Öğrenme hedefleri
- Mete Han'ın Hun tahtına yükselişini ve ilk seferlerini, Sima Qian'ın anlatısına dayanarak kronolojik olarak açıklayabileceksin.
- Mete Han'a atfedilen ordu örgütlenmesinin kaynaklarda nasıl göründüğünü ve onlu sistemin kurucusu olarak anılmasının ne ölçüde kanıta dayandığını değerlendirebileceksin.
- Sima Qian'ın Mete Han anlatısında tarihsel çekirdeği edebî ve ahlaki kurgudan ayırmanın yollarını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — üç istek
Han tarihçisinin aktardığı bir hikâyeye göre, Mete Han tahta çıktıktan kısa bir süre sonra, doğudaki güçlü komşusu Donghulardan bir elçi geldi. Elçi, Mete'nin babasından kalan ve bir günde bin li yol alabildiği söylenen ünlü atı istiyordu. Mete'nin danışmanları, bu atın Hunların hazinesi olduğunu söyleyerek vermemesini öğütledi. Mete ise bir komşuyla iyi geçinmek için bir attan vazgeçilebileceğini söyleyip atı verdi. Bir süre sonra Donghular, Mete'nin eşlerinden birini istedi; danışmanlar öfkelendi, Mete yine verdi. Üçüncü kez Donghular, iki ülke arasındaki boş ve kimsenin oturmadığı bir sınır toprağını istedi. Danışmanların bir bölümü, bu çorak toprağın verilebileceğini söyledi. Mete bu kez öfkelendi: «Toprak, devletin temelidir; nasıl verilir?» Ardından atına binip Donghulara saldırdı. Bu hikâye, bugün Türkiye'de en çok bilinen tarih anlatılarından biridir. Peki Mete gerçekte kimdi? Bu bölüm onun kimliğini, Hun ordusunu nasıl örgütlediğini ve onun etrafında oluşan anlatılarda tarihle kurucu efsanenin nerede birleştiğini soruyor.
Bağlam — rehin prens
Sima Qian'a göre Mete, Hun hükümdarı Tuman'ın büyük oğlu ve veliahtıydı. Ama Tuman, sevdiği başka bir eşinden doğan küçük oğlunu tahta geçirmek istiyordu. Bu yüzden Mete'yi, batıdaki güçlü komşuları Yuezhilere rehin olarak gönderdi. Bozkırda ve Çin'de, iki devlet arasındaki bir antlaşmanın güvencesi olarak bir prensin karşı tarafın sarayında yaşaması yaygın bir uygulamaydı.
Sima Qian'ın anlatısına göre, Mete rehin olarak Yuezhilerin yanındayken Tuman Yuezhilere saldırdı. Rehinin canı tehlikeye girdi; Mete, Yuezhilerin iyi bir atını çalarak kaçtı ve Hunlara geri döndü. Tuman, oğlunun cesaretinden etkilendi ve ona on bin atlıdan oluşan bir birliğin komutasını verdi. Bu ayrıntı, bu dersin ikinci konusu için de önemlidir: Sima Qian'ın anlatısında, Mete'nin yükselişinden önce bile Hun ordusunda on bin atlılık birlikler vardı.
Gelişme — ıslıklı ok ve bir sadakat sınavı
Hikâyenin devamında Mete, komutasındaki birliği tamamen kendine bağlı bir güce dönüştürmek istedi. Bunun için, havada ıslık sesi çıkaran özel bir ok yaptırdı ve atlılarına, bu okun nişan aldığı her hedefe hep birlikte ok atmalarını emretti. Sima Qian, Mete'nin bu emri adım adım daha zor hedeflerle sınadığını ve emre uymayanları ağır biçimde cezalandırdığını anlatır. Anlatıya göre bu sadakat sınavı, sonunda Mete'nin babası Tuman'ın ölümüyle ve Mete'nin MÖ 209'da babasının yerine geçmesiyle sonuçlandı.
Bu anlatı, tarihçiler için hem değerli hem de sorunludur. Değerlidir, çünkü bozkır ordusunun işaret sistemini, önderine kişisel bağlılığın önemini ve tahta çıkışın şiddetli bir çekişme olabileceğini gösterir. Sorunludur, çünkü Sima Qian bu olaylardan yaklaşık yüz yıl sonra, büyük olasılıkla Hunlardan değil, Han sarayına ulaşan sözlü anlatılardan yararlanarak yazıyordu. Anlatının dramatik yapısı, adım adım tırmanan sınavları ve kesin sonucu, bir tanıklıktan çok, iyi kurulmuş bir hikâyenin özelliklerini taşır.
Dönüş noktası — Donghulardan Baideng'e
Tahta geçtikten sonra Mete, kancadaki üç istek hikâyesinde anlatıldığı gibi, önce doğudaki Donghulara saldırdı ve onları yendi. Ardından batıda Yuezhileri geri püskürttü, güneyde Ordos'taki toplulukları kendine bağladı ve on yıl kadar önce Qin ordularının kaptığı otlakları yeniden Hun yurduna kattı. O sırada Çin'de, Qin hanedanının çöküşünün ardından iktidar için uzun bir iç savaş sürüyordu; Sima Qian, Mete'nin bu fırsattan yararlanarak güçlendiğini açıkça belirtir.
MÖ 202'de Han hanedanı iç savaşı kazanarak Çin'i yeniden birleştirdi. İki yıl sonra, MÖ 200'de, Han'ın kurucusu imparator Gaozu, büyük bir orduyla kuzeye, Hunlara karşı yürüdü. Ama Pingcheng yakınındaki Baideng tepesinde, Mete'nin atlıları tarafından kuşatıldı.
Cevap — kurucu ve kurucu efsane
Mete, iktidarı ele geçirdiği MÖ 209'dan sonraki birkaç yıl içinde doğuda Donghuları, batıda Yuezhileri yenen, Ordos'u geri alan ve MÖ 200'de Han imparatorunu Baideng'de kuşatan bir hükümdardı. Onun döneminde Hunlar, bozkırın ilk büyük imparatorluğuna dönüştü. Ama Mete hakkında bildiklerimizin neredeyse tamamı, Sima Qian'ın yaklaşık yüz yıl sonra yazdığı, dramatik ve ahlaki bir yapıya sahip anlatıdan gelir. Mete'nin onlu sistemi kendisinin kurduğu da kesin değildir: Sima Qian'ın anlatısında, Mete tahta çıkmadan önce bile on bin atlılık birlikler vardı. Mete'nin asıl katkısı, büyük olasılıkla bu askerî yapıyı kendine kişisel olarak bağlı bir güce dönüştürmesi ve onu, birbirinden kopuk yurtları kendi buyruğunda birleştirmenin aracı yapmasıydı.
Yaygın yanlış«Mete Han onlu sistemi icat etti; bundan önce bozkırda böyle bir örgütlenme yoktu.»
Kaynaklar bu kesin yargıyı desteklemez. Sima Qian'ın anlatısında, Mete'nin babası Tuman zaten oğluna on bin atlılık bir birlik vermiştir; yani on binlik birlikler Mete'den önce de vardı. Onluk, yüzlük ve binlik birliklerin kökeni, büyük olasılıkla daha eski bozkır geleneklerine uzanır. Mete'nin onlu sistemin kurucusu olarak anılması, sonraki dönemlerin, özellikle yirminci yüzyıl Türk tarih yazımının, onu bozkır devlet geleneğinin kurucusu olarak öne çıkarmasıyla ilişkilidir.
Bugünle bağ — bir cümlenin yolculuğu
«Toprak, devletin temelidir; nasıl verilir?» cümlesi, Türkiye'de okul kitaplarında, törenlerde ve gündelik konuşmalarda sık sık alıntılanır; çoğu zaman da genişletilmiş biçimlerde, «Toprak bir milletin temelidir, onu kimseye vermem» gibi sözlerle aktarılır. Ama özgün anlatının bütününe bakıldığında, tablo daha karmaşıktır. Sima Qian'ın anlatısında Mete, önce babasının değerli atını ve eşlerinden birini, komşusuyla iyi geçinmek için vermeye razı olur; danışmanların öfkesine rağmen geri adım atar. Toprağı ise vermeyi reddeder; ardından, Han tarihçisinin kaydına göre, toprağı vermeyi öneren danışmanlarını cezalandırır. Bir tarih cümlesinin bugüne nasıl ulaştığını incelemek, onun hangi bölümlerinin hatırlandığını, hangilerinin unutulduğunu ve neden böyle olduğunu sormayı gerektirir.
Birincil kaynak
Han sarayının tarihçisinin Hunlar bölümünden, Mete Han'ın Donghuların isteklerine verdiği cevapları anlatan parça:
東胡彊盛,聞冒頓殺父自立,乃使使謂冒頓,欲得頭曼時有千里馬。……冒頓曰:「柰何與人鄰國而愛一馬乎?」遂與之千里馬。居頃之,東胡以爲冒頓畏之,乃使使謂冒頓,欲得單于一閼氏。……冒頓曰:「柰何與人鄰國愛一女子乎?」遂取所愛閼氏予東胡。東胡王愈益驕,西侵。……東胡使使謂冒頓曰:「匈奴所與我界甌脫外棄地,匈奴非能至也,吾欲有之。」冒頓問群臣,群臣或曰:「此棄地,予之亦可,勿予亦可。」於是冒頓大怒曰:「地者,國之本也,柰何予之!」
Türkçesi: Donghular güçlüydü. Mete'nin babasını öldürüp kendini hükümdar ilan ettiğini duyunca ona elçi gönderdiler ve Tuman zamanından kalma, bir günde bin li giden atı istediler… Mete dedi ki: «Bir komşu ülkeyle yaşarken, bir ata mı kıyamayacağız?» Ve bin li giden atı onlara verdi. Bir süre sonra Donghular, Mete'nin kendilerinden korktuğunu düşünerek yine elçi gönderdiler ve hükümdarın eşlerinden birini istediler… Mete dedi ki: «Bir komşu ülkeyle yaşarken, bir kadına mı kıyamayacağız?» Ve sevdiği eşini alıp Donghulara verdi. Donghuların kralı daha da kibirlendi ve batıya doğru sınırları zorlamaya başladı… Donghular yine elçi gönderip Mete'ye dediler ki: «Hunlarla bizim aramızdaki sınır karakollarının ötesindeki boş toprağa Hunlar ulaşamıyor; biz onu almak istiyoruz.» Mete danışmanlarına sordu. Danışmanların bir bölümü dedi ki: «Bu boş bir topraktır; versek de olur, vermesek de.» Bunun üzerine Mete çok öfkelendi ve dedi ki: «Toprak, devletin temelidir; nasıl verilir!»
Kaynak: Donghu elçilerine verilen cevaplar, Han tarihçisinin Hunlar bölümünde; Vikikaynak'taki Çince baskıdan. Türkçesi, Çincesinden bizim.
- Mete Han önce atı ve eşini veriyor, toprağı ise vermeyi reddediyor. Bu sıralama, Sima Qian'ın anlatısında Mete'nin nasıl bir hükümdar olarak tanıtıldığı hakkında ne düşündürüyor?
- Donghuların istediği toprak, «boş», «kimsenin oturmadığı» bir sınır toprağıdır. Bir göçebe devlet için böyle bir toprağın değeri ne olabilirdi?
- Bu anlatı, Mete'yi tanımayan, ondan yaklaşık yüz yıl sonra yaşayan bir Han tarihçisi tarafından yazıldı. Hikâyenin dramatik yapısı, onu bir tarih kaydı olarak kullanırken nasıl bir dikkat gerektirir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Wolfram Eberhard (1942) — Ankara'da ders verdiği yıllarda yazdığı Çin'in Şimal Komşuları adlı kitabında, Çin kaynaklarındaki bozkır topluluklarını sistemli biçimde inceledi ve Hunları, kuzey Çin'in komşu kültürleriyle karşılıklı etkileşim içinde ele alarak Türkiye'deki Hun araştırmalarına önemli bir kaynak sağladı.
- Bahaeddin Ögel (1981) — Büyük Hun İmparatorluğu üzerine kitabında, Mete Han'ı bozkır devlet geleneğinin ve ordu örgütlenmesinin kurucusu olarak öne çıkardı; onun döneminde kurulan düzenin sonraki Türk devletlerine örnek olduğunu savundu.
- Grant Hardy (1999) — Sima Qian'ın tarih yazımını inceleyerek, onun anlatılarının olayları yalnızca kaydetmediğini, ahlaki dersler vermek ve okura farklı bakış açıları sunmak için bilinçli olarak kurgulandığını gösterdi; bu, Mete gibi figürlerin hikâyelerinin edebî yönüne dikkat çeker.
- Thomas Barfield (1989) — Mete'nin yükselişini, Çin'deki iç savaşın yarattığı fırsatla ve Baideng'den sonra Han'dan elde edilen zenginliği bozkırdaki bağlılığı sağlamak için kullanmasıyla açıkladı; Mete'yi, Çin'in zayıflığından yararlanmayı bilen bir strateji ustası olarak gördü.
Bu tartışma, Mete Han'ı nasıl değerlendirmemiz gerektiği sorusunu farklı yönlerden ele alıyor. Eberhard ve Ögel, Çin kaynaklarını sistemli biçimde kullanarak Hun devletinin yapısını ortaya koymaya çalışır; Ögel, Mete'yi Türk devlet geleneğinin kurucusu olarak öne çıkarır. Hardy ise bu kaynakların edebî ve ahlaki bir kurgu içinde yazıldığını hatırlatır. Barfield, Mete'nin başarısını bozkır ile Çin arasındaki güç dengesi içinde değerlendirir. Bu görüşler, bir kurucu figürün hem tarihsel bir kişi, hem de sonraki kuşakların kendi ihtiyaçlarına göre biçimlendirdiği bir simge olabileceğini gösteriyor.
Derine İn
Sima Qian'ın Mete anlatısında, bozkır ile Çin'in siyasi kültürlerinin iç içe geçtiği görülür. Rehin prens uygulaması, Çin'in Savaşan Devletler döneminde de yaygındı; Sima Qian, Mete'nin hikâyesini anlatırken okurlarına tanıdık gelen kalıpları kullanmış olabilir. Babasının küçük oğlunu tahta geçirmek istemesi, bir veliahtın tehlikeli bir göreve gönderilmesi ve sonunda babasını devirmesi, Çin tarihinde de sık sık anlatılan temalardır.
Mete'nin Donghulara verdiği cevaplar da, Çin siyasi düşüncesinde tanıdık bir ders içerir: önemsiz şeylerde esneklik göstermek, ama devletin temeli olan şeyde kararlı olmak. Sima Qian'ın bu hikâyeyi, Han okurlarına bir bozkır hükümdarının bilgeliğini göstermek için mi, yoksa onun tehlikeli kurnazlığına karşı uyarmak için mi anlattığı tartışılabilir. Her iki durumda da, anlatı Mete'yi Han sarayının kendi siyasi değerleriyle ölçülebilir bir hükümdar olarak sunar.
Baideng'in gölgesi, iki ülkenin sonraki altmış yılına düştü. Kuşatmadan kurtulan imparator, bozkıra yeni bir sefer düzenlemekten vazgeçti; sarayındaki danışmanlar, Hunlarla savaş yerine anlaşma yolunu aramaya başladı. Han, bozkıra karşı askerî bir çözümün şimdilik mümkün olmadığını kabul etti ve Hunlarla barış antlaşmaları yaptı. Bu antlaşmalar, Han'ın Hun hükümdarına bir prenses ve düzenli armağanlar göndermesini içeriyordu. Bu düzen, bir sonraki dersin konusudur.
Mete Han'ın hükümdarlığı, MÖ 174'teki ölümüne kadar yaklaşık otuz beş yıl sürdü. Bu süre içinde Hun imparatorluğu, Mançurya'nın batı ucundan Gansu'ya ve Tarım Havzası'nın kıyılarına yayıldı. Mete'nin ölümünden sonra yerine oğlu geçti; taht, bu kez babadan oğula görece sorunsuz bir biçimde devredildi. Bu, Mete'nin kurduğu düzenin kendi kişiliğinden daha kalıcı olduğunu gösteriyordu.
Türkiye'de Mete Han'a gösterilen ilgi, yirminci yüzyılda belirgin biçimde arttı. Türk tarih yazımı, Asya Hunlarını ilk büyük Türk devleti, Mete Han'ı da bu devletin kurucusu olarak öne çıkardı. Mete'nin adı, bir erkek adı olarak yaygınlaştı; okul kitaplarında ve askerî tarih anlatılarında onun ordu örgütlenmesi ve toprak hakkındaki sözü öne çıktı. Bu ilgi, Hun dili ve Hunların Göktürklerle ilişkisi üzerine süren akademik tartışmalardan bağımsız olarak, bir kurucu figür arayışını da yansıtır.
Baideng anlatısındaki renk kanatları, sonraki bozkır geleneğinde yönlerin renklerle anılmasıyla karşılaştırılır: pek çok Türk ve Moğol topluluğunda kuzey kara, güney kırmızı, doğu gök ya da mavi, batı ak olarak anılır; «Karadeniz» ve «Akdeniz» adlarının da bu yön renkleriyle ilişkili olabileceği öne sürülmüştür. Ama bu karşılaştırma, aradaki büyük zaman farkı nedeniyle dikkatle yapılmalıdır.
Mete Han'ın gerçek kişiliği hakkında bildiklerimiz sınırlıdır. Ne kendi sözlerini doğrudan aktaran bir Hun kaynağı, ne de onu yakından tanıyan birinin tanıklığı elimizde var. Elimizdeki tek ayrıntılı anlatı, onun düşmanı olan bir imparatorluğun tarihçisine aittir. Mete'nin MÖ 176'da Han imparatoruna gönderdiği mektup ise, belki de onun sesine en çok yaklaştığımız metindir; ama o mektup da büyük olasılıkla Hun sarayındaki Çince bilen kâtipler tarafından yazılmıştır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Wolfram Eberhard, Çin'in Şimal Komşuları (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1942).
- Burton Watson (çev.), Records of the Grand Historian of China, 2 cilt (New York: Columbia University Press, 1961).
- Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, 2 cilt (Ankara: Kültür Bakanlığı, 1981).
- Thomas J. Barfield, The Perilous Frontier: Nomadic Empires and China (Cambridge, Mass.: Basil Blackwell, 1989).
- Grant Hardy, Worlds of Bronze and Bamboo: Sima Qian's Conquest of History (New York: Columbia University Press, 1999).
- Nicola Di Cosmo, Ancient China and Its Enemies: The Rise of Nomadic Power in East Asian History (Cambridge: Cambridge University Press, 2002).
Arşiv ve kaynak
Mete Han'ı tanımanın başlıca yolu, Shiji'nin bozkır bölümü ile aynı eserdeki Han devlet adamlarının hayat hikâyeleridir; Ban Gu'nun Han tarihi bu anlatıyı büyük ölçüde tekrarlar ve bazı mektuplarla tamamlar. Mete'nin çağından kalan seçkin gömüleri ve yurt kalıntıları, Mete döneminin maddi kültürü hakkında dolaylı bilgi verir. Çince metinler Vikikaynak'ta, Burton Watson'ın İngilizce çevirisi ise büyük kütüphanelerde bulunabilir.
Açık sorular
- Sima Qian'ın Mete anlatısının hangi bölümleri Hun sözlü geleneğinden, hangileri Han sarayının anlatılarından geliyor?
- Baideng kuşatması gerçekte nasıl sona erdi?
- Hun ordusundaki renk ve yön düzeni gerçek bir askerî örgütlenme miydi, yoksa sonradan renklendirilmiş bir anlatı mı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Sima Qian'a göre Mete Han, babası Tuman tarafından rehin olarak hangi halka gönderildi? A) Donghulara B) Han sarayına C) Wusunlara D) Yuezhilere
- (Hedef 1) Baideng kuşatması hangi yıl gerçekleşti? A) MÖ 209 B) MÖ 202 C) MÖ 200 D) MÖ 174
- (Hedef 2) Sima Qian'ın anlatısına göre, Mete tahta çıkmadan önce Tuman ona nasıl bir birlik verdi? A) On bin atlıdan oluşan bir birlik B) Yüz kişilik bir muhafız birliği C) Bir donanma D) Bir piyade ordusu
- (Hedef 2) Sima Qian, Baideng'de Hun atlılarının hangi özelliğini vurgular? A) Hepsinin aynı renk atlara bindiğini B) Yönlere göre farklı renk atlara bindiklerini C) Atsız savaştıklarını D) Savaş arabası kullandıklarını
- (Hedef 3) Sima Qian'ın anlatılarının olayları kaydetmenin ötesinde ahlaki dersler vermek için bilinçli olarak kurgulandığını savunan tarihçi kimdir? A) Bahaeddin Ögel B) Thomas Barfield C) Grant Hardy D) Wolfram Eberhard
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Mete Han hakkındaki anlatıların ne kadarı tarih, ne kadarı kurucu efsanedir? Cevabında Donghu istekleri hikâyesini, Baideng kuşatmasının anlatısını ve Sima Qian'ın Chen Ping biyografisindeki kabulünü kullan; Ögel ile Hardy'nin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- D — Yuezhilere.
- C — MÖ 200.
- A — On bin atlıdan oluşan bir birlik.
- B — Yönlere göre farklı renk atlara bindiklerini.
- C — Grant Hardy.
Kapsamlı bir cevap, Mete Han'ın MÖ 209'da tahta çıkışının, Donghuları ve Yuezhileri yenmesinin ve MÖ 200'de Han imparatorunu Baideng'de kuşatmasının, Çin kaynaklarındaki öbür kayıtlarla da desteklenen tarihsel olaylar olduğunu açıklar. Ama Donghu istekleri hikâyesinin ve ıslıklı ok anlatısının, adım adım tırmanan dramatik yapısıyla, bir tanıklıktan çok iyi kurulmuş bir hikâyenin özelliklerini taşıdığını; Baideng'deki renkli atlar ve dört yüz bin atlı rakamının da abartılı ya da renklendirilmiş olabileceğini belirtir. Sima Qian'ın Chen Ping biyografisinde Baideng'in nasıl sona erdiğini bilmediğini kabul etmesini, onun kaynaklarının sınırlarını bilen bir tarihçi olduğunun ve aynı zamanda Mete hakkındaki hikâyelerin dikkatle okunması gerektiğinin kanıtı olarak kullanır. Ögel'in Mete'yi kurucu bir figür olarak öne çıkaran yaklaşımını, Hardy'nin Sima Qian'ın anlatılarının edebî ve ahlaki kurgusuna dikkat çeken yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Baideng'den sağ kurtulan Han imparatoru, bozkırla savaşın şimdilik kazanılamayacağını kabul etmek zorunda kaldı. Ardından gelen altmış yıl, Han ile Hunlar arasında savaş yerine bir barış düzeninin denendiği dönem oldu: Han, Hun hükümdarına bir prenses gönderiyor, her yıl ipek, pamuklu kumaş, şarap ve tahıl veriyor, iki ülke birbirini «kardeş» olarak tanıyordu. Han sarayı bu düzene «barış ve akrabalık» diyordu. Bir sonraki derste, bu evlilik diplomasisinin nasıl işlediğini, Han sarayında neden sürekli tartışıldığını, Hun tarafına ne kazandırdığını ve sonunda neden yerini yeniden savaşa bıraktığını inceleyeceğiz.