Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- UNESCO, 15 Aralık 2021'de Kalküta'daki Durgā Pūjā'yı insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine aldı; bayram, tanrıça Durgā'ya on gün süren bir ibadetin doruğudur.
- Mārkaṇḍeya Purāṇa'daki Devī Māhātmya, tanrıçayı iblis Mahiṣa'yı öldüren ve evreni yaratan, koruyan, yok eden yüce güç olarak anlatır.
- Tantra literatürünün büyük bölümü tapınak, tören, mantra, diyagram ve başlatma usullerini anlatır; kural dışı uygulamalar küçük bir bölümdür.
- Woodroffe 1913'te Arthur Avalon adıyla Mahānirvāṇa Tantra'yı çevirdi; metin, araştırmacıların çoğuna göre on sekizinci yüzyılın sonlarında Bengal'de yazıldı.
- Hugh Urban'a göre "Tantra" imgesi son iki yüz yılda bir suçlama, bir utanç ve bir ürün olarak kuruldu; dar yüz, literatürün geri kalanını görünmez kıldı.
Açılış sahnesi
Sonbahar, Kalküta. Beş gün boyunca kent başka bir kente dönüşür. Mahallelerde bambu ve kumaştan dev geçici tapınaklar kurulur; bazıları bir sarayı, bazıları bir uzay gemisini, bazıları bir köy evini taklit eder. Her birinin içinde kilden yapılmış, on kollu bir tanrıça durur: bir aslanın üzerindedir ve bir mızrakla, bir mandadan çıkan bir iblisi öldürmektedir. Milyonlarca insan gece boyunca bir tapınaktan öbürüne yürür. Beşinci günün sonunda heykeller omuzlarda nehre taşınır ve suya bırakılır. Kil, geldiği nehre geri döner.
UNESCO, 15 Aralık 2021'de Kalküta'daki Durgā Pūjā'yı insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine alır. Bayram, her yıl Eylül ya da Ekim ayında, tanrıça Durgā'ya on gün süren bir ibadetin doruğu olarak kutlanır; sanatçıların yaptığı geçici tapınaklar ve kil heykeller, bayramın sonunda nehre bırakılır.
Kalküta'nın sokaklarındaki bu bayram, tanrıçayı merkeze alan geleneklerin, Śākta geleneklerin en görünür yüzüdür. Ama bu geleneklerin bir de pek görünmeyen yüzü vardır: Tantra diye anılan büyük bir literatür ve uygulama alanı. Bu literatür binlerce sayfadır: tapınak kurulumu, günlük tören düzeni, mantra bilimi, simge diyagramlarının çizimi, başlatma usulleri, teoloji ve kozmoloji. Ama popüler kültürde neredeyse tamamen tek bir konuya, cinselliğe indirgenmiştir. Śaiva gelenekler dersinde Śiva'nın karşıtları taşıyan figürünü görmüştün. Bu ders tanrıçaya ve onun çevresindeki bu oransızlığa bakıyor: bir alan neden en dar yüzüyle tanınır hâle gelir?
Bu derste ne olacak
Önce bir ülkenin mutfağının yurtdışında tek bir yemekle tanınması üzerinden, bir alanın en dar yüzüyle nasıl tanındığını göreceksin. Sonra tanrıçayı yüce gerçeklik olarak anlatan bir metni ve onun bayram takvimindeki yerini tanıyacaksın. Ardından Tantra literatürünün gerçekte neleri kapsadığını okuyacaksın. Sonra bu literatürü Batı'ya tanıtan bir İngiliz yargıcı ve onun seçtiği metnin şaşırtıcı yaşını göreceksin. En sonda bir araştırmacının, Tantra imgesinin nasıl kurulduğunu açıklamasını okuyacaksın.
Sıfır noktası
Bir ülkenin mutfağının, başka bir ülkede yalnızca tek bir yemekle tanındığını düşün. O ülkenin mutfağında yüzlerce çorba, sebze yemeği, hamur işi, bayram tatlısı vardır; ama yurtdışındaki lokantaların menüsünde yalnızca bir tek yemek, belki bir kebap ya da bir tatlı, o mutfağın adıyla satılır. Yabancı müşteri, o mutfağı o yemekten ibaret sanır. Üstelik lokantadaki yemek, çoğu zaman o ülkede pişirilen hâlinden de farklıdır: yabancı damağa uydurulmuş, abartılmış, yeniden icat edilmiştir.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Bir lokantanın menüsü, o mutfağın içinden gelen biri tarafından da düzeltilebilir; bir şef, gerçek tarifi gösterebilir. Tantra imgesinde ise dar yüz, yalnızca dışarıda kurulmadı; geleneğin kendi içinden de beslendi. Bazı Tantra metinleri gerçekten de cinsel simgecilik ve kural dışı uygulamalar içerir ve bu metinler gizlilik içinde tutulduğu için, dışarıdaki hayal gücüne geniş bir alan bıraktı. Lokantadaki yemek bir uydurma olabilir; Tantra'nın dar yüzü ise gerçek bir ögenin büyütülmüş hâlidir.
Mekanizma
Tanrıça en yüce gerçeklik olarak
Śākta geleneklerin temel metni, Durgā Pūjā'da ve Navarātri bayramında okunan Devī Māhātmya'dır.
Mārkaṇḍeya Purāṇa'nın içinde yer alan ve yaklaşık beşinci ya da altıncı yüzyılda biçimlendiği düşünülen Devī Māhātmya, tanrıçanın iblislerle yaptığı üç savaşı anlatır. En ünlüsünde tanrılar, manda biçimindeki iblis Mahiṣa'yı yenemez; öfkeleri ışık olarak birleşir ve bu ışıktan tanrıça doğar. Tanrılar ona silahlarını verir; tanrıça aslanının üzerinde savaşır ve iblisi öldürür. Metin, tanrıçayı yalnızca bir savaşçı olarak değil, evreni yaratan, koruyan ve yok eden yüce güç olarak över.
Purāṇalar dersinde, birçok Purāṇa'nın belirli bir tanrıyı yüce saydığını görmüştün. Devī Māhātmya, bu yüceliği bir tanrıçaya verir. Tanrıça, tanrıların çaresiz kaldığı yerde doğar; erkek tanrıların hepsinin gücünü taşır ama hiçbirine bağımlı değildir. Kalküta'nın sokaklarında mızrağıyla iblisi deşen kil heykel, bu metnin bir sahnesidir. Śākta geleneklerde "śakti", güç, evrenin kendisini hareket ettiren enerji olarak anlaşılır ve bu enerjinin kadın olduğu kabul edilir. Tanrıça yalnızca tapınılan bir figür değil, her şeyin ardındaki hareketin kendisidir.
Yaygın yanlış"Hindu tanrıçaları erkek tanrıların eşleri ya da yardımcılarıdır."
Śākta geleneklerde ve Devī Māhātmya'da tanrıça, evreni yaratan, koruyan ve yok eden yüce gerçekliğin kendisidir.
Kaynaklardan okuma
Literatürün gerçek içeriği
Tantra, Hindu, Budist ve Jain geleneklerinde yaklaşık MS birinci binyılın ortalarından itibaren gelişen geniş bir metin ve uygulama alanıdır. Tantra sınıflandırmaları dersinde ve Budist tantranın öbür derslerinde bu alanın Budist dalını görmüştün; Hindu Tantra literatürü de benzer biçimde, Śaiva, Śākta ve Vaiṣṇava gelenekleri içinde gelişti. Bu literatürün büyük bölümü tapınak kurmayı, heykelleri tören yoluyla canlandırmayı, günlük ibadetin sırasını, mantraların seslerini ve etkilerini, tanrıçanın evrensel biçimini temsil eden Śrī Yantra gibi geometrik diyagramların çizimini, bir öğretmenin öğrenciyi başlatma usullerini anlatır. Bugün Güney Hindistan'daki birçok büyük tapınağın günlük törenleri, Tantra metinlerinin kurallarına göre yürütülür.
Bu literatürün bir bölümü, bir de kural dışı uygulamalar anlatır. Bazı metinler, Brahman arınma kurallarının yasakladığı beş şeyi, et, balık, şarap, kavrulmuş tahıl ve cinsel birleşmeyi, bilinçli olarak bir törenin içine alır; amaç, arılık ile kirlilik ayrımının ötesine geçmektir. Başka gelenekler, bu beş şeyi simgesel karşılıklarla değiştirir ve uygulamayı bütünüyle içselleştirir. Bu kural dışı uygulamalar, Tantra literatürünün küçük bir bölümüdür; ama popüler imgenin neredeyse tamamını oluşturur.
Usta katmanı
Tantra, Batı'ya büyük ölçüde bir İngiliz yargıcın elinden girdi.
Kalküta Yüksek Mahkemesi'nde yargıç olan John Woodroffe, Arthur Avalon takma adıyla 1913'te Mahānirvāṇa Tantra'nın İngilizce çevirisini yayımlar ve yirmi kadar Tantra metnini çevirir ya da yayına hazırlar. Araştırmacıların çoğuna göre Mahānirvāṇa Tantra, eski bir metin değil, on sekizinci yüzyılın sonlarında, büyük olasılıkla Bengal'de yazılmış bir metindir; metin, Tantra'yı ahlaki açıdan saygın ve akılcı bir öğreti olarak sunar.
Woodroffe'un seçtiği metin, Tantra'nın en eski ya da en tipik metni değil, sömürge döneminin Bengal'inde, Tantra'yı saygın göstermek isteyen bir çevrede yazılmış bir metindi. Dharmaśāstralar dersinde bir sömürge yöneticisinin seçtiği metnin nasıl "Hindu hukuku"nun kendisi hâline geldiğini görmüştün; burada da bir yargıcın seçtiği ve çevirdiği metin, Batı'da "Tantra"nın kendisi gibi okundu.
Hugh Urban, "Tantra" kategorisinin son iki yüz yılda Asya, Avrupa ve Amerika arasında gidip gelen temsiller ve yanlış temsiller aracılığıyla biçimlendiğini gösterir. Sömürge döneminin yöneticileri ve misyonerleri Tantra'yı Hindistan'ın ahlaki çöküşünün kanıtı olarak sundu; Hintli reformcular onu utanç verici bir kalıntı sayıp saklamaya ya da arındırmaya çalıştı; yirminci yüzyılın sonunda Batı'daki yeni akımlar ise onu bir cinsel özgürleşme tekniği olarak pazarladı.
Urban'ın gösterdiği şey, sıfır noktasındaki lokanta menüsünün nasıl yazıldığıdır. Tantra'nın dar yüzü, önce bir suçlama, sonra bir utanç, en sonunda bir ürün olarak kuruldu. Üç aşamada da bakan göz, literatürün geri kalanını, tapınak törenlerini, mantraları, diyagramları, başlatma usullerini, görmedi ya da görmek istemedi. Bugün Batı'da "tantra" adıyla sunulan birçok atölye, Hindistan'daki Tantra literatürüyle, bir lokantadaki uydurma yemeğin kaynak mutfakla olan ilişkisi kadar ilişkilidir. Bu seri, cinsel simgeciliği içeren metinleri görmezden gelmez; ama onları, literatürün geri kalanıyla birlikte ve gerçek oranlarıyla gösterir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Tantra, cinsel uygulamalardan oluşan bir öğretidir."
Tantra literatürünün büyük bölümü tapınak kurulumu, tören düzeni, mantra, diyagram ve başlatma usullerini anlatır; cinsel simgecilik içeren kural dışı uygulamalar küçük bir bölümdür.
Yaygın yanlış"Batı'da tanınan Tantra metinleri, geleneğin en eski ve en tipik metinleridir."
Woodroffe'un 1913'te çevirdiği Mahānirvāṇa Tantra, araştırmacıların çoğuna göre on sekizinci yüzyılın sonlarında Bengal'de yazılmış bir metindir.
Yaygın yanlış"Śākta gelenekler küçük ve kenardaki geleneklerdir."
Durgā Pūjā gibi bayramlar milyonlarca insanı bir araya getirir ve Güney Hindistan'daki birçok büyük tapınağın günlük törenleri Tantra kurallarına göre yürür.
Uygulama
Kilit özet
- UNESCO, 15 Aralık 2021'de Kalküta'daki Durgā Pūjā'yı insanlığın somut olmayan kültürel mirası listesine aldı; bayram, tanrıça Durgā'ya on gün süren bir ibadetin doruğudur.
- Mārkaṇḍeya Purāṇa'daki Devī Māhātmya, tanrıçayı iblis Mahiṣa'yı öldüren ve evreni yaratan, koruyan, yok eden yüce güç olarak anlatır.
- Tantra literatürünün büyük bölümü tapınak, tören, mantra, diyagram ve başlatma usullerini anlatır; kural dışı uygulamalar küçük bir bölümdür.
- Woodroffe 1913'te Arthur Avalon adıyla Mahānirvāṇa Tantra'yı çevirdi; metin, araştırmacıların çoğuna göre on sekizinci yüzyılın sonlarında Bengal'de yazıldı.
- Hugh Urban'a göre "Tantra" imgesi son iki yüz yılda bir suçlama, bir utanç ve bir ürün olarak kuruldu; dar yüz, literatürün geri kalanını görünmez kıldı.
Lokantadaki tek yemek, bir mutfağın kendisi değil, ona bakanların beklentisidir.
Sonraki derse köprü
Şimdiye kadar gördüğün Vaiṣṇava, Śaiva ve Śākta geleneklerin hepsinde, tanrıya duyulan bağlılık önemli bir yer tutuyordu. Sonraki derste bu bağlılığın büyük bir halk hareketine dönüştüğü şiirlere bakacaksın. O şiirleri yazanların listesi şaşırtıcıdır: bir dokumacı, bir ayakkabı ustası, bir çiftçi, bir terzi, bir berber, bir prenses, bir hizmetçi. Şiirlerin dili Sanskritçe değil, Tamilce, Kannada, Marathi, Hintçe lehçeleri, Bengalce ve Pencapçadır. Sonraki derste bu şiirlerin kimin ağzından, hangi dilde ve kime karşı söylendiğini soracaksın.