İçeriğe geç

3.9

Bilişsel beceriler

Bir şeyi yeterince anladığını hissettiği anı gözlemleyip yönelme ve kavrama becerisini açıklar.

Bodynamic Akademisi — Bölüm 3, On bir ego işlevi · 1.667 kelime · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bilişsel beceriler, Bodynamic'in ego işlevlerinin sekizincisidir. Kurumun tarifinde kavrayışı, plan yapmayı ve düşünüp tartmayı kapsar.

Kavramak, bir bilginin kişinin kendi bütününe oturmasıdır. Her insan aynı yoldan kavramaz; kendi yolunu bilmek bu becerinin değerli bir parçasıdır. Yeterince anlamak, bir şeyi yapabilecek kadar anlamaktır.

Plan yapmak bir şeyi bir sıraya koymaktır; iyi bir plan beklenmedik olaya yer bırakır. Düşünüp tartmak acele etmemektir, ama sonsuza kadar beklememek de. Anlamamak da bir bilgidir: bilginin başka bir yoldan gelmesi gerektiğini söyler.

Bir ay sonra Zühre Hanım'ın defterinde on iki sayfa vardı: faturalar, randevular, bir video görüşmesi. Son sayfaya kendi el yazısıyla bir not eklemişti: "Anlamadığımda çay demle. Sonra bir daha sor."

Açılış sahnesi

Zühre Hanım altmış üç yaşında, Elazığ'da emekli bir ilkokul müdürü. Bir pazar öğleden sonra on altı yaşındaki torunu Efe ona telefondan fatura ödemeyi öğretiyor. Efe hızlı: bir uygulamayı açıyor, iki yere dokunuyor, bir şifre yazıyor, bir ekran daha açıyor. "Bak babaanne, şuraya, sonra şuraya, sonra onayla." Zühre Hanım'ın başında bir uğultu başlıyor. Ekranda renkler, düğmeler, küçük yazılar birbirine karışıyor. Kaşları çatılıyor, nefesi kısalıyor. "Tamam, tamam," diyor ama hiçbir şey anlamamış.

Efe gidince Zühre Hanım telefonu masaya bırakıp mutfağa geçiyor, bir çay demliyor. Yarım saat sonra torununu arıyor: "Efe, yarın bir daha gel. Ama bu sefer ben dokunacağım, sen söyleyeceksin. Ve yavaş."

Ertesi gün Efe geldiğinde Zühre Hanım masaya bir defter ve bir kalem koymuş. Her adımı defterine yazıyor: "Birinci ekran: mavi düğme." Efe sabırla bekliyor. Üçüncü adımda Zühre Hanım duruyor, ekrana bakıyor, sonra defterine. Bir an sonra omuzları iniyor, yüzüne bir gülümseme yayılıyor. "Ha," diyor, "bu kapı, bu da anahtar." Faturayı kendisi ödüyor; ekranda yeşil bir onay işareti çıkınca Efe'ye dönüp "bunu müdürlükte yirmi yıl kâğıtla yaptım" diyor.

Bu derste ne olacak

On bir işlevin sekizincisi bilişsel beceriler. Kurumun bu işlevi nasıl adlandırdığına, kavramanın, plan yapmanın ve düşünüp tartmanın bir beceri olarak neye benzediğine ve "tamam, oldu" dediğimiz o anın bedende nasıl yaşanabileceğine bakacağız. Kapanışta yine bir gözlem görevi var. Zühre Hanım, torunu ve dersteki diğer insanlar kurgusal.

Bu akademi eğitim amaçlıdır; tanı, tedavi ya da acil yardım sunmaz. Bu dersteki görev bir gözlem görevidir; istediğin an bırakabilirsin. Travma anılarını tek başına canlandırmaya çalışma. Yoğun korku, donakalma, gerçekdışılık, kendine zarar verme düşüncesi, göğüs ağrısı ya da nefes darlığı olursa dur ve bir uzmana başvur. Yakın ve ciddi bir tehlike varsa yüz on ikiyi ara.

Sıfır noktası

Sisli bir sabah bir dağ yolunda yürüdüğünü hayal et. Önünde birkaç adımdan fazlası görünmüyor. Ağaçlar, kayalar, bir patika; hepsi bulanık. Bir süre adımlarını yavaşlatıyorsun, ayağının altına bakıyorsun.

Sonra güneş yükseliyor ve sis bir anda açılıyor. Vadinin bütünü görünüyor: köy aşağıda, dere bir yandan akıyor, patika tepeye doğru kıvrılıyor. Bir an önce bulanık olan her şey yerine oturuyor. Yolun nereden geçtiğini artık biliyorsun.

Zühre Hanım'ın üçüncü adımda yaşadığı "ha" anı, sisin açıldığı andı.

Mekanizma

Kurumun tarifi

İşlevler listesinde bu satır yalnız üç kelimeden oluşur: kavrayış, planlama ve düşünüp tartma. Kısa bir tarif, ama içinde bir insanın zihninin gündelik hayatta yaptığı neredeyse her şey var: bir şeyi anlamak, bir sıraya koymak, seçenekleri tartmak.

Bir beden psikoterapisi yönteminin düşünmeyi bir ego işlevi olarak sayması ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Düşünce genellikle zihnin, bedenin karşısında duran bir şey gibi anlatılır. Bodynamic'in bütün işlevler için öne sürdüğü genel fikir, burada da geçerli: kurum düşünmeyi de, öteki işlevler gibi, bedenin ilk yıllarında ve kelimeler gelmeden önce temeli atılan bir beceri sayar. Bu bir iddiadır; ama gündelik deneyimde tanıdık bir yanı var.

Kavrayış

Kavrayış, bir şeyi anlamaktır; ama yalnız bilgiyi almak değil, onun bir yere oturması. Zühre Hanım'ın ilk gün aldığı bilgi doğruydu: hangi düğmeye basılacağı, hangi şifrenin yazılacağı. Ama bilgi bir yere oturmadı; başında bir uğultu olarak kaldı. İkinci gün, aynı bilgi kendi hızında, kendi eliyle ve kendi defterine yazılarak geldiğinde kavrandı.

Kavramanın bir beden tarafı var. Bir şeyi anlamadığımızda çoğu zaman bedenimiz de sıkışır: kaşlar çatılır, nefes kısalır, omuzlar kalkar. Anladığımızda ise bir gevşeme olur. Türkçedeki "kafama dank etti", "aydınlandım", "jeton düştü" gibi ifadeler bu anın bir beden duyumu olarak yaşandığını gösteriyor.

"Yeterince" sözcüğü önemli. Her şeyi anlamak gerekmez; bir şeyi yapabilecek kadar anlamak yeter. Zühre Hanım uygulamanın nasıl çalıştığını, bankanın sistemini, internetin altyapısını bilmiyordu. Ama faturayı ödeyebilecek kadar anladı; bu yeterliydi.

Kavramanın kendi yolu

Taha'nın sözü bu işlevin bir başka yanını gösteriyor. Her insan aynı yoldan kavramaz. Kimi okuyarak anlar, kimi dinleyerek, kimi görerek, kimi elleriyle yaparak. Kimi bir şeyi hızlı anlar ama çabuk unutur; kimi yavaş anlar ama bir kez anladığını bırakmaz.

Zühre Hanım'ın yolu kendi eliyle ve kendi hızındaydı; torunu Efe'ninki hızlı dokunuşlarla. İkisi de kavrayabiliyordu, ama aynı yoldan değil. Bilişsel becerileri bir zekâ ölçüsü gibi değil, bir insanın dünyayı anlamak için kullandığı yolların bütünü gibi okumak, bu farkları görmeye yardım eder.

Planlama

Kurumun tarifindeki ikinci kelime planlama. Plan yapmak bir şeyi bir sıraya koymak, bir hedefe doğru adımları önceden düşünmektir. Zühre Hanım'ın ikinci gün masaya bir defter koyması bir plandı: bu sefer neyi farklı yapacağını önceden düşünmüştü.

Planlamanın da kendi dengesi var. Hiç plan yapamayan biri her gün kendini bir karmaşanın içinde bulabilir. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlayan biri ise plan bozulduğunda dağılabilir. İrade dönemini anlatırken beklenmedik olaylara yer bırakan planlardan söz etmiştik; aynı fikir burada da işe yarıyor.

Düşünüp tartmak

Tarifin üçüncü kelimesi düşünüp tartmak: seçenekleri yan yana koymak, artılarını ve eksilerini görmek, bir karar vermeden önce bir süre beklemek. Bu becerinin özü acele etmemektir; ama sonsuza kadar beklememek de.

Düşünüp tartmanın da bir beden tarafı var. Zor bir karar karşısında bazen insan bir şeyi "içine sinmiyor" diye anlatır; bazen de "içi rahatladı" der. Bu ifadeler, bir kararın yalnız zihinde değil, bedende de tartıldığını söylüyor gibi.

Hız ve kavrayış

Zühre Hanım'ın hikâyesinde bir de hız meselesi var. Torununun hızı ona bir uğultu olarak geldi; kendi hızında aynı bilgi bir yere oturdu. Pek çok insan, özellikle yeni bir teknolojiyle ya da yeni bir işle karşılaştığında, karşısındakinin hızına yetişmeye çalışır ve bu çaba kavramanın önüne geçer.

Kendi hızını bilmek ve onu isteyebilmek, bilişsel becerinin bir başka yüzü. "Yavaş anlat" demek, bir zayıflığı kabul etmek değil, kendi kavrama yolunu tanımaktır. Zühre Hanım bunu yirmi yıllık müdürlüğünden biliyordu: öğrencilerine de hep kendi hızlarında öğrenmeleri için zaman tanımıştı.

Anlamamak da bir bilgidir

Zühre Hanım'ın ilk günkü "tamam, tamam" cümlesi tanıdık bir cümle. Pek çok insan anlamadığını söylemekten çekinir; anlamış gibi yapar, başını sallar, sonra yalnız kalınca bocalar. Bunun arkasında bazen bir utanç, bazen karşıdakini yormama isteği, bazen de anlamamanın bir kusur olduğu inancı durur.

Oysa anlamamak da bir bilgidir: bilginin henüz yerine oturmadığını, başka bir yoldan gelmesi gerektiğini söyler. Zühre Hanım bunu yarım saat sonra, bir çay demledikten sonra fark etti ve torununu yeniden aradı. Kendi kavrama yolunu bilmek, bilişsel becerinin belki de en değerli parçası.

Kaynaklardan okuma

Yaygın yanlışlar

Yaygın yanlış"Bilişsel beceriler zekâ demektir."
Doğrusu

Kurumun tarifi kavrayış, planlama ve düşünüp tartmadan söz ediyor. Taha'nın elleriyle kavraması ile Efe'nin hızlı dokunuşları farklı yollar; hiçbiri ötekinden daha zeki sayılmaz.

Yaygın yanlış"Her şeyi anlamadan bir şey yapılmaz."
Doğrusu

Zühre Hanım uygulamanın nasıl çalıştığını bilmeden faturayı ödeyebilecek kadar anladı. Yeterince anlamak, bir şeyi yapabilecek kadar anlamaktır.

Yaygın yanlış"İyi bir plan hiç bozulmaz."
Doğrusu

Nalan'nın sabah planı bir müşteriyle dağıldı. Öğlen yazdığı üç işlik kısa liste, beklenmedik olaya yer bıraktığı için daha iyi işledi.

Kendin dene

Aklında kalsın

Bilişsel beceriler, Bodynamic'in ego işlevlerinin sekizincisidir. Kurumun tarifinde kavrayışı, plan yapmayı ve düşünüp tartmayı kapsar.

Kavramak, bir bilginin kişinin kendi bütününe oturmasıdır. Her insan aynı yoldan kavramaz; kendi yolunu bilmek bu becerinin değerli bir parçasıdır. Yeterince anlamak, bir şeyi yapabilecek kadar anlamaktır.

Plan yapmak bir şeyi bir sıraya koymaktır; iyi bir plan beklenmedik olaya yer bırakır. Düşünüp tartmak acele etmemektir, ama sonsuza kadar beklememek de. Anlamamak da bir bilgidir: bilginin başka bir yoldan gelmesi gerektiğini söyler.

Bir ay sonra Zühre Hanım'ın defterinde on iki sayfa vardı: faturalar, randevular, bir video görüşmesi. Son sayfaya kendi el yazısıyla bir not eklemişti: "Anlamadığımda çay demle. Sonra bir daha sor."

Sınıfta

Bilişsel beceriler uygulayıcı programının ikinci yılının işlevleri arasında. Bu ders kavramayı, planlamayı ve düşünüp tartmayı bir yetişkinin günlük hayatı üzerinden adlandırdı. Bir şeyi anlamadığında bedeninin nereye kasıldığını, bir kararı tartarken içinin nerede rahatlayıp nerede sıkıştığını fark etmek ise yalnız kendi gözleminle değil, bir eğitmenin ve bir grubun yansıtmasıyla daha görünür olur. Bu dersin gözlem görevi bir ilk adım; işlevle çalışmak yüz yüze eğitimin konusu.

Sonraki derse köprü

Bekir Bey'in telefonda çocuklarına söylediği "bu kış kalıyorum" cümlesi bir düşünüp tartmanın sonuydu; ama aynı zamanda bir kendini ortaya koymaydı. Bir sonraki ders bu işleve ayrılıyor: kendini ifade ve ortaya koyma. Hayır demeden hemen önce bedenimizde ne oluyor ve kendini ortaya koymak rollerimizle nasıl bir ilişki içinde?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.