Öğrenme hedefleri
- Birinci Dünya Savaşı'nda geliştirilen zehirli gaz, tank ve savaş uçağı gibi yeni silahların ortaya çıkışını, kullanımını ve savaşın gidişatı üzerindeki etkilerini açıklayabileceksin.
- 1925 Cenevre Protokolü'nü, Stern'ün tankın doğuşu üzerine anlattıklarını ve Richthofen'in ilk uçuş deneyimini karşılaştırarak, yeni teknolojilerin nasıl algılandığını ve nasıl sınırlanmaya çalışıldığını değerlendirebileceksin.
- Yeni silahların savaşı gerçekten ne ölçüde değiştirdiği üzerine tarihçilerin tartışmasını ve bilim ile savaş arasındaki ilişkiyi tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir boşluğu kullanmak
1899'da Lahey'de toplanan barış konferansında, büyük güçler bir bildiri imzaladı: tek amacı boğucu ya da zararlı gazlar yaymak olan mermiler kullanılmayacaktı. On altı yıl sonra, Nisan 1915'te, Belçika'daki Ypres kenti yakınlarında Alman askerleri, siperlerinin önüne binlerce metal silindir yerleştirdi. Rüzgâr doğru yönden esmeye başlayınca silindirlerin vanaları açıldı ve sarımsı yeşil bir bulut, İtilaf siperlerine doğru süzüldü. Bu, zehirli gazın savaşta büyük ölçekte kullanıldığı ilk olaydı. Alman yetkilileri daha sonra, Lahey bildirisinin yalnızca gaz dolu «mermileri» yasakladığını, silindirlerden salınan gazın bu tanıma girmediğini ileri sürdü. Bu hukuki boşluk, bilimin ve sanayinin savaşın hizmetine girdiği yeni bir çağın simgesi oldu. Bu ders, Birinci Dünya Savaşı'nda ortaya çıkan zehirli gaz, tank ve savaş uçağı gibi yeni silahların nasıl doğduğunu, siper kilitlenmesini kırmaya ne ölçüde yardım ettiğini ve insanlığın bu silahları sonradan nasıl sınırlamaya çalıştığını soruyor.
Bağlam — bilim ve sanayi cephede
Birinci Dünya Savaşı, sanayileşmiş toplumlar arasındaki ilk büyük savaştı. Kilitlenen cepheler, bütün tarafları yeni çözümler aramaya itti. Hükümetler, üniversitelerdeki bilim insanlarını, mühendisleri ve sanayicileri savaş için seferber etti. Kimya, makine mühendisliği ve havacılık gibi alanlar, birkaç yıl içinde savaş boyunca eşi görülmemiş bir hızla gelişti.
Almanya, dünyanın en gelişmiş kimya sanayisine sahipti. Berlin'deki bir araştırma enstitüsünün yöneticisi olan kimyager Fritz Haber, savaşın başında hükümetin hizmetine girdi ve zehirli gaz programının yöneticisi oldu. Haber, savaştan önce havadaki azottan amonyak üretme yöntemini bulmuştu; bu yöntem, hem gübre hem de patlayıcı üretimi için büyük önem taşıyordu. Haber, bu buluşu nedeniyle 1918 yılının Nobel Kimya Ödülü'nü aldı; ama gaz savaşındaki rolü yüzünden ödülü büyük tartışmalara yol açtı.
Gelişme — gaz, maske ve karşılık
Ypres'teki ilk gaz saldırısı, Almanların beklemediği kadar etkili oldu ve İtilaf hattında geniş bir gedik açıldı. Ama Almanlar bu gediği değerlendirecek yedek kuvvetleri hazırlamamıştı; hat, birkaç gün içinde yeniden kapandı. Sonraki aylarda iki taraf da gaz kullanmaya başladı. İngilizler, Eylül 1915'te Loos'taki saldırıda ilk kez gaz kullandı; ama rüzgâr yön değiştirince gazın bir bölümü kendi siperlerine geri döndü. Kimyagerler, giderek daha etkili gazlar geliştirdi: 1915'te fosgen, 1917'de ise ciltte ve akciğerlerde uzun süreli yaralara yol açan hardal gazı kullanıldı.
Buna karşılık, askerleri koruyacak yöntemler de hızla gelişti. İlk günlerde askerler, ağızlarına ıslak bezler bağlamaya çalıştı; birkaç ay içinde kimyasal süzgeçli gaz maskeleri geliştirildi ve bütün ordulara dağıtıldı. Gaz maskesi, siperdeki askerin ayrılmaz parçası oldu. Tarihçilerin tahminlerine göre, savaş boyunca gazdan etkilenenlerin sayısı yüz binlerle, bazı tahminlere göre bir milyonun üzerinde bir rakamla ölçülür; ama bunların nispeten küçük bir bölümü hayatını kaybetti. Gaz, siper kilitlenmesini kırmadı; ama savaşın en korkutucu ve en çok nefret edilen silahı oldu.
Gelişme — gökyüzüne çıkan savaş
Savaşın başında pek az kişi uçağı ciddi bir silah olarak görüyordu. Uçaklar yavaştı, kolay bozuluyordu ve taşıyabildikleri yük çok sınırlıydı. Ama 1914 sonbaharında, Marne öncesinde, keşif uçaklarının düşman kollarının yönünü bildirmesi, komutanların uçağa bakışını değiştirdi. Kısa sürede her orduda gözlemciler yetiştirilmeye başlandı; bu gözlemciler, siperlerin fotoğrafını çekiyor, topçu atışlarının nereye düştüğünü telsizle ya da işaretlerle bildiriyordu. Gökyüzü, yerdeki kilitlenmeyi anlamanın ve ona karşı plan yapmanın aracı oldu. İlk havacıların pek çoğu, süvari gibi eski sınıflardan geliyordu; siperlerde işlevini yitiren atlı birliklerin genç subayları, hareketin ve keşfin yeni alanını havada buldu.
Dönüş noktası — kara gemileri
Siper kilitlenmesini kırmanın başka bir yolu, dikenli telleri ezip siperlerin üzerinden geçebilecek, makineli tüfek ateşine dayanıklı bir araç yapmaktı. İngiltere'de bu fikri ilk savunanlardan biri, subay Ernest Swinton'dı. Ama projeye asıl desteği, o sırada Donanma Bakanı olan Winston Churchill verdi. 1915 başında Donanma Bakanlığı'nın bünyesinde, deniz mühendisi Eustace Tennyson d'Eyncourt'un başkanlığında, «kara gemileri» geliştirmek için bir kurul kuruldu. Tarım traktörlerinden esinlenen paletli sistemler denendi.
Tanklar, ilk kez 15 Eylül 1916'da Somme'da, Flers yakınlarında savaşa sokuldu. İlk tankların çoğu yavaş, güvenilmez ve sık sık bozulan araçlardı; içlerindeki mürettebat, sıcaktan ve motor dumanından bitkin düşüyordu. Ama düşman askerleri üzerinde büyük bir psikolojik etki yarattılar. Kasım 1917'de Cambrai'de, yüzlerce İngiliz tankı, uzun bir topçu hazırlığı olmadan, sürpriz bir saldırıyla Alman hattında derin bir gedik açtı; ama yedekler yetersiz kaldığı için gedik birkaç gün içinde kapatıldı. Fransızlar da kendi tanklarını geliştirdi; 1918'de kullanılan hafif Fransız tankı, dönebilen bir kuleye sahip ilk tanklardan biriydi ve sonraki bütün tankların örneği oldu.
Yaygın yanlış«Tank, siper kilitlenmesini kendi başına kırdı ve savaşı kazandırdı.»
Tanklar, 1918'deki İtilaf zaferlerinde önemli bir rol oynadı; ama tek başlarına değil. 1918'de kilitlenmeyi kıran, ateş gücüyle hareketi aynı plana bağlayan yeni bir savaş yöntemiydi. İlk tanklar çok yavaş ve güvenilmezdi; pek çoğu savaş alanına varmadan bozuldu. Tarihçilerin çoğuna göre, savaşta askerlerin en büyük bölümünün ölümüne yol açan silah, yeni teknolojiler değil, topçu ateşiydi.
Cevap — yeni silahlar, eski bir kilitlenme
1918'e gelindiğinde bu ayrı ayrı gelişmeler bir araya geldi. İtilaf orduları, saldırılarında topçu ateşini, piyadeyi, tankları ve uçakları tek bir zaman çizelgesine bağlamayı öğrendi: uçaklar hedefleri buluyor, topçu kısa ve yoğun bir ateşle yolu açıyor, tanklar dikenli telleri eziyor, piyade onların ardından ilerliyordu. Askerî tarihçiler, farklı silah türlerinin birbirini tamamlayacak biçimde birlikte kullanıldığı bu yönteme birleşik silahlar adını verir. Kilitlenmeyi kıran, tek bir yeni icat değil, bu eşgüdüm oldu.
Birinci Dünya Savaşı'nda bilim ve sanayi, savaşın hizmetine hiç olmadığı kadar seferber edildi. Zehirli gaz, tank ve savaş uçağı, siper kilitlenmesini kırmak için geliştirilen yeni silahlardı. Gaz, korkunç etkilerine rağmen, maskelerin gelişmesiyle etkisini büyük ölçüde yitirdi. Tank, ilk yıllarında güvenilmez olsa da, 1918'de topçu, piyade ve uçaklarla birlikte kullanıldığında kilitlenmenin kırılmasına yardım etti. Uçak ise keşiften bombardımana kadar savaşın her alanına girdi. Bu silahların hiçbiri tek başına savaşı kazandırmadı; ama savaşın, ondan sonraki yüzyılda nasıl yapılacağını belirledi. Savaştan sonra uluslararası toplum, bu yeni silahların en korkuncunu, zehirli gazı, yasaklamaya çalıştı.
Bugünle bağ — Yeşilköy'de bir uçuş okulu
Osmanlı Devleti de havacılık çağına savaştan hemen önce girdi. 1912'de İstanbul'daki Yeşilköy'de bir askerî uçuş okulu açıldı ve ilk Osmanlı pilotları yetiştirildi. Şubat 1914'te iki Osmanlı pilotu, Fethi Bey ile Sadık Bey, İstanbul'dan Kahire'ye uzun bir uçuşa çıktı; ama uçakları Şam'dan sonraki etapta düştü ve iki pilot hayatını kaybetti. Bu olay, Osmanlı kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdı ve havacılığa olan ilgiyi artırdı. Savaş sırasında Osmanlı hava birlikleri, Alman pilotların ve uçakların desteğiyle, Çanakkale'de ve öteki cephelerde keşif görevleri yaptı. Bugün Türkiye'de havacılığın erken tarihine ilişkin anılar, İstanbul'daki havacılık müzesinde korunmaktadır.
Birincil kaynak
17 Haziran 1925'te Cenevre'de imzalanan ve zehirli gazların savaşta kullanılmasını yasaklayan protokolün girişinden:
Whereas the use in war of asphyxiating, poisonous or other gases, and of all analogous liquids, materials or devices, has been justly condemned by the general opinion of the civilised world; and Whereas the prohibition of such use has been declared in Treaties to which the majority of Powers of the world are Parties; and To the end that this prohibition shall be universally accepted as a part of International Law, binding alike the conscience and the practice of nations; Declare: That the High Contracting Parties […] accept this prohibition, agree to extend this prohibition to the use of bacteriological methods of warfare.
Türkçesi: Boğucu, zehirli ya da başka gazların ve bütün benzer sıvıların, maddelerin ve araçların savaşta kullanılması, uygar dünyanın genel kanaati tarafından haklı olarak kınandığından; ve bu tür kullanımın yasaklandığı, dünyadaki güçlerin çoğunun taraf olduğu antlaşmalarda ilan edilmiş olduğundan; ve bu yasağın, ulusların hem vicdanını hem de uygulamasını bağlayan bir uluslararası hukuk kuralı olarak evrensel biçimde kabul edilmesi amacıyla; Bildiririz: Akit Taraflar […] bu yasağı kabul eder, bu yasağı bakteriyolojik savaş yöntemlerinin kullanılmasını da kapsayacak biçimde genişletmeyi kabul ederler.
Kaynak: Protocol for the Prohibition of the Use in War of Asphyxiating, Poisonous or Other Gases, and of Bacteriological Methods of Warfare, Cenevre, 17 Haziran 1925; Vikikaynak (İngilizce). Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Protokol, gazın kullanılmasını hangi gerekçeyle yasaklar? «Uygar dünyanın genel kanaati» ifadesi, bu gerekçede nasıl bir rol oynar?
- Protokolün «bütün benzer sıvılar, maddeler ve araçlar» ifadesi, 1899 Lahey bildirisindeki hangi boşluğu kapatmaya çalışır?
- Protokol, gazın savaşta kullanılmasını yasaklar, ama gaz üretimini ve depolanmasını yasaklamaz. Bu sınırlama, yasağın etkinliği hakkında ne düşündürür?
Tarihçiler Tartışıyor
- L. F. Haber (1986) — The Poisonous Cloud adlı kitabında, gaz savaşının kökenlerini, gelişimini ve etkilerini iki tarafın belgelerine dayanarak inceledi; gazın askerî açıdan belirleyici olmadığını, ama savaşın insanlık dışı yüzünün simgesi hâline geldiğini gösterdi. Kitabın yazarının, gaz programını yöneten Fritz Haber'in oğlu olması, çalışmaya özel bir anlam kazandırdı.
- Tim Travers (1992) — How the War Was Won adlı kitabında, İngiliz ordusunun 1917–1918'deki yeni teknolojileri nasıl kullandığını inceledi; komutanların tank gibi yeni silahları geleneksel düşünce kalıpları içinde değerlendirdiğini ve teknolojinin potansiyelini tam olarak kullanamadığını savundu.
- John Morrow (1993) — The Great War in the Air adlı kitabında, havacılığın savaş boyunca keşiften bombardımana kadar nasıl geliştiğini ve bu gelişmenin, hükümetlerin, sanayinin ve orduların işbirliğine nasıl bağlı olduğunu inceledi; «asil şövalyeler» olarak anlatılan savaş pilotları imgesinin bir propaganda ürünü olduğunu gösterdi.
- David Edgerton (2006) — The Shock of the Old adlı kitabında, teknoloji tarihinde yalnızca yeni icatlara bakmanın yanıltıcı olduğunu savundu; Birinci Dünya Savaşı'nda atların, demiryollarının, tüfeklerin ve topların, yeni silahlardan çok daha belirleyici olduğunu vurguladı.
Bu tarihçiler, savaş teknolojisini farklı açılardan değerlendirir. Haber gazın hem askerî hem ahlaki anlamını, Travers komutanların yeni teknolojiye yaklaşımını, Morrow havacılığın gelişimini ve efsanesini inceler; Edgerton ise yeni teknolojiye odaklanmanın kendisini sorgular. Tartışma, Birinci Dünya Savaşı'nın yeni silahların devrimci etkisiyle mi, yoksa eski teknolojilerin kitlesel kullanımıyla mı belirlendiği sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Havacılık, savaş boyunca belki de en hızlı gelişen teknolojiydi. 1914'te uçaklar, yalnızca keşif için kullanılan, zayıf ve güvenilmez araçlardı. Birkaç ay içinde, keşif uçaklarının topçu ateşini yönlendirmesi ve düşman hatlarının fotoğraflarını çekmesi, savaşın vazgeçilmez bir parçası oldu. 1915'te Hollandalı tasarımcı Anthony Fokker'in Almanya için geliştirdiği bir mekanizma, makineli tüfeğin pervanenin arasından ateş etmesini sağladı ve gerçek anlamda savaş uçaklarının dönemini başlattı. Savaşın sonuna gelindiğinde, bütün büyük güçlerin binlerce uçağı vardı; İngiltere, 1918'de dünyanın ilk bağımsız hava kuvvetini kurdu.
Uçaklar ve zeplinler, savaşın sivillere de ulaşmasını sağladı. 1915'ten itibaren Alman zeplinleri, 1917'den itibaren ise büyük Alman bombardıman uçakları Londra'yı ve İngiltere'nin öteki kentlerini bombaladı. Bu saldırıların askerî etkisi sınırlıydı; ama cepheden yüzlerce kilometre uzaktaki sivilleri doğrudan hedef alan bir savaş biçiminin başlangıcı oldu. 1899'da Lahey'de balonlardan bomba atılmasını geçici olarak yasaklayan bildiri, bu yeni duruma yetişemedi. Stratejik bombardıman, yirminci yüzyılın savaşlarında çok daha büyük bir ölçekte kullanılacaktı.
Savaşın teknolojisi yalnızca yeni silahlardan ibaret değildi; görünmeyen alanlarda da büyük değişiklikler oldu. Topçunun etkisini artırmak için bilim insanları, düşman toplarının yerini ateş seslerinin farklı mikrofonlara ulaşma sürelerinden hesaplayan ses ölçme yöntemleri geliştirdi; İngiliz tarafında bu çalışmalarda yer alanlardan biri, 1915'te Nobel Fizik Ödülü'nü babasıyla paylaşan genç fizikçi Lawrence Bragg'di. Hava fotoğrafçılığı, haritacılığı kökten değiştirdi: siper haritaları, her gün çekilen binlerce fotoğrafla güncelleniyordu. Telsiz, uçaklarla topçu arasında, gemilerle karargâhlar arasında yeni bir iletişim ağı kurdu; ama aynı zamanda şifre çözme ve dinleme gibi yeni bir gizli savaşın da kapısını açtı.
Uluslararası hukuk, bu hızlı değişime hep bir adım geriden yetişti. Savaştan sonra, 1922–1923'te Lahey'de toplanan bir hukukçular komisyonu, hava savaşı için ayrıntılı kurallar taslağı hazırladı; bu taslak sivil halkı korkutmak amacıyla yapılan bombardımanı yasaklıyordu, ama hiçbir devlet onu bağlayıcı bir antlaşma olarak onaylamadı. Gaz konusunda ise durum farklıydı: gazın askerlerde ve kamuoyunda uyandırdığı derin tiksinti, 1925'te Cenevre Protokolü'nün imzalanmasını sağladı. Yine de protokol, gaz üretimini ve stoklanmasını yasaklamadı; pek çok devlet, protokolü ancak kendisine karşı gaz kullanılmadığı sürece uygulayacağını belirten çekincelerle onayladı. Kimyasal silahların üretimini ve stoklanmasını da yasaklayan kapsamlı bir sözleşme için 1993'ü beklemek gerekecekti.
Savaşın bilime etkisi, savaştan sonra da sürdü. Gaz programında çalışan kimyagerlerin bir bölümü, savaştan sonra tarım ilaçları ve yeni kimyasal maddeler üzerinde çalıştı. Havacılıktaki gelişmeler, savaştan sonra sivil havacılığın ve posta uçuşlarının temelini oluşturdu. Tank, sonraki yirmi yılda askerî düşünürlerin hareketli savaş üzerine geliştirdiği yeni kuramların merkezine yerleşti.
Uzman Notu
Temel literatür
- L. F. Haber, The Poisonous Cloud: Chemical Warfare in the First World War (Oxford: Clarendon Press, 1986).
- Tim Travers, How the War Was Won: Command and Technology in the British Army on the Western Front, 1917–1918 (Londra: Routledge, 1992).
- John H. Morrow, The Great War in the Air: Military Aviation from 1909 to 1921 (Washington: Smithsonian Institution Press, 1993).
- J. P. Harris, Men, Ideas and Tanks: British Military Thought and Armoured Forces, 1903–1939 (Manchester: Manchester University Press, 1995).
- Olivier Lepick, La Grande Guerre chimique, 1914–1918 (Paris: Presses Universitaires de France, 1998).
- David Edgerton, The Shock of the Old: Technology and Global History since 1900 (Londra: Profile Books, 2006).
Arşiv ve kaynak
Savaş teknolojisinin kaynakları arasında orduların ve bakanlıkların teknik raporları, patent belgeleri, sanayi şirketlerinin kayıtları, bilim insanlarının yazışmaları, askerlerin mektupları, savaş sonrası soruşturmaların tutanakları ve fotoğraflar vardır. Uluslararası antlaşmaların metinleri, silahların nasıl sınırlanmaya çalışıldığını gösterir. Cenevre Protokolü Vikikaynak'ta, Stern'ün anıları Internet Archive'da, Richthofen'in anılarının İngilizce çevirisi Project Gutenberg'de bulunur.
Açık sorular
- Yeni silahlar mı, yoksa onları kullanmayı öğrenen yeni savaş yöntemleri mi 1918'de kilitlenmeyi kırdı?
- Bilim insanlarının savaş için silah geliştirmesi, hangi ahlaki soruları doğurur?
- Uluslararası yasaklar, savaşta belirli silahların kullanılmasını ne ölçüde önleyebilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Zehirli gaz ilk kez büyük ölçekte nerede kullanıldı? A) Verdun B) Ypres C) Somme D) Gelibolu
- (Hedef 1) Tank ilk kez hangi muharebede kullanıldı? A) Marne B) Cambrai C) Somme D) Tannenberg
- (Hedef 2) Stern'e göre «tank» adı neden seçildi? A) Aracın bir depoya benzemesi yüzünden B) Gizliliği korumak için, «su taşıyıcı» yerine eş anlamlı bir kelime arandığı için C) Bir mühendisin adı olduğu için D) Fransızca bir kelime olduğu için
- (Hedef 2) Cenevre Protokolü, gaz yasağını hangi alana da genişletir? A) Deniz savaşına B) Uçak bombardımanına C) Bakteriyolojik savaş yöntemlerine D) Topçu ateşine
- (Hedef 3) Birinci Dünya Savaşı'nda atların, demiryollarının ve topların yeni silahlardan daha belirleyici olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) L. F. Haber B) Tim Travers C) John Morrow D) David Edgerton
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Birinci Dünya Savaşı, yeni silahların devrimci etkisiyle mi, yoksa eski teknolojilerin kitlesel kullanımıyla mı belirlendi? Cevabında Cenevre Protokolü'nü, Stern'ün anlatısını ve Richthofen'in tanıklığını kullan; Travers ile Edgerton'ın yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Zehirli gaz ilk kez büyük ölçekte Ypres'te kullanıldı.
- C — Tank ilk kez Somme'da kullanıldı.
- B — Ad, gizlilik için seçilmiş bir eş anlamlı kelimeydi.
- C — Protokol, yasağı bakteriyolojik savaş yöntemlerine de genişletir.
- D — Bu görüşü David Edgerton savundu.
Kapsamlı bir cevap, Birinci Dünya Savaşı'nda bilimin ve sanayinin savaşın hizmetine seferber edildiğini, zehirli gaz, tank ve uçak gibi yeni silahların siper kilitlenmesini kırmak için geliştirildiğini, ama hiçbirinin tek başına belirleyici olmadığını açıklar. Cenevre Protokolü'nü, gazın ahlaki olarak kınanmasının ve uluslararası hukukla sınırlanma çabasının belgesi olarak; Stern'ün anlatısını, yeni bir silahın bürokrasi ve gizlilik içinde doğuşunu gösteren bir tanıklık olarak; Richthofen'in anılarını ise havacılığın ilk kuşağının deneyimini, ama aynı zamanda savaş propagandasının bir ürününü yansıtan bir metin olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Travers'ın komutanların yeni teknolojiyi tam kullanamadığını savunan yaklaşımını, Edgerton'ın eski teknolojilerin belirleyiciliğini vurgulayan yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, yeni silahların bilim insanlarının, mühendislerin ve fabrikaların çalışmasıyla nasıl doğduğunu gördük. Bu silahları ve milyonlarca top mermisini üreten fabrikalarda çalışanların önemli bir bölümü, cepheye giden erkeklerin yerini alan kadınlardı. Savaş, yalnızca cephede değil, cephe gerisinde de yürütülüyordu: fabrikalarda, tarlalarda, kuyruklarda, evlerde. Hükümetler, ekonomiyi yönetmeye, gıdayı karneye bağlamaya ve kamuoyunu propagandayla yönlendirmeye başladı; kadınların toplumdaki yeri de bu yıllarda derinden değişti. Sonraki bölüm bunu soruyor: ev cephesi ve kadınlar.