Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Āṇṭāḷ'ın otuz dörtlükten oluşan Tiruppāvai'si, Tamil takviminde Mārkaḻi ayı boyunca her gün bir dörtlük olarak okunur; Āṇṭāḷ, on iki Āḻvār şairin tek kadınıdır.
- Āḻvār'ların Tamilce şiirleri, geleneğe göre Nāthamuni tarafından derlendi ve Śrīvaiṣṇava geleneğinde "Tamil Veda" olarak Vedalarla eşit sayıldı.
- Caitanya on altıncı yüzyılda Bengal'de Kṛṣṇa'nın adını sokaklarda toplu söyleyen bir hareket başlattı; takipçileri onu Rādhā ile Kṛṣṇa'nın birleşimi olarak gördü.
- Rūpa Gosvāmin, bağlılığın beş biçimini sayar ve sevgililerin aşkını en yükseğe koyar; Rādhā ile Kṛṣṇa'nın aşkı bir teolojinin merkezine yerleşir.
- Bhaktivedanta Swami 1965'te New York'a vardı ve 1966'da ISKCON'u kurdu; Caitanya'nın sokak dansı dünyaya yayıldı.
Açılış sahnesi
Aralık ayının bir sabahı, şafaktan önce, Tamil Nadu'da bir kasaba. Kadınlar ve kız çocukları evlerinin önündeki toprağı pirinç unuyla çizilmiş desenlerle süsler. Tapınaklardan ve radyolardan Tamilce bir şarkı duyulur. Şarkının sözleri, bin yıldan eski bir zamanda, genç bir kızın ağzından yazılmıştır: kız, arkadaşlarını şafakta uyandırır, birlikte yıkanmaya ve Kṛṣṇa'nın kapısına gitmeye çağırır. Ay boyunca her sabah bir şarkı söylenir; otuz gün, otuz şarkı. Şarkıyı yazan kız, gelenekte Āṇṭāḷ diye anılır.
Tiruppāvai, Āṇṭāḷ'a atfedilen otuz dörtlükten oluşan Tamilce bir şiirdir. Şiirde anlatıcı, çoban kızlarından biri kılığında, arkadaşlarını şafakta bir oruç ve yıkanma törenine çağırır ve Kṛṣṇa'ya kavuşmayı diler. Şiir bugün Tamil takviminde Aralık ile Ocak arasına düşen Mārkaḻi ayı boyunca her gün bir dörtlük olarak okunur ve ayın her günü bir dörtlüğün adıyla anılır.
Āṇṭāḷ, Güney Hindistan'da Viṣṇu'ya bağlılık şiirleri yazan on iki Āḻvār şairin tek kadınıdır. Gelenek, onun bir tapınak bahçıvanının bulduğu bir çocuk olduğunu, tanrıya âşık olup başka hiçbir erkekle evlenmediğini ve sonunda Śrīraṅgam tapınağındaki tanrıyla birleştiğini anlatır. Başlıca Vedānta gelenekleri dersinde Rāmānuja'nın geleneğinin bir felsefe sistemi olarak nasıl kurulduğunu görmüştün. Ama bu geleneği yalnızca ilkeleriyle tanıtmak eksik kalır. Bu derste bir Vaiṣṇava geleneğini tanımlayan asıl şeyin ne olduğunu soracaksın: uygulayıcının tanrıyla hangi ilişki biçimini kurduğu.
Bu derste ne olacak
Önce aynı insanı farklı ilişkilerde tanıyan dört kişi üzerinden bir bağlılık ilişkisinin nasıl sınıflandırılabileceğini göreceksin. Sonra Güney Hindistan'ın şair azizlerini ve onların şiirlerinin nasıl bir kutsal metne dönüştüğünü tanıyacaksın. Ardından on altıncı yüzyıl Bengal'inde bağlılığın bir duygu kuramına nasıl dönüştüğünü okuyacaksın. Sonra bir sokak dansını ve bir aşk hikâyesinin bir öğretiye dönüşmesini göreceksin. En sonda bu geleneğin yirminci yüzyılda New York'a nasıl ulaştığını göreceksin.
Sıfır noktası
Bir kadını düşün. Çalıştığı yerdeki genç bir çalışan onu bir usta olarak tanır: ona saygıyla, hizmet eder gibi yaklaşır. Çocukluk arkadaşı onu bir dost olarak tanır: onunla şakalaşır, eşit konuşur. Annesi onu bir çocuk olarak tanır: onu korur, onun için endişelenir. Eşi onu bir sevgili olarak tanır: onu özler, ondan ayrı kalınca acı çeker. Dört kişi aynı insanı tanır, ama dördü de onu başka biri olarak yaşar. Hangisi onu "gerçekten" tanır? Belki dördü birden; belki her ilişki, onun ancak bir yüzünü açar.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Sıradan bir insanla kurulan ilişkiler kendiliğinden gelişir ve kimse onları bir sıraya koymaz. Vaiṣṇava gelenekleri ise bu ilişkileri bilinçli olarak geliştirir, bir sıraya koyar ve bir uygulama yöntemine dönüştürür. Bir uygulayıcı, ilişki biçimini seçer ve yıllarca o ilişkinin duygusunu içinde büyütmeye çalışır. Burada ilişki kendiliğinden doğmaz; bir disiplin olarak öğrenilir.
Mekanizma
Şair azizlerin şarkıları
Āṇṭāḷ, yedinci ile dokuzuncu yüzyıllar arasında Tamil ülkesinde yaşadığı düşünülen on iki Āḻvār şairden biridir. Āḻvār'lar, Viṣṇu'ya ve onun bedenlenmelerine yazdıkları Tamilce şiirlerle tanınır. Bu şairler farklı toplumsal katmanlardan geliyordu: aralarında bir kral, bir Brahman, bir kadın ve toplumun alt katmanlarından sayılan kişiler vardı. Şiirleri, bir tanrıya duyulan tutkulu bir sevgiyi, onun yokluğunun acısını ve kavuşmanın sevincini anlatır.
Onuncu yüzyıl civarında, geleneğe göre Nāthamuni adlı bir bilgin, dağılmış olan bu şiirleri topladı ve bugün "dört bin kutsal şiir" diye anılan bir derleme hâline getirdi. Śrīvaiṣṇava geleneği bu Tamilce derlemeyi Sanskrit Vedalarla eşit saydı ve ona "Tamil Veda" dedi. Veda külliyatı dersinde Veda'yı dinlemenin bile bazı toplumsal katmanlara yasaklandığını görmüştün; burada, farklı katmanlardan gelen şairlerin halkın dilinde yazdığı şiirler, Veda'nın yanında bir kutsal metin statüsü kazanır. Rāmānuja'nın kuleden okuduğu mantra hikâyesinde olduğu gibi, bu gelenek kendini kurtuluş bilgisini açan bir gelenek olarak anlatır.
Yaygın yanlış"Vaiṣṇava gelenekleri yalnızca Sanskrit metinlere dayanır."
Śrīvaiṣṇava geleneği, farklı toplumsal katmanlardan gelen Āḻvār şairlerin Tamilce şiirlerini Vedalarla eşit bir kutsal metin sayar.
Kaynaklardan okuma
Duygunun kuramı
On altıncı yüzyılın başında Bengal'de Caitanya adlı bir bağlılık önderi, Kṛṣṇa'nın adını sokaklarda davullar ve zillerle, kalabalıklar hâlinde söyleyerek dans eden bir hareket başlattı. Sonraki kuşağın kutsal hayat anlatılarına göre Caitanya, Kṛṣṇa'ya duyduğu sevgiden kendinden geçer, ağlar, bayılırdı; takipçileri onu Kṛṣṇa ile onun sevgilisi Rādhā'nın tek bir bedende birleşmesi olarak gördü. Caitanya'nın öğrencileri, bu coşkuyu sistemli bir kurama dönüştürdü.
Caitanya'nın öğrencisi Rūpa Gosvāmin, Sanskrit estetik kuramının "tat" kavramını bağlılığa uygular ve tanrıya duyulan sevginin beş temel biçimini sayar: dinginlik, hizmet, dostluk, ana babanın sevgisi ve sevgililerin aşkı. Bu biçimleri bir sıraya koyar: sevgililerin aşkı en yüksek, dinginlik en temel biçimdir.
Rūpa'nın kuramı, sıfır noktasındaki dört ilişkiyi bir merdivene dönüştürür. En yükseğe, Kṛṣṇa'nın çoban kızlarıyla, özellikle Rādhā ile aşkını koyar. Purāṇalar dersinde gördüğün Jayadeva'nın Gītagovinda'sı, Rādhā ile Kṛṣṇa'nın aşkını, ayrılık acısını ve kavuşmasını anlatıyordu; Caitanya'nın takipçileri bu şiiri ve benzerlerini bir teoloji olarak okudu. Uygulayıcı, kendini Rādhā'nın hizmetindeki bir çoban kızı olarak hayal eder ve ilahi aşkı bir tanık olarak yaşamaya çalışır. Bir aşk hikâyesi, bir öğretiye; bir duygu, bir uygulama yöntemine dönüşür.
Başka bir gelenek başka bir basamağı seçti. On altıncı yüzyılda Vallabha'nın kurduğu gelenekte merkezde ana babanın sevgisi durur: Kṛṣṇa, bir çocuk olarak sevilir. Bu geleneğin Rajasthan'daki Nathdwara tapınağında tanrının heykeli bir çocuk gibi ağırlanır; sabah uyandırılır, gün boyunca birkaç kez yemek sunulur, giydirilir ve akşam yatırılır. Ziyaretçiler, günün belirli saatlerinde açılan perdelerin önünde, bir evin çocuğunu görmeye gelen akrabalar gibi toplanır. Aynı tanrıya, bir gelenek sevgili, öbürü çocuk olarak bağlanır.
Yaygın yanlış"Rādhā ile Kṛṣṇa'nın aşkı yalnızca bir halk hikâyesidir."
Caitanya'nın geleneğinde bu aşk, tanrıyla kurulabilecek en yüksek ilişki biçimi olarak sistemli bir teolojinin merkezine yerleşmiştir.
Usta katmanı
Caitanya'nın geleneği yüzyıllarca Bengal'de ve Kṛṣṇa'nın çocukluğunun geçtiği kabul edilen Vṛndāvana'da yaşadı. Yirminci yüzyılda beklenmedik bir yolculuğa çıktı.
1965'te altmış dokuz yaşındaki Bengalli bir Vaiṣṇava keşişi, A. C. Bhaktivedanta Swami, Kalküta'dan bir yük gemisine biner ve Eylül 1965'te New York'a varır. Temmuz 1966'da Manhattan'ın Lower East Side semtinde, küçük bir dükkânda, Uluslararası Kṛṣṇa Bilinci Derneği'ni, ISKCON'u kurar. Hareket, sonraki on yıllarda dünyanın birçok ülkesinde tapınaklar açar.
Bhaktivedanta Swami'nin öğrettiği şey, Caitanya'nın sokak dansıydı: Kṛṣṇa'nın adını topluca söylemek. Altmışlı yılların New York'unda genç Amerikalılar, safran giysilerle ve davullarla sokaklarda "Hare Kṛṣṇa" diye şarkı söylemeye başladı. Beş yüz yıl önce Bengal sokaklarında başlayan bir uygulama, dünyanın öbür ucunda yeniden sahneye çıktı. Hareketin tarihi aynı zamanda tartışmalarla da doludur: bazı dönemlerde çocuklara yönelik istismar iddiaları ve yönetim krizleri, hareketin kendi içinde de ağır eleştirilere ve kurumsal düzenlemelere yol açtı. Etik ve güvenlik dersinde gördüğün kural burada da geçerlidir: bir geleneğin öğretisinin değeri, kurumlarının hatalarını gizlemeyi gerektirmez.
Āṇṭāḷ'ın şafak şarkısından New York'un sokaklarına uzanan yol, bir Vaiṣṇava geleneğini tanımlayan şeyin bir ilkeler listesi değil, bir ilişki biçimi olduğunu gösterir. Bir uygulayıcı hizmet eden, bir başkası çoban kızı, bir başkası Kṛṣṇa'nın annesi gibi sever. Gelenek, bu sevgilerin her birine bir dil, bir takvim ve bir topluluk verir.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Vaiṣṇava gelenekleri tek bir öğretiden oluşur."
Vaiṣṇava gelenekleri farklı felsefi sistemlere, farklı dillere ve farklı ilişki biçimlerine dayanır; Śrīvaiṣṇava ile Caitanya geleneği birbirinden belirgin biçimde ayrılır.
Yaygın yanlış"Hare Kṛṣṇa hareketi modern bir Batılı icattır."
Hareket, on altıncı yüzyılda Bengal'de Caitanya'nın başlattığı toplu ad söyleme geleneğine dayanır ve 1966'da bir Bengalli keşiş tarafından New York'ta kurulmuştur.
Yaygın yanlış"Bağlılık, kendiliğinden bir duygudur ve öğrenilmez."
Caitanya'nın geleneğinde bağlılık, belirli ilişki biçimlerinin bilinçli olarak geliştirildiği bir uygulama disiplinidir.
Uygulama
Kilit özet
- Āṇṭāḷ'ın otuz dörtlükten oluşan Tiruppāvai'si, Tamil takviminde Mārkaḻi ayı boyunca her gün bir dörtlük olarak okunur; Āṇṭāḷ, on iki Āḻvār şairin tek kadınıdır.
- Āḻvār'ların Tamilce şiirleri, geleneğe göre Nāthamuni tarafından derlendi ve Śrīvaiṣṇava geleneğinde "Tamil Veda" olarak Vedalarla eşit sayıldı.
- Caitanya on altıncı yüzyılda Bengal'de Kṛṣṇa'nın adını sokaklarda toplu söyleyen bir hareket başlattı; takipçileri onu Rādhā ile Kṛṣṇa'nın birleşimi olarak gördü.
- Rūpa Gosvāmin, bağlılığın beş biçimini sayar ve sevgililerin aşkını en yükseğe koyar; Rādhā ile Kṛṣṇa'nın aşkı bir teolojinin merkezine yerleşir.
- Bhaktivedanta Swami 1965'te New York'a vardı ve 1966'da ISKCON'u kurdu; Caitanya'nın sokak dansı dünyaya yayıldı.
Dört kişi aynı insanı tanır, ama dördü de onu başka biri olarak yaşar.
Sonraki derse köprü
Vaiṣṇava gelenekleri tanrılarını çoğu zaman bir çoban, bir prens, bir sevgili olarak anlattı. Sonraki derste bambaşka bir tanrı figürüne bakacaksın. O figür mezarlıkta oturur, kül sürünür, toplumun kurallarının dışında durur; ama aynı zamanda eşi ve çocukları olan bir ev sahibidir, evrenin oluşup çözülmesini dansıyla gerçekleştiren bir dansçıdır, konuşmadan öğreten bir öğretmendir ve soyut bir sütunla, biçimsiz olanın biçimiyle temsil edilir. Śaiva geleneklerinde bu karşıtlıkların nasıl bir arada durduğunu soracaksın.