İçeriğe geç

Ders 14.9 · Seviye 14

Bhagavad Gītā

1.403 kelime · 4 birincil kaynak pasajı · yaklaşık 6 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Oppenheimer 1965'te, 1945'teki ilk atom bombası denemesini anlatırken Gītā 11. bölümdeki "dünyaları yok eden" satırını hatırladı; "kāla" hem zaman hem ölüm demektir.
  2. Gītā bilgi, eylem ve bağlılık yollarını yan yana anlatır; on birinci bölümdeki görünüm Arjuna'yı teselli etmez, sarsar.
  3. Gītā 18.66, "bütün dharmaları bırak ve yalnızca bana sığın" der; beyit bağlılık geleneklerinde doruk, başkalarında bağlanmayı bırakma çağrısı olarak okundu.
  4. Śaṅkara Gītā'yı bilgi, Rāmānuja bağlılık yolu olarak okudu; Wilkins'in 1785 çevirisi Hastings'in önsözüyle metni Batı'ya bağımsız bir felsefe kitabı olarak tanıttı.
  5. Tilak Mandalay hapishanesinde metni bir eylem kitabı olarak, Gandhi 1929'da bir şiddetsizlik alegorisi olarak okudu; metnin gücü birçok kapıyı açık tutmasından gelir.

Açılış sahnesi

16 Temmuz 1945, şafak, New Mexico çölü. İlk atom bombası denenir. Projeyi yöneten fizikçi J. Robert Oppenheimer, ufku kaplayan ışığı izler. Yirmi yıl sonra, 1965'te bir televizyon belgeseli için verdiği röportajda o anı anlatırken, aklına Hindu kutsal metinlerinden bir satırın geldiğini söyler: Viṣṇu, prensi görevini yapmaya ikna etmek için çok kollu biçimine bürünür ve "Şimdi ben ölüm oldum, dünyaları yok eden" der.

Oppenheimer, 1965'te yayınlanan bir belgeselde, 16 Temmuz 1945'teki ilk atom bombası denemesini anlatırken, Bhagavad Gītā'dan bir satırı hatırladığını söyler: prensi görevini yapmaya ikna etmek isteyen tanrı, çok kollu biçimine bürünür ve "Şimdi ben ölüm oldum, dünyaları yok eden" der. Satırı denemenin anında söyleyip söylemediği bilinmez; bilinen, onu yirmi yıl sonra bu biçimde hatırladığıdır.

Oppenheimer'ın "ölüm" diye çevirdiği sözcük, Sanskritçede "kāla"dır; hem "zaman" hem "ölüm" anlamına gelir. Gītā'nın on birinci bölümündeki satır çoğu zaman "ben zamanım, dünyaları yok etmek için olgunlaşmış" diye de çevrilir. Epik ve Bhagavad Gītā bağlamı dersinde Arjuna'nın savaşmayı reddettiği sahneyi, Kṛṣṇa'nın "eylem üzerinde hakkın var, meyvesi üzerinde yok" cevabını ve eylem yolunu görmüştün. Bu ders o yedi yüz beyitlik şiirin kendisine değil, okunma tarihine bakıyor: aynı metin, yirminci yüzyılda bir fizikçiyi, bir devrimciyi ve bir şiddetsizlik savunucusunu nasıl birbirine zıt yönlere götürebildi?

Bu derste ne olacak

Önce birçok girişi olan bir tren garı üzerinden, bir metnin farklı okurları farklı kapılardan nasıl içeri aldığını göreceksin. Sonra metnin üç yolunu ve korkutucu bir görünümünü tanıyacaksın. Ardından şiirin son öğüdünün, dharmayla ilgili bir metin için neden şaşırtıcı olduğunu okuyacaksın. Sonra şerh geleneğinin ve bir İngiliz çevirisinin metni nasıl yeniden biçimlendirdiğini göreceksin. En sonda bir hapishanede yazılan bir kitapla bir aşramda yapılan bir çeviriyi yan yana göreceksin.

Sıfır noktası

Büyük bir kentte, dört yanında ayrı girişler olan bir tren garı düşün. Kuzey mahallelerinden gelen yolcu, kuzey kapısından girer ve orayı garın ana kapısı sanır. Güneyden gelen, güney kapısını; doğudan gelen, doğu kapısını. Her yolcu kendi kapısından girdiği için garın merkezini farklı bir yerde sanır. Oysa hepsi aynı bina içindedir ve binanın mimarı, bilerek birçok kapı açmıştır.

Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Bir garın mimarı tek bir plan çizmiştir ve bütün kapılar o plana göre açılmıştır. Gītā'nın tek bir yazarı ve tek bir planı olup olmadığı ise tartışmalıdır; bazı araştırmacılar metinde farklı dönemlerden gelen katmanlar görür. Kapılar belki baştan açılmıştı, belki de sonradan eklendi. Hangisi olursa olsun, sonuç aynıdır: metne her okur kendi kapısından girer.

Mekanizma

Üç yol ve bir görünüm

Gītā, Mahābhārata'nın Bhīṣma Parvan'ının içinde, savaşın ilk oku atılmadan hemen önceki ana yerleştirilmiştir. Şiiri doğrudan duymayız: kör kral Dhṛtarāṣṭra'nın arabacısı Sañjaya, kendisine verilen uzağı görme gücüyle savaş alanında olanları krala anlatır. Yani Kṛṣṇa'nın öğretisini dinleyen ilk kişi, birazdan bütün oğullarını kaybedecek olan bir babadır. Metin, bir felsefe dersini bir yas hikâyesinin çerçevesine koyar. Gītā on sekiz bölümden oluşur ve üç yolu yan yana anlatır. Bilgi yolu, benliğin ölümsüz olduğunu, bedenin ise eskimiş bir giysi gibi değiştirildiğini öğretir: öldürülen yalnızca bedendir. Eylem yolu, görevin sonucuna bağlanmadan yapılmasını öğretir. Bağlılık yolu ise her şeyin kaynağı olan tanrıya sevgiyle sığınmayı öğretir. Metin bu üç yolu birbirine bağlar, ama hangisinin en yüksek olduğunu tek bir kez ve açıkça söylemez. Farklı bölümler farklı yolları öne çıkarır.

On birinci bölümde metin bir öğretiden bir görünüme geçer. Arjuna, Kṛṣṇa'dan gerçek biçimini göstermesini ister. Kṛṣṇa ona tanrısal bir göz verir ve Arjuna, sayısız ağızlı, sayısız kollu, bütün evreni içinde taşıyan bir biçim görür; savaşçıların o ağızlara koştuğunu, dişler arasında ezildiğini görür. Oppenheimer'ın hatırladığı satır bu bölümdedir: tanrı kendini, dünyaları yok etmek için olgunlaşmış zaman olarak tanıtır. Arjuna dehşete düşer ve Kṛṣṇa'dan tanıdık, sakin biçimine dönmesini yalvararak ister. Görünüm bir teselli değil, bir sarsıntıdır.

Kaynaklardan okuma

Son öğüt

Öğretinin sonunda Kṛṣṇa, Arjuna'ya şöyle der: bütün dharmaları bırak ve yalnızca bana sığın; ben seni bütün kötülüklerden kurtaracağım, üzülme.

Bu, dharmayla ilgili bir metin için çarpıcı bir sondur. Şiir, Arjuna'ya savaşçı olarak görevini yapmasını söyleyerek başlamıştı; kişiye özgü görev, metnin en önemli kavramlarından biriydi. Son öğüt ise bütün dharmaları, bütün görevleri ve kuralları bırakmayı ve tanrıya teslim olmayı söyler. Farklı okurlar bu beyti çok farklı biçimlerde anladı. Bağlılık gelenekleri için bu, metnin doruğudur: teslimiyet her kuralın üstündedir. Başkaları için "bırakmak", görevlerin sonucuna bağlanmayı bırakmak anlamına gelir; görevler sürer. Bir cümle, iki kapıdan iki ayrı yoruma açılır.

Şerhler ve bir çeviri

Gītā'nın bilinen en eski tam şerhi, sekizinci yüzyılda yaşadığı düşünülen Śaṅkara'ya atfedilir. Śaṅkara'ya göre metnin merkezi bilgidir: eylem zihni arındırır, ama kurtuluş ancak benliğin nihai gerçeklikle özdeşliğinin bilgisiyle gelir. On birinci ve on ikinci yüzyıllarda yaşayan Rāmānuja, aynı metni bağlılık yolunun zirvesi olarak okudu; ona göre bilgi de eylem de, tanrıya sevgiyle teslim olmanın hazırlığıdır. Başlıca Upaniṣadlar dersinde "sen osun" cümlesinin üç biçimde okunduğunu görmüştün; aynı üç okul, Gītā'yı da kendi kapılarından okudu.

Metin Avrupa'ya bir sömürge memurunun elinden girdi. 1785'te Charles Wilkins, Gītā'yı ilk kez İngilizceye çevirdi; çeviri, Dharmaśāstralar dersinde gördüğün Warren Hastings'in himayesinde ve onun yazdığı bir önsözle yayımlandı. Hastings, önsözde metnin öğretilerinin insanlığı barışa götürebileceğini yazar. Bir yönetici, yönettiği halkın kutsal metnini kendi okurlarına bir erdem kitabı olarak sunar. Bu çeviri, Gītā'nın Batı'da tek başına, destanından ayrılmış bir felsefe kitabı olarak okunmasının başlangıcı oldu.

Usta katmanı

Yirminci yüzyılın başında iki kişi, aynı metni iki zıt program için okudu.

Bağımsızlık hareketinin önderlerinden Bal Gangadhar Tilak, İngiliz yönetiminin onu mahkûm ettiği Mandalay hapishanesinde, 1910–1911 kışında Gītā üzerine büyük bir yorum yazar; kitap 1915'te Marathi dilinde yayımlanır. Tilak'a göre metnin asıl öğretisi dünyadan çekilmek değil, sonuca bağlanmadan eylemde bulunmaktır; bu eylem, haksızlığa karşı mücadeleyi de kapsar.

Gandhi, Gītā'yı Gujarati diline çevirir ve çevirisine yazdığı girişi 24 Haziran 1929'da tamamlar; çeviri "Bağlanmama yolu" adıyla yayımlanır. Gandhi'ye göre metindeki savaş tarihsel bir savaşın tarifi ya da şiddete bir çağrı değildir; insanın içindeki iyi ile kötünün mücadelesini anlatan bir alegoridir.

Tilak kuzey kapısından girdi: metin ona eylemin ve mücadelenin kitabı olarak göründü. Gandhi güney kapısından girdi: metin ona bağlanmamanın ve şiddetsizliğin kitabı olarak göründü. İkisi de metinden kanıt gösterdi ve ikisi de Gītā'yı hayatının rehberi saydı. Oppenheimer ise bir üçüncü kapıdan girdi: kendi elleriyle yarattığı yıkımın karşısında, görevini yapan ve sonucun ağırlığını taşıyan birinin sesini aradı. Bu seri üç okumadan birini doğru ilan etmez; ama bir metnin gücünün, bazen tek bir cevap vermemesinden, birçok kapıyı aynı anda açık tutmasından geldiğini gösterir.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlış"Bhagavad Gītā savaşı ve şiddeti savunan bir metindir."
Doğrusu

Metin tarih boyunca bilgi, eylem ve bağlılık yolları üzerinden okundu; Gandhi onu bir şiddetsizlik alegorisi olarak çevirdi.

Yaygın yanlış"Gītā'nın tek ve açık bir öğretisi vardır."
Doğrusu

Metin üç yolu yan yana anlatır ve hangisinin en yüksek olduğunu tek bir kez açıkça söylemez; Śaṅkara, Rāmānuja, Tilak ve Gandhi onu farklı kapılardan okudu.

Yaygın yanlış"Gītā her zaman tek başına okunan bağımsız bir kitaptı."
Doğrusu

Metin Mahābhārata'nın bir bölümüdür; onu destanından ayrı bir felsefe kitabı olarak okuma alışkanlığı büyük ölçüde modern dönemde yaygınlaştı.

Uygulama

Kilit özet

  1. Oppenheimer 1965'te, 1945'teki ilk atom bombası denemesini anlatırken Gītā 11. bölümdeki "dünyaları yok eden" satırını hatırladı; "kāla" hem zaman hem ölüm demektir.
  2. Gītā bilgi, eylem ve bağlılık yollarını yan yana anlatır; on birinci bölümdeki görünüm Arjuna'yı teselli etmez, sarsar.
  3. Gītā 18.66, "bütün dharmaları bırak ve yalnızca bana sığın" der; beyit bağlılık geleneklerinde doruk, başkalarında bağlanmayı bırakma çağrısı olarak okundu.
  4. Śaṅkara Gītā'yı bilgi, Rāmānuja bağlılık yolu olarak okudu; Wilkins'in 1785 çevirisi Hastings'in önsözüyle metni Batı'ya bağımsız bir felsefe kitabı olarak tanıttı.
  5. Tilak Mandalay hapishanesinde metni bir eylem kitabı olarak, Gandhi 1929'da bir şiddetsizlik alegorisi olarak okudu; metnin gücü birçok kapıyı açık tutmasından gelir.
Her yolcu kendi kapısından girdiği için garın merkezini başka bir yerde sanır.

Sonraki derse köprü

Gītā'nın yüksek otoritesine rağmen, bir Hindu köyünde en çok anlatılan hikâyeler çoğu zaman ondan gelmez. Sonraki derste iki liste yapacaksın. Birincisi otorite sıralamasıdır: en üstte işitilmiş sayılan Veda külliyatı, altında hatırlanmış sayılan metinler. İkincisi fiilî dolaşımdır: tapınakta anlatılan hikâyeler, bayram takvimini belirleyen anlatılar, hac yerlerinin neden kutsal olduğunu açıklayan metinler. İkinci listenin büyük bölümü, birinci listenin alt basamaklarındaki Purāṇalardan gelir. Bir geleneği anlamak için hangi listeye bakılması gerektiğini soracaksın.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Açılış sahnesinde karanlık bir çöl ufku gösterilsin; ufukta bir ışık belirsin, ama patlama canlandırılmasın, yalnızca ışığın yüzlere vurduğu görülsün. Ardından 1965 tarihli siyah beyaz bir televizyon ekranı belirsin.

Sıfır noktasında büyük bir tren garının dört kapısı yukarıdan gösterilsin; her kapıdan farklı renkte yolcular girsin ve her renk garın ortasında farklı bir noktayı "merkez" olarak işaretlesin. Kırılma anında garın planı yarı saydam olsun ve bazı kapıların sonradan eklendiği görülsün.

Üç yol bölümünde üç ayrı patika bir dağın zirvesine doğru çizilsin. Görünüm bölümünde sayısız el ve göz bir ekranı doldursun, ama korkutucu değil yüce bir biçimde; ardından ekran sakin tek bir yüze dönsün. Usta katmanında bir hapishane hücresinde yazı yazan bir adam ile bir aşramda çeviri yapan bir adam yan yana gösterilsin; iki masada aynı kitap açık dursun.

Seslendirme tonu dengeli ve düşünceli olsun. Oppenheimer bölümü dramatize edilmeden, yalnızca bir hatıra olarak okunsun.

Müfredat kapsamı — 14.9

  • Savaş alanı çerçevesi
  • Arjuna viṣāda
  • Ātman ve beden
  • Sāṃkhya dili
  • Karma-yoga
  • Jñāna-yoga
  • Dhyāna-yoga
  • Bhakti-yoga
  • Svadharma
  • Niṣkāma karma
  • Lokasaṃgraha
  • Avatāra
  • Viśvarūpa
  • Üç guṇa
  • Puruṣottama
  • Teslimiyet
  • Śaṅkara, Rāmānuja, Madhva, Abhinavagupta, Tilak, Gandhi ve Aurobindo yorumları
  • Savaşın gerçek, alegorik ve etik okumaları