Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Zeigen statt behaupten: duyguyu adlandırma, davranış, ayrıntı ve duyu ile göster.
- Güçlü fiil sıfat zincirinden iyidir: schlendern, hasten, mustern, anstarren.
- Anlatıcı: Ich-Erzähler, personaler Erzähler, auktorialer Erzähler; bir sahnede tutarlı kal.
- Erlebte Rede: karakterin düşüncesi tırnaksız, üçüncü tekil ve geçmiş zamanda.
- Diyalog noktalaması: „…", sagte er. / „…?", fragte sie. / Sie sagte: „…"
- Alt metin: asıl anlam söylenenin altında; konuşma fiilinde sadelik ("sagte").
Kanca
Bir yazı atölyesine katılıyorsun ve ilk görev basit görünüyor: bir tren istasyonunda, birbirine yıllardır bir şey söylemeyen iki kardeşin karşılaşmasını bir sayfada anlat. Yazdığın metin düzgün: "Anna war sehr traurig und nervös. Sie hatte ihren Bruder zehn Jahre lang nicht gesehen. Er war auch nervös." Atölye yöneticisi metni okuyor ve kenarına tek bir soru yazıyor: "Woran sehe ich das?" Bir başka katılımcının metni ise hiç "traurig" kelimesini kullanmıyor: kız kardeş trenden inen yolcuların yüzlerine bakıyor, bir an bir tanıdık görüp sonra yanıldığını fark ediyor, eldivenini çıkarıp yeniden takıyor. Okuyan herkes onun ne hissettiğini biliyor.
B1.3'te bir anıyı anlatırken duyguyu bir ayrıntıyla göstermenin gücünü, C2.10'da ise bir düşünceyi deneme boyunca geliştirmeyi gördük. Bu derste kurgunun alanına geçiyoruz: Almancada bir anlatıcının bakış açısını seçmek, bir karakterin iç sesini metne taşımak, diyalog yazmak ve noktalamasını doğru kurmak, söylenmeyeni söylenenin altına saklamak.
Anlatım
Göstermek, söylememek
Yaratıcı yazarlığın en bilinen ilkesi, İngilizce "show, don't tell" diye anılan, Almancada da benzer biçimde "zeigen statt behaupten" (öne sürmek yerine göstermek) diye aktarılan ilkedir. B1.3'te bunu bir anı için görmüştük; kurguda bu ilke bütün metne yayılır. "Anna war nervös" bir iddiadır; okur buna inanmak zorundadır. "Anna drehte den Ring an ihrem Finger, immer wieder, bis die Haut darunter rot wurde" ise bir görüntüdür; okur sinirliliği kendisi çıkarır ve bu yüzden daha güçlü hisseder.
Göstermenin araçları somut ayrıntılar ve güçlü fiillerdir. Almancanın zengin fiil hazinesi burada bir avantajdır: "gehen" yerine "schlendern" (ağır ağır yürümek), "hasten" (acele etmek), "schleichen" (sessizce sokulmak); "sehen" yerine "mustern" (süzmek), "anstarren" (dik dik bakmak), "erspähen" (gözüne ilişmek). Bir sıfat zinciri kurmak yerine doğru fiili seçmek, cümleyi hem kısaltır hem canlandırır. Beş duyuyu da unutma: bir istasyonun kokusu, frenlerin sesi, soğuk bir metal korkuluğun eldeki hissi, sahneyi yalnızca gözle görülen bir resimden çıkarır.
Anlatıcıyı seçmek
Almanca edebiyat incelemelerinde anlatıcı türleri için yerleşik terimler kullanılır. Birinci tekil anlatıcı (Ich-Erzähler) olayları kendi gözünden anlatır ve yalnız kendi bildiğini bilir: "Ich stand am Gleis und wusste nicht, ob ich ihn erkennen würde." Kişisel anlatıcı (personaler Erzähler) üçüncü tekil konuşur ama bir karakterin gözünden ve iç dünyasından anlatır: "Anna stand am Gleis. Würde sie ihn überhaupt erkennen?" Her şeyi bilen anlatıcı (auktorialer Erzähler) ise bütün karakterlerin düşüncelerini bilir, olayları yorumlar, hatta okura seslenebilir: "Keiner der beiden ahnte, dass dieser Tag ihr Leben verändern würde."
Seçtiğin anlatıcı, okurun neyi bilip neyi bilmediğini belirler ve bu yüzden gerilimin kaynağıdır. İki kardeşin karşılaşması, kız kardeşin gözünden anlatıldığında erkek kardeşin ne düşündüğü bir sır olarak kalır; her şeyi bilen bir anlatıcı ise bu sırrı açabilir ama gerilimi de azaltır. Bir sahnede anlatıcı türünü tutarlı tutmak önemlidir: kişisel bir anlatıcı birden öteki karakterin aklını okumaya başlarsa, okur bir kural bozulmuş gibi hisseder.
Yaşanmış konuşma: karakterin iç sesi
Almanca kurguda çok sık kullanılan bir teknik, karakterin düşüncelerini tırnak ya da "dachte sie" (diye düşündü) olmadan, anlatının içine karıştırmaktır. Buna "erlebte Rede" (yaşanmış konuşma, serbest dolaylı anlatım) denir. Cümle üçüncü tekil ve geçmiş zamanda kalır, ama karakterin sesini taşır: "Anna sah auf die Uhr. Zehn Minuten Verspätung. Sollte sie einfach gehen? Nein, jetzt war es zu spät." Bu cümlelerde anlatıcı ile karakterin sesi birbirine karışır; okur, Anna'nın aklının içinden geçenleri doğrudan duyar.
Bu teknik, C2.5'te Thomas Mann'ın ironisinden söz ederken değindiğimiz "anlatıcının sesi ile karakterin sesi" ayrımını bilinçli olarak bulanıklaştırır. Kısa, eksiltili cümleler ("Zehn Minuten Verspätung."), soru cümleleri ve "nein", "ach" gibi ünlemler, yaşanmış konuşmanın tipik işaretleridir.
Diyalog ve alt metin
Almanca diyalogda noktalamanın kendine özgü kuralları vardır. Almanca tırnaklar alttan başlar ve üstte kapanır: „So". Konuşmayı bildiren cümle (Redebegleitsatz) arkadan geliyorsa, tırnaktan sonra virgül konur: „Ich komme morgen", sagte er. Konuşma bir soru ya da ünlemse, soru ya da ünlem işareti tırnağın içinde kalır ve yine virgül gelir: „Kommst du?", fragte sie. Bildirme önden geliyorsa iki nokta kullanılır: Sie sagte: „Ich warte hier."
İyi bir diyalogda karakterler her şeyi açıkça söylemez; asıl anlam, söylenenin altında akar. Buna alt metin (Subtext) denir. İki kardeş on yıl sonra karşılaştığında birbirine "Du hast dich verändert" (Sen değişmişsin) der ve belki "Der Zug war pünktlich" (Tren zamanında geldi) gibi sıradan bir cümleyle konuşmayı sürdürür; ama okur, bu sıradan cümlelerin altındaki yılları ve kırgınlığı duyar. Konuşma fiilleri için de sadelik bir erdemdir: her cümlede "flüsterte", "rief", "murmelte" gibi farklı bir fiil aramak yerine çoğu zaman "sagte" yeterlidir; dikkat, fiile değil söylenene çekilmelidir.
Model: kısa bir sahne
Aşağıdaki sahne bu derse özel olarak yazıldı:
Der Zug aus Hamburg hatte zwölf Minuten Verspätung. Anna zog den linken Handschuh aus und wieder an. Zwölf Minuten, das war nichts, verglichen mit zehn Jahren. Dann stand er vor ihr, grauer, als sie ihn in Erinnerung hatte. „Du hast dich verändert", sagte er. „Du auch." Sie sah auf seine Tasche, nicht in sein Gesicht. „Der Zug war pünktlich?", fragte sie, obwohl sie es besser wusste. Er lächelte kurz. „Fast."
Sahnede "traurig" ya da "nervös" kelimesi yoktur. Eldiven, gecikmeyle on yılın karşılaştırılması (yaşanmış konuşma), yüze değil çantaya bakan gözler ve cevabını bildiği bir soru, okura her şeyi söyler. Diyalog kısa ve sıradandır; ama altındaki gerilim her satırda hissedilir.
Örnekler
Aşağıdaki cümlelerde hangi teknik iş başında: gösterme mi, güçlü fiil mi, anlatıcı türü mü, yaşanmış konuşma mı, diyalog noktalaması mı?
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlış"Ich komme morgen" sagte er.
→ „Ich komme morgen", sagte er. — Türkçede ve İngilizcede yaygın olan üstten açılan tırnaklar ve tırnaktan sonra virgülsüz devam, Almanca metinde hatalı görünür. Almancada tırnak alttan açılıp üstte kapanır ve arkadan gelen bildirme cümlesinden önce virgül konur; soru ve ünlem işaretleri tırnağın içinde kalır.
Yaygın yanlış„Komm her", flüsterte sie. „Warum?", donnerte er. „Darum!", zischte sie.
→ „Komm her", sagte sie leise. „Warum?" „Darum." — Türkçe anlatılarda "diye fısıldadı, diye gürledi, diye tısladı" gibi çeşitlilik bir zenginlik gibi görünebilir; her satırda başka bir konuşma fiili ise okurun dikkatini söylenenden fiile çeker. Almanca kurguda çoğu zaman "sagte" ya da hiç fiil kullanmamak, diyaloğu daha doğal ve daha güçlü kılar.
Yaygın yanlışAnna war sehr, sehr traurig, einsam und nervös, und ihr Bruder war auch nervös.
→ Anna zog den Handschuh aus und wieder an. Ihr Bruder sah auf seine Schuhe. — Duyguları sıfat zinciriyle adlandırmak okura bir karar dayatır ve sahneyi düzleştirir. Kurguda duygu bir davranış, bir bakış, bir nesne ya da bir susku aracılığıyla gösterildiğinde okur onu kendi çıkarır ve daha derinden hisseder.
Mini alıştırma
Cevaplar
- Örnek: "Jeden Abend deckte der alte Mann den Tisch für zwei und räumte den zweiten Teller ungebraucht wieder weg."
- Örnek: "Sie schlenderte durch den Park." (ağır, keyifli yürüyüş) ya da "Sie schlich durch den Park." (sessizce, sinsice)
- Örnek: "Ich öffnete die Tür und erkannte sie sofort." / "Sie öffnete die Tür. War das wirklich Lena?" / "Sie öffnete die Tür, ohne zu ahnen, dass Lena die ganze Nacht gefahren war."
- "Sollte er anrufen? Es war schon spät."
- „Wo warst du?", fragte sie. Er sagte: „Draußen."
Özet kartı
- Zeigen statt behaupten: duyguyu adlandırma, davranış, ayrıntı ve duyu ile göster.
- Güçlü fiil sıfat zincirinden iyidir: schlendern, hasten, mustern, anstarren.
- Anlatıcı: Ich-Erzähler, personaler Erzähler, auktorialer Erzähler; bir sahnede tutarlı kal.
- Erlebte Rede: karakterin düşüncesi tırnaksız, üçüncü tekil ve geçmiş zamanda.
- Diyalog noktalaması: „…", sagte er. / „…?", fragte sie. / Sie sagte: „…"
- Alt metin: asıl anlam söylenenin altında; konuşma fiilinde sadelik ("sagte").
Sonraki derse köprü
Kurguda gerçeğin sınırlarını bir süreliğine bırakırız; ama bir dilin olgunluğu, en soyut ve en ağır sorular üzerine konuşabilmekte de görünür. Almanca konuşulan dünyada tarih ve felsefe tartışmaları, gündelik konuşmaya da sızan kavramlarla yürür: aydınlanmanın aklı kullanma çağrısı, geçmişle yüzleşme üzerine kamusal tartışmalar ve bunları taşıyan soyut isimler. Sıradaki derste tarih ve felsefe tartışmalarının diline geçiyoruz.