Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Hindistan Yüksek Mahkemesi 1966'da, kendini Hindu saymayan Swaminarayan topluluğunu Hindu dininin içinde saydı ve bir tanım yerine bir dizi genel işarete dayandı.
- Ad, I. Darius'un yaklaşık MÖ 490 tarihli yazıtında İndus bölgesinin adı olarak geçer; el-Bîrûnî yaklaşık 1030'da "Hindular"ın inançlarını halk ve bilginler olarak ayırarak anlattı.
- Vijayanagara kralları 1352'den itibaren kendilerini "Hindu krallarının sultanı" diye andı; "Hinduizm" sözcüğü İngilizceye 1816'da Rammohan Roy ile girdi.
- Manusmṛti 2.11'de "nāstika", Vedaları küçümseyendir; āstika ve nāstika ayrımının ölçütü tanrı inancı değil, Veda otoritesidir.
- Sömürge dönemi sayım, topluluk esaslı hukuk ve metin merkezli tanımla kategoriyi sabitledi; çokluğu bir tanım değil, bir benzerlikler ağı bir arada tutar.
Açılış sahnesi
14 Ocak 1966, Yeni Delhi. Hindistan Yüksek Mahkemesi'nde bir dava karara bağlanır. Davacılar, Gujarat'taki Swaminarayan topluluğunun üyeleridir. Bombay eyaletinin bir yasası, "Hindu" tapınaklarının, yüzyıllardır dışlanmış "dokunulmaz" sayılan topluluklara açılmasını zorunlu kılmıştır. Davacıların itirazı şaşırtıcıdır: biz Hindu değiliz, tapınaklarımız bu yasaya girmez, çünkü bizim dinimiz Hindu dininden ayrı ve farklıdır. Mahkeme, bir topluluğun kendisinin ne olduğunu söylemesine rağmen, onun ne olduğuna karar vermek zorundadır. Karar verebilmek için de önce bir soruya cevap vermesi gerekir: Hindu dini nedir?
Yüksek Mahkeme, Swaminarayan topluluğunun Hindu dininden ayrı bir din olmadığına karar verir. Gerekçede, Swaminarayan'ın Rāmānuja'nın felsefesini izlediğini, Vedaların kabulünü, dindar bir hayatı ve Kṛṣṇa'ya bağlılıkla kurtuluşu öğrettiğini belirtir. Karar, Hindu dininin tek bir peygamberi, tek bir kutsal kitabı ve tek bir öğretisi olmadığını kabul eder ve bir tanım yerine, Vedaların saygıyla kabulü gibi bir dizi genel işarete dayanır.
Bu davayı ilginç kılan şey, rollerin tersine dönmesidir. Bir din adı genellikle bir topluluğun kendini tanıtma biçimi sayılır. Burada ise bir topluluk o addan çıkmak ister ve bir devlet mahkemesi onu o adın içinde tutar. Şimdiye kadar izlediğin gelenek ailesinde bir çerçeve vardı: bir kurucu, bir kanon, bir topluluk tanımı. Bu seviyede o çerçeve yoktur. "Hinduizm" adıyla anılan geleneklerin bir kurucusu, tek bir kutsal kitabı, tek bir öğretisi yoktur. Bu ders adın nasıl oluştuğunu ve içindekilerin o kaba ne kadar sığdığını soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce bir haritadaki bölge adı üzerinden bir kategorinin içeriden ve dışarıdan nasıl kurulduğunu göreceksin. Sonra adın bir Pers yazıtından bir Orta Çağ yazıtına uzanan tarihini izleyeceksin. Ardından bin yıl önce bir Müslüman bilginin bu insanları nasıl anlattığını okuyacaksın. Sonra geleneğin kendi içindeki sınıflandırmanın beklenenden farklı bir ölçüt kullandığını göreceksin. En sonda sömürge döneminin kategoriyi nasıl sabitlediğini ve bu çokluğu neyin bir arada tuttuğunu göreceksin.
Sıfır noktası
Bir haritada "Orta Doğu" adlı bir bölge düşün. Bu ad, bölgede yaşayan insanların kendi koyduğu bir ad değildir; Avrupa'dan bakan birinin, kendisine göre "orta uzaklıkta" duran yerleri adlandırma biçimidir. Bölgenin içinde yüzlerce dil, din ve gelenek vardır; onları bir araya getiren şey kendi ortak özellikleri değil, dışarıdan bakan gözün ihtiyacıdır. Ama zamanla ad bölgenin içinde de kullanılmaya başlar; gazeteler, üniversiteler, insanlar kendilerini böyle anmaya başlar.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. "Orta Doğu" bir coğrafya adıdır ve içindekilerin tek bir kimlik taşıdığını iddia etmez. "Hindu" ise zamanla bir din adına dönüştü ve bu dönüşüm, içeriden de beslendi. Ad dışarıdan kondu demek, içeriğin sahte olduğu anlamına gelmez; tersine, içerik adın kurulmasından binlerce yıl önce oradaydı. Ve bazı araştırmacılar, bir ortak kimlik bilincinin sömürge döneminden çok önce de var olduğunu savunur.
Mekanizma
Bir nehirden bir din adına
Siyasi ve modern kullanımlar dersinde "Hindu" adının İndus Nehri'nin ötesinde yaşayanlar anlamına gelen coğrafi bir sıfattan türediğini görmüştün. Bu adın en eski kaydı taştadır. Pers kralı I. Darius'un İran'daki Nakş-ı Rüstem mezarının üzerindeki yazıt, yaklaşık MÖ 490'dan kalır ve kralın egemenliğindeki ülkeleri sayar. Listede İndus bölgesi, Sanskritçedeki Sindhu, "nehir" sözcüğünün Eski Farsçadaki karşılığıyla, Hinduş olarak geçer. Ad burada bir din değil, bir vergi bölgesidir.
Yüzyıllar sonra ad başka bir işlev kazandı: bölgeye sonradan gelen Müslüman toplulukları, yerli olanlardan ayırmak. Bu kullanımda da içerik bir öğreti kümesi değil, bir "yerli olan" kategorisidir: "şunlara inananlar" değil, "şunlardan olmayanlar." Bir kategori böyle olumsuz tanımlandığında, içeriği son derece çeşitli olabilir.
Harezmli bilgin el-Bîrûnî, Gazneli Mahmud'un seferleri sırasında Hindistan'a gider, Sanskritçe öğrenir ve bölgenin insanlarını, inançlarını, bilimlerini ve âdetlerini anlatan kapsamlı bir kitap yazar. Kitap, Hindu inançlarını Sanskrit metinlerden alıntılarla aktarır, halkın inançlarıyla eğitimlilerin görüşlerini ayırır ve onları Yunan felsefesiyle karşılaştırır.
El-Bîrûnî'nin kitabı dikkat çekici bir şey yapar: "Hindular" diye topluca andığı insanların içinde, halkın ve bilginlerin inançları arasındaki büyük farkı ayrı ayrı kaydeder. Bin yıl önce bir dış gözlemci bile, tek adın altında birbirinden çok farklı şeyler bulunduğunu görmüştü.
Addan kimliğe
Ad içeriden de sahiplenildi, ve bu sömürge döneminden önce başladı. Güney Hindistan'daki Vijayanagara krallığının kralları, 1352'den itibaren yazıtlarda kendilerini "Hindu krallarının sultanı" diye andı. Tarihçi David Lorenzen, 1999'daki çalışmasında bu tür kanıtlara dayanarak, dinî bir Hindu kimliği bilincinin sömürge döneminden yüzyıllar önce, İslam'la karşılaşma içinde biçimlendiğini savunur. "Hinduizm" sözcüğü ise İngilizceye 1816'da, bir Bengalli reformcu, Rammohan Roy tarafından sokuldu. Yani kategori ne tamamen dışarıdan dayatıldı ne de tamamen içeriden doğdu; iki yönden gelen bir süreçti.
Yaygın yanlış"Hinduizm binlerce yıldır bu adla anılan tek bir dindir."
İçerik çok eskidir; ad coğrafi bir terimden gelişti, Orta Çağ'da bir kimlik adına dönüşmeye başladı ve din adı olarak sistemli kullanımı modern dönemde yaygınlaştı.
Kaynaklardan okuma
Geleneğin kendi ölçütü
Peki gelenek kendi içinde neyi içeride, neyi dışarıda saydı? Beklenen cevap, tanrıya inananlar ile inanmayanlar arasındaki ayrımdır. Gerçek cevap farklıdır.
Manu'nun hukuk kitabı, Vedaları ve geleneği akıl yürütme kitaplarına dayanarak hor gören, iki kez doğmuş sayılan üst toplumsal katmanlardan bir kişinin, iyi insanlar tarafından dışlanması gerektiğini söyler ve onu "nāstika", Vedaları küçümseyen kişi olarak adlandırır.
Burada ölçüt inanç değil, otoritedir. Klasik sınıflandırmada "āstika" ve "nāstika" ayrımı, Veda otoritesinin kabul edilip edilmemesine dayanır. Bu ölçüte göre, evreni yaratan bir tanrı fikrini merkeze almayan bazı felsefe sistemleri içeride sayılabilmiştir; Budist ve Jain gelenekler ise dışarıda. Budist kullanımlar dersinde Budist metinlerin dharma sözcüğünü nasıl kullandığını görmüştün; bu metinlerin Veda otoritesine dayanmaması, onları bu sınıflandırmanın dışına koyar. Çin okul sınıflandırmaları dersinde öğrendiğin kural burada da işler: bir sınıflandırmayı kim kurmuşsa, onu kendi ölçütüyle kurar. Āstika ve nāstika ayrımı da Veda otoritesini kabul edenler tarafından kuruldu.
Yaygın yanlış"Āstika 'tanrıya inanan', nāstika 'tanrıya inanmayan' demektir."
Klasik kullanımda ölçüt Veda otoritesinin kabulüdür; tanrı fikri belirleyici değildir.
İçerideki çokluk
Bu adın altında birbirinden çok farklı gelenek aileleri bulunur: Veda ritüeline dayanan çizgiler, Vişnu'yu yüce tanrı sayan Vaiṣṇava gelenekler, Şiva'yı yüce tanrı sayan Śaiva gelenekler, tanrıçayı merkeze alan Śākta gelenekler ve büyük ölçüde yerel olan köy tanrıları, kültler ve uygulama ağları. Bir gelenekte nihai gerçeklik kişisel bir tanrıdır; bir başkasında kişisel olmayan bir ilkedir. Birinde kurtuluş bir birleşmedir, birinde ayrı kalarak tanrıya yakınlıktır, birinde zaten var olan bir özdeşliğin fark edilmesidir. Bu farkların bazıları, Budizm ile Jainizm arasındaki farktan küçük değildir.
Öyleyse bu çokluğu ne bir arada tutar? Ortak bir kitap değil: birçok gelenek Vedaları saygıyla anar ama fiilen okumaz. Ortak bir tanrı değil: merkezî figür gelenekten geleneğe değişir. Ortak bir öğreti değil: nihai gerçeklik konusunda birbirini dışlayan konumlar vardır. Araştırmacıların önerdiği cevap, bir tanım değil, bir benzerlikler ağıdır: Vedaların simgesel otoritesi, ortak bir kozmoloji ve karma fikri, paylaşılan tapınak ve hac mekânları, ortak bayramlar ve birbirine akan hikâyeler. Mahkemenin 1966'da yaptığı da buydu: bir tanım veremeyince, bir dizi işarete dayandı.
Usta katmanı
Sömürge döneminde kategori katılaştı. İngiliz yönetiminin nüfus sayımları her kişiye tek bir dinî aidiyet hanesi verdi; oysa bir köylü aynı yıl bir Şiva tapınağına, bir tanrıça türbesine ve bir Sufi dergâhına gidebiliyordu. Evlilik, miras ve mülk gibi konularda uygulanan kişisel hukuk, dinî topluluk esasına göre düzenlendi; aidiyet artık bir tercih değil, hukuki sonuçları olan bir statüydü. "Her dinin bir kitabı vardır" varsayımı ise çok kitaplı bir alanda bir kitabı öne çıkarmaya zorladı. Sri Lanka dersinde gördüğün Protestan Budizm ile aynı dönemde ve aynı mekanizmalarla, modern Hindu öz tanımı da biçimlendi. Siyasi ve modern kullanımlar dersinde "sanātana dharma", "ezelî dharma" ifadesinin bu dönemde dışarıdan gelen ada karşı içeriden bir ad olarak öne çıktığını görmüştün.
Bu serinin bu seviyede nasıl konuşacağı da buradan çıkar. "Hinduizm şuna inanır" cümlesi neredeyse her zaman yanlıştır; doğru cümle, "şu gelenek, şu metne dayanarak, şunu söyler" biçimindedir. Bu seviyede her ders, genel bir özü değil, belirli metinleri, belirli gelenekleri ve belirli yerleri anlatacak.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Hindu gelenekleri aynı öğretinin farklı biçimleridir."
Nihai gerçekliğin ne olduğu ve kurtuluşun nasıl anlaşılacağı konusunda birbirini dışlayan konumlar vardır.
Yaygın yanlış"Hindu kategorisini tamamen İngiliz sömürge yönetimi icat etti."
Ad Pers yazıtlarından beri kullanılır, Orta Çağ'da içeriden sahiplenilmeye başladı; sömürge yönetimi kategoriyi icat etmedi, sayım ve hukukla sabitledi.
Yaygın yanlış"Sömürge yönetimi yalnızca var olanı kaydetti."
Tek haneli sayım, topluluk esaslı hukuk ve metin merkezli din tanımı, çok katmanlı pratikleri tek bir kategoride sabitledi ve sınırlarını keskinleştirdi.
Uygulama
Kilit özet
- Hindistan Yüksek Mahkemesi 1966'da, kendini Hindu saymayan Swaminarayan topluluğunu Hindu dininin içinde saydı ve bir tanım yerine bir dizi genel işarete dayandı.
- Ad, I. Darius'un yaklaşık MÖ 490 tarihli yazıtında İndus bölgesinin adı olarak geçer; el-Bîrûnî yaklaşık 1030'da "Hindular"ın inançlarını halk ve bilginler olarak ayırarak anlattı.
- Vijayanagara kralları 1352'den itibaren kendilerini "Hindu krallarının sultanı" diye andı; "Hinduizm" sözcüğü İngilizceye 1816'da Rammohan Roy ile girdi.
- Manusmṛti 2.11'de "nāstika", Vedaları küçümseyendir; āstika ve nāstika ayrımının ölçütü tanrı inancı değil, Veda otoritesidir.
- Sömürge dönemi sayım, topluluk esaslı hukuk ve metin merkezli tanımla kategoriyi sabitledi; çokluğu bir tanım değil, bir benzerlikler ağı bir arada tutar.
Bir kategoriyi kim kurmuşsa, sınırlarını da kendi ihtiyacına göre çizer.
Sonraki derse köprü
Sonraki derste āstika ayrımının ölçütü olan metinlere, Vedalara bakacaksın. Birçok okur bir Veda kitabını açınca bir öğreti, tanrı hakkında bilgiler ve ahlak kuralları bulmayı bekler. Oysa bulacağı şey çoğunlukla ateşe yapılan çağrılar, ezgiler, formüller ve hangi sözün hangi anda söyleneceğini anlatan sayfalarca tören yönergesidir; felsefi sorular külliyatın en son katmanındadır. Sonraki derste bu metinleri bir inanç kitabı olarak değil bir icra metni olarak okuyacak ve onlara "ne iddia ediyor?" yerine "ne yaptırıyor?" diye soracaksın.