Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ācārāṅga Sūtra'nın ilk dersi, toprakta, suda, ateşte ve rüzgârda yalnızca dokunma duyusu olan sayısız canlı yaşadığını ve bilgenin onlara zarar vermekten kaçındığını söyler.
- Jain evreni altı başlangıçsız gerçeklikten oluşur: canlı, madde, hareket ve durma koşulları, uzam ve zaman; hiçbirini bir yaratıcı yaratmamıştır.
- Canlılar bir ile beş arasında duyu sayısına göre sınıflandırılır; bu merdiven Jain keşişlerinin ve toplulukların davranışını biçimlendiren bir etik haritasıdır.
- Tattvārtha Sūtra 5.30'a göre var olan, ortaya çıkış, yok oluş ve kalıcılıkla birliktedir; tözler niteliklerini korurken biçim değiştirir.
- Zamanın ayrı bir töz olup olmadığı geleneğin kendi içinde tartışmalıdır; Digambara'lar onu altıncı töz sayar, bazı Śvetāmbara'lar bir değişim ölçüsü olarak görür.
Açılış sahnesi
Bir keşiş, bir köyün kenarında durur. Önünde toprak vardır; birkaç adım ötede bir derede su akar, bir ocakta ateş yanar, rüzgâr ağaçların yapraklarını kıpırdatır. Sıradan bir göz için bunların hiçbiri canlı değildir, belki ağaçlar dışında. Ama bu keşişin öğretmeninin sözleri, onun gördüğünü değiştirmiştir: toprağın içinde, suyun damlasında, ateşin alevinde ve rüzgârın akışında sayısız canlı yaşar. Toprağı kazan, suyu kaynatan, ateşi yakan ya da söndüren, rüzgârı yelpazeyle bölen kişi, onlara zarar verir. Keşiş toprağı kazmaz, soğuk suyu içmez, ateş yakmaz, yelpaze sallamaz.
Śvetāmbara kanonunun en eski metinlerinden biri sayılan Ācārāṅga Sūtra, ilk dersinde toprakta, suda, ateşte ve rüzgârda sayısız canlının yaşadığını anlatır. Bu canlıların yalnızca tek bir duyuları, dokunma duyuları vardır; ama acı çekebilirler. Metin, toprağı kazmanın, suyu kullanmanın, ateş yakmanın ve rüzgârı bölmenin bu canlılara nasıl zarar verdiğini sayar ve bilge kişinin bu zararlardan kaçındığını söyler.
Jain kullanımlar dersinde, bir Jain rahibesinin yolu süpürerek yürüdüğünü ve Jain varlık şemasında hareketi mümkün kılan ayrı bir ilke olduğunu görmüştün. Bu ders o şemanın tamamına bakıyor. Jain düşünürleri evrenin nelerden oluştuğunu sayarken, sıradan gözün canlı saymadığı şeyleri canlı saydılar ve sıradan gözün "şey" saymadığı şeyleri, hareketin imkânını, durmanın imkânını, uzamı ve zamanı, ayrı gerçeklikler olarak listeye koydular. Bu derste soracağın soru şudur: bir varlık listesi yapmak, bir dünyayı nasıl değiştirir?
Bu derste ne olacak
Önce bir satranç oyununun envanteri üzerinden, bir varlık listesinin neyi içine alıp neyi dışarıda bıraktığını göreceksin. Sonra altı temel gerçekliği ve bunların iki büyük gruba ayrılışını tanıyacaksın. Ardından canlıları duyu sayısına göre sınıflandıran bir basamaklı dünyayı okuyacaksın. Sonra bir şeyin nasıl hem değişip hem kalabildiğini açıklayan üçlü bir tanımı göreceksin. En sonda zamanın gerçek bir töz olup olmadığı üzerine geleneğin kendi içindeki tartışmayı göreceksin.
Sıfır noktası
Bir satranç oyununun envanterini çıkardığını düşün. Listeye önce iki oyuncuyu yazarsın, çünkü düşünen ve karar veren onlardır. Sonra taşları: ahşaptan, ağırlığı ve rengi olan nesneler. Ama dikkatli bir envanterci orada durmaz. Tahtayı da yazar, çünkü taşların bir yerde durması gerekir. Taşların nasıl yürüyebileceğini belirleyen kuralları da yazar, çünkü kural olmadan at ile fil arasında hiçbir fark kalmaz. Ve saati yazar, çünkü hamleler bir sırayla, bir süre içinde yapılır. Tahta, kurallar ve saat taş değildir; ama onlar olmadan oyun oynanamaz. İyi bir envanter yalnızca elle tutulan nesneleri değil, oyunun mümkün olmasının koşullarını da kaydeder.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Satranç tahtası bir marangozun, kuralları insanların eseridir; oyun bitince tahta kaldırılır, saat durdurulur. Jain envanterinde ise uzam, zaman ve hareketin koşulları hiç kimsenin eseri değildir; başlangıçsız ve sonsuzdur. Üstelik satrançta taşlar cansızdır ve yalnızca iki oyuncu düşünür. Jain envanterinde ise sıradan gözün taş sandığı şeylerin, toprağın ve suyun içinde bile, sayısız canlı yaşar. Envanter bir oyunun değil, başlangıcı ve sonu olmayan bir evrenin envanteridir.
Mekanizma
Altı gerçeklik
Jain düşüncesine göre evren altı temel gerçeklikten, altı "dravya"dan oluşur. Birincisi canlıdır, jīva: bilinçli olan, bilen ve algılayan. Öbür beşi cansızdır. Madde, pudgala, dokunulabilen, tadı, kokusu ve rengi olan, atomlardan oluşan gerçekliktir. Dharma ile adharma, Jain kullanımlar dersinde gördüğün gibi, hareketin ve durmanın imkân koşullarıdır. Uzam, ākāśa, her şeye yer veren gerçekliktir. Zaman, kāla, değişimin ölçüsüdür. Bu altı gerçeklik birlikte evreni oluşturur ve hiçbirini bir yaratıcı yaratmamıştır.
Canlılar sayısızdır ve her biri ayrıdır. Başlıca Vedānta gelenekleri dersinde tanıdığın Advaita'nın, bireysel benliklerin sonunda tek bir mutlak gerçeklikten ayrı olmadığını söyleyen görüşünün tersine, Jain envanterinde her canlı kendi başına bir bilinçtir ve kurtuluştan sonra da ayrı kalır. Bir canlının bedeni ne kadar büyükse, o canlı da o kadar yer kaplar. Tattvārtha Sūtra bunu bir kandil benzetmesiyle anlatır: canlı, kandilin ışığı gibi daralıp genişler. Işık küçük bir odada daralır, büyük bir salonda genişler; aynı biçimde canlı bir karınca bedeninde daralır, bir fil bedeninde genişler. Canlı bir nokta değildir, her yeni doğumda yeni bedenini dolduran bir bilinçtir. Bu yüzden Jain envanterinde bilinç ile beden arasındaki ilişki uzaktan yönetme değil, doldurmadır.
Uzam iki bölüme ayrılır. Canlıların ve maddenin bulunduğu, sınırlı bir evren vardır; onun dışında ise sonsuz bir boşluk uzanır. Bu boşlukta hiçbir şey yoktur, çünkü hareketin koşulu olan dharma orada bulunmaz; hiçbir şey oraya gidemez. Jain kozmolojisi evreni, ayakta duran ve ellerini beline koymuş bir insan biçiminde anlatır; evrenin en tepesinde, kurtulmuş canlıların sonsuza dek bilgi ve mutluluk içinde durduğu hilal biçimli bir bölge vardır. Kurtuluş bir yere varmaktır; bir canlının karmik ağırlıktan kurtulup evrenin tepesine yükselmesidir.
Yaygın yanlış"Jain evreni bir tanrı tarafından yaratılmıştır."
Jain düşüncesine göre evreni oluşturan altı gerçeklik başlangıçsız ve sonsuzdur; hiçbirini bir yaratıcı yaratmamıştır.
Kaynaklardan okuma
Duyuların merdiveni
Açılıştaki Ācārāṅga pasajı, Jain canlılar dünyasının en şaşırtıcı yanını gösterir: canlılar, sahip oldukları duyu sayısına göre sınıflandırılır. Tek duyulu canlılar, yalnızca dokunma duyusu olanlar, toprak, su, ateş, rüzgâr ve bitki bedenlerinde yaşar. İki duyulu canlılar, dokunmanın yanında tadı da algılar: solucanlar, bazı deniz canlıları. Üç duyulu canlılar kokuyu da algılar: karıncalar, bitler. Dört duyulu canlılar görmeyi de ekler: sinekler, arılar. Beş duyulu canlılar, işitmeyi de taşır: büyük hayvanlar, insanlar, tanrılar ve cehennem varlıkları. Bu basamakların en altında, gözle görülemeyecek kadar küçük, sayısız canlının bir arada yaşadığı öbekler de vardır.
Bu merdiven, bir etik haritasıdır. Bir canlının duyu sayısı arttıkça, ona zarar vermenin ağırlığı da artar; ama en alt basamaktaki canlılar bile acı çekebilir ve korunmayı hak eder. Jain keşişlerinin ve rahibelerinin davranış kuralları, bu merdivene göre düzenlenir: toprağı kazmamak, çiğ sebze yememek, geceleri yemek yememek ki küçük canlılar yemeğe düşmesin. Sıradan inananlar bu kuralların hepsini uygulayamaz; ama Jain toplulukları tarihte büyük ölçüde ticaretle geçinmiş ve toprağı sürmeyi gerektiren tarımdan uzak durmaya eğilim göstermiştir; bunun tek nedeni öğreti olmasa da, öğretinin bu tercihi desteklediği sık vurgulanır. Bir varlık listesi, bir toplumun meslek yapısına bile iz bırakabilir.
Jain öğretisinin temel metni olan Tattvārtha Sūtra, var olanı şöyle tanımlar: var olan, ortaya çıkış, yok oluş ve kalıcılıkla birlikte olandır. Bir töz, niteliklerini korurken sürekli yeni biçimler alır ve eski biçimlerini yitirir.
Bir altın bilezik eritilip bir kolyeye dönüştürüldüğünde, bilezik yok olur, kolye ortaya çıkar, ama altın kalır. Tattvārtha Sūtra'nın tanımı, Jain düşüncesini hem her şeyin anlık olduğunu söyleyen Budist görüşten hem de hiçbir şeyin gerçekten değişmediğini söyleyen görüşlerden ayırır. Abhidharma problemleri dersinde Budist anlıkçılığın bir şeyin sürekliliğini açıklamakta zorlandığını görmüştün; Jain düşünürleri bu zorluğa, değişim ile kalıcılığı aynı tanımın içine yerleştirerek cevap verdi. Bir şey hem değişir hem kalır; hangi açıdan baktığına bağlıdır.
Usta katmanı
Envanterin bir kalemi, geleneğin kendi içinde tartışmalıdır: zaman.
Tattvārtha Sūtra'nın beşinci bölümü, cansız tözleri sayarken zamanı ayrı bir yerde anar; Śvetāmbara metin geleneğinde ilgili sūtra, zamanın da bir töz olduğunu "bazılarının" söylediğini aktarır. Digambara geleneği zamanı açıkça altıncı töz sayar ve onu evrenin her noktasında bulunan zaman atomlarından oluşan bir gerçeklik olarak anlatır. Bazı Śvetāmbara düşünürleri ise zamanı ayrı bir töz değil, öbür tözlerdeki değişimin bir ölçüsü olarak görür.
Bu tartışma, sıfır noktasındaki envanter sorusunun en keskin biçimidir. Zaman, envanterde bir nesne olarak mı yer almalıdır, yoksa nesnelerin değişiminin bir özelliği olarak mı? Satranç envanterinde saat ayrı bir kalem midir, yoksa hamlelerin birbirini izlemesinin bir adı mı? İki cevap da kendi içinde tutarlıdır ve gelenek bu soruyu tek bir cevaba bağlamamıştır.
Jain envanteri, Hint felsefesinin en ayrıntılı varlık listelerinden biridir. Altı klasik darśana dersinde Vaiśeṣika'nın dünyayı kategorilere ayırdığını, Abhidhamma Piṭaka'nın yedi kitabı dersinde de Budist Abhidhamma'nın deneyimi ögelere böldüğünü görmüştün. Üç gelenek de aynı soruyu sordu: dünyada gerçekte ne vardır? Ama farklı cevaplar verdi. Budist Abhidhamma kalıcı bir benliği listeden çıkardı; Jain envanteri ise sonsuz sayıda, her biri ayrı, kalıcı canlıyı listenin merkezine koydu. Karma teorisi dersinde bu canlıların nasıl ağırlaştığını ve nasıl özgürleştiğini göreceksin.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Jain düşüncesinde yalnızca hayvanlar ve insanlar canlı sayılır."
Ācārāṅga Sūtra'ya göre toprakta, suda, ateşte, rüzgârda ve bitkilerde tek duyulu sayısız canlı yaşar ve bunlar da acı çekebilir.
Yaygın yanlış"Jain düşüncesi her şeyin sürekli değiştiğini söyler."
Tattvārtha Sūtra'ya göre var olan, ortaya çıkış, yok oluş ve kalıcılıkla birliktedir; tözler niteliklerini korurken biçim değiştirir.
Yaygın yanlış"Jain gelenekleri bütün tözler konusunda tam bir uzlaşma içindedir."
Zamanın ayrı bir töz olup olmadığı Śvetāmbara ve Digambara düşünürleri arasında tartışmalıdır.
Uygulama
Kilit özet
- Ācārāṅga Sūtra'nın ilk dersi, toprakta, suda, ateşte ve rüzgârda yalnızca dokunma duyusu olan sayısız canlı yaşadığını ve bilgenin onlara zarar vermekten kaçındığını söyler.
- Jain evreni altı başlangıçsız gerçeklikten oluşur: canlı, madde, hareket ve durma koşulları, uzam ve zaman; hiçbirini bir yaratıcı yaratmamıştır.
- Canlılar bir ile beş arasında duyu sayısına göre sınıflandırılır; bu merdiven Jain keşişlerinin ve toplulukların davranışını biçimlendiren bir etik haritasıdır.
- Tattvārtha Sūtra 5.30'a göre var olan, ortaya çıkış, yok oluş ve kalıcılıkla birliktedir; tözler niteliklerini korurken biçim değiştirir.
- Zamanın ayrı bir töz olup olmadığı geleneğin kendi içinde tartışmalıdır; Digambara'lar onu altıncı töz sayar, bazı Śvetāmbara'lar bir değişim ölçüsü olarak görür.
Bir envanterin neyi içine aldığı, o sistemin dünyayı nasıl gördüğünü belirler.
Sonraki derse köprü
Sonraki derste Jain karma teorisine geçeceksin. Bir keşiş yolu süpürerek, yavaş ve dikkatli yürür; buna rağmen bir böcek ayağının altında kalır. Bu eylem bir sonuç doğurur mu? Bir cevaba göre zarar verme niyeti olmadığı için hayır; bir başka cevaba göre zarar gerçekleştiği için evet. Yaygın anlatı Jain geleneğini ikinci cevaba yerleştirir: niyet önemli değildir, eylem yeter. Sonraki derste bu anlatının doğru olup olmadığını ve Jain düşüncesinde niyet ile eylemin nasıl birlikte ölçüldüğünü soracaksın.