Öğrenme hedefleri
- 1945'teki Yalta ve Potsdam konferanslarında Almanya'nın, Polonya'nın, Doğu Avrupa'nın ve Uzak Doğu'nun geleceği hakkında alınan kararları açıklayabileceksin.
- Yalta'daki Polonya kararını, Kurtarılmış Avrupa Bildirisi'ni ve Uzak Doğu üzerine gizli anlaşmayı, Potsdam Anlaşması'nın Almanya ve Polonya maddeleriyle karşılaştırarak, büyük güçlerin açıkladıkları ilkeler ile yaptıkları pazarlıklar arasındaki ilişkiyi değerlendirebileceksin.
- «Yalta ihaneti» anlatısını ve ona karşı geliştirilen gerçekçi yorumları tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Kırım'da bir saray
Şubat 1945'in ilk haftasında, Kırım'daki Yalta kentinin yakınında, son Rus çarının yazlık sarayı olarak yapılmış beyaz bir yapıda üç adam bir araya geldi. Amerika Başkanı Franklin D. Roosevelt, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra gelmişti ve sağlığı açıkça bozuktu; iki ay sonra ölecekti. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, ülkesinin savaşın sonunda gücünün azaldığının farkındaydı. Ev sahibi Josif Stalin'in ordusu ise Berlin'e yüz kilometre kadar uzaktaydı. Bir hafta süren görüşmelerde, savaş sonrası dünyanın haritası, yeni bir dünya örgütünün kuralları ve milyonlarca insanın kaderi tartışıldı. Bu konferans ve birkaç ay sonra Potsdam'da yapılan ikincisi, sonraki on yıllarda hem büyük bir uzlaşmanın hem de büyük bir ihanetin adı olarak anılacaktı.
Bağlam — savaşın sonunda güç dengesi
Üç önderin bundan önceki tek ortak buluşması, iki yıl kadar önce İran'ın başkentinde olmuştu. Ekim 1944'te ise Churchill, Moskova'da Stalin ile yaptığı bir görüşmede, Balkan ülkelerinde iki ülkenin etki paylarını yüzdelerle belirten bir kâğıt uzatmıştı; anlatıldığına göre Romanya'da Sovyetlere, Yunanistan'da İngiltere'ye büyük pay öngörülüyordu. Bu «yüzdeler anlaşması», büyük güçlerin Doğu Avrupa'yı nasıl düşündüğünü gösteren bir işaretti.
Şubat 1945'te Kızıl Ordu, Polonya'nın neredeyse tamamını, Romanya'yı, Bulgaristan'ı ve Macaristan'ın büyük bölümünü ele geçirmişti. Amerikan ve İngiliz orduları ise henüz Ren'i geçmemişti. Yani Doğu Avrupa'nın geleceği konusunda Stalin, masaya oturmadan önce güçlü bir konumdaydı. Roosevelt'in başlıca öncelikleri ise yeni dünya örgütünün kurulması ve Sovyetler Birliği'nin Japonya'ya karşı savaşa katılmasıydı; Amerikan komutanları, Japonya'yı yenmenin uzun ve kanlı olacağını hesaplıyordu.
Gelişme — Yalta'nın kararları
Yalta'da Almanya'nın yenilgiden sonra işgal bölgelerine ayrılması ve Fransa'ya da bir bölge verilmesi kararlaştırıldı. Almanya'nın savaş tazminatı konusunda bir komisyon kuruldu. Büyük güçler, yeni Birleşmiş Milletler'in Güvenlik Konseyi'nde kendilerine veto hakkı tanıyan oylama kuralında anlaştı. Polonya konusunda ise uzun ve sert tartışmalar yaşandı.
Dönüş noktası — Potsdam'da yeni yüzler
Yalta'dan sonraki aylar her şeyi değiştirdi. Roosevelt Nisan'da öldü; yerine dış politika deneyimi az olan Harry S. Truman geçti. Almanya Mayıs'ta teslim oldu. Temmuz 1945'te büyük güçlerin önderleri, yıkık başkentin güneybatısında, göller arasındaki Potsdam'da, bir yazlık sarayda yeniden toplandı. Konferansın ortasında İngiltere'deki seçim sonuçları açıklandı; Churchill'in partisi kaybetti ve yerine İşçi Partisi'nin önderi Clement Attlee geldi. Truman, konferans sırasında New Mexico'daki atom bombası denemesinin başarılı olduğunu öğrendi ve Stalin'e, ayrıntı vermeden, olağanüstü yıkım gücüne sahip yeni bir silahları olduğunu söyledi; Stalin bu habere şaşırmış görünmedi, çünkü casusları sayesinde projeden zaten haberdardı.
Yaygın yanlış«Avrupa'yı Yalta'da üç önder bir harita üzerinde paylaştı.»
Yalta'da Avrupa'nın Doğu ve Batı olarak bölünmesine dair bir karar alınmadı; tersine, açıklanan belgeler özgür seçimler vaat ediyordu. Avrupa'nın bölünmesini asıl belirleyen, savaşın sonunda orduların nerede durduğuydu: Kızıl Ordu'nun girdiği ülkelerde Sovyet denetimi kuruldu, Batılı orduların girdiği ülkelerde kurulmadı. Yalta'nın eleştirilen yanı, Batılı önderlerin bu gerçekliği değiştiremeyeceklerini bilerek, uygulanması güvenceye alınmamış sözlerle yetinmeleriydi.
Cevap — ilkeler ile güç arasında
Yalta ve Potsdam'da büyük güçler, savaş sonrası düzenin ilkelerinde anlaştı, ama bu ilkelerin nasıl uygulanacağını belirsiz bıraktı. Almanya'nın yönetimi, Polonya'nın sınırları ve hükümeti, Doğu Avrupa'daki seçimler gibi konularda alınan kararlar, iki taraf tarafından farklı biçimlerde yorumlandı. Konferanslar, savaş sırasında birlikte hareket etmek zorunda olan müttefiklerin son ortak masalarıydı. Ortak düşman ortadan kalktığında, bu belirsizlikler bir uzlaşmanın değil, karşılıklı suçlamaların zemini oldu.
Bugünle bağ — Türkiye'siz bir Boğazlar maddesi
Yalta'nın ve Potsdam'ın kararları arasında Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir madde de vardı. Yalta'da üç dışişleri bakanının bir sonraki toplantısında Sovyet hükümetinin Montrö Sözleşmesi'ne ilişkin önerilerini görüşmesi kararlaştırıldı; belgeye göre Türk hükümetine bu konu «uygun bir zamanda» bildirilecekti. Potsdam'da ise üç hükümet, Montrö'nün «bugünkü koşullara uymadığı» için değiştirilmesi gerektiğini kabul etti ve her birinin bu konuyu Türk hükümetiyle ayrı ayrı görüşmesinde anlaştı. Türkiye'nin topraklarından geçen bir su yolunun geleceği, Türkiye'nin katılmadığı bir masada konuşuluyordu. Bu karar, Sovyetler Birliği'nin 1946'daki Boğazlar notasına dayanak oldu; Türkiye'nin Batı ile ittifak arayışını da hızlandırdı.
Birincil kaynak
Yalta Konferansı Anlaşması'nın Polonya üzerine bildirisinden:
The Provisional Government which is now functioning in Poland should therefore be reorganized on a broader democratic basis with the inclusion of democratic leaders from Poland itself and from Poles abroad. […] This Polish Provisional Government of National Unity shall be pledged to the holding of free and unfettered elections as soon as possible on the basis of universal suffrage and secret ballot. In these elections all democratic and anti-Nazi parties shall have the right to take part and to put forward candidates. […] The three heads of Government consider that the eastern frontier of Poland should follow the Curzon Line […].
Türkçesi: Bu yüzden şu anda Polonya'da işbaşında olan geçici hükümet, Polonya'nın kendisinden ve yurt dışındaki Polonyalılardan demokratik önderlerin katılımıyla daha geniş bir demokratik temele göre yeniden düzenlenmelidir. […] Bu Polonya Geçici Ulusal Birlik Hükümeti, genel oy ve gizli oy esasına dayanan özgür ve engelsiz seçimleri en kısa zamanda yapmayı taahhüt edecektir. Bu seçimlerde bütün demokratik ve Nazi karşıtı partiler katılma ve aday gösterme hakkına sahip olacaktır. […] Üç hükümet başkanı, Polonya'nın doğu sınırının Curzon Hattı'nı izlemesi gerektiği görüşündedir […].
Kaynak: Yalta Konferansı Anlaşması, Polonya bildirisi, 11 Şubat 1945; Vikikaynak (İngilizce). Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Bildiri, Polonya'da yeni bir hükümet kurmak yerine «işbaşında olan» hükümetin yeniden düzenlenmesini öngörüyor. Bu ifade, hangi tarafın lehine bir uzlaşmaydı?
- «Demokratik ve Nazi karşıtı partiler» ifadesi, hangi partilerin seçimlere katılabileceğini kimin belirleyeceği sorusunu nasıl açık bırakıyor?
- Polonyalıların kendisi bu kararların alındığı masada yer almıyordu. Bu durum, kararların meşruiyeti hakkında ne düşündürür?
Tarihçiler Tartışıyor
- Chester Wilmot (1952) — The Struggle for Europe adlı kitabında, Roosevelt'in Stalin'in niyetleri konusunda saf davrandığını, Yalta'da Doğu Avrupa'yı gereksiz yere Sovyetlere bıraktığını savundu; bu görüş, Soğuk Savaş'ın ilk yıllarında Batı'da yaygın olan «Yalta ihaneti» anlatısını besledi.
- Diane Shaver Clemens (1970) — Yalta adlı çalışmasında, konferansı bir ihanet değil, savaş sırasındaki güç dengesini yansıtan bir uzlaşma olarak değerlendirdi; Sovyetlerin kararların önemli bir bölümüne başlangıçta uyduğunu, uzlaşmayı bozan adımların Batı'dan da geldiğini ileri sürdü.
- Serhii Plokhy (2010) — Yalta: The Price of Peace adlı kitabında, Sovyet ve Batı arşivlerine dayanarak konferansın günlük akışını yeniden kurdu; Batılı önderlerin elindeki seçeneklerin son derece sınırlı olduğunu, Yalta'nın Doğu Avrupa'yı «vermediğini», Kızıl Ordu'nun zaten orada bulunduğunu vurguladı.
- Michael Neiberg (2015) — Potsdam üzerine kitabında, konferansın amacının yeni bir Avrupa savaşını önlemek ve Almanya sorununu kalıcı olarak çözmek olduğunu; önderlerin bu kaygıyla, sonradan Soğuk Savaş'ı besleyecek pek çok çözümsüz soruyu masada bıraktığını gösterdi.
Bu tarihçiler, Yalta ve Potsdam'ı farklı ölçütlerle değerlendirir. Wilmot, Batılı önderlerin kararlarını ahlaki bir başarısızlık olarak görür; Clemens ve Plokhy ise savaşın sonundaki güç dengesini öne çıkarır ve konferansları gerçekçi uzlaşmalar olarak okur. Neiberg, Potsdam'ı geçmiş savaşların derslerini uygulama çabası olarak görür. Tartışmanın özü, büyük güçlerin, küçük ülkeler adına karar verirken nerede gerçekçi, nerede sorumsuz davrandığıdır.
Derine İn
Yalta'nın en acı kararlarından biri, savaş sırasında Almanların eline düşmüş ya da Almanya'da zorla çalıştırılmış Sovyet yurttaşlarının ülkelerine geri gönderilmesine ilişkin anlaşmaydı. Bu anlaşma uyarınca, Batılı Müttefiklerin elindeki milyonlarca Sovyet yurttaşı Sovyetler Birliği'ne teslim edildi. Bunların önemli bir bölümü dönmek istemiyordu; çünkü Stalin'in rejimi, esir düşmüş askerleri bile vatan haini sayıyordu. Pek çoğu geri döndükten sonra çalışma kamplarına gönderildi. Bu zorla geri gönderme, savaştan sonra uzun yıllar Batı'da konuşulmayan bir konu olarak kaldı.
Polonya sorunu, Yalta'dan sonra da çözülmedi. Londra'daki sürgün hükümetinin önderlerinden Stanisław Mikołajczyk, Haziran 1945'te Moskova'da, Sovyet dışişlerinin başındaki Vyaçeslav Molotov'un yönettiği görüşmeler sonucunda kurulan ve Varşova'da göreve başlayan Ulusal Birlik Hükümeti'ne başbakan yardımcısı olarak katıldı. Ama komünistler, polisi ve orduyu ellerinde tutuyordu; Mikołajczyk'in partisi baskı altına alındı. Ocak 1947'deki seçimler, Batılı hükümetlerin hileli saydığı koşullarda yapıldı; Mikołajczyk birkaç ay sonra ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Yalta'da vaat edilen «özgür ve engelsiz seçimler», Polonya'da komünist yönetim süresince hiçbir zaman gerçekleşmedi; ülke, ilk yarı serbest seçimlerine ancak 1989'da kavuştu.
Potsdam'da kabul edilen sınır değişiklikleri, Avrupa'nın haritasını kökten değiştirdi. Polonya, doğuda Sovyetler Birliği'ne bıraktığı topraklara karşılık batıda eski Alman topraklarını aldı; ülke adeta batıya doğru taşındı. Doğu Prusya ikiye bölündü; kuzey yarısı, Königsberg kentiyle birlikte Sovyetler Birliği'ne verildi ve kentin adı Kaliningrad olarak değiştirildi. Polonya'nın doğusundaki bölgelerden de milyonlarca Polonyalı batıya, yeni Polonya topraklarına yerleştirildi. Savaş sonrası Avrupa, sınırların halklara göre değil, halkların sınırlara göre yeniden düzenlendiği bir kıta oldu.
Potsdam'da Almanya'nın geleceği konusunda dört ilke öne çıktı: Nazilikten arındırma, silahsızlandırma, demokratikleştirme ve yerinden yönetim. Ama dört işgal gücü bu ilkeleri kendi bölgelerinde farklı biçimlerde uyguladı. Sovyet bölgesinde toprak reformu yapıldı, büyük sanayi kuruluşları devletleştirildi ve komünistler ile sosyal demokratlar tek bir partide birleştirildi. Batılı bölgelerde ise piyasa ekonomisine ve çok partili siyasete dayanan bir düzen kuruldu. Almanya'nın «tek bir ekonomik bütün» olarak yönetilmesi, birkaç yıl içinde fiilen sona erdi.
Yalta, Soğuk Savaş boyunca güçlü bir simge olarak kaldı. Doğu Avrupa'da muhalifler, Yalta'yı halklarının büyük güçler tarafından kaderlerine terk edilişinin simgesi olarak gördü. Amerika'da ise 1950'lerde bazı siyasetçiler, Roosevelt yönetimini Yalta'da Doğu Avrupa'yı ve Çin'i «vermekle» suçladı. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra da Yalta, Doğu Avrupa'da büyük güçlerin küçük ülkeler adına pazarlık yapmasının bir uyarısı olarak anılmaya devam etti.
Konferansların bir başka önemli mirası, yeni dünya örgütüydü. Yalta'da Güvenlik Konseyi'nin oylama kuralında anlaşılması, Birleşmiş Milletler'in kurulmasının yolunu açtı; Nisan 1945'te San Francisco'da toplanan konferans, Haziran'da örgütün kuruluş şartını kabul etti. Ama veto hakkı, büyük güçlerin kendi aralarındaki anlaşmazlıklarda örgütün eli kolu bağlı kalmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler, Soğuk Savaş boyunca iki büyük gücün doğrudan çatıştığı konularda nadiren etkili olabildi.
Uzman Notu
Temel literatür
- Chester Wilmot, The Struggle for Europe (Londra: Collins, 1952).
- Diane Shaver Clemens, Yalta (New York: Oxford University Press, 1970).
- Charles L. Mee, Meeting at Potsdam (New York: M. Evans, 1975).
- Serhii Plokhy, Yalta: The Price of Peace (New York: Viking, 2010).
- Fraser J. Harbutt, Yalta 1945: Europe and America at the Crossroads (Cambridge: Cambridge University Press, 2010).
- Michael Neiberg, Potsdam: The End of World War II and the Remaking of Europe (New York: Basic Books, 2015).
Arşiv ve kaynak
Yalta ve Potsdam konferanslarının kaynakları arasında konferans tutanakları, Amerikan, İngiliz ve Sovyet heyetlerinin notları ve yazışmaları, önderlerin ve danışmanlarının hatıraları, konferanslardan sonra yayımlanan resmî bildiriler ve gizli tutulup sonradan açıklanan anlaşmalar vardır. Yalta ve Potsdam anlaşmalarının metinleri İngilizce Vikikaynak'ta okunabilir.
Açık sorular
- Batılı önderler Yalta'da Doğu Avrupa için daha fazlasını elde edebilir miydi?
- Potsdam'daki tazminat kararı, Almanya'nın bölünmesini kaçınılmaz kıldı mı?
- Büyük güçlerin küçük ülkeler adına karar vermesi hangi koşullarda meşru sayılabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Yalta Konferansı'na katılan Amerika Başkanı kimdir? A) Harry S. Truman B) Franklin D. Roosevelt C) Dwight D. Eisenhower D) Herbert Hoover
- (Hedef 1) Potsdam Konferansı sırasında İngiltere'de yapılan seçimlerden sonra Churchill'in yerine kim geldi? A) Anthony Eden B) Neville Chamberlain C) Clement Attlee D) Harold Macmillan
- (Hedef 2) Yalta'daki gizli anlaşmaya göre Sovyetler Birliği Japonya'ya karşı savaşa ne zaman girecekti? A) Hemen B) Hiçbir zaman C) Japonya'nın tesliminden sonra D) Almanya'nın tesliminden iki ya da üç ay sonra
- (Hedef 2) Potsdam Anlaşması'na göre Alman nüfusunun aktarımı nasıl yapılmalıydı? A) Düzenli ve insancıl biçimde B) Gizlice C) Yalnızca gönüllü olarak D) Barış konferansından sonra
- (Hedef 3) Yalta'yı bir ihanet değil, savaş sırasındaki güç dengesini yansıtan bir uzlaşma olarak değerlendiren ve Yalta (1970) adlı kitabı yazan tarihçi kimdir? A) Chester Wilmot B) Michael Neiberg C) Fraser Harbutt D) Diane Shaver Clemens
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Yalta bir «ihanet» miydi, yoksa savaşın sonundaki güç dengesinin zorunlu bir sonucu mu? Cevabında Yalta'nın Polonya bildirisini, Kurtarılmış Avrupa Bildirisi ile gizli Uzak Doğu anlaşmasını ve Potsdam Anlaşması'nı kullan; Wilmot ile Plokhy'nin yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Franklin D. Roosevelt.
- C — Clement Attlee.
- D — Almanya'nın tesliminden iki ya da üç ay sonra.
- A — Düzenli ve insancıl biçimde.
- D — Diane Shaver Clemens.
Kapsamlı bir cevap, Yalta ve Potsdam'da büyük güçlerin savaş sonrası düzenin ilkelerinde anlaştığını, ama bu ilkelerin uygulanmasını belirsiz bıraktığını; Doğu Avrupa'nın geleceğini asıl belirleyenin Kızıl Ordu'nun bu bölgede bulunması olduğunu; Batılı önderlerin uygulanması güvenceye alınmamış vaatlerle yetinmesinin ise sonradan bir ihanet olarak algılandığını açıklar. Polonya bildirisini, özgür seçim vaadinin ve Polonyalıların yokluğunda alınan kararların belgesi olarak; Kurtarılmış Avrupa Bildirisi ile gizli Uzak Doğu anlaşmasını, açıklanan ilkeler ile kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar arasındaki farkın örneği olarak; Potsdam Anlaşması'nı ise Almanya'yı bir bütün olarak yönetme niyetinin, bölünmenin tohumlarını da taşıdığının ve «düzenli ve insancıl» aktarım sözünün gerçekle çeliştiğinin kanıtı olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Wilmot'un Yalta'yı Batılı önderlerin ahlaki başarısızlığı olarak gören yaklaşımını, Plokhy'nin Batılı önderlerin seçeneklerinin sınırlı olduğunu vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Potsdam'daki uzlaşmaların çökmesi, 1947'de Amerika'yı yeni bir yola soktu. Şubat 1947'de İngiltere, Yunanistan'daki ve Türkiye'deki ekonomik ve askerî desteğini artık sürdüremeyeceğini Washington'a bildirdi. Birkaç hafta sonra Başkan Truman, Kongre'de, özgür halkları dış baskılara ve iç ayaklanmalara karşı desteklemenin Amerika'nın politikası olacağını açıkladı; Haziran'da da Avrupa'nın ekonomik yeniden yapılanması için büyük bir yardım programı önerildi. Sıradaki derste, Amerika'nın Avrupa'ya ve Türkiye'ye neden ve nasıl yardım ettiğini, bu yardımların koşullarını ve Sovyet tarafının bunlara nasıl karşılık verdiğini inceleyeceğiz.