İçeriğe geç

Ders 1.2 · Seviye 1

Tarihsel dönemler

1.667 kelime · 3 birincil kaynak pasajı · yaklaşık 8 dakika okuma · seslendirme 11 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Aśoka sütunları yüzyıllarca okunamadı; Brāhmī yazısının 1837'de çözülmesi ve 1915'te bulunan Maski yazıtı, erken Güney Asya tarihinin en sağlam tarih bağlantılarından birini kurdu.
  2. İndus kentlerinin maddi kültürünü iyi biliyoruz, ama yazıları okunamadığı için inanç dünyaları hakkında güvenle konuşamıyoruz.
  3. Veda dillerinin bölgeye gelişi tartışmalı: dil akrabalığı sağlam, nüfus hareketlerinin ayrıntısı daha zayıf ve konu siyasî olarak yüklü.
  4. İkinci kentleşme fazla ürünü, tüccarları ve gezgin öğretmenleri birlikte doğurdu; Buda'nın dünyası budur.
  5. Fermanlardaki Aśoka ile efsanelerdeki Aśoka ayrı tutulmalı; tarihsel olayı kurarken önce taş gelir.

Açılış sahnesi

Yıl 1356. Delhi Sultanı Firuz Şah Tuğluk, Topra adlı bir köyde yükselen devasa bir taş sütunun başkentine taşınmasını emrediyor. Sütun ipek ve kamışa sarılıyor, kırk iki tekerlekli bir arabaya yükleniyor, binlerce kişi tarafından çekilerek nehre, oradan sallarla Delhi'ye getiriliyor. Sultanın sarayının tepesine dikiliyor.

Sütunun üzerinde kazınmış satırlar var. Sultan, sarayındaki bilginleri çağırıp yazıyı okumalarını istiyor. Hiçbiri okuyamıyor. Sütun yüzyıllar boyunca orada, herkesin gözü önünde, sessiz duruyor.

Tam beş yüz yıl sonra, 1837'de, Kalküta'da James Prinsep adında bir İngiliz memur, farklı yerlerden kopyalanmış yazıtları masasına yayıyor ve harflerin tekrarlarını tek tek karşılaştırıyor. Sonunda şifre çözülüyor: yazı, bugün Brāhmī dediğimiz eski Hint yazısı. Sütunlar ve kayalar konuşmaya başlıyor. Ama bir sorun kalıyor: yazıtları buyuran hükümdar kendini yalnızca "Tanrıların Sevgilisi, Piyadasi" diye anıyor. Bu Piyadasi kimdi?

Bu soru neredeyse yüz yıl daha tam cevapsız kaldı. Bu ders, bir dönemin nasıl adlandırıldığını ve tarihlerin nasıl kurulduğunu anlatıyor. Çünkü ders kitaplarındaki her tarih, bir zamanlar Firuz Şah'ın sütunu gibi sessiz duran bir kanıtın bir gün konuşturulmasıyla elde edildi.

Bu derste ne olacak

Önce en eski katmana, yazısı bugün hâlâ okunamayan İndus kentlerine bakacaksın. Sonra Veda dönemine ve alanın en tartışmalı sorusuna geçeceksin. Ardından Buda'nın içine doğduğu ikinci kentleşme dönemini ve onu izleyen imparatorlukları — Maurya, Kuşan, Gupta, Pāla — sırayla tanıyacaksın. Piyadasi'nin kimliğinin nasıl çözüldüğünü ve bir hükümdarın tarihteki izi ile efsanesinin neden ayrı tutulması gerektiğini göreceksin. En sonda sömürge döneminin bugün kullandığımız kategorileri nasıl biçimlendirdiğine değineceğiz.

Sıfır noktası

Bir binanın temelini kazdığını düşün. En üstte bugünün zemini var. Altında bir önceki yapının temeli, onun altında daha eski bir tabaka, en altta adını bile bilmediğin bir yapı. Şimdi bir soru: alttaki tabaka üsttekinin sebebi mi? Bazen öyle — yeni yapı eskisinin taşlarını kullanmış olabilir. Bazen değil — eski yapı tamamen yıkılıp yerine bambaşka bir şey kurulmuş olabilir.

Tarihçiler bu soruya süreklilik mi, kopuş mu? diye sorarlar ve bu alanda neredeyse her dönem geçişinde bu tartışma vardır. Çoğu zaman kanıt iki okumaya da izin verir.

Benzetme bir yerde kırılıyor. Binanın tabakaları düzgünce üst üste durur. Tarihte ise dönemler iç içe geçer; bir bölgede biten şey başka bir bölgede sürer. "Veda dönemi" ya da "Gupta dönemi" gibi keskin sınırlar, çoğu zaman tarihçinin işini kolaylaştırmak için çizdiği çizgilerdir.

Mekanizma

Okunamayan yazı

Alt kıtanın bilinen en eski kent uygarlığı, kabaca MÖ üçüncü binyılda İndus havzasında gelişti. Planlı sokaklar, standart ölçülerde tuğlalar, yetkin bir su ve kanalizasyon düzeni, uzak bölgelere uzanan bir ticaret ağı. Bu kentlerin maddi kültürünü çok iyi biliyoruz. Bilmediğimiz şey, bu insanların neye inandığı.

Sebebi basit: yazılarını okuyamıyoruz. Avuç içi büyüklüğündeki kil mühürlerde hayvan figürlerinin yanında düzenli işaretler var; bunların bir yazı olduğu belli. Yüz yılı aşkın süredir yüzlerce çözüm önerisi yapıldı ve hiçbiri kabul görmedi. Firuz Şah'ın sütununu Prinsep çözebildi, çünkü o yazının sonraki Hint yazılarıyla akrabalığı vardı. İndus işaretleri için henüz böyle bir köprü bulunmadı.

Bazı mühürlerde bağdaş kurmuş, boynuzlu başlık taşıyan bir figür görülüyor ve bu figür bir dönem sonraki dönemlerin bir tanrısının öncüsü sayıldı. Bu bir hipotez ve ciddi eleştiriler aldı. Yazı okunmadan figürün kim olduğunu bilemeyiz. Buradaki ders akılda tutulmaya değer: elimizde çok fazla nesne ve çok az anlam var. Nesne bolluğu, anlam bolluğu sanılmamalı.

Veda dönemi ve en tartışmalı soru

İndus kentlerinin gerilemesinden sonraki yüzyıllarda, Sanskritçenin en eski biçimiyle bestelenmiş bir ilahi külliyatı oluşmaya başlar. Bu metinler yüzyıllar boyunca ezberle aktarıldı ve dönem adını onlardan alır: Veda dönemi.

Dilbilimsel kanıt, Veda Sanskritçesinin, başka kolları İran ve Avrupa'da bulunan geniş bir dil ailesine ait olduğunu güçlü biçimde gösterir. Bu dillerin bölgeye ne zaman ve nasıl ulaştığı ise tartışılmaya devam etmektedir.

Bu konuda üç şeyi birbirinden ayırmak gerekiyor. Dil ailesinin akrabalığı çok sağlam bir sonuç. Nüfus hareketlerinin ayrıntısı daha zayıf bir zeminde duruyor. Eski "istila" anlatısı ise akademik olarak terk edildi. Konu bugün siyasî olarak da yüklü ve kaynakları okurken bunu bilmek gerekiyor. Uzlaşının olmadığı bir yerde, uzlaşı varmış gibi yazılmaz.

İkinci kentleşme

İndus kentlerinden yüzyıllar sonra, bu kez doğuda, Ganj ovasında yeniden kentler yükselir. Tarihçiler buna ikinci kentleşme der ve kabaca MÖ birinci binyılın ortasına yerleştirir. Demir aletler ormanları açmayı kolaylaştırdı, pirinç tarımı fazla ürün verdi, fazla ürün kentleri besledi. Kentlerde tüccarlar ve zanaatkârlar çoğaldı, madenî para yaygınlaştı.

Bu ekonomik zeminin üzerinde, eski kurban düzenine bağlı olmayan yeni bir arayış grubu ortaya çıktı: ormanda ve yollarda dolaşan gezgin öğretmenler, tartışmacılar, çileciler. Buda ve Mahāvīra bu dünyanın içinden çıktı. Bölge o dönemde birbiriyle rekabet eden krallıklara ve topluluk birliklerine bölünmüştü; sonunda Magadha üstün geldi ve ondan alt kıtanın ilk büyük imparatorluğu doğdu.

Kaynaklardan okuma

Piyadasi kimdi?

Prinsep yazıtları çözdüğünde, fermanlarda kendini "Tanrıların Sevgilisi, Piyadasi" diye anan bir hükümdarla karşılaştı. Aynı yıllarda Sri Lanka'nın Pāli vakayinamelerini inceleyen araştırmacılar, bu vakayinamelerde Aśoka adlı büyük bir Budist hükümdarın "Piyadasi" diye de anıldığını fark etti. Bağlantı güçlüydü ama bir vakayinamenin ifadesine dayanıyordu. Kesin kanıt için neredeyse bir yüzyıl beklemek gerekti.

1915'te güney Hindistan'daki Maski'de bulunan küçük bir ferman, öbür fermanlarda "Tanrıların Sevgilisi" diye anılan hükümdarı adıyla anar: Tanrıların Sevgilisi Aśoka.

Bu küçük kaya parçası, yazıtların Aśoka'ya ait olduğunu kesinleştirdi. Başka bir fermanda adı geçen Helenistik hükümdarların tarihleri Yunan kaynaklarından biliniyordu, dolayısıyla Aśoka'nın hüküm sürdüğü dönem de dışarıdan bağlanabildi. Güney Asya'nın erken tarihinde tarihlenebilir, yerinde duran, birinci elden belgelerin en eski büyük kümesi böylece bir isme ve bir tarihe kavuştu. Bu alanda "kesin" denebilecek tarihlerin çok azının böyle bir dış bağlantısı var; çoğu, birbirine göre sıralanan olayların bir yerden bir dış sabite tutturulmasıyla kuruluyor.

İki ayrı Aśoka

Aśoka örneği bir şeyi daha gösteriyor: aynı kişiyi farklı türde kanıtlar farklı biçimde anlatabiliyor.

Sonraki yüzyıllarda yazılan anlatılar, hükümdarın zalim bir geçmişten köklü bir dönüşüme geçişini dramatik sahnelerle anlatır; ona mucizevi olaylar ve binlerce stūpanın yapımı gibi büyük işler atfeder.

Fermanlardaki Aśoka toplumsal uyumla, hayvanların korunmasıyla, yolların kenarına ağaç diktirmekle ve memurlarını denetlemekle uğraşan bir hükümdar. Efsanelerdeki Aśoka ise kutsal bir dönüşümün ve olağanüstü bağlılığın kahramanı. İki anlatım aynı kişiyi iki ayrı insan gibi gösteriyor. Efsanelerin dinî ve öğretici değeri büyük ve gelenek içinde önemli. Ama tarihsel olayı kurarken önce fermanlar gelir. İkisini karıştırmak, bu alandaki en yaygın hatalardan biri.

İmparatorluklar

Maurya'dan sonra dört büyük döneme kısaca bakalım; her biri için tek bir soru soracağız: bu dönem öğretinin tarihine ne kattı?

Maurya hanedanı, Aśoka'yla birlikte öğretinin alt kıtanın dört bir yanına ve ötesine taşınmasının zeminini kurdu. Kuşan imparatorluğu kuzeyde, Orta Asya'ya bağlı bir dünyaydı; en bilinen hükümdarı Kaniṣka'nın tarihi hâlâ tartışmalı. Bu dönemde Gandhāra bölgesinde sanat ve metin üretimi yoğunlaştı ve öğretinin İpek Yolu üzerinden doğuya taşınması hızlandı. Gupta dönemi, kuzey Hindistan'da Sanskrit edebiyatının, matematiğin ve tapınak mimarisinin parladığı, Brahmanik geleneklerin yeniden güçlendiği bir evreydi. Pāla hanedanı ise doğuda, Bengal'de, Nālandā ve Vikramaśīla gibi büyük manastır üniversitelerinin en parlak dönemini ve Tibet'e yapılan aktarımı destekledi.

Bu üniversitelerin sonu çoğu zaman tek bir yıkım olayına bağlanır. Bugünkü değerlendirme daha katmanlı: askerî tahribat gerçek bir etkendi, ama bağış ekonomisinin çökmesi, siyasî desteğin kayması ve bölgedeki dinî dengelerin değişmesi de yüzyıllara yayılan bir gerilemenin parçasıydı.

Usta katmanı

Dönemlendirmenin kendisi bir yorumdur. Bir dönemin bittiği bir gün yoktur; bölgeye göre farklı zamanlarda biter, bazı yerlerde hiç bitmez. Hanedan tarihi ile fikir tarihi de aynı ritimde ilerlemez: bir imparatorluk çökerken bir düşünce geleneği en verimli dönemini yaşıyor olabilir.

Pratik bir ipucu: hamilik parayı izler. Bir gelenek nerede büyük eserler üretmişse, orada onu finanse eden bir yapı vardır — bir kral, bir tüccar loncası, bir toprak bağışı. Bir metnin ya da yapının hikâyesini araştırırken "bunu kim ödedi?" sorusu, çoğu zaman "bu neden burada?" sorusunu da cevaplar.

Bir de şunu unutma: kaynağın yokluğu çoğu zaman dönem hakkında değil, kaynağın korunma koşulları hakkında bilgi verir. Kuru ve soğuk bölgelerde el yazmaları yüzyıllarca kalabilir; nemli bölgelerde birkaç kuşakta çürür. Elimizdeki tablo, geçmişin kendisinden çok hangi kâğıdın hayatta kaldığını yansıtabilir.

Son olarak kategorilerin de bir tarihi var. Sömürge yönetimi bölgeyi yönetmek için sınıflandırmaya ihtiyaç duydu: kim hangi dine mensup, hangi hukuk kime uygulanacak? "Hinduizm" tek bir din adı olarak bu dönemde yerleşti ve nüfus sayımları insanları tek bir dinî kutuya yerleştirdi — oysa pek çok kişi birden fazla geleneğin unsurlarını birlikte yaşıyordu. Aynı dönemin araştırmacıları, Prinsep gibi, metinleri ve yazıtları ilk kez sistemli biçimde okudu; bu çalışmalar hâlâ değerli, ama kendi dönemlerinin varsayımlarını da taşıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlış"İndus uygarlığı sonraki Hint dinlerinin doğrudan atasıdır."
Doğrusu

Bazı süreklilik önerileri var, ama yazı okunmadığı sürece bunlar hipotez olarak kalıyor. Süreklilik de kopuş da kanıt ister.

Yaygın yanlış"Aśoka Budizmi devlet dini yaptı."
Doğrusu

Fermanlar hükümdarın Budist öğretiye bağlılığını gösterir, ama başka geleneklere destek ve saygı da ifade eder. "Devlet dini" modern bir kavram ve bu tabloya doğrudan uymuyor.

Yaygın yanlış"Ders kitabındaki tarih kesindir."
Doğrusu

Bu alandaki tarihlerin çoğu bir aralıktır ve hangi hesabın kullanıldığına bağlıdır. Bir tarih gördüğünde sorulacak soru şu: bu hangi hesaba, hangi dış bağlantıya dayanıyor?

Uygulama

Kilit özet

  1. Aśoka sütunları yüzyıllarca okunamadı; Brāhmī yazısının 1837'de çözülmesi ve 1915'te bulunan Maski yazıtı, erken Güney Asya tarihinin en sağlam tarih bağlantılarından birini kurdu.
  2. İndus kentlerinin maddi kültürünü iyi biliyoruz, ama yazıları okunamadığı için inanç dünyaları hakkında güvenle konuşamıyoruz.
  3. Veda dillerinin bölgeye gelişi tartışmalı: dil akrabalığı sağlam, nüfus hareketlerinin ayrıntısı daha zayıf ve konu siyasî olarak yüklü.
  4. İkinci kentleşme fazla ürünü, tüccarları ve gezgin öğretmenleri birlikte doğurdu; Buda'nın dünyası budur.
  5. Fermanlardaki Aśoka ile efsanelerdeki Aśoka ayrı tutulmalı; tarihsel olayı kurarken önce taş gelir.
Her tarih, bir zamanlar sessiz duran bir kanıtın bir gün konuşturulmasıdır.

Sonraki derse köprü

Zemini ve zamanı kurduk. Şimdi asıl soruya gelebiliriz.

Buda'nın doğduğu dünyada zaten güçlü bir dinî düzen vardı: kurbanlar, rahipler, evrenin düzenini ayakta tutan törenler. Aynı dönemde bu düzenin dışında, ormanlarda ve yollarda dolaşan, ev hayatını bırakmış bambaşka bir arayış grubu da vardı. Sonraki derste bu iki dünyayı tanıyacaksın, çünkü erken Budist metinlerdeki neredeyse her tartışma bu ikisinden birine verilmiş bir cevap.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Açılış sahnesi 1356'da, dev sütunun ipeklere sarılıp kırk iki tekerlekli arabayla taşındığı görüntüyle açılsın; sonra saraydaki bilginlerin yazının önünde çaresiz kalışı. Kesme geçişle 1837'de bir masada kopyalar arasında çalışan Prinsep'e geçilsin; harfler tek tek eşleşip ışıklansın.

İndus bölümünde mühür figürleri sade çizimlerle verilsin, işaretler okunamaz biçimde soluk kalsın.

Piyadasi bölümünde Maski yazıtındaki ad ekranda belirdiğinde, öbür fermanlardaki "Tanrıların Sevgilisi" ifadeleri aynı anda o ada bağlansın.

İki Aśoka bölümünde ekran ikiye bölünsün: solda yol kenarına ağaç diktiren bir yönetici, sağda efsanevi bir hükümdar.

Gerçek yazıt ya da eser fotoğrafı kullanılmasın; sade çizimler yeterli.

Seslendirme tonu: açılış sahnesi bir dedektif hikâyesi gibi merak uyandırıcı; dönemler bölümü düzenli ve açık.

Müfredat kapsamı — 1.2

  • İndus Vadisi uygarlığı ve yorum sınırları
  • Erken ve Geç Veda dönemleri
  • İkinci kentleşme
  • Mahājanapadalar
  • Magadha'nın yükselişi
  • Maurya ve Aśoka
  • Kuşanlar ve Kaniṣka
  • Gupta dönemi
  • Pāla dönemi ve büyük manastır üniversiteleri
  • Orta Çağ bölgesel gelenekleri
  • Sömürge dönemi
  • Modern ulus-devletler ve din kategorileri