelenen pasajların çıkarılması. Ardından üç zorluk sayar; bunların başında, öğretinin uyanmış olanın hitap ettiği dinleyicilerden bambaşka bir çağa ve bambaşka bir kitleye aktarılmasının zorluğu gelir.
Dao'an'ın listesi dikkatle okunduğunda, kayıpların çoğunun akıcılık uğruna yapılan değişiklikler olduğu görülür. Sıfır noktasındaki eksende Dao'an, sadık ucun savunucusudur: tekrarlar sıkıcı olsa bile korunmalıdır, çünkü onlar kaynak metnin bir parçasıdır. Erken metin paralelleri dersinde Çince Āgama'ların Pāli söylemleriyle karşılaştırıldığını görmüştün; o karşılaştırmayı yapan bir araştırmacının ilk sorusu, Dao'an'ın sorusudur: bu çevirmen nerede kısalttı, nerede süsledi?
Çevrilmeyecek terimler
İki yüzyıl sonra, on altı yılı aşan bir yolculuğun büyük kısmını Hindistan'da geçirmiş ve Sanskritçeyi orada öğrenmiş Xuanzang, terimler için bir kural koydu. Ona atfedilen ve sonraki bir çeviri sözlüğünün önsözünde aktarılan ilkeye göre, beş tür terim anlamıyla çevrilmemeli, sesiyle aktarılmalıdır: gizli ve büyülü sözler, çünkü sesleri güçlerinin kaynağıdır; birden fazla anlamı olan terimler, çünkü tek bir Çince sözcük öbür anlamları siler; Çin'de karşılığı olmayan şeyler, örneğin Hindistan'a özgü bir ağaç; eskiden beri sesle aktarılmış ve yerleşmiş terimler; ve son olarak, anlamla çevrildiğinde değerini yitirecek terimler. Bu sonuncunun örneği bilgelik anlamındaki "prajñā"dır: Çincedeki sıradan "bilgelik" sözcüğüyle karşılanırsa, okur onu gündelik bir zekâ sanabilir.
Bu kurallar bir paradoksu gösterir: en iyi çevirmen, bazen çevirmemeyi seçen çevirmendir. Sesle aktarılan bir terim okuru durdurur, ona "bu sözcüğü bilmiyorsun, öğrenmen gerekiyor" der. Akıcılığı bozar, ama kavramı korur.
Usta katmanı
Sıfır noktasındaki eksen, Doğu Asya Budizminde bir seçim değil, bir iş bölümüne dönüştü. Kumārajīva'nın akıcı çevirileri törende okundu, ezberlendi, şiire ve resme girdi. Xuanzang'ın sadık çevirileri ise öğretinin teknik tartışmalarında, özellikle Abhidharma ve Yogācāra çalışmalarında kullanıldı. Gelenek, Kumārajīva'nın ölümünden sonra yakıldığında dilinin yanmadığını anlatır: çevirileri doğruysa dilinin ateşe dayanacağını söylediği aktarılır. Bu bir efsanedir, ama bir topluluğun akıcı bir çevirmenin sözlerine ne kadar güvendiğini gösterir.
Bu çevirilerin ortak ürünü, kendine özgü bir yazı diliydi: Budist Çince. Klasik Çincenin dilbilgisine, Sanskritçeden gelen terimler, sesle aktarılmış yüzlerce sözcük ve çevirmenlerin yeni kurduğu bileşikler eklendi. Bu sözcüklerin bir kısmı manastırların dışına taştı. Mahāyāna metinlerinde ustaca araç anlamına gelen "upāya" için kurulan Çince bileşik, bugün gündelik Çincede "uygun, elverişli" demek için kullanılır. Saniyenin küçük bir parçası anlamındaki "kṣaṇa"nın sesle aktarılmış biçimi, Çincede ve Japoncada "an" anlamında yaşar. Bir öğretinin dili, zamanla bir halkın gündelik diline karışmıştı.
Japon bilginler Takakusu Junjirō ve Watanabe Kaigyoku'nun yönetiminde 1924–1934 arasında Tokyo'da basılan Taishō baskısı, Çince Budist kanonunu, Japonya'da derlenmiş metinlerle birlikte, numaralandırılmış tek bir dizi hâlinde topladı. Bugün Çince Budist metinlere yapılan atıfların çoğu bu baskının metin numaraları ve sayfa düzeniyle yapılır; Tayvan merkezli CBETA projesi bu külliyatı dijital ortama aktarmıştır.
Bu derste iki Vimalakīrti çevirisini Taishō 475 ve 476 numaralarıyla anabildin. Kaynak okuryazarlığı dersinde bir Çince paraleli Taishō numarasıyla görmüştün; o numaralar bu baskıdan gelir. Bin yıl boyunca farklı imparatorluklarda, farklı baskılarda dağınık duran çeviriler, yirminci yüzyılda tek bir rafta ve tek bir numaralandırmada buluştu. Ama bu rafın da bir editörü vardı: hangi el yazmasının esas alındığı, hangi okuma farkının dipnota itildiği, Taishō'nun da kendi kararlarıdır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Sesle aktarılan terimler bir çeviri başarısızlığıdır."
Xuanzang gibi çevirmenler bazı terimleri bilinçli olarak sesle aktardı; bu, hedef dilin tanıdık çağrışımlarının kavramın yerini almasını önleyen bir stratejiydi.
Yaygın yanlış"Akıcı bir çeviri, kaynağı daha iyi anlamış bir çeviridir."
Dao'an'ın gösterdiği gibi, akıcılık çoğu zaman sözcük sırasını, tekrarları ve açıklamaları değiştirmenin bedeliyle elde edilir.
Yaygın yanlış"Taishō baskısı Çince kanonun tarafsız ve kesin metnidir."
Taishō da bir editörlük ürünüdür; hangi nüshanın esas alındığı ve hangi okuma farklarının dipnota konduğu onun kararlarıdır.
Uygulama
Kilit özet
- Vimalakīrtinirdeśa'nın Kumārajīva (406) ve Xuanzang (650) çevirileri, aynı metnin akıcı ve sadık iki Çincesidir; akıcı olan yaygınlaştı, sadık olan teknik çalışmanın kaynağı oldu.
- Klasik Çince çekim eki taşımaz; Sanskritçe eklerin bildirdiği ilişkiyi aktarmak, her cümlede bir yapı kararı gerektirir.
- Dao'an'ın "beş kayıp, üç zorluk" ilkesi, akıcılık uğruna yapılan değişikliklerin kaynağı nasıl kaybettirdiğini sayan ilk çeviri kuramıdır.
- Xuanzang'a atfedilen ilkeye göre gizli sözler, çok anlamlı terimler, karşılığı olmayan şeyler, yerleşik terimler ve değerini yitirecek terimler çevrilmeyip sesle aktarılmalıdır.
- Taishō baskısı (1924–1934) Çince Budist kanonunu tek bir numaralandırmada topladı; bugünkü atıfların çoğu onunla yapılır, ama o da bir editörlük ürünüdür.
En iyi çevirmen, bazen çevirmemeyi seçen çevirmendir.
Sonraki derse köprü
Bu derste Çince çevirmenlerin aynı terimi farklı biçimlerde karşıladığını gördün: bir çevirmen sesle, bir başkası anlamla aktardı ve yüzyıllar boyunca aynı kavram farklı sözcüklerle dolaştı. Sonraki ders bu sorunu kökünden çözmeye çalışan bir geleneğe gidiyor. Tibet'te bir hükümdar döneminde çeviri terimleri bir kararnameyle sabitlendi: hangi Sanskrit terimin hangi Tibetçe karşılıkla çevrileceği bir sözlükte belirlendi ve çevirmenlerin buna uyması zorunlu hâle geldi. Sonraki derste bu standartlaşmanın ne kazandırdığını ve neye mal olduğunu soracaksın.