4.3
Etiket tuzağı
Kendine bir yapı adı koymanın neyi görünür kılıp neyi gizlediğini açıklar ve yapıları okumanın neden eğitim gerektirdiğini söyler.
Bodynamic Akademisi — Bölüm 4, Karakter yapıları · 1.605 kelime · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir yapı adı bir duyguyu konuşulabilir kılar ve bir örüntüyü fark etmenin ilk adımı olabilir. Bu yüzden adlar değerlidir.
Ama aynı ad bir insanın bütününün yerine konduğunda bir tuzağa dönüşür: kişinin öteki yapılarını, taşıdığı gücü ve değişimini görünmez kılar. Başkasına koyulan bir ad ise bir anlayış gibi görünüp bir hükme dönüşebilir.
Bir insanın yapılarını okumak, kurumun eğitim yolunda yıllar süren bir beceridir. Bir adı bir pusula gibi tutmak ve gerektiğinde bırakmak, onu bir hapishaneye dönüştürmemenin yoludur.
Birkaç hafta sonra Tuba aynı arkadaş masasında yine kendinden söz ederken durdu. "Bazen yakınlaşınca kaçıyorum," dedi, "ve bazen üç hafta hastanede kalıyorum." Seher kadehini kaldırdı: "İkisine birden."
Açılış sahnesi
Tuba yirmi dokuz yaşında, Ankara'da bir yayınevinde editör. Birkaç aydır beden psikoterapisi üzerine videolar izliyor, kitaplar okuyor. Bir akşam arkadaşlarıyla yemekte, birinin bir sorusuna cevap verirken kendini bir cümle kurarken buluyor: "Ben zaten erken dönemde takılı kalmış biriyim. Yakınlaşınca kaçarım, bu benim yapım."
Masa bir an susuyor. Arkadaşlarından Seher başını eğip Tuba'ya bakıyor: "Tuba, geçen yaz babaannen hastanedeyken üç hafta her gece yanında kalan sen değil miydin?" Tuba bir an duraksıyor. "O başka," diyor. Seher gülümsüyor: "Hangisi başka?"
Eve dönerken Tuba bir şey fark ediyor. O cümleyi kurduğunda içinde bir rahatlama vardı: sonunda bir adı olmuştu. Ama Seher'in sorusunu duyduğunda göğsünde bir sıkışma oldu: o ad, babaannesinin yanında geçirdiği geceleri silmişti. Kapıyı açarken kendine soruyor: bu ad bana ne veriyor, benden ne alıyor?
Bu derste ne olacak
Karakter yapıları bölümünün son dersinde bir tuzağa bakıyoruz: kendine ya da bir başkasına bir yapı adı koymak. Bir adın neyi görünür kıldığına, neyi gizlediğine ve bir insanın yapılarını okumanın neden yıllar süren bir eğitim gerektirdiğine bakacağız. Yemek masasındaki iki arkadaş ve örneklerdeki öğretmen, çift ve hekim kurgusal.
Sıfır noktası
Bir şişenin üstüne bir etiket yapıştırıldığını düşün. Etiket şişenin içindekini söyler: "zeytinyağı". Bu işe yarar; mutfakta aradığını bulmanı sağlar. Ama etiket bir şeyi de gizler: şişenin rengini, içindeki yağın kokusunu, hangi ağaçtan, hangi yıl, kimin elinden geldiğini. Etiket bir özet verir; şişenin bütün hikâyesi onun dışında kalır.
Bir de zamanla olan bir şey var. Şişe boşalıp içine başka bir şey konduğunda etiket hâlâ "zeytinyağı" der. Etiket kalır; içi değişir. Bir süre sonra etiket, şişenin bugününü bırakıp bir zamanki hâlini anlatmaya başlar.
Tuba'nın yemekte kendine yapıştırdığı ad böyle bir etiketti: bir şey söylüyordu, ama içindekinin ancak bir kısmını.
Mekanizma
Bir adın verdiği
Önce bir adın ne kazandırdığını görelim; çünkü bir etiket bir şey verdiği için çekicidir. Tuba yemekte o cümleyi kurduğunda bir rahatlama hissetti. Yıllardır adını koyamadığı bir duyguya, yakınlaşınca geri çekilme isteğine, bir ad bulmuştu. Bu ad ona yalnız olmadığını, bunun bir açıklaması olduğunu, kendisinin kusurlu sayılmayacağını söylüyordu.
Bir ad bu yüzden değerlidir. Bir duyguya bir ad koymak, onu konuşulabilir kılar. Bir örüntüyü fark etmek, onunla bir şey yapmanın ilk adımı olabilir. Bu bölümün derslerinde de her yapıya, her konuma bir ad verdik; çünkü ad olmadan bir şeyi düşünmek zordur.
Bir adın gizlediği
Ama aynı ad bir şeyi de gizler. Seher'in sorusu bunu gösterdi: "yakınlaşınca kaçarım" diyen Tuba, babaannesinin yanında üç hafta her gece kalmıştı. O geceler Tuba'nın kendine koyduğu adın içine sığmıyordu ve ad onları görünmez kılmıştı.
Bir etiketin gizlediği şeyler genellikle üç türlüdür. Biri, kişinin aynı anda taşıdığı başka yapılar ve konumlar; bir insan tek bir adla anlatılamayacak kadar çok parçadan oluşur. Bir başkası, bir yapının taşıdığı güç: bir adın içinde çoğu zaman yalnız zorluk görünür, yetenek görünmez. Sonuncusu değişim: bir ad bir zamanki hâli anlatmaya devam ederken insan değişmiş olabilir.
Bir yapı, kuramın gözünde geçmişte bulunmuş bir çıkış yoluydu. Etiket ise o yolu kalıcı bir hüküm gibi sunabilir: "ben buyum, böyle kalacağım." Kurumun dili bu tuzağa karşı dikkatli; yapılara ağır psikiyatrik adlar yerine dönem adları veriyor. Ama bir dönem adı da, bir insanın bütününün yerine konduğunda bir etikete dönüşebilir.
Bir adın topluluğu
Günümüzde psikolojik kavramlar hiç olmadığı kadar kolay dolaşıyor. Bir video, bir paylaşım, bir yorum bir kavramı bir gecede binlerce insana ulaştırabiliyor. Tuba'nın aylardır izlediği videolar ona yalnız bir ad değil, bir topluluk da vermişti: aynı adı kendine koyan, aynı cümleleri kuran insanlar.
Bu topluluğun da bir değeri var. Yalnız hissetmemek, bir zorluğu başkalarının da yaşadığını bilmek insana iyi gelebilir. Ama bir ad bir topluluğun kimliğine dönüştüğünde, o addan çıkmak da zorlaşabilir. Ad değiştiğinde topluluk kaybolacakmış gibi gelir. Tuba'nın babaannesinin yanındaki geceleri hatırlamakta zorlanması belki biraz da bundandı: o geceler, ait olduğu cümlenin içine sığmıyordu.
Bir kavramı öğrenmek ile bir kavramın içinde yaşamak arasındaki fark burada ince bir çizgi. Kavram bir pencere olabilir; içinde yaşanan bir oda olmak zorunda değildir.
Başkasına etiket koymak
Etiket tuzağı yalnız kendimize değil, başkalarına da kurulabilir. Bir eşe, bir çocuğa, bir iş arkadaşına bir yapı adı koymak çoğu zaman bir anlayış gibi görünür: "Onu anlıyorum, o şu tip." Ama bu anlayış, karşımızdaki insanın yerine bizim kurduğumuz bir kalıbı görmemize yol açabilir.
Bir yapı adı bir başkasına söylendiğinde bir de yaralayabilir. Bir eşin tartışmanın ortasında "sen zaten şusun" demesi, bir anlayıştan çok bir hüküm taşır. Kuram yapıları bir insanın kendi hikâyesini anlamasına yardım eden bir dil olarak sunuyor, insanları sınıflandırmak için kurmuyor; bu dil bir silaha dönüştüğünde amacından uzaklaşır.
Neden eğitim gerektirir
Bir insanın yapılarını okumak, bir kitaptan ya da bir videodan öğrenilemeyecek kadar karmaşık bir beceri. Kurumun eğitim yolu buna bir ölçü veriyor: bir insanın bedenini harita gibi okumayı öğrenmek, temel eğitimden sonraki çok yıllı bir programın ileri basamaklarına kalıyor ve yol boyunca katılımcılar kendi terapilerini ve süpervizyonlarını da sürdürüyor.
Bu uzun yolun bir nedeni var. Bir yapıyı okumak bir kavramı bilmekten çok daha fazlasıdır: bir insanın bedenini, öyküsünü, ilişkilerini, o andaki hâlini bir arada görebilmek ve bunu yaparken kendi önyargılarını, kendi yapılarını da hesaba katabilmektir. Bir okur bu kavramları anlayabilir, onlarla kendi hayatına bakabilir; ama bir başkasına bir yapı adı koymak, bir uygulayıcının bile ancak uzun bir değerlendirme ve o kişiyle birlikte yaptığı bir çalışmanın sonunda dikkatle yaptığı bir iştir.
Adı tutmak, bırakmak
Bu, adların hiç kullanılmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Bir ad bir başlangıç noktası olabilir: bir örüntüyü fark etmenin, onu konuşmanın, ona merak duymanın bir yolu. Tuzak, adı bir varış noktası olarak almakta. Bir adı tutmak ve gerektiğinde bırakabilmek, bir etiketi bir hapishane gibi değil, bir pusula gibi kullanmak demektir.
Tuba'nın Seher'e verdiği "o başka" cevabı, adı bırakmanın ilk anıydı belki. Kendine koyduğu ad, babaannesinin yanındaki geceleri anlatamıyordu. Bunu fark etmek adı çöpe atmak sayılmazdı; adın yalnız bir parçayı anlattığını görmekti.
Kaynaklardan okuma
Yaygın yanlışlar
Yaygın yanlış"Yapımın adını bilirsem kendimi anlarım."
Bir ad bir başlangıçtır. Tuba'nın kendine koyduğu ad bir duyguyu anlattı ama babaannesinin yanındaki geceleri görünmez kıldı.
Yaygın yanlış"Bir başkasının yapısını bilmek onu anlamaktır."
Burhan'ın kafasındaki gruplar bir öğrencinin şiir defterini göremedi. Bir ad, karşındaki insanın yerini tutamaz.
Yaygın yanlış"Kavramları okuyan biri yapıları okuyabilir."
Kurumun eğitim yolu Bodymap okumayı ve analizini yıllar süren bir programın içine yerleştiriyor. Kavramları anlamak ile bir insanda okumak ayrı becerilerdir.
Kendin dene
Aklında kalsın
Bir yapı adı bir duyguyu konuşulabilir kılar ve bir örüntüyü fark etmenin ilk adımı olabilir. Bu yüzden adlar değerlidir.
Ama aynı ad bir insanın bütününün yerine konduğunda bir tuzağa dönüşür: kişinin öteki yapılarını, taşıdığı gücü ve değişimini görünmez kılar. Başkasına koyulan bir ad ise bir anlayış gibi görünüp bir hükme dönüşebilir.
Bir insanın yapılarını okumak, kurumun eğitim yolunda yıllar süren bir beceridir. Bir adı bir pusula gibi tutmak ve gerektiğinde bırakmak, onu bir hapishaneye dönüştürmemenin yoludur.
Birkaç hafta sonra Tuba aynı arkadaş masasında yine kendinden söz ederken durdu. "Bazen yakınlaşınca kaçıyorum," dedi, "ve bazen üç hafta hastanede kalıyorum." Seher kadehini kaldırdı: "İkisine birden."
Sınıfta
Bu ders karakter yapıları bölümünü kapatıyor. Üç derste yapının ne olduğunu, bir insanın birden çok yapıyı nasıl taşıdığını ve bir adın neden bir tuzağa dönüşebileceğini konuştuk. Kurumun eğitim yolu bu becerinin ne kadar uzun bir yolda öğrenildiğini gösteriyor: temel eğitim dönemleri ve beden okumayı tanıtıyor; uygulayıcı programının ikinci yılı Bodymap okumayı, üçüncü yılı onun analizine dair bir sınavı içeriyor; ve bütün bu yol boyunca katılımcılar kendi terapi ve süpervizyon saatlerini sürdürüyor. Bir insanın karşısında otururken onun yapılarını bir hikâye gibi duyabilmek ve kendi yapılarını da hesaba katarak onunla çalışabilmek, bu yolun içinde, eğitmenlerin ve meslektaşların eşliğinde öğrenilir. Bu bölüm bir adı nasıl dikkatle tutacağını anlatmaya çalıştı; adı bir insanda okumak sınıfın işi.
Sonraki derse köprü
Bölüm Dört'ü bitirirken Bölüm Beş'e geçiyoruz: yoğun anlar. Gündelik bir stresten şoka kadar uzanan bir yelpaze var. Stres, yüksek stres, zirve deneyimi ve şok birbirinden nasıl ayrılır ve bu yelpaze üzerinde nerede durduğumuzu nasıl fark ederiz?
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.