İçeriğe geç

K2Ders 06-46

Klavikula

06.6 — Üst Ekstremite Kemikleri · K2 Temel: Üniversiteye hazırlık ve sağlık bilimleri düzeyinde yapısal anatomi.

1.373 kelime · yaklaşık 9 dakika · 2 kaynak

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  • Clavicula deri altında baştan sona elle izlenebilir; extremitas sternalis sternumla, extremitas acromialis omuz çıkıntısıyla eklem yapar.
  • Alt yüzündeki impressio ligamenti costoclavicularis ve tuberculum conoideum güçlü bağların izleridir; kürek kemiği ve kol bu bağlarla klavikuladan asılıdır.
  • Klavikulanın asıl işi omzu gövdeden uzakta tutmaktır; bu ara çubuk işlevi kolun ulaşma alanını büyütür.
  • Yükün büyük bölümü kemiğin ekseni boyunca geldiği için kemik ince olabilir; yandan gelen kuvvette bu incelik bir zayıflıktır.
  • İç bölümün öne kavisi, arkasından geçen damar ve sinirlere yer açar; dış bölüm geriye kıvrılarak omuz çıkıntısına ulaşır.
  • Klavikula kemikleşmeye en erken başlayan kemiktir ve büyük bölümü zarsı yoldan oluşur; sternal ucu yirmili yaşlarda kaynaşır.
  • Kleidokraniyal displazide zarsı kemikleşme bozulur; klavikula eksik kalır, omuzlar önde birbirine yaklaşabilir ve kafatası bıngıldakları uzun süre açık kalır.

Bu derste omuz kuşağının gövdeye bağlanan kemiğini okuduk. Bir sonraki derste kuşağın öbür kemiğine, kürek kemiğine geçiyoruz. Klavikula hiç değilse bir ucundan gövdeye tutunuyordu; kürek kemiğinin ise gövdeyle hiçbir kemik eklemi yoktur. Kemik bir eklem yerine kaslarla asılı olmanın neyi kazandırdığını ve kolu kaldırmanın neden tek bir eklemin işi olmadığını soracağız. Skapula.

Açılış

Yedi yaşında bir kız, okulda boyunun kısalığı ve dişlerinin geç çıkması nedeniyle çocuk hekimine götürülür. Muayenede hekim kızdan iki omzunu önde birbirine doğru getirmesini ister. Kız omuzlarını göğsünün önünde neredeyse birbirine değdirir; annesi bunu evde bir oyun gibi yaptığını, arkadaşlarının hiçbirinin yapamadığını söyler. Hekim parmaklarıyla köprücük kemiklerini arar ve iki yanda da yalnız iç uçta kısa birer kemik parçası bulur; dış bölümler yoktur. Kafatasını yoklayınca ön bıngıldağın yedi yaşına rağmen hâlâ açık olduğunu fark eder. Diş grafisinde süt dişlerinin altında fazladan dişler görülür. Hekim aileye, kemik oluşumunu düzenleyen bir genin değişikliğine bağlı, doğuştan gelen bir durumdan söz eder. Anne sorar: köprücük kemiği bu kadar eksikken kızı kollarını nasıl kullanabiliyor, ve neden aynı durum hem köprücük kemiğini hem kafatasını etkiliyor?

Köprücük kemiğinin asıl işi nedir? Bütün kolun gövdeye bağlandığı kemik neden bu kadar ince ve neden düz değil de kavislidir? Ve bu kemik neden kafatasıyla aynı yoldan kemikleşir?

Bu derste ne olacak

Önce köprücük kemiğini uçlarıyla ve yüzeyindeki izlerle adlandıracağız. Sonra asıl işinin kolu asmaktan çok omzu gövdeden uzakta tutmak olduğunu ve bunun neden ince bir kemiğe izin verdiğini kuracağız. Ardından kemiğin kavisli biçimini arkasından geçen yapılarla ilişkilendireceğiz. En sonda kemiğin nasıl ve ne zaman kemikleştiğine bakıp açılıştaki kıza döneceğiz.

Sıfır noktası

Mekanizma

Kemiği tanımak

Klavikula boynun tabanında, deri altında baştan sona elle izlenebilen bir kemiktir. İç ucu, extremitas sternalis, kalın ve kabaca dört köşelidir; sternumun manubriumundaki çentiğe oturur ve articulatio sternoclavicularis'i kurar. Ders 06-45'te bu eklemin kolun gövde iskeletiyle tek kemik eklemi olduğunu görmüştük. Dış ucu, extremitas acromialis, yassıdır ve kürek kemiğinin omzun tepesindeki çıkıntısı, akromiyon, ile küçük bir eklem yapar: articulatio acromioclavicularis.

Kemiğin alt yüzü, üst yüzüne göre pürüzlüdür ve güçlü bağların izlerini taşır. İç ucun alt yüzünde, kemiği 1. kaburgaya bağlayan bağın izi olan pürüzlü bir alan, impressio ligamenti costoclavicularis, bulunur. Dış bölümün alt yüzünde ise tuberculum conoideum ve ondan dışa doğru uzanan pürüzlü bir çizgi vardır. Bunlar, kürek kemiğinin öne uzanan karga gagası çıkıntısından gelen kalın bağın tutunduğu yerlerdir. Kürek kemiği ve onunla birlikte kol, bu bağla klavikuladan asılı durur. Orta bölümün alt yüzünde, köprücük altı kasının yerleştiği sığ bir oluk uzanır.

Asıl iş: omzu uzakta tutmak

Klavikula kolu asar ve koldan gelen kuvvetleri gövdeye geçirir. Ama biçimini belirleyen iş başka bir şeydir. Klavikula olmasaydı kürek kemiği ve omuz, kasların çekmesiyle göğsün yan ve ön duvarına doğru içe ve aşağı kayardı. Klavikula omzu gövdeden belli bir uzaklıkta tutan bir ara çubuktur: kürek kemiğini dışarıda ve geride tutar ve kolun gövdeye çarpmadan serbestçe sallanmasını sağlar.

Kolun ulaşabildiği alan omzun konumuna bağlıdır. Omuz gövdeden ne kadar uzaksa kol o kadar geniş bir hacmi tarar. Klavikula bu uzaklığı korur. Kürek kemiği göğüs üzerinde kayarken klavikula da iç ucundaki eklem çevresinde yukarı, aşağı, öne ve arkaya döner ve omzu bu hareketlerde taşır.

Bu iş kemiğin inceliğini de açıklar. Omzu dışarıda tutan bir çubuğa binen yükün büyük bölümü, omzun içe kaymak istemesinden gelir; bu yük kemiğin uzunluğu boyunca, ekseni doğrultusunda iter. Eksen boyunca yüklenen bir çubuk ince olabilir; kalınlık asıl eğilmeye karşı gerekir. Aynı incelik, yükün yandan geldiği durumda bir zayıflıktır. Omzun üstüne düşüldüğünde kuvvet kemiği eğmeye zorlar ve klavikula, bedende en sık kırılan kemiklerden biridir.

Neden kavisli

Klavikula düz değildir. İç üçte ikisi öne doğru tümsek bir kavis çizer; dış üçte biri ise geriye doğru kıvrılır ve yassılaşır. Yukarıdan bakıldığında yatık bir S harfine benzer.

İç bölümün öne doğru kavisi bir geçit açar. Ders 06-43'te boyundan kola giden büyük atardamarın, toplardamarın ve kol sinir ağının 1. kaburganın üstünden aştığını görmüştük. Bu yapılar kola ulaşmak için klavikulanın iç bölümünün arkasından, klavikula ile 1. kaburganın arasındaki dar aralıktan geçer. Kemik düz olsaydı bu yapılar onunla göğüs duvarı arasında sıkışırdı; öne doğru kavis, arkasında onlara yer bırakır.

Dış bölümün geriye kıvrılması ise kemiği, göğsün arkasında duran kürek kemiğinin omuz çıkıntısına ulaştırır. İki kavisin birleştiği yer, iç ve dış bölümlerin arasındaki geçiş bölgesidir. Kırıkların çoğu bu orta bölümde olur; kemiğin kesiti burada biçim değiştirir ve bu bölgeyi bağlar ya da kaslar desteklemez.

Kemikleşme: ilk başlayan, en son biten

Klavikula, iskelette kemikleşmeye en erken başlayan kemiktir. Embriyonun beşinci ve altıncı haftalarında, kemiğin gövdesinde iki merkezden kemikleşme başlar. Bu kemikleşmenin büyük bölümü zarsıdır: kemik, önce kıkırdak bir taslak oluşmadan, doğrudan bağ dokusunun içinde oluşur. Uzun kemiklerin çoğu ise kıkırdak bir taslağın yerini alarak kemikleşir. Klavikula bu yüzden uzun bir kemik biçiminde olduğu hâlde, kafatası tavanının yassı kemikleriyle aynı yoldan oluşur.

Kemikleşmenin başlaması en erken olsa da tamamlanması geç olur. Sternal uçta ergenlik sonlarında bir ikincil kemikleşme merkezi belirir ve bu uç, gövdeye ancak yirmili yaşlarda kaynaşır. Bu, bedendeki en geç kaynaşan büyüme plaklarından biridir.

Klinik bağ: köprücük kemiğinin eksikliği

Açılıştaki kıza dönelim. Kemik oluşumunu düzenleyen bir gendeki değişiklik, zarsı kemikleşmeyi en çok etkiler. Bu yüzden aynı durum, zarsı yoldan kemikleşen iki yapıyı birlikte etkiler: köprücük kemiğini ve kafatası tavanını. Bu tabloya kafatası ile köprücük kemiğinin birlikte etkilenmesinden ötürü kleidokraniyal displazi denir. Klavikula kısmen ya da tamamen gelişmez; kafatasında bıngıldaklar ve süturlar uzun süre açık kalır; dişlerin çıkışı gecikir ve fazladan dişler görülebilir.

Klavikulanın eksik olduğu bir omuzda, omzu gövdeden uzakta tutan ara çubuk yoktur. Kürek kemiği yalnız kaslarla asılı kalır ve omuzlar öne doğru, birbirine yaklaşabilir. Kızın omuzlarını göğsünün önünde birleştirebilmesinin nedeni budur. Kol yine de kullanılır, çünkü kas askısı kürek kemiğini göğüs üzerinde tutmaya devam eder; ama omzun dışarıda sabit tutulmadığı durumlarda kolun gücü ve hareket genişliği etkilenebilir. Çoğu çocukta kol işlevi iyidir. Çocuğun izlenmesi daha çok diş ve kafatası sorunlarına yöneliktir.

Yaygın yanlışKlavikulayı yalnız kolu asan ve onun ağırlığını taşıyan bir sütun sanmak.
Doğrusu

Kol ondan asılıdır ve kuvvetler onun üzerinden gövdeye geçer, ama kemiğin biçimini belirleyen iş omzu gövdeden uzakta tutmaktır. İnce olması bu yüzden mümkündür: yükün büyük bölümü kemiğin ekseni boyunca gelir. Klavikulayı tipik bir uzun kemik gibi kıkırdak taslaktan kemikleşmiş sanmak da yanlıştır; büyük bölümü zarsı yoldan, kafatası tavanıyla aynı biçimde oluşur.

Kendin dene

Toparlayalım

  • Clavicula deri altında baştan sona elle izlenebilir; extremitas sternalis sternumla, extremitas acromialis omuz çıkıntısıyla eklem yapar.
  • Alt yüzündeki impressio ligamenti costoclavicularis ve tuberculum conoideum güçlü bağların izleridir; kürek kemiği ve kol bu bağlarla klavikuladan asılıdır.
  • Klavikulanın asıl işi omzu gövdeden uzakta tutmaktır; bu ara çubuk işlevi kolun ulaşma alanını büyütür.
  • Yükün büyük bölümü kemiğin ekseni boyunca geldiği için kemik ince olabilir; yandan gelen kuvvette bu incelik bir zayıflıktır.
  • İç bölümün öne kavisi, arkasından geçen damar ve sinirlere yer açar; dış bölüm geriye kıvrılarak omuz çıkıntısına ulaşır.
  • Klavikula kemikleşmeye en erken başlayan kemiktir ve büyük bölümü zarsı yoldan oluşur; sternal ucu yirmili yaşlarda kaynaşır.
  • Kleidokraniyal displazide zarsı kemikleşme bozulur; klavikula eksik kalır, omuzlar önde birbirine yaklaşabilir ve kafatası bıngıldakları uzun süre açık kalır.

Bu derste omuz kuşağının gövdeye bağlanan kemiğini okuduk. Bir sonraki derste kuşağın öbür kemiğine, kürek kemiğine geçiyoruz. Klavikula hiç değilse bir ucundan gövdeye tutunuyordu; kürek kemiğinin ise gövdeyle hiçbir kemik eklemi yoktur. Kemik bir eklem yerine kaslarla asılı olmanın neyi kazandırdığını ve kolu kaldırmanın neden tek bir eklemin işi olmadığını soracağız. Skapula.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Eğitim içeriğidir. Anatomik bilgi tıbbi tanı, tedavi ya da sağlık tavsiyesi değildir ve hiçbir tıp fakültesi dersinin veya klinik eğitimin yerine geçmez. Kişisel bir sağlık sorusu için hekime başvurun.