Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Dharmakīrti, Veda'nın yetkisini ve sözün ezeli gücünü reddeder; Budist bilgi kuramında sözcük ile anlam arasındaki bağ bir uzlaşıdır.
- Bir söz bir durumu bildirebilir ya da bir edimi gerçekleştirebilir; iki işlev farklı ölçütlerle değerlendirilir.
- Bilgeliğin mükemmelliği söylemleri alfabenin hecelerini öğretilere açılan kapılar olarak kullanır.
- Bodhisattvabhūmi, anlamsız formül sözcüklerinin anlamının tam da anlamsızlıkları olduğunu söyleyerek formülü bir kavrayış aracına çevirir.
- Koruma için okunan formüllerin gücü, uzlaşı kuramıyla kolayca açıklanamaz; gelenek bu gerilimle birlikte yaşamıştır.
Açılış sahnesi
Dharmakīrti, ana eserinin ilk bölümünü bitirirken sert bir dize yazar. Beş şey sayar ve bunlara "aklı yıkılmış olanların aptallık işaretleri" der. Birincisi, Veda'nın yetkisini kabul etmek. İkincisi, bir yaratıcıdan söz etmek. Üçüncüsü, yıkanarak erdem kazanmayı ummak. Dördüncüsü, doğduğu kast yüzünden kibirlenmek. Beşincisi, kötülükten kurtulmak için bedene acı çektirmek.
Dharmakīrti, Veda'nın yetkisini kabul etmeyi, dünyanın bir yaratıcısı olduğunu söylemeyi, suya girerek erdem aramayı, kast kibrini ve günahtan arınmak için bedene eziyet etmeyi, aklı yıkılmış kişilerin beş aptallık işareti olarak sayar. Aynı bölümde, sözcüklerin anlamlarıyla doğal ve kalıcı bir bağı olduğu, Veda'nın yazarsız ve ezeli olduğu görüşünü uzun uzun eleştirir.
Dizenin arkasında bir dil kuramı durur. Mīmāṃsā okulu, bir önceki derslerde Kumārila'nın okulu olarak tanıdığın gelenek, sözcük ile anlam arasındaki bağın doğal ve ezeli olduğunu söyler; Veda'nın sözleri bu yüzden kimseye bağlı olmadan gücünü taşır. Dharmakīrti bunu reddeder: sözcük ile anlam arasındaki bağ bir uzlaşıdır, insanlar koymuştur. Ses kendi başına hiçbir şey yapmaz. Ama aynı yüzyıllarda Budist manastırlarda anlamı bilinmeyen heceler okunuyor, koruyucu formüller tekrarlanıyor, söylemlerin okunduğu yer bir tapınak sayılıyordu. Bir sözün gücü uzlaşıdan geliyorsa, bu sözler ne yapıyordu? Bu ders o gerilimi açıyor.
Bu derste ne olacak
Önce sözün iki farklı işini, bir şeyi bildirmeyi ve bir şeyi yapmayı ayıracaksın. Sonra Budist bilgi kuramının sözcük ile anlam arasındaki bağı neden bir uzlaşı saydığını göreceksin. Ardından Budist metinlerin kendi içindeki öbür yüzü okuyacaksın: alfabenin her harfini bir öğretiye bağlayan dizi ve Bodhisattvabhūmi'nin koruyucu formüller üzerine şaşırtıcı yorumu. En sonda dışlama kuramının böyle sözleri nasıl açıklayabileceğini ve açıklayamayacağını tartacaksın.
Sıfır noktası
Bir nikâh salonundasın. Nikâh memuru sorar, gelin "evet" der, damat "evet" der, memur bir cümle okur ve iki kişi evlenmiş olur. "Evet" sözcüğü burada bir bilgi vermez; kimse gelinin evlenmek istediğini ilk kez öğrenmiyor. Söz bir şeyi bildirmez, bir şeyi yapar: bir evliliği kurar. Aynı "evet", bir kafede "çay ister misin?" sorusuna verildiğinde yalnızca bir cevaptır.
Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Nikâhtaki "evet" gücünü tamamen bir toplumsal uzlaşıdan alır: bir yasa, bir memur, iki tanık. Dharmakīrti bunu rahatlıkla kabul ederdi; uzlaşının yaptığı her şeyi söz de yapabilir. Ama koruyucu formüllerin gücü uzlaşıyla açıklanıyor mu? Formülü okuyanın, anlamını bilmeden koruma sağladığına inanılıyorsa, burada bir uzlaşıdan fazlası mı iddia ediliyor?
Mekanizma
Uzlaşı olarak anlam
Dignāga dersinde sözcüklerin bir öze karşılık gelmediğini, dışlama yoluyla bir sınır çizdiğini görmüştün. Bu kuramın bir sonucu açıktır: sözcük ile anlam arasında doğal bir bağ yoktur. "İnek" sesiyle inek arasında hiçbir iç ilişki bulunmaz; bir topluluk bu sesi o sınır için kullanmaya karar vermiştir. Başka bir dilde başka bir ses aynı işi görür. Dharmakīrti bu bağa uzlaşı der ve sözlü tanıklığın bilgi değerini bu uzlaşıya ve konuşanın güvenilirliğine bağlar. Dharmakīrti dersinde bir öğretmenin sözüne neden güvenildiğini görmüştün: sözün kendisinde bir güç olduğu için değil, konuşanın doğrulanabilir konularda yanıltmadığı için.
Bu tutum Mīmāṃsā'nın tam karşısında durur. Okulun temel metni, Mīmāṃsāsūtra, en başta sözcük ile anlamı arasındaki bağın doğuştan, yani kimsenin koymadığı bir bağ olduğunu ilan eder. Mīmāṃsā için Veda'nın sözleri kimsenin sözü değildir; bir yazarı olsaydı, o yazar yanılabilirdi. Yazarsız olduğu için yanılmaz. Budist mantıkçılar için ise yazarı olmayan bir söz, güvenilirliği sınanamayan bir sözdür. Tartışma bir dil kuramı tartışmasıdır, ama sonucu bir din tartışmasıdır: kutsal sözün yetkisi nereden gelir?
Yaygın yanlış"Budist mantıkçılar kutsal metinleri tümden reddetti."
Reddettikleri, sözün kendi içinde ezeli bir güç taşıdığı görüşüydü; güvenilir bir konuşanın sözünü, doğrulanabilir konulardaki güvenilirliğine dayanarak kabul etmenin yolunu açık bıraktılar.
Kavramsal kurgunun gündelik gücü
Dignāga'ya göre algı kavramsızdı ve kavram geldiği anda algı bitiyordu. Buradan dil hakkında bir sonuç daha çıkar. Kavram gerçekliği kopyalamaz; onu kesip biçer ve bir iş için düzenler. Bir kavramın doğru olup olmadığı, bir nesneye benzemesiyle değil, bizi yanıltmadan eyleme yönlendirmesiyle ölçülür. Kavramlar bu anlamda gerçek dışıdır, ama işe yaramazdır denemez: "su" kavramı hiçbir suyu kopyalamaz, ama seni suya götürür. İki hakikat dersinde gördüğün gündelik hakikat burada bir bilgi kuramının içinde yeniden karşına çıkar.
Kaynaklardan okuma
Her harf bir kapı
Budist metinlerin kendisi, sözün başka türlü de işleyebildiğini bilir. Lalitavistara dersinde, genç prensin okulda alfabeyi okurken her harfin sesiyle bir öğreti cümlesinin duyulduğunu okumuştun. Bilgeliğin mükemmelliği söylemlerinin geniş sürümleri bu fikri bir uygulamaya çevirir.
Metin, "a, ra, pa, ca, na" diye başlayan bir hece dizisini sayar ve her heceyi bir öğretiye açılan kapı olarak tanıtır. "A" hecesi bütün şeylerin baştan beri doğmamış olduğunu hatırlatır; öbür heceler de sırayla başka bir öğretiye bağlanır. Metin, bu hecelere girip onları kavrayan bodhisattvanın her sözün ardındaki boşluğu anlamaya yaklaştığını söyler.
Hece, bir sözcük değildir; hiçbir şeyi tarif etmez. Ama dikkati bir kavrayışa yönelten bir işaret olarak kullanılır. Burada söz, bir bilgi taşımaktan çok bir hatırlatıcı gibi çalışır: sesi duyan ya da okuyan zihin, ona bağlanmış öğretiye yönelir. Bu bağın kendisi de bir uzlaşıdır; hiçbir hece doğası gereği bir öğretiye bağlı değildir.
Anlamsızlığın anlamı
Asaṅga'ya atfedilen Bodhisattvabhūmi, koruyucu formüller üzerine şaşırtıcı bir yorum yapar.
Metin dört tür dhāraṇī sayar: öğretiyi aklında tutmayı sağlayan, anlamı aklında tutmayı sağlayan, koruyucu formül olarak işleyen ve bodhisattvanın kabullenişi elde etmesine yarayan. Dördüncüsünü açıklarken, bodhisattvanın anlamı olmayan formül sözcükleri üzerine düşündüğünü anlatır: bu sözcüklerin anlamı, tam da anlamsız oluşlarıdır. Bu kavrayış bodhisattvayı bütün şeylerin sözle ifade edilemez doğasını anlamaya götürür.
Bu yorum bir büyüyü bir derse dönüştürür. Formül, gizli bir anlam taşıdığı ya da seslerinde doğal bir güç bulunduğu için değil, anlamsız olduğu için değerlidir. Anlamsız hece üzerine düşünen zihin, anlamlı sözcüklerin de şeylere kendi başına yapışık olmadığını görür. Formül böylece bir dil dersine dönüşür: sözcüklerin hepsi bir ölçüde bu hece gibidir.
Usta katmanı
Şimdi açılıştaki gerilime dön. Dharmakīrti sözün kendi içinde güç taşıdığını reddediyordu. Bodhisattvabhūmi ise anlamsız heceleri bir kavrayış aracına çeviriyordu. İki tutum çelişir mi? Çelişmeyebilir. Bodhisattvabhūmi'nin yorumu, sesin doğal bir gücü olduğunu değil, anlamsız sesin zihinde bir şey yaptığını söyler: bir dikkat yönlendirmesi, bir tefekkür konusu. Bu, Dharmakīrti'nin kuramıyla bağdaşır.
Ama gelenekteki uygulamanın tamamı bu yorumla açıklanmaz. Formüllerin çoğu, okuyanın anlamlarını düşünmesi için değil, hastalığa, tehlikeye ve kötü güçlere karşı korunmak için okundu; Elmas Sūtrası'nın okunduğu yer, Tarihsel oluşum dersinde gördüğün gibi, bir tapınak sayıldı. Bu uygulamaların arkasında sözün kendisinin bir şey yaptığı inancı durur ve bu inanç Budist bilgi kuramının uzlaşı kuramıyla kolayca bağdaşmaz. Gelenek bu gerilimle birlikte yaşadı: aynı manastırda sabah Dharmakīrti okunur, akşam koruyucu formül tekrarlanırdı.
Dışlama kuramının burada verebileceği cevabın bir sınırı var. Kuram, sözcüklerin bir sınır çizerek nasıl anlam taşıdığını açıklar. Hiçbir sınır çizmeyen, hiçbir şeyi dışlamayan bir hece ise kuramın alanının dışında kalır. Bu seviye sözü bir bilgi taşıyıcısı olarak inceledi. Sözün bir edim olarak, bir koruma, bir tören, bir dönüşüm aracı olarak incelenmesi başka bir çerçeve ister.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Mantra ve dhāraṇī, Budizm'e sonradan giren yabancı bir unsurdur."
Koruyucu formüller ve hecelerin öğretiye bağlanması erken Mahāyāna metinlerinde ve Bodhisattvabhūmi'de zaten vardır; Budist bilgi kuramıyla ilişkisi ise bir gerilim olarak sürmüştür.
Yaygın yanlış"Budist dil kuramına göre sözcükler anlamsızdır."
Kurama göre sözcük ile anlam arasındaki bağ doğal değil uzlaşımsaldır; bu bağ gerçek ve işlevseldir, yalnızca ezeli değildir.
Yaygın yanlış"Bir formülün anlamını bilmeden okumak Budist gelenekte değersiz sayılır."
Gelenek bu tür okumaya değer vermiştir; bu değerin nasıl açıklanacağı ise yorumcular arasında tartışmalıdır.
Uygulama
Kilit özet
- Dharmakīrti, Veda'nın yetkisini ve sözün ezeli gücünü reddeder; Budist bilgi kuramında sözcük ile anlam arasındaki bağ bir uzlaşıdır.
- Bir söz bir durumu bildirebilir ya da bir edimi gerçekleştirebilir; iki işlev farklı ölçütlerle değerlendirilir.
- Bilgeliğin mükemmelliği söylemleri alfabenin hecelerini öğretilere açılan kapılar olarak kullanır.
- Bodhisattvabhūmi, anlamsız formül sözcüklerinin anlamının tam da anlamsızlıkları olduğunu söyleyerek formülü bir kavrayış aracına çevirir.
- Koruma için okunan formüllerin gücü, uzlaşı kuramıyla kolayca açıklanamaz; gelenek bu gerilimle birlikte yaşamıştır.
Bu sözcüklerin anlamı, tam da anlamsız oluşlarıdır.
Sonraki derse köprü
Bu seviye sözü bir bilgi taşıyıcısı olarak inceledi ve bir sınıra vardı: koruma sağlamak, bir töreni kurmak, bir figürü çağırmak için okunan sözler. Sonraki seviye o sınırın öbür yanına geçiyor. İlk derste, sonradan tantra diye anılacak uygulamaların yeni ve yabancı bir unsur mu olduğunu, yoksa koruyucu formüller, tören uzmanlığı ve belirli bir figüre odaklanan uygulamalar gibi erken külliyatta zaten bulunan parçaların bir araya gelişi mi olduğunu soracaksın.