Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Tāranātha'ya göre Dignāga, Pudgalavāda'ya bağlı bir okulda söylenemez kişiyi aradı, bulamadı ve okuldan ayrıldı; hikâye bir efsanedir ama felsefesinin tohumunu taşır.
- Pramāṇasamuccaya iki bilgi aracı sayar, çünkü iki tür nesne vardır: algı tekil olanı, çıkarım genel olanı kavrar ve yalnızca tekil olan gerçektir.
- Algı kavramsal kurgudan arınmış bilmedir; ad geldiği anda algı biter.
- İyi bir gerekçe üç koşulu sağlar; gerekçe çarkı dokuz olasılıktan yalnızca ikisinin geçerli olduğunu gösterir.
- Dışlama kuramına göre bir sözcük bir öz göstermez, bir sınır çizer; döngüsellik itirazı kuramın en büyük sınavı oldu.
Açılış sahnesi
Güney Hindistan, Kāñcī yakınları. Genç bir keşiş, Pudgalavāda tartışması dersinde tanıdığın okulun, kümelerle ne aynı ne farklı bir "kişi" kabul eden geleneğin bir kolunda eğitim görmektedir. Hocası ona bir görev verir: kendi bedeninde, söylenemez olan o kişiyi ara.
Genç keşiş arar. Bedenini dikkatle inceler, zihnini gözler. Sonra hocasına döner ve bulamadığını söyler. Hoca bu cevabı saf bir itiraf olarak değil, okulun öğretisine yöneltilmiş örtülü bir eleştiri olarak duyar ve öğrencisinden ayrılmasını ister.
Tāranātha'ya göre Dignāga genç yaşta Vātsīputrīya okulunda Nāgadatta'nın yanında keşiş olur. Nāgadatta ona söylenemez benliği kendi bedeninde aramasını öğütler; Dignāga aradığını ama hiçbir şey bulamadığını söyler. Nāgadatta bunu okulun öğretisine yöneltilmiş bir eleştiri sayar ve onu gönderir. Dignāga daha sonra Vasubandhu'nun öğrencisi olur.
Hikâye, Dignāga'dan bin yıl kadar sonra yazılmış bir gelenek anlatısıdır. Ama taşıdığı fikir Dignāga'nın bütün felsefesinin tohumudur: doğrudan bulunamayan bir şeyi var saymamak. Beşinci ve altıncı yüzyıllar arasında yaşayan Dignāga, bir önceki derste gördüğün tartışma salonuna bir soru getirdi: neyi gerçekten biliyoruz ve nasıl biliyoruz? Bu ders onun cevabını kuruyor. Bir sözcük, bir kavram, "inek" ya da "kırmızı" neye karşılık gelir? Dignāga'nın cevabı, sözcüklerin hiçbir ortak öze karşılık gelmediğidir.
Bu derste ne olacak
Önce Dignāga'nın ana eserini ve onun açılışındaki iki bilgi aracı tezini okuyacaksın. Sonra algının kısa ve keskin tanımını göreceksin. Ardından iyi bir gerekçenin üç koşulunu ve onları dokuz olasılıklı bir çarkta sınayan küçük bir metni tanıyacaksın. Sonra dersin merkezine, sözcüklerin anlamını dışlamayla açıklayan kurama geleceksin. En sonda bilincin kendini bildiği tezine ve kurama yöneltilen itirazlara bakacaksın.
Sıfır noktası
Bir boya dükkânında renk kartelasının önündesin. Duvarın için bir renk seçiyorsun. Gözün bir karede duruyor: o an yalnızca o rengi görüyorsun, henüz adı yok. Sonra kartın altındaki adı okuyorsun: "kırık beyaz". Ad geldiği anda bir şey değişiyor. Renk artık bir sınıfın üyesi: saf beyaz değil, krem değil, gri değil. "Kırık beyaz" sözcüğü sana o rengin içinde olan bir özü göstermiyor; onu yanındaki öbür renklerden ayırıyor.
Sahnede iki ayrı an var: adsız görme ve adlandırma. Dignāga'nın bütün kuramı bu iki anın arasındaki çizgiye dayanır. Benzetmenin kırıldığı yer şudur. Dükkândaki renk adları, dükkânın koyduğu bir uzlaşıdır ve bunu herkes bilir. Dignāga ise bütün genel kavramların, "kırmızı", "inek", "ağaç", aynı türden yapılar olduğunu söyler. Bu çok daha güçlü bir iddiadır.
Mekanizma
İki araç, iki nesne
Dignāga, dağınık yazılarını bir araya getiren ve sonraki bütün geleneğin temeli olan bir eser yazar: Pramāṇasamuccaya, "Geçerli Bilgi Araçlarının Derlemesi".
Eser, dünyanın iyiliğini isteyen, öğretmen, iyi gitmiş ve koruyucu olan, "bilgi aracı olmuş" uyanmış olana saygıyla açılır. Ardından tez gelir: iki bilgi aracı vardır, algı ve çıkarım; çünkü bilinecek nesne iki türlüdür: tekil özellik ve genel özellik. Algı tekil olanı, çıkarım genel olanı kavrar. Algı ise kavramsal kurgudan arınmış olandır: ad, cins ve benzeri kategorilerle birleştirilmemiş bilme.
Bir önceki derste Nyāya'nın dört bilgi aracı saydığını gördün: algı, çıkarım, karşılaştırma ve tanıklık. Dignāga listeyi ikiye indirir ve gerekçesini nesneden çıkarır: iki tür nesne varsa iki tür araç yeter. Karşılaştırma ve tanıklık kendi başına araç sayılmaz; bu iki araca indirgenir, tanıklık da bir çıkarım türü olarak ele alınır.
Açılış dizesindeki gerilime dikkat et. Tanıklık bağımsız bir bilgi aracı değildir; ama uyanmış olan "bilgi aracı olmuş" diye selamlanır. Bu, sonraki derste Dharmakīrti'nin şerhinde uzun bir tartışmaya dönüşecek bir sözcük seçimidir.
Kavramsız algı
Tanım kısa, sonucu radikaldir. Algı, kavramsal kurgudan arınmış bilmedir. Sıfır noktasındaki adsız görme anı algıdır; "kırık beyaz" adı geldiği anda algı biter ve kavramsal bilme başlar. "Bunun kırmızı olduğunu görüyorum" cümlesindeki bilme, sıkı anlamda artık algı değildir: içinde bir sınıf, bir ad, bir karşılaştırma vardır.
Bu, günlük dilin tersine bir sonuçtur. Günlük dilde "gördüm" dediğimiz şeylerin çoğu, Dignāga'ya göre görmenin üzerine hızla kurulmuş yorumlardır. Altı duyu alanı dersinde bir algı zincirinde temastan duyguya, duygudan çoğalan düşünceye geçildiğini görmüştün. Dignāga o zincirin ilk halkasını bir bilgi kuramının temeline yerleştirir: kavramdan önceki an.
Yaygın yanlış"Dignāga'ya göre algı, bir nesneyi tanımaktır."
Tanıma kavramsal bir işlemdir ve tanımın dışında kalır; algı, adlandırmadan önceki kavramsız bilmedir.
Kaynaklardan okuma
Üç koşul ve dokuzlu çark
Bir önceki derste beş üyeli akıl yürütmeyi ve Budist mantıkçıların onu kısaltacağını görmüştün. Dignāga'nın yaptığı tam budur ve bunu bir gerekçe kuramıyla yapar. Duman örneğinde "çünkü duman var" gerekçesi ancak üç koşulu sağlarsa geçerlidir. Birincisi, gerekçe tartışılan yerde bulunmalıdır: tepede gerçekten duman olmalıdır. İkincisi, benzer durumlarda bulunmalıdır: ateşin bulunduğu başka yerlerde, mutfakta, duman görülmelidir. Üçüncüsü, karşıt durumlarda bulunmamalıdır: ateşin olmadığı yerlerde, bir gölde, duman görülmemelidir.
Dignāga'ya atfedilen kısa bir metin, Hetucakra, "gerekçe çarkı", bu koşulları bir tabloya döker. Bir gerekçe benzer durumların hepsinde, bazılarında ya da hiçbirinde bulunabilir; karşıt durumlar için de aynı üç olasılık vardır. Üç kere üç, dokuz olasılık eder. Metin bunların yalnızca ikisinin geçerli bir çıkarım ürettiğini gösterir: gerekçe benzer durumların hepsinde ya da bazılarında bulunur ve karşıt durumların hiçbirinde bulunmaz. İki olasılık sonucun tersini kanıtlar, geri kalanlar hiçbir şeyi kesinleştirmez. Belirleyici olan üçüncü koşuldur: karşıtta bulunmamak.
Dışlama kuramı
Şimdi dersin merkezine gel. Yalnızca tekil olan gerçekse, genel özellik gerçekten yoksa, bir sözcük nasıl birçok şeye uygulanır? "İnek" sözcüğü sayısız farklı ineğe nasıl karşılık gelir? Rakip gelenekler, özellikle Nyāya ve Mīmāṃsā, cevabı gerçek bir evrenselde bulur: bütün ineklerde bulunan tek bir "ineklik" vardır. Dignāga bu cevabı reddeder ve eserinin beşinci bölümünde kendi cevabını verir.
Dignāga'ya göre bir sözcük kendi nesnesini olumlu bir ortaklık yoluyla bildirmez; nesneleri, başka nesnelerin dışlanmasıyla nitelenmiş olarak bildirir. "İnek" sözcüğünün işi, bütün ineklerin paylaştığı bir özü göstermek değil, inek olmayanları dışarıda bırakmaktır. Sözcükler bu yüzden ne sonsuz sayıdaki tekillere tek tek bağlıdır ne de gerçek bir evrensele; bir dışlama sınırı çizer.
Kuramın gücü üç yerde görünür. Birincisi, gerçek bir evrensel varsaymak gerekmez; dünyada yalnızca tekiller vardır. İkincisi, kavramların iç içeliği açıklanır: "hayvan" dar bir alanı, "inek" daha dar bir alanı dışarıda bırakmadan kalan bölgeyi gösterir. Üçüncüsü, sıfır noktasındaki gözlem karşılanır: "kırık beyaz" sana bir öz vermiyor, rengi komşularından ayırıyordu.
Usta katmanı
Kuram hemen itiraz çekti. Mīmāṃsā düşünürü Kumārila ve Nyāya yorumcuları en keskin itirazı döngüsellik üzerine kurdular. "İnek olmayan"ı dışlamak için önce "inek"in ne olduğunu bilmek gerekmez mi? Öyleyse dışlama, açıklamak istediği olumlu kavramı zaten varsaymaktadır. İkinci itiraz olumsuzun kendisine yöneldi: bir yokluk, bir dışlama, nasıl bir anlam taşıyabilir? Sonraki Budist yorumcular bu itirazlara karşı kuramı yeniden kurmak zorunda kaldı ve sonraki derslerde bu yeniden kuruluşu göreceksin.
Dignāga'nın bir tezi de Yogācāra ile olan bağını gösterir. Ona göre her bilme edimi kendini de bilir. Gerekçesi bellektir: bir şeyi hatırladığında yalnızca nesneyi değil, onu yaşadığını da hatırlarsın; yaşama anında kendini bilmeyen bir bilme sonradan hatırlanamazdı. Madhyamaka–Yogācāra ilişkisi dersinde Candrakīrti'nin bu tezi, bilincin kendini bildiği görüşünü reddettiğini görmüştün. Dignāga'nın "Nesnenin İncelenmesi" adlı kısa eseri de Yogācāra'nın dış nesne tartışmasını sürdürür: parçacıklar, tek tek görünmedikleri için algının nesnesi olamaz. Bu yüzden Dignāga'nın sistemi hem bağımsız bir bilgi kuramı olarak hem de Yogācāra'nın bir kolu olarak okunur.
Açılıştaki hikâyeye son bir kez dön. Nāgadatta'nın öğrencisi söylenemez kişiyi aradı ve bulamadı. Dignāga'nın felsefesi aynı hareketi sözcüklere uygular: "ineklik" diye bir şey aradığında da bulamazsın. Bulduğun şey tek tek inekler ve onları ötekilerden ayıran bir sınırdır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlış"Dışlama kuramı dilin anlamsız olduğunu söyler."
Kuram anlamı reddetmez; anlamın olumlu bir öz değil, bir ayırt etme sınırı olduğunu söyler ve dilin nasıl işlediğini böyle açıklar.
Yaygın yanlış"Dignāga yalnızca bir mantıkçıydı."
Sistemi bir bilgi kuramını, bir algı kuramını, bir gerekçe kuramını ve bir anlam kuramını birlikte kurar; mantık bunların yalnızca bir parçasıdır.
Yaygın yanlış"Tanıklığın bilgi aracı sayılmaması, uyanmış olanın sözüne güvenilmediği anlamına gelir."
Dignāga tanıklığı çıkarıma indirir; söz, güvenilir bir kaynağa dayandığı ölçüde bir çıkarımın dayanağı olabilir.
Uygulama
Kilit özet
- Tāranātha'ya göre Dignāga, Pudgalavāda'ya bağlı bir okulda söylenemez kişiyi aradı, bulamadı ve okuldan ayrıldı; hikâye bir efsanedir ama felsefesinin tohumunu taşır.
- Pramāṇasamuccaya iki bilgi aracı sayar, çünkü iki tür nesne vardır: algı tekil olanı, çıkarım genel olanı kavrar ve yalnızca tekil olan gerçektir.
- Algı kavramsal kurgudan arınmış bilmedir; ad geldiği anda algı biter.
- İyi bir gerekçe üç koşulu sağlar; gerekçe çarkı dokuz olasılıktan yalnızca ikisinin geçerli olduğunu gösterir.
- Dışlama kuramına göre bir sözcük bir öz göstermez, bir sınır çizer; döngüsellik itirazı kuramın en büyük sınavı oldu.
Sözcük bir öz göstermez; dışarıda bıraktığıyla konuşur.
Sonraki derse köprü
Dignāga'nın sisteminde bir boşluk kaldı. Üç koşul, bir gerekçenin benzer durumlarda bulunup karşıt durumlarda bulunmamasını istiyordu. Ama gözlemediğimiz durumlar ne olacak? Bugüne kadar gördüğümüz her dumanın bir ateşle gelmesi, yarın da öyle olacağını nasıl garanti eder? Sonraki derste Dignāga'nın sistemini devralan Dharmakīrti bu soruya cevap arıyor ve bir bilginin geçerliliğini sınamak için yeni bir ölçüt getiriyor. Bu ölçütün açılış dizesindeki "bilgi aracı olmuş" uyanmış olan sorusuna ne cevap verdiğini soracaksın.