Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Vakf, kelime sonunda durmaktır: son kısa ünlü ve tenvin düşer, son harf sükûnlu okunur; üstün tenvini â olur.
- Vasl elifi yalnız cümle başında okunur; cümle içinde düşer: اِسْمِي ama مَا اسْمُكَ [ma smuk].
- Vasl elifi taşıyan sık kelimeler: ال ، اِسْم ، اِبْن ، اِبْنَة ve bazı emir fiilleri.
- Hemzeli alif hiçbir zaman düşmez: أَنَا ، إِسْطَنْبُول.
- İki sükûn karşılaşınca uzun ünlü kısalır (فِي الْبَيْتِ [fi l-bayt]) ya da yardımcı ünlü girer (مِنَ الْبَيْتِ [mina l-bayt]).
- Türkçe tamlamalardaki «-ül-» vaslın izidir: Abdülkadir (ʿabdu l-ḳâdir), Darülfünun.
Kanca
«İbn Sina» deriz, ama «Ali bin Ebi Talib». Aynı Arapça kelime, اِبْن «oğul», birinde «ibn», ötekinde «bin» diye söylenir. Türkçe bunu uydurmadı; Arapçanın kendisi böyle okur. Bir ad cümlenin başında durduğunda kelime «ibn» diye başlar. Başka bir kelimenin ardından geldiğinde ise baştaki i düşer ve kelime öncekine yapışır: ʿaliyyu bnu abî ṭâlib. Türk kulağı bunu «Ali bin» diye duydu.
Bu derste Arapçanın kelime sınırlarındaki iki davranışını göreceksin. Biri durmak, yani vakf: cümlenin sonunda son ünlünün sessizce düşmesi. Öteki bağlanmak, yani vasl: bazı kelimelerin başındaki alif'in, önceki kelimeye bağlanınca okunmaması. İkisi birlikte, harekeli bir metni yazıldığı gibi değil, Arapların okuduğu gibi okumanın son anahtarıdır.
Anlatım
Vakf: durunca son ünlü düşer
Arapçada bir kelimenin sonunda durulduğunda, yani cümle ya da nefes orada bittiğinde, kelimenin son kısa ünlüsü söylenmez. Son harf sükûnlu okunur. كَتَبَ yazılır, ama cümlenin sonunda [katab] okunur. Bu durmaya vakf denir.
H.18'de vakfın tenvine etkisini görmüştün: ötre ve esre tenvini tamamen düşer, üstün tenvini uzun â'ya döner. ة ise durakta yalnız a sesiyle okunur: مَدْرَسَةٌ [madrasa]. Klasik Kur'an okuyuşunda durakta ة'nın sonunda hafif bir h duyulur, «madrasah» gibi; günlük fuṣḥâda ise bu h çoğu zaman işitilmez. Bu programın okunuşları a yazar.
| Yazılış | Cümle içinde | Durakta |
|---|---|---|
| كَتَبَ | kataba | katab |
| الْبَيْتُ | al-baytu | al-bayt |
| كِتَابًا | kitâban | kitâbâ |
| مَدْرَسَةٌ | madrasatun | madrasa |
Bu yüzden şimdiye kadar okunuşlarda kelimeleri çoğu zaman durak biçimiyle yazdık. Tek başına söylenen bir kelime durak biçimindedir.
Vasl: bağlanınca alif düşer
Arapçada bazı kelimeler, yalnız cümlenin başında okunan bir alif'le başlar. Bu alif'in üstünde hemze yoktur. Kelime cümlenin başındaysa alif bir ünlüyle okunur; kelime başka bir kelimenin ardından gelirse alif hiç okunmaz ve önceki kelimenin son ünlüsü doğrudan bir sonraki ünsüze bağlanır. Bu bağlanmaya vasl, okunmayan alif'e vasl elifi denir.
Vasl elifi taşıyan en sık kelimeler şunlardır: harf-i tarif ال, اِسْمٌ «isim», اِبْنٌ «oğul», اِبْنَةٌ «kız evlat» ve emir kipindeki bazı fiiller, ör. اُكْتُبْ «yaz». Cümle başında اِسْمِي [ismî] «adım» denir, ama مَا اسْمُكَ؟ [ma smuk] «adın ne?» diye okunur: alif düştü, «mâ» doğrudan «smuk»a bağlandı. H.3'te Rîm'in sorusunda bu okunuşu görmüştün.
Hemzeli alif ise hiçbir zaman düşmez. أَنَا [ana], أَبٌ [ab], إِسْطَنْبُولُ [isṭanbûl] kelimelerinin başındaki alif, cümlenin neresinde olursa olsun okunur. İki alif'i ayıran, H.13'te gördüğün hemze işaretidir.
İki sükûn karşılaşınca
Vasl bir sorun doğurur: önceki kelime uzun ünlüyle bitiyorsa ve sonraki kelime vasl elifinden sonra sükûnlu bir harfle başlıyorsa, iki ses arka arkaya ünlüsüz kalır. Arapça bunu iki yoldan çözer.
Önceki kelime uzun ünlüyle bitiyorsa uzun ünlü kısalır: فِي الْبَيْتِ «fî al-bayt» değil [fi l-bayt], عَلَى الطَّاوِلَةِ [ʿala ṭ-ṭâwila]. Yazıda uzatma harfi yerinde kalır, ama okunuşta kısa bir ünlü duyulur. H.14'te sorduğumuz «ʿalâ neden kısaldı?» sorusunun cevabı budur.
Önceki kelime sükûnlu bir ünsüzle bitiyorsa araya yardımcı bir ünlü girer: مِنْ ile الْبَيْتِ yan yana gelince [mina l-bayt] olur. Yardımcı ünlü çoğu zaman i'dir; مِنْ ise ال'den önce a alır ve yazıda da öyle gösterilir: مِنَ الْبَيْتِ.
Türkçe ile karşılaştırma
Vasl, Türkçeye geçen Arapça tamlamaların biçimini açıklar. «Abdülkadir» adındaki «-ül-», Arapçadaki ʿabdu l-ḳâdir okunuşudur: ü, birinci kelimenin sonundaki hal ünlüsü u'dur; l ise alif'i düşmüş harf-i tarif. Arapça «ʿabd al-ḳâdir» diye yazılır, ama «ʿabdu l-ḳâdir» diye okunur ve Türkçe bu okunuşu aldı. «Darülfünun» (dâru l-funûn), «Beytülmal» (baytu l-mâl), «Emrullah» (amru llâh) da aynı yoldan geldi. Türkçenin bu adlardaki «-ü-» sesi, Arapçanın vaslı sayesinde bugüne kalmış bir hal ekidir.
Vakf da Türkçede iz bıraktı. Türkçeye geçen Arapça kelimeler neredeyse her zaman durak biçimiyle geçti: Türkçe «kitab-un» ya da «madrasat-un» demez, «kitap» ve «medrese» der. H.18'deki «mesela» örneği de bir durak okunuşuydu. Türkçe bu kelimeleri, Arapların tek başına söylediği biçimiyle duydu ve öyle aldı.
Türkçede kelimeler arasında bu ölçüde bir kaynaşma yoktur. Türkçe konuşan her kelimeyi ayrı başlatır ve ayrı bitirir; «ma ismuk» diye her kelimeyi tam söylemek ona doğal gelir. Arapçada ise akıcı okumanın ölçüsü tam bu kaynaşmadır. Vasl elifini okumak, Arap kulağına harf harf okuyan bir yabancının sesi gibi gelir.
Örnekler
Okunuşta cümle içindeki bağlanmayı ve sondaki durağı birlikte gösterdik.
Sekizinci örnekte bir yazım istisnası var: بِسْمِ ifadesinde vasl elifi yalnız okunuşta değil, yazıda da düşer. Bu kalıp o kadar sık kullanılır ki alif'siz yazılması gelenek olmuştur. Son örnek ise Türkçedeki adın kaynağını gösteriyor.
Örnek diyalog
Selim, Munâ'nın evine üçüncü kez geliyor. Bu kez kapıyı Munâ'nın babası açıyor; Araplarda yaygın bir alışkanlıkla adı yerine büyük oğlunun adıyla, Ebû Yûsuf diye anılıyor.
Bu sahnede vasl beş kez işliyor. «Ma smuka», «salîmu bnu man», «salîmu bnu aḥmad» ve «fi l-bayt» okunuşlarında kelime başındaki alif düşüyor. Selim'in ikinci repliğindeki اِسْمِي ise cümle başında olduğu için alif'iyle okunuyor. «Min isṭanbûl» ifadesinde ise düşme yok: إِسْطَنْبُول'un alif'i hemzeli, yani vasl elifi değil. Ebû Yûsuf'un «yâ bunayy» hitabı da tanıdık bir kökten: ابْن'in küçültülmüş biçimi, sevgiyle söylenen «oğulcuğum».
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlışVasl elifini her yerde okumak.
— Yazıda alif gördüğü için öğrenci مَا اسْمُكَ'yi «mâ ismuk» diye okur. Anlaşılır, ama her kelimeyi ayrı söyleyen bir yabancı gibi duyulur. Doğrusu: cümle içinde vasl elifini atla: [ma smuk].
Yaygın yanlışHemzeli alif'i de düşürmek.
— Kuralı yeni öğrenen öğrenci مِنْ أَيْنَ'yi «mi nayna» diye okur. Doğrusu: hemzeli alif hiçbir zaman düşmez; [min ayn].
Yaygın yanlışDurakta son ünlüyü söylemek.
— Öğrenci cümlenin sonundaki kelimeyi de harekesiyle bitirir: «kataba d-darsa». Bu yanlış değildir ama yapaydır ve okuma kitabı sesi gibi duyulur. Doğrusu: cümlenin sonunda dur ve son harfi sükûnlu söyle: [kataba d-dars].
Mini alıştırma
Cevaplar
- [fi l-bayt]. ال'nin alif'i vasl elifi olduğu için düştü; فِي'nin uzun î'si de iki sükûn karşılaşmasın diye kısaldı.
- «İbn» cümle başında, alif'iyle okunan biçimdir; «bin» ise bir adın ardından gelen, alif'i düşmüş «bnu»nun Türkçedeki karşılığıdır.
- [mina l-madrasa]. مِنْ sükûnla biter, ال'den sonraki harf de sükûnludur; araya yardımcı bir a girer ve yazıda مِنَ olarak gösterilir.
- Birinci kelimenin, دَار'ın sonundaki hal ünlüsü u'dan: dâru l-funûn. Alif'i düşmüş ال bu ünlüye bağlanır; Türkçe sesi «-ül-» olarak aldı.
Özet kartı
- Vakf, kelime sonunda durmaktır: son kısa ünlü ve tenvin düşer, son harf sükûnlu okunur; üstün tenvini â olur.
- Vasl elifi yalnız cümle başında okunur; cümle içinde düşer: اِسْمِي ama مَا اسْمُكَ [ma smuk].
- Vasl elifi taşıyan sık kelimeler: ال ، اِسْم ، اِبْن ، اِبْنَة ve bazı emir fiilleri.
- Hemzeli alif hiçbir zaman düşmez: أَنَا ، إِسْطَنْبُول.
- İki sükûn karşılaşınca uzun ünlü kısalır (فِي الْبَيْتِ [fi l-bayt]) ya da yardımcı ünlü girer (مِنَ الْبَيْتِ [mina l-bayt]).
- Türkçe tamlamalardaki «-ül-» vaslın izidir: Abdülkadir (ʿabdu l-ḳâdir), Darülfünun.
Sonraki derse köprü
Bugüne kadar okuduğun her kelime harekeliydi; okunuşu ya işaretlerden ya da köşeli parantezden çıkardın. Ama Arap dünyasında gazete, tabela, kitap ve telefon mesajı harekesiz yazılır. Sonraki derste harekesiz bir kelimeyi okumanın ilk adımını atacaksın: bildiğin harflerden, uzatma harflerinden ve kelimenin kalıbından sesi tahmin etmeyi. Harekeler o derste bilerek ortadan kalkacak.