Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- 18 Haziran 2004'te CERN'de açılan Naṭarāja heykeli, Hindistan'ın armağanıdır; yanındaki levha, Capra'nın 1975 kitabından bir fizik benzetmesi aktarır.
- Naṭarāja'nın davulu yaratılışı, alevi yok oluşu, açık avucu korkusuzluğu, kalkmış ayağı kurtuluşu simgeler; tasvir Chola döneminde bronz döküm sanatıyla olgunlaştı.
- Kāraikkāl Ammaiyār, geleneğe göre bir mezarlık hayaletine dönüşmek istedi ve şiirlerinde Śiva'nın mezarlıktaki dansını sevinçle anlattı.
- Basava, on ikinci yüzyılda bedeni bir tapınak sayan vacanalar yazdı; Vīraśaiva hareketi tapınak törenlerini ve kast ayrımlarını eleştirdi.
- Śaiva gelenekleri çileci gruplardan Śaiva Siddhānta'ya ve Keşmir'in ikisizlik felsefesine uzanan çok sayıda okuldan oluşur; hepsi karşıtları taşıyan aynı tanrıya bağlıdır.
Açılış sahnesi
18 Haziran 2004, Cenevre. Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nin, CERN'in bahçesinde iki metre boyunda bronz bir heykel açılır. Heykel, bir ateş halkasının içinde tek ayağı üzerinde dans eden, dört kollu bir tanrıyı gösterir: bir elinde bir davul, bir elinde bir alev, ayağının altında bir cüce. Heykel, Hindistan hükümetinin merkeze bir armağanıdır. Yanındaki levhada, bir fizikçinin 1970'lerde yazdığı bir kitaptan alıntılar vardır: modern fizikçiler için bu tanrının dansı, atomaltı maddenin dansıdır.
18 Haziran 2004'te CERN'de, Hindistan hükümetinin armağanı olan iki metrelik bir Śiva Naṭarāja, "dansın efendisi" heykeli açılır. Heykelin yanındaki levha, fizikçi Fritjof Capra'nın 1975'te yayımlanan The Tao of Physics kitabından alıntılarla, Śiva'nın yaratma ve yok etme dansı ile atomaltı parçacıkların sürekli oluşup yok olması arasında bir benzerlik kurar.
Levhadaki benzetme bir yorumdur ve bir fizikçinin yorumudur; ama heykelin kendisi, Güney Hindistan'da yaklaşık bin yıl önce biçimlenmiş bir tasvir geleneğinden gelir. Aynı tanrı başka yerlerde bambaşka görünür. Mezarlıkta oturur, bedenine ölü külü sürer, toplumun kurallarının dışında yaşar. Aynı tanrı eşi ve çocukları olan bir ev sahibidir. Bir ağacın altında konuşmadan öğreten sessiz bir öğretmendir. Ve tapınakların çoğunda hiçbir insan biçimi taşımayan soyut bir sütunla, liṅga ile temsil edilir. Vaiṣṇava gelenekler dersinde tanrıyla kurulan ilişki biçimlerini görmüştün. Bu derste tek bir tanrının bu kadar zıt yüzü nasıl birlikte taşıyabildiğini soracaksın.
Bu derste ne olacak
Önce hem cerrah hem babası olan bir insan üzerinden, zıt rollerin bir kişide nasıl bir arada durabildiğini göreceksin. Sonra dans eden tanrının ve onun ateş halkasının anlamını tanıyacaksın. Ardından bir mezarlıkta onun dansını izlemek isteyen bir kadın şairi okuyacaksın. Sonra tapınakları reddeden ve bedeni bir tapınak sayan bir şair-devlet adamını göreceksin. En sonda bu geleneğin çok sayıda okula nasıl ayrıldığını göreceksin.
Sıfır noktası
Bir cerrah düşün. Ameliyathanede keser, dikiş atar, bir bedenin içine girer; o anda hiçbir duyguya yer vermez, soğukkanlıdır. Aynı insan eve döndüğünde çocuğunu kucaklar, onun ateşi için endişelenir, bir masal anlatır. Aynı kişinin elleri, bir yerde kan içinde, bir yerde bir çocuğun saçını okşar. Onu yalnızca ameliyathanede gören biri onu korkutucu bulur; yalnızca evde gören biri onu yumuşak bulur. İkisi de onu tanır, ama ikisi de onun bir yüzünü görür.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Bir cerrahın iki rolü birbirinden ayrı zamanlarda ve ayrı yerlerde yaşanır; ameliyathane ile ev ayrıdır. Śiva'nın karşıtlıkları ise çoğu zaman aynı anda, aynı imgede durur: yok eden dans aynı zamanda yaratan danstır, mezarlığın külü aynı zamanda kurtuluşun işaretidir. Bir cerrahın rolleri birbirine sırayla geçer; Śiva'nın karşıtlıkları birbirinin içine geçer.
Mekanizma
Ateş halkasında dans
Naṭarāja heykelinin her ayrıntısı bir anlam taşır ve bu anlamlar Güney Hindistan'ın Śaiva geleneğinde ayrıntılı biçimde açıklanır. Tanrının bir elindeki davul, evreni yaratan sesi, ilk ritmi simgeler. Öbür elindeki alev, evreni yok eden ateştir. Üçüncü eli, avucunu izleyiciye açarak "korkma" der. Dördüncü eli, yerden kalkmış ayağını gösterir: kurtuluşa giden yolu. Ayağının altındaki cüce, bilgisizliği simgeler. Ve bütün figürü çevreleyen ateş halkası, oluş ve yok oluş döngüsünün kendisidir.
Bu tasvir, özellikle Tamil ülkesindeki Chola hanedanı döneminde, yaklaşık onuncu ve on birinci yüzyıllarda, bronz döküm sanatıyla olgunlaştı. Chidambaram tapınağı, bu dansın en kutsal mekânı sayılır; tapınağın merkezinde tanrı, dans eden biçimiyle tapınılır. Heykel, bir teolojinin bir tek bedende, bir tek hareketin donmuş anında toplanmasıdır: yaratma, koruma, yok etme, gizleme ve kurtarma, beş eylem aynı dansın içindedir.
Yaygın yanlış"Śiva yalnızca yok edici bir tanrıdır."
Śaiva geleneklerinde Śiva yaratma, koruma, yok etme, gizleme ve kurtarma eylemlerinin hepsini gerçekleştiren yüce tanrıdır; Naṭarāja heykeli bu beş eylemi tek bir dansta toplar.
Kaynaklardan okuma
Mezarlıktaki kadın
Tamil Śaiva geleneğinin en eski şairlerinden biri, yaklaşık altıncı yüzyılda yaşadığı düşünülen bir kadındır: Kāraikkāl Ammaiyār, "Kāraikkāl'ın saygın annesi."
Sonraki yüzyıllarda yazılan kutsal hayat hikâyesine göre, Kāraikkāl Ammaiyār, kocası onu bir mucize yüzünden korkup terk ettikten sonra, Śiva'dan güzelliğini alıp onu bir mezarlık hayaletine dönüştürmesini ister. Kendi şiirlerinde ise Śiva'yı, cesetlerin yandığı bir mezarlıkta, çakallar ve hayaletler arasında dans ederken anlatır ve bu dansın önünde bir hayalet olarak oturmaktan duyduğu sevinci söyler.
Kāraikkāl Ammaiyār'ın şiirleri, bu dersin sıfır noktasındaki karşıtlığı en çıplak biçimiyle yaşar. Bir kadın, toplumun ona biçtiği rolden, güzel bir eş olmaktan, bilerek çıkar ve kendini korkunç bir biçime sokar. Tanrısı da mezarlıkta, ölümün tam ortasında dans eder. Ama şiirler dehşet değil, sevinç doludur. Ölümün ve çürümenin mekânı, tanrının en yakın göründüğü yerdir. Yüzyıllar sonra, Tamil Śaiva şairlerinin şiirleri büyük bir derlemede toplandı ve Śrīvaiṣṇava geleneğindeki Āḻvār şairlerine benzer biçimde, altmış üç Śaiva azizinin hayat hikâyeleri kutsal bir anlatıya dönüştü.
Bedeni tapınak yapan şair
On ikinci yüzyılda Karnataka'da, Basava adlı bir devlet adamı ve şair, Kannada dilinde kısa, düzyazıya yakın şiirler, "vacana"lar yazdı. Onun çevresinde toplanan hareket, bugün Vīraśaiva ya da Liṅgāyat diye anılır.
Basava'nın en bilinen şiirlerinden birinde şöyle der: zenginler Śiva için tapınaklar yapacak; ben, yoksul bir adam, ne yapayım? Bacaklarım sütun, bedenim tapınak, başım altın bir kubbe. Şiir, duran şeylerin yıkılacağını, hareket edenin ise kalacağını söyleyerek biter.
Hint tapınakları geleneksel olarak bir insan bedeni gibi tasarlanır: sütunlara "ayak", tepeye "baş" denir. Basava bu benzetmeyi tersine çevirir: tapınak bedene benziyorsa, beden de bir tapınaktır ve yoksul bir insan, zenginlerin taştan yaptığı her şeyi kendi bedeninde zaten taşır. Hareket, tapınak törenlerini, rahiplerin aracılığını ve kast ayrımlarını sert biçimde eleştirdi; üyeleri boyunlarında küçük bir liṅga taşıyarak tanrıyı her zaman üzerlerinde bulundurdu. A. K. Ramanujan'ın 1973'te bu şiirlerden yaptığı İngilizce çeviriler, onları dünyaya tanıttı. Rāmāyaṇa dersinde Ramanujan'ı bir başka bağlamda görmüştün; burada o, bir protesto şiirinin sesini başka bir dile taşıyan çevirmendir.
Yaygın yanlış"Śaiva gelenekleri tapınak törenine dayanan tutucu geleneklerdir."
Basava'nın Vīraśaiva hareketi gibi bazı Śaiva gelenekleri tapınak törenlerini, rahip aracılığını ve kast ayrımlarını sert biçimde eleştirmiştir.
Usta katmanı
"Śaivizm" de tek bir gelenek değildir. Başlıca Upaniṣadlar dersinde Śvetāśvatara Upaniṣad'ın Rudra ya da Śiva adıyla anılan kişisel bir tanrıdan söz ettiğini görmüştün; bu metin, sonraki Śaiva geleneklerinin önemli dayanaklarından biri oldu. Onun ardından yüzyıllar içinde birbirinden çok farklı okullar doğdu. Bazı erken çileci gruplar, toplumun onları küçümsemesini bilerek kışkırtmak için deli gibi davranmayı bir uygulama sayar, mezarlıklarda yaşar, bedenlerine kül sürerdi. Güney Hindistan'da Śaiva Siddhānta okulu, tapınak törenlerini ve Tamil şiirlerini sistemli bir teolojiyle birleştirdi ve Śiva ile bireysel benlik arasındaki ayrımı korudu. Kuzeyde, Keşmir'de, onuncu ve on birinci yüzyıllarda Abhinavagupta gibi düşünürler, her şeyin Śiva'nın bilinci olduğunu savunan bir ikisizlik felsefesi kurdu. Basava'nın hareketi ise hem tapınağı hem kastı reddeden bir halk hareketi oldu.
Bu okullar birbiriyle tartıştı, birbirini eleştirdi. Birinin kutsal saydığı tören, öbürünün reddettiği şeydi. Ama hepsi, sıfır noktasındaki cerrah gibi, karşıtları taşıyan aynı tanrıya bağlıydı. Bir grup onun mezarlıktaki yüzünü, bir grup onun tapınaktaki yüzünü, bir grup onun bilinçteki yüzünü seçti. Śiva'nın bir tek biçimi olmaması, belki de bu kadar farklı geleneği aynı ad altında tutabilmesinin nedenidir. Soyut bir sütun olan liṅga, hiçbir yüzü göstermeyerek hepsini birden taşır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Śaivizm tek ve birleşik bir gelenektir."
Śaiva gelenekleri çileci gruplardan Śaiva Siddhānta'ya, Keşmir'in ikisizlik felsefesinden Basava'nın Vīraśaiva hareketine kadar birbirinden çok farklı okullardan oluşur.
Yaygın yanlış"CERN'deki Naṭarāja heykeli, Hindu geleneğinin atomaltı fiziği önceden bildiğini gösterir."
Heykelin yanındaki levha, bir fizikçinin 1970'lerde kurduğu bir benzetmeyi aktarır; heykel bir teolojiyi, levha ise modern bir yorumu taşır.
Yaygın yanlış"Mezarlık ve kül, Śaiva geleneklerinde yalnızca korku ve ölüm simgeleridir."
Kāraikkāl Ammaiyār'ın şiirlerinde olduğu gibi, mezarlık tanrının en yakın göründüğü, sevinçle anlatılan bir mekân da olabilir.
Uygulama
Kilit özet
- 18 Haziran 2004'te CERN'de açılan Naṭarāja heykeli, Hindistan'ın armağanıdır; yanındaki levha, Capra'nın 1975 kitabından bir fizik benzetmesi aktarır.
- Naṭarāja'nın davulu yaratılışı, alevi yok oluşu, açık avucu korkusuzluğu, kalkmış ayağı kurtuluşu simgeler; tasvir Chola döneminde bronz döküm sanatıyla olgunlaştı.
- Kāraikkāl Ammaiyār, geleneğe göre bir mezarlık hayaletine dönüşmek istedi ve şiirlerinde Śiva'nın mezarlıktaki dansını sevinçle anlattı.
- Basava, on ikinci yüzyılda bedeni bir tapınak sayan vacanalar yazdı; Vīraśaiva hareketi tapınak törenlerini ve kast ayrımlarını eleştirdi.
- Śaiva gelenekleri çileci gruplardan Śaiva Siddhānta'ya ve Keşmir'in ikisizlik felsefesine uzanan çok sayıda okuldan oluşur; hepsi karşıtları taşıyan aynı tanrıya bağlıdır.
Yok eden dans aynı zamanda yaratan danstır.
Sonraki derse köprü
Śiva'nın yanında çoğu zaman bir tanrıça durur. Sonraki derste tanrıçayı merkeze alan Śākta geleneklere ve onlarla iç içe gelişen Tantra literatürüne bakacaksın. Bu literatür binlerce sayfadır: tapınak kurulumu, günlük tören düzeni, mantra bilimi, simge diyagramları, başlatma usulleri, teoloji ve kozmoloji. Ama popüler kültürde neredeyse tamamen tek bir konuya, cinselliğe indirgenmiştir. Sonraki derste bu oransızlığı ölçecek ve bir alanın neden en dar yüzüyle tanınır hâle geldiğini soracaksın.