Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Fazang 699'da İmparatoriçe Wu'ya Huayan öğretisini saraydaki altın aslanla anlattı: altın ilke, aslan olgudur ve ikisi birbirinden ayrı değildir.
- Kiriş diyaloğu, bir parçanın bütünü taşıdığını savunur: kiriş olmadan bina yoktur, bu yüzden kiriş binanın tamamını taşır.
- Aynalar salonu, her aynanın öbür aynaların yansımalarını yansıttığı bir gösteriyle karşılıklı nüfuzu dokunulabilir kılar.
- Chengguan'ın dört âlem şeması olgular, ilke, ilke ile olguların birliği ve olguların karşılıklı nüfuzunu ayırır; dördüncü âlem Huayan'ın özgün katkısıdır.
- Huayan Kore'de Hwaeom, Japonya'da Kegon olarak sürdü ve Zongmi aracılığıyla Chan'la birleşti; gücü boşluğu bir olumlama diline çevirmesindedir.
Açılış sahnesi
699 yılı, Tang sarayı. İmparatoriçe Wu Zetian, Avataṃsaka Sūtra'nın yeni çevirisinin tamamlanmasını kutlamıştır ve çeviriye katılan keşiş Fazang'dan metnin en zor öğretilerini açıklamasını ister. Fazang anlatır: her şey her şeyi içerir, her şey öbür her şeye engel olmadan onunla birlikte vardır. İmparatoriçe anlamaz. Fazang bir an düşünür, sonra sarayın kapısındaki altın aslan heykelini gösterir.
Fazang, İmparatoriçe Wu'ya Huayan öğretisini saraydaki altın bir aslan heykeliyle anlatır ve bu anlatımı kısa bir incelemeye dönüştürür. Altın, her şeyin temelindeki ilkeyi; aslan, o ilkenin aldığı biçimi, olguları temsil eder. Altının kendi sabit bir biçimi yoktur ve aslan biçimi yalnızca koşullarla ortaya çıkar. Aslan, altından ayrı var olmaz; altın da bu aslanda, aslanın her parçasında tümüyle bulunur.
Aslana baktığında aslanı görürsün, altını fark etmezsin. Altına odaklandığında aslan kaybolur, bir altın kütlesi kalır. Fazang'ın imparatoriçeye sorduğu soru, bütün bir felsefi geleneğin sorusudur: ikisini birden nasıl görürsün? Avataṃsaka Sūtra dersinde Maitreya'nın her odası bütün öbür odaları yansıtan kulesini ve Çinli yorumcuların bu imgeyi Indra'nın ağıyla modelleştirdiğini görmüştün. Bir önceki derste Tiantai'nin bütün âlemleri tek bir düşünce anına yerleştirdiğini gördün. Bu ders, aynı sezgiyi başka bir yoldan kuran geleneği, Huayan'ı, anlatıyor.
Bu derste ne olacak
Önce bir orkestrayla parçanın bütünü nasıl taşıyabileceğini göreceksin. Sonra Fazang'ın kiriş ile bina arasındaki ünlü diyaloğunu kuracaksın. Ardından onun on aynayla yaptığı gösteriyi ve bu gösterinin neyi göstermeye çalıştığını göreceksin. Sonra Huayan'ın dünyayı dört düzeyde okuyan şemasını tanıyacaksın. En sonda bu geleneğin Kore'ye, Chan'a ve sonraki Doğu Asya düşüncesine nasıl yayıldığını tartacaksın.
Sıfır noktası
Bir orkestra bir senfoni çalıyor. İkinci kemancılardan biri, ortada, sıradan bir koltukta oturuyor. Konser sırasında hastalanıp çıkıyor. Senfoni devam ediyor ve seyircilerin çoğu farkı duymuyor. Ama besteci farkı duyar: o kemancının çaldığı iki notalık bir geçiş artık yoktur ve o geçiş olmadan bu akşamki senfoni, bestecinin yazdığı senfoni değildir. Başka bir senfoni çalınmaktadır; ona çok benzeyen ama aynısı olmayan bir senfoni.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Orkestrada kemancıyı çıkarınca geri kalanlar yine de çalmaya devam eder; bir tür eksik senfoni kalır. Huayan'ın iddiası daha güçlüdür. Bir parça kaldırıldığında, geri kalan parçalar da artık o bütünün parçaları değildir; hiçbiri kendi kimliğini bütünden bağımsız taşımaz. Kemancının notası, öbür bütün notaların kimliğini de belirler.
Mekanizma
Kiriş ve bina
Fazang, Huayan'ın beş öğretisini sınıflandırdığı büyük eserinde, bu fikri bir binayla anlatır.
Fazang bir soru cevap diyaloğu kurar. Soru: bu kiriş nedir? Cevap: binadır. Soru: bina direklerden, duvarlardan, çatıdan ve kirişlerden oluşurken tek bir kiriş nasıl bina olabilir? Cevap: bu kiriş olmadan bina yoktur; bu kiriş varken bina vardır. Bina ancak bu kirişle bina olduğuna göre kiriş binanın tamamını taşır. Aynı şey binanın öbür her parçası için de söylenir.
Argüman ilk bakışta bir kelime oyunu gibi görünür. Ama altında ciddi bir mantık vardır. Nāgārjuna dersinde, bir şeyin kendinden gelen bir doğası olmadığını, yalnızca koşullarla var olduğunu gördün. Fazang aynı öncülü alır ve ters yöne çeker: bir şey yalnızca koşullarla varsa, o şeyin kimliği onu mümkün kılan bütün koşulları içerir. Kiriş, direklerle ve duvarlarla ilişkisi olmadan bir kiriş değil, yalnızca bir tahta parçasıdır. Onu kiriş yapan şey, bütündür. Madhyamaka boşluğu olumsuzlamayla anlatmıştı: hiçbir şeyin kendi başına bir doğası yoktur. Huayan aynı boşluğu olumlamayla anlatır: her şey bütün öbür şeyleri içerir.
Fazang diyaloğu tek bir iddiayla bırakmaz; onu altı nitelikle çevreler. Bina bir bütündür, ama kirişler, direkler ve duvarlar tek tek parçalardır: bütünlük ve tikellik. Bütün parçalar aynı binayı oluşturur, ama her biri başka bir iş görür: aynılık ve farklılık. Parçalar bir araya gelerek binayı kurar, ama her biri yine de kendi yerinde, kendi biçiminde durur: bütünleşme ve ayrışma. Altı nitelik aynı anda doğrudur. Kirişin binayı taşıdığını söylemek, kirişin kiriş olmaktan çıktığını söylemek değildir; Fazang'ın ısrarla vurguladığı nokta, birliğin farklılığı silmediğidir.
Yaygın yanlış"Huayan her şeyin tek bir özde birleştiğini söyleyen bir tekçiliktir."
Huayan her şeyin birbirini içerdiğini, ama her şeyin kendi farklılığını da koruduğunu söyler; kiriş binayı taşır, ama kiriş olmaktan çıkmaz.
Kaynaklardan okuma
On ayna
Geleneğe göre Fazang, öğrencilerine bu öğretiyi bir odayla da gösterdi.
Anlatıya göre Fazang, sekiz aynayı bir odanın dört yönüne ve ara yönlerine, birer aynayı da tavana ve zemine yerleştirir; böylece on yönü temsil eden on ayna olur. Odanın ortasına küçük bir Buddha heykeli koyar ve bir mum yakar. Her ayna heykeli yansıtır; ama her ayna aynı zamanda öbür aynalardaki yansımaları da yansıtır ve yansımalar sonsuza kadar iç içe geçer.
Gösteri, Maitreya'nın kulesini ve Indra'nın ağını dokunulabilir bir odaya çevirir. Her ayna tek bir aynadır; ama içinde öbür bütün aynaların görüntüsü vardır. Hiçbir ayna öbürlerinin yerini almaz; her biri kendi yerinde durur. Karşılıklı nüfuz, burada bir düşünce değil, bir deneyimdir: odaya giren biri, sonsuzluğu bir mum ışığında görür.
Dört âlem
Fazang'dan bir kuşak sonra Chengguan, Huayan'ın dünyaya bakışını dört düzeyde özetleyen bir şema kurdu. Birinci âlem olgulardır: gündelik dünyanın tek tek şeyleri, bu aslan, bu kiriş, bu ayna. İkinci âlem ilkedir: bütün bu şeylerin ortak doğası olan boşluk, altının kendisi. Üçüncü âlem, ilke ile olguların birbirine engel olmamasıdır: altın aslanın her yerindedir, aslan altının dışında değildir. Dördüncü ve en yüksek âlem, olguların birbirine engel olmamasıdır: aslanın gözü aslanın kulağını içerir, kiriş binayı taşır, her ayna öbürlerini yansıtır.
Dördüncü âlem Huayan'ın en özgün katkısıdır. Birçok gelenek, üçüncü âleme kadar gelir: şeylerin ortak bir boş doğası olduğunu ve bu doğanın şeylerin içinde bulunduğunu söyler. Huayan bir adım daha atar ve tek tek şeylerin, ortak doğaya başvurmadan, doğrudan birbirini içerdiğini söyler. Tantra sınıflandırmaları dersinde her şemanın zirvesine kurucusunun öğretisini koyduğunu görmüştün; Huayan'ın beş öğreti şemasında da zirvede bu dördüncü âlemin "yuvarlak öğretisi" durur.
Usta katmanı
Huayan, bir okul olarak Chan ve Saf Toprak kadar uzun süre bağımsız kalmadı; ama kavramları Doğu Asya düşüncesinin her yerine sızdı. Dokuzuncu yüzyılda Zongmi, hem Huayan'ın beşinci ustası hem de bir Chan ustası olarak anıldı ve iki geleneği birleştirmeye çalıştı; sonraki derste Chan'ı okurken onun adına yeniden rastlayacaksın. Kore'de Uisang, Çin'de Huayan eğitimi aldıktan sonra ülkesine döndü ve geleneği Hwaeom adıyla kurdu; öğretisini tek bir sayfaya sığan, labirent biçiminde bir şiirle özetledi. Japonya'da Kegon adıyla anılan gelenek, Nara'daki Tōdai-ji'nin büyük Buddha heykelinin öğretisel temelini oluşturdu. Heykel, Avataṃsaka'nın evrensel uyanmış olanı Vairocana'yı temsil eder ve 752'de büyük bir törenle açıldı; imparatorluğun her eyaletine kurulan tapınakların merkezinde durması, her parçanın bütünü taşıdığı fikrinin taşa ve bronza dökülmüş bir devlet planıydı.
Huayan'ın bir de modern ünü vardır. Yirminci yüzyılda birçok yazar, Indra'nın ağını ve karşılıklı nüfuzu ekoloji ya da modern fizik düşüncesiyle karşılaştırdı. Avataṃsaka Sūtra dersinde, bu benzerliklerin bir öğretim aracı olduğunu, metnin bir fizik iddiası taşımadığını görmüştün. Huayan'ın gücü, bir bilimsel öngörüde değil, boşluk öğretisini bir olumlama diline çevirmesindedir: hiçbir şeyin kendi başına durmadığını söylemek yerine, her şeyin her şeyi taşıdığını söylemek.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Kiriş diyaloğu bir kelime oyunudur."
Diyalog, bir şeyin kimliğinin onu mümkün kılan bütün koşulları içerdiğini savunan ciddi bir argümandır; bağımlı ortaya çıkışın olumlama diliyle ifadesidir.
Yaygın yanlış"Huayan'ın dört âlemi dört ayrı dünyadır."
Dört âlem, aynı dünyaya dört bakış düzeyidir: olgular, ilke, ilke ile olguların birliği ve olguların kendi aralarındaki karşılıklı nüfuzu.
Yaygın yanlış"Huayan yalnızca Çin'de etkili bir okuldu."
Gelenek Kore'de Hwaeom, Japonya'da Kegon olarak sürdü ve kavramları Chan başta olmak üzere birçok Doğu Asya geleneğine sızdı.
Uygulama
Kilit özet
- Fazang 699'da İmparatoriçe Wu'ya Huayan öğretisini saraydaki altın aslanla anlattı: altın ilke, aslan olgudur ve ikisi birbirinden ayrı değildir.
- Kiriş diyaloğu, bir parçanın bütünü taşıdığını savunur: kiriş olmadan bina yoktur, bu yüzden kiriş binanın tamamını taşır.
- Aynalar salonu, her aynanın öbür aynaların yansımalarını yansıttığı bir gösteriyle karşılıklı nüfuzu dokunulabilir kılar.
- Chengguan'ın dört âlem şeması olgular, ilke, ilke ile olguların birliği ve olguların karşılıklı nüfuzunu ayırır; dördüncü âlem Huayan'ın özgün katkısıdır.
- Huayan Kore'de Hwaeom, Japonya'da Kegon olarak sürdü ve Zongmi aracılığıyla Chan'la birleşti; gücü boşluğu bir olumlama diline çevirmesindedir.
Kiriş olmadan bina yoktur; öyleyse kiriş binanın tamamını taşır.
Sonraki derse köprü
Huayan bütün bu öğretileri geniş şerhlerde, ayrıntılı şemalarda ve incelikli argümanlarda anlattı. Sonraki derste bu metin yoğunluğunun karşısında kendini tanımlayan bir geleneği, Chan'ı, göreceksin. Chan kendini dört cümleyle anlatır: yazılara dayanmayan bir aktarım, sözcüklerin dışında, doğrudan zihne işaret etme, kendi doğanı görerek uyanma. Ama aynı gelenek, Doğu Asya'nın en büyük yazı külliyatlarından birini üretti. Bir geleneğin kendini nasıl anlattığı ile ne yaptığı arasındaki farkı soracaksın.