Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Chāndogya Upaniṣad 6'da Uddālaka, oğlu Śvetaketu'ya tuz ve su benzetmesiyle öğretir ve "sen osun" cümlesini tekrarlar.
- Aynı cümle Vedānta'da tam özdeşlik, nitelikli özdeşlik ve Madhva'nın "sen o değilsin" okuması olmak üzere en az üç biçimde yorumlandı.
- Bṛhadāraṇyaka 3.2.13'te Yājñavalkya karmayı Ārtabhāga'yla meclisin dışında, gizlice konuşur; aynı mecliste Gārgī ona keskin sorular sorar.
- Kaṭha'da Naciketas bütün dünyevi ödülleri reddedip ölümün sırrını sorar; Śvetāśvatara ise lütfuyla kurtaran kişisel bir tanrıdan söz eder.
- Olivelle en eski iki Upaniṣad'ı Buddha öncesine yerleştirir ama kesin tarihlerin kâğıttan ev kadar sağlam olduğunu söyler; tek sistem okuması sonradan, Brahma Sūtraları ve yorumcularla geldi.
Açılış sahnesi
Genç bir adam, Śvetaketu, on iki yıl bir öğretmenin yanında Vedaları öğrendikten sonra, yirmi dört yaşında babasının evine döner. Kendini beğenmiştir; bütün Vedaları bildiğini düşünür. Babası Uddālaka Āruṇi ona bir soru sorar: işitilmeyenin işitildiği, düşünülmeyenin düşünüldüğü, bilinmeyenin bilindiği o öğretiyi öğrendin mi? Oğul bilmez. Baba ona bir avuç tuz verir ve bir kap suya atmasını söyler. Ertesi sabah tuzu geri getirmesini ister. Oğul arar, bulamaz: tuz erimiştir. Baba ona suyun üstünden, ortasından, dibinden tatmasını söyler. Her yerde tuzludur.
Uddālaka Āruṇi, oğlu Śvetaketu'ya bir dizi benzetmeyle öğretir: bir kil topağını bilen, kilden yapılmış her şeyi bilir; suya atılan tuz görünmez ama suyun her yerinde vardır; bir incir tohumunun içinde, gözle görülmeyen bir öz vardır ve koca ağaç ondan çıkar. Her benzetmenin sonunda aynı cümleyi tekrarlar: bu ince öz, bütün bu dünyanın özüdür; o gerçektir, o benliktir; sen osun, Śvetaketu.
"Sen osun" cümlesi, Sanskritçe "tat tvam asi", sonraki iki bin yıl boyunca Hint düşüncesinin en çok yorumlanan cümlelerinden biri oldu. Veda külliyatı dersinde külliyatın dört katmanını ve sonuncusunun felsefi soruları öne çıkardığını görmüştün. Upaniṣadlar o son katmandır. Bir kitapçıda "Upaniṣadların felsefesi" başlıklı bir kitap görebilirsin; başlık, bu metinlerin tek bir felsefesi olduğunu varsayar. Bu ders o varsayımı sınıyor.
Bu derste ne olacak
Önce bir aile albümü üzerinden bir külliyatı tek sesli okumanın tehlikesini göreceksin. Sonra tuz ve su öğretisinin tek bir cümlesinin nasıl birbirine zıt üç biçimde okunduğunu öğreneceksin. Ardından bir tartışma meclisinde soru soran bir kadını ve gizlice konuşulan bir öğretiyi tanıyacaksın. Sonra ölüm tanrısıyla konuşan bir çocuğu okuyacaksın. En sonda kişisel bir tanrıya sığınan bir Upaniṣad'ı ve bu metinlerin nasıl tek bir sistem gibi okunmaya başlandığını göreceksin.
Sıfır noktası
Bir ailenin yüz yıllık fotoğraf albümünü düşün. Fotoğraflar farklı kuşaklardan, farklı kentlerden, farklı olaylardan gelir: bir düğün, bir göç, bir cenaze, bir bayram. Birisi albümün başına bir önsöz yazar: "Bu aile her zaman birlik içinde yaşadı." Önsözü okuyan, fotoğrafları o cümlenin ışığında görmeye başlar; küsleri, ayrılıkları, farklı yolları seçenleri gözden kaçırır. Önsöz albümün bir parçası gibi görünür, ama albümden çok sonra yazılmıştır.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Albümün önsözü çoğu zaman yanlış değildir, yalnızca eksiktir; bir ailenin gerçekten ortak bir hikâyesi olabilir. Upaniṣadları sistemleştiren yorumcular da keyfî davranmadı: metinlerde gerçekten ortak sorular ve ortak imgeler vardır. Sorun, önsözün tek olmamasıdır. Aynı albüme birbirine zıt üç önsöz yazıldı ve her biri metnin kendisinden kanıt gösterdi.
Mekanizma
Bir cümle, üç okuma
Tuz ve su öğretisindeki cümle, "sen osun", iki kavramı birbirine bağlar gibi görünür: bireysel benlik, ātman, ile evrenin özü ya da nihai gerçeklik, brahman. Ama cümlenin ne dediği, sonraki yorumcular arasında en keskin tartışmanın konusu oldu. Birinci okumaya göre özdeşlik tamdır: bireysel benlik ile nihai gerçeklik bir ve aynıdır, fark yalnızca bir yanılgıdır. İkinci okumaya göre özdeşlik niteliklidir: benlik nihai gerçekliğin bir parçası, onun bedeni gibidir; bir ama ayrımsız değil. Üçüncü okuma en şaşırtıcısıdır: on üçüncü yüzyılda Madhva, cümleyi oluşturan seslerin birleşimini farklı ayırarak onu "sen o değilsin" diye okudu. Aynı Sanskrit ses dizisi, sözcüklere nasıl ayrıldığına göre, özdeşliği de ayrılığı da söyleyebilir.
Bu üç okuma, Vedānta'nın üç büyük okulunun temeli oldu ve onlara Vedānta gelenekleri dersinde döneceksin. Burada önemli olan şudur: üç okuyucu da aynı metne sadıktı ve üçü de metinden kanıt gösterdi. Tuz ve su öğretisinin kendisi, sonraki tartışmayı çözmez; tartışmayı mümkün kılar.
Yaygın yanlış"'Sen osun' cümlesi bireysel benliğin nihai gerçeklikle tam özdeşliğini söyler ve bu tek doğru okumadır."
Cümle Vedānta geleneğinde en az üç biçimde okunmuştur; tam özdeşlik bunlardan yalnızca biridir.
Meclisteki kadın ve gizli öğreti
Bṛhadāraṇyaka Upaniṣad, Videha kralı Janaka'nın düzenlediği büyük bir tartışma meclisini anlatır. Kral, en bilge olanın bin inek alacağını ilan eder. Yājñavalkya ineklerin götürülmesini söyler ve öbür bilgeler ona sırayla sorular sorar. Soru soranlardan biri bir kadındır, Gārgī Vācaknavī. Gārgī, her şeyin neyin üzerine dokunduğunu sorar; Yājñavalkya cevap verir, Gārgī bir üst katmanı sorar, soru zinciri göklere kadar çıkar. Sonunda Yājñavalkya onu durdurur: çok fazla sorma, yoksa başın düşer. Gārgī meclise daha sonra yeniden döner ve iki keskin soruyla Yājñavalkya'yı bir kez daha sınar. Veda ve śramaṇa bağlamı dersinde Yājñavalkya'nın karısı Maitreyī ile konuşmasını görmüştün; bu metinlerde kadınlar yalnızca dinleyici değil, soru soran kişilerdir.
Aynı mecliste Ārtabhāga, Yājñavalkya'ya bir insan öldüğünde ne olduğunu sorar. Yājñavalkya cevap verir: elimi tut dostum; bunu yalnızca ikimiz bileceğiz, bu soru herkesin önünde konuşulmasın. İkisi meclisten ayrılır ve konuşur. Konuştukları şey eylemdi, övdükleri şey eylemdi: insan iyi eylemle iyi, kötü eylemle kötü olur.
Bu pasaj, karma öğretisinin Hint metinlerindeki en erken açık ifadelerinden biridir ve bir sır olarak sunulur. Daha sonra Hint dinlerinin neredeyse tamamının paylaşacağı bir fikir, burada bir meclisin kenarında, fısıltıyla anlatılır. Bu, fikrin o dönemde henüz yerleşik ve herkesin bildiği bir öğreti olmadığını, yeni ve belki tartışmalı olduğunu düşündürür.
Kaynaklardan okuma
Ölümle konuşan çocuk
Kaṭha Upaniṣad bir babanın öfkesiyle başlar. Bir baba, yaşlı ve süt vermeyen inekleri bağışlayarak bir tören yapmaktadır. Oğlu Naciketas bunun yanlış olduğunu görür ve sorar: beni kime vereceksin? Soruyu üç kez tekrarlar. Öfkelenen baba, "seni ölüme veriyorum" der. Naciketas ölüm tanrısı Yama'nın evine gider; Yama evde değildir ve çocuk üç gün aç bekler. Dönen Yama, misafirini beklettiği için ona üç dilek hakkı verir. Üçüncü dilek şudur: bir insan öldüğünde bazıları var olduğunu, bazıları olmadığını söyler; bunu bilmek istiyorum. Yama önce reddeder, yerine uzun ömür, zenginlik, arabalar ve çalgılarıyla güzel kadınlar sunar. Naciketas hepsini geri çevirir: bunlar geçicidir, dileğim bu sorudur.
Hikâye, bir tören metninin içinden bir tören eleştirisi doğar gibi okunur. Baba bir sunu yapar ama değersiz şeyler verir; oğul, asıl sununun ne olduğunu sorar. Veda külliyatı dersinde gördüğün yaratılış ilahisi, yüce gözetenin bile belki bilmediğini söyleyerek bitiyordu. Kaṭha'da soru, bir çocuğun ağzında, bütün dünyevi ödüllere tercih edilen tek dilek olur.
Kişisel bir tanrı
Şimdiye kadar okuduğun metinler nihai gerçekliği çoğunlukla kişisel olmayan bir öz olarak anlatır. Ama başlıca Upaniṣadların hepsi böyle değildir.
Śvetāśvatara Upaniṣad, nihai gerçekliği Rudra ya da Śiva adıyla anılan kişisel bir tanrı olarak anlatır: evreni yaratan, koruyan ve sonunda geri çeken tek tanrı odur. Metin, kurtuluşun o tanrının lütfuyla geldiğini söyler ve son bölümlerinden birinde, tanrıya olduğu gibi öğretmene de en yüksek bağlılığı gösteren kişiye bu öğretilerin açılacağını belirtir.
Śvetāśvatara'da bilgi dilinin yanında bir lütuf ve bağlılık dili konuşur. Bu metin, sonraki yüzyıllarda Śaiva geleneklerinin ve bağlılık hareketlerinin önemli dayanaklarından biri oldu. Aynı külliyat içinde kişisel olmayan bir öz ile kişisel bir tanrı, bilgiyle kurtuluş ile lütufla kurtuluş yan yana durur. Albümün fotoğrafları gerçekten farklıdır.
Usta katmanı
Bu metinler ne zaman ve nerede yazıldı? En eski iki Upaniṣad, Bṛhadāraṇyaka ve Chāndogya, çoğu araştırmacıya göre Buddha'dan önceye, yaklaşık MÖ yedinci ve altıncı yüzyıllara, bir yüzyıl kadar oynayan bir aralıkla yerleştirilir. Kaṭha ve Śvetāśvatara gibi manzum Upaniṣadlar daha sonraya aittir.
Patrick Olivelle, erken Upaniṣadların çevirisi ve incelemesinde, Bṛhadāraṇyaka ile Chāndogya'yı en eski iki Upaniṣad olarak Buddha öncesine yerleştirir. Ama bir uyarı da ekler: bu metinlerin tarihlenmesinde birkaç yüzyıldan daha kesin bir tarih verme girişimleri, bir kâğıttan ev kadar sağlamdır. Olivelle ayrıca metinlerin tek bir yazarın değil, farklı çevrelerde biriken ve sonradan derlenen malzemenin ürünü olduğunu vurgular.
Metinler tek bir sistemin parçası olarak yazılmadı; farklı çevrelerde, farklı sorulara verilmiş cevaplardı. Sistemleştirme sonra geldi. Bādarāyaṇa'ya atfedilen Brahma Sūtraları, Upaniṣadların öğretisini kısa aforizmalarla tutarlı bir bütün olarak özetlemeye çalıştı; sonraki yorumcular bu aforizmaları ve Upaniṣadları kendi okumalarına göre yorumladı. Bu kalıp sana tanıdık gelmeli: Çin okul sınıflandırmaları dersinde, birbirini tutmayan sūtraların yorumcular tarafından tek bir öğretim planının aşamaları olarak dizildiğini görmüştün. Bir külliyatı tek sesli okumamak, onu parçalamak değil, her sesi ayrı ayrı duymaktır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Upaniṣadların tek ve tutarlı bir felsefesi vardır."
Metinler farklı çevrelerde oluştu; kişisel olmayan bir öz ile kişisel bir tanrı, bilgiyle kurtuluş ile lütufla kurtuluş aynı külliyatta yan yana durur.
Yaygın yanlış"Karma, Veda'nın en eski katmanlarından beri yerleşik bir öğretidir."
Erken Upaniṣadlarda karma, bir meclisin kenarında gizlice konuşulan yeni bir öğreti olarak görünür.
Yaygın yanlış"Upaniṣadlarda kadınlar söz almaz."
Gārgī, Janaka'nın meclisinde Yājñavalkya'yı iki kez sınar; Maitreyī onunla ölümsüzlük üzerine konuşur.
Uygulama
Kilit özet
- Chāndogya Upaniṣad 6'da Uddālaka, oğlu Śvetaketu'ya tuz ve su benzetmesiyle öğretir ve "sen osun" cümlesini tekrarlar.
- Aynı cümle Vedānta'da tam özdeşlik, nitelikli özdeşlik ve Madhva'nın "sen o değilsin" okuması olmak üzere en az üç biçimde yorumlandı.
- Bṛhadāraṇyaka 3.2.13'te Yājñavalkya karmayı Ārtabhāga'yla meclisin dışında, gizlice konuşur; aynı mecliste Gārgī ona keskin sorular sorar.
- Kaṭha'da Naciketas bütün dünyevi ödülleri reddedip ölümün sırrını sorar; Śvetāśvatara ise lütfuyla kurtaran kişisel bir tanrıdan söz eder.
- Olivelle en eski iki Upaniṣad'ı Buddha öncesine yerleştirir ama kesin tarihlerin kâğıttan ev kadar sağlam olduğunu söyler; tek sistem okuması sonradan, Brahma Sūtraları ve yorumcularla geldi.
Bir albüme sonradan yazılan önsöz, fotoğrafları değiştirmez; ama onlara bakışı değiştirir.
Sonraki derse köprü
Upaniṣadları anlamak için onları doğru sesle, doğru vurguyla okumak gerekiyordu; Veda külliyatı dersinde bunun için geliştirilen ezber tekniklerini görmüştün. Ama ezber tek başına yetmedi. Sonraki derste metinleri korumak için doğan bilgi alanlarına bakacaksın: sesbilgisi, dilbilgisi, ölçü, sözcük çözümlemesi, tören takvimi. Bunların en ünlüsü, yaklaşık dört bin kurallık, kuralların uygulanma sırası bile tanımlı bir dilbilgisi sistemidir. Bir dinî külliyatın çevresinde neden böyle bilimler geliştiğini soracaksın.