Öğrenme hedefleri
- Gelibolu harekâtına katılan orduların ve toplulukların çeşitliliğini ve harekâtın 1915 yazından tahliyeye kadar olan son aşamasını açıklayabileceksin.
- Ashmead-Bartlett'in Başbakan'a yazdığı sansürsüz mektubu, bu mektubun nasıl gönderildiğini anlatan tanıklığını ve Anzak Kitabı'nın editör notunu karşılaştırarak, cephedeki gerçeğin kamuoyuna nasıl ulaştığını ve nasıl biçimlendirildiğini değerlendirebileceksin.
- Gelibolu'nun farklı ulusların hafızasında nasıl farklı anlamlar kazandığını ve «Anzak efsanesi»nin nasıl kurulduğunu tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — sansürsüz bir mektup
Eylül 1915'in başında, Ege'deki İmroz adasında, İngiliz gazeteci Ellis Ashmead-Bartlett zor bir karar verdi. Aylardır Gelibolu yarımadasındaki harekâtı izleyen Ashmead-Bartlett, ordunun durumunun umutsuz olduğuna, kışın askerlerin büyük bir felaketle karşılaşacağına inanıyordu; ama yazdığı haberler, askerî sansür tarafından ayıklanıyordu. Kampta kalan genç bir Avustralyalı gazeteci, Keith Murdoch, ona bir öneride bulundu: Londra'ya gidiyordu ve sansürden geçmemiş bir mektubu yanında götürüp doğrudan hükümete teslim edebilirdi. Ashmead-Bartlett, kuralları çiğnemenin bedelini göze alarak, doğrudan İngiltere Başbakanı Asquith'e hitap eden bir mektup yazdı. Mektup hiçbir zaman adresine ulaşamadı: Murdoch'un yanında, Fransa'nın Marsilya limanında askerî yetkililer tarafından ele geçirildi. Ama Murdoch'un Avustralya Başbakanı'na yazdığı kendi mektubu Londra'da elden ele dolaştı ve birkaç hafta sonra harekâtın komutanı görevden alındı. Bu ders, beş kıtadan gelen askerlerin ve toplulukların Gelibolu'da nasıl bir araya geldiğini, cephedeki gerçeğin kamuoyuna nasıl ulaştığını ve bu harekâtın farklı ulusların hafızasında nasıl bambaşka anlamlar kazandığını soruyor.
Bağlam — dünyanın dört bir yanından
Türkiye Tarihi kursundaki Çanakkale dersinde, 18 Mart'taki deniz saldırısını, 25 Nisan'daki çıkarmaları ve Osmanlı savunmasını ayrıntılı olarak ele alıyoruz. Bu ders, aynı harekâtı bir dünya tarihi olayı olarak, onu kimlerin yaşadığı üzerinden okuyor. Gelibolu, Birinci Dünya Savaşı'nın belki de en çok uluslu cephesiydi.
İtilaf tarafında, İngiliz ordusunun İngiltere'den, İskoçya'dan, Galler'den ve İrlanda'dan gelen birliklerinin yanında, Güney yarımkürenin iki genç dominyonunun gönüllülerinden kurulan bir kolordu savaşıyordu; bu kolordunun adının baş harflerinden türetilen «Anzak» sözcüğü, kısa sürede bu askerlerin ortak adı oldu. Yeni Zelanda birliklerinin içinde Maori gönüllüler de vardı. Hindistan ordusundan Gurkha, Sih ve Pencap birlikleri ve katır taşıma birlikleri, Kanada'nın bir parçası olmayan Newfoundland'den bir alay, Fransız kolordusunun içinde Senegal ve öteki Batı Afrika sömürgelerinden gelen tüfekçiler, Cezayir ve Tunus'tan birlikler ve Yabancı Lejyon askerleri de yarımadada savaştı. İskenderiye'deki mültecilerden oluşturulan ve Joseph Trumpeldor'un subaylarından olduğu Siyon Katır Birliği, cephane ve su taşıdı. Mısır'dan ve Malta'dan gelen işçiler, iskele ve yol yapımında çalıştı. Bütün bu kuvvetlerin ana üssü, yarımadanın batısındaki Limni adasında, geniş Mondros limanıydı; asker, cephane ve erzak buradan kıyıya taşınıyordu.
Karşı yakada, Beşinci Ordu'nun safları da tek tip değildi: Trakya'dan ve Anadolu köylerinden gelenlerin arasında Halep'ten, Şam'dan, Musul'dan getirilmiş askerler de vardı; Arıburnu'ndaki savunmada, Anadolu'dan gelen alayların yanında Suriye'den gelen alaylar da görev yaptı. Alman subaylar, ordunun ve bazı birliklerin komutasında yer aldı. İki taraf da, farklı dillerde konuşan, farklı inançlara bağlı ve farklı nedenlerle savaşan insanlardan oluşuyordu.
Gelişme — Ağustos'un büyük saldırısı
Nisan'daki çıkarmalardan sonra İtilaf kuvvetleri, Seddülbahir'de ve Arıburnu'nda kıyıya yakın dar bölgelerde sıkışıp kaldı. Yazın sıcağı, sinekler, su sıkıntısı ve dizanteri gibi salgınlar, askerleri çatışmalardan daha çok yıprattı. Ağustos'ta komutan Ian Hamilton, bu kilitlenmeyi kırmak için büyük bir saldırı planladı: Arıburnu'ndan Conkbayırı sırtlarına bir saldırı yapılacak, aynı anda kuzeydeki Suvla koyuna yeni bir kolordu çıkarılacak ve Anafartalar tepeleri ele geçirilecekti. Anzak, Yeni Zelanda, İngiliz ve Hint birlikleri, dik ve çalılarla kaplı vadilerde ilerlemeye çalıştı; Gurkha birliklerinden küçük bir grup kısa bir süre için sırtlardan birine ulaştı. Ama Osmanlı karşı saldırıları sırtları geri aldı ve Suvla'ya çıkan kolordu, yavaş ve kararsız hareket ettiği için Anafartalar tepelerini ele geçiremedi. Ağustos saldırısı, harekâtın son büyük kazanma umuduydu.
Dönüş noktası — Londra'da bir mektup
Ashmead-Bartlett'in mektubu Marsilya'da ele geçirildi; gazeteci, sansürü çiğnediği için cepheden uzaklaştırıldı. Ama Murdoch, Londra'ya vardığında, gördüklerini ve duyduklarını anlatan uzun bir mektubu Avustralya Başbakanı Andrew Fisher'a yazdı. Bu mektup, abartılı ve yer yer yanlış ifadeler içeriyordu; ama İngiliz hükümetinin üyeleri arasında dolaştı ve harekâta duyulan güveni derinden sarstı. Ekim 1915'te Hamilton görevden alındı. Yerine gelen general Charles Monro, yarımadayı gördükten kısa süre sonra tahliyeyi önerdi. Savaş Bakanı Horatio Kitchener, Kasım'da yarımadayı bizzat ziyaret etti ve sonunda tahliyeye onay verdi.
Aynı Kasım'da yarımadada büyük bir kar fırtınası yaşandı. Sıcak iklimlere alışkın pek çok asker, hayatlarında ilk kez kar gördü; donma ve soğuktan kaynaklanan hastalıklar iki tarafı da vurdu. Aralık 1915'te Arıburnu'ndan ve Suvla'dan, Ocak 1916'nın başında da Seddülbahir'den, İtilaf kuvvetleri gece karanlığında, dikkatle planlanmış bir tahliyeyle yarımadayı terk etti. Tahliye, neredeyse hiç kayıp vermeden gerçekleşti; bu, harekâtın en başarılı askerî operasyonu olarak anıldı.
Yaygın yanlış«Gelibolu yalnızca Türklerin ve Anzakların savaşıydı.»
Gelibolu, Türkiye'de ve Avustralya ile Yeni Zelanda'da ulusal hafızanın merkezinde yer aldığı için, çoğu zaman bu iki tarafın savaşı olarak hatırlanır. Oysa İtilaf tarafında en büyük kuvveti İngiliz ordusu oluşturdu; Fransız kolordusu, Hint birlikleri, Newfoundlandlı askerler ve Afrika sömürgelerinden gelen askerler de önemli kayıplar verdi. Osmanlı ordusu da imparatorluğun farklı bölgelerinden gelen askerlerden oluşuyordu. Gelibolu'nun gerçek tarihi, bu toplulukların hepsinin tarihidir.
Cevap — bir yarımada, birçok hafıza
Gelibolu harekâtı, İtilaf devletlerinin Osmanlı başkentine ulaşarak savaşı kısaltma umuduyla başladı; ama Osmanlı savunması karşısında sekiz ay süren bir kilitlenmeye dönüştü ve tahliyeyle sona erdi. Harekâta Pasifik'ten Pencap'a, Dakar'dan Dublin'e uzanan bir coğrafyanın askerleri katıldı; iki ordunun kayıp çizelgeleri yaralı ve hasta sayısını yüz binlerle, ölü sayısını on binlerle yazdı; kesin rakamlar bugün de tartışılır. Harekâtın sonu, cephedeki gerçeğin sansürü aşarak Londra'ya ulaşmasıyla da hızlandı: bir gazetecinin cesareti ve bir başka gazetecinin mektubu, bir komutanın görevden alınmasına ve sonunda tahliyeye giden sürecin bir parçası oldu. Savaştan sonra her ulus, Gelibolu'yu kendi deneyiminin merceğinden hatırladı.
Bugünle bağ — her ülkenin kendi Gelibolu'su
Bugün Gelibolu yarımadası, pek çok ülkenin anma törenlerine ev sahipliği yapar. Canberra'da ve Wellington'da 25 Nisan, Anzak Günü olarak ulusal bir anma günüdür; binlerce genç, her yıl bu tarihte şafak töreni için yarımadaya gelir. Türkiye'de 18 Mart, Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü olarak anılır. İrlanda'da ise Gelibolu'da savaşan İrlandalı askerlerin hatırası, 1916'da Dublin'de patlayan ayaklanmanın ve ardından gelen bağımsızlık mücadelesinin gölgesinde uzun süre unutuldu. Hindistan'da, Senegal'de ve Newfoundland'de de Gelibolu'nun hatırası son yıllarda yeniden keşfedilmektedir. Aynı yarımada, her ülkenin anlatısında farklı bir yer tutar.
Birincil kaynak
Ashmead-Bartlett'in 8 Eylül 1915'te Başbakan Asquith'e yazdığı ve Murdoch'un götürdüğü sansürsüz mektuptan:
I consider it absolutely necessary that you should know the true state of affairs out here. Our last great effort to achieve some definite success against the Turks was the most ghastly and costly fiasco in our history since the battle of Bannockburn. […] The operations did, for a time, make headway, in an absolutely impossible country, more than any general had a right to expect, owing to the superlative gallantry of the Colonial troops, and the self-sacrificing manner in which they threw away their lives against positions which should never have been attacked.
Türkçesi: Burada işlerin gerçek durumunu bilmenizin kesinlikle gerekli olduğunu düşünüyorum. Türklere karşı belirli bir başarı elde etmek için yaptığımız son büyük girişim, Bannockburn Muharebesi'nden beri tarihimizdeki en korkunç ve en pahalı fiyaskoydu. […] Harekât, sömürge birliklerinin üstün yiğitliği ve asla saldırılmaması gereken mevzilere karşı hayatlarını kendilerini feda ederek harcamaları sayesinde, tamamen imkânsız bir arazide, hiçbir generalin beklemeye hakkı olmayacak kadar bir süre ilerleme kaydetti.
Kaynak: Ellis Ashmead-Bartlett'in H. H. Asquith'e mektubu, 8 Eylül 1915; Ellis Ashmead-Bartlett, The Uncensored Dardanelles (Londra: Hutchinson, 1928), s. 240–241; Internet Archive. Türkçesi, İngilizcesinden bizim.
- Ashmead-Bartlett, mektubunu neden sansürden geçirmeden göndermeye karar verdi? Bu karar, bir savaş muhabirinin sorumlulukları hakkında ne düşündürür?
- Mektup, Ağustos saldırısının başarısızlığını kime yükler? Mektup, askerlerin cesaretini komutanların kararlarından nasıl ayırır?
- Mektupta «sömürge birlikleri» diye anılan askerler kimlerdi? Bu adlandırma, İngiliz İmparatorluğu'nun yapısı hakkında ne söyler?
Tarihçiler Tartışıyor
- Robert Rhodes James (1965) — Gallipoli adlı kitabında, harekâtı İngiliz tarafının planlama ve komuta hataları üzerinden inceledi; harekâtın başarısızlığını, siyasetçilerle askerler arasındaki iletişimsizliğe, yetersiz hazırlığa ve yanlış varsayımlara bağladı.
- David Kent (1985) — Anzak Kitabı üzerine yazdığı makalede, Bean'in editör olarak askerlerin gönderdiği yazılar arasından seçim yaparken karamsar ve acı veren metinleri dışarıda bıraktığını, böylece dayanıklı, neşeli ve cesur bir «Anzak» imgesinin kurulmasına katkıda bulunduğunu gösterdi.
- Alistair Thomson (1994) — Anzac Memories adlı kitabında, Gelibolu'da savaşan Avustralyalı askerlerle yapılan sözlü tarih görüşmelerini inceleyerek, askerlerin kendi anılarını zamanla ulusal «Anzak efsanesi»ne göre nasıl yeniden biçimlendirdiğini gösterdi.
- Jenny Macleod (2015) — Gallipoli adlı kitabında, harekâtı İngiliz, Fransız, Hint, Avustralya, Yeni Zelanda, Osmanlı ve İrlanda deneyimlerini bir arada ele alarak gerçek anlamda uluslararası bir olay olarak anlattı; her ulusun Gelibolu'yu kendi ulusal hikâyesinin bir parçası olarak nasıl yeniden kurduğunu inceledi.
Bu tarihçiler, Gelibolu'yu farklı düzeylerde ve farklı arşivlerle inceler; kimi İngiliz kabine belgelerine, kimi bir derginin müsveddelerine, kimi de yaşlı askerlerle yapılmış görüşmelere dayanır. Rhodes James harekâtın askerî ve siyasal başarısızlığını, Kent ve Thomson Anzak hafızasının nasıl kurulduğunu, Macleod ise harekâtın çok uluslu yapısını ve farklı ulusal hafızaları öne çıkarır. Tartışma, Gelibolu'nun her şeyden önce bir askerî başarısızlığın hikâyesi mi, yoksa farklı ulusların kendi kimliklerini kurduğu bir hafıza alanı mı olduğu sorusunda düğümlenir.
Derine İn
Gelibolu'da savaşan Hint askerlerinin deneyimi, uzun süre bu harekâtın en az bilinen yanlarından biri oldu. Hindistan ordusunun bir tugayı, Gurkha, Sih ve Pencaplı askerlerden oluşuyordu; bunun yanında, Hint katır taşıma birlikleri, cepheye su, cephane ve erzak taşımak için hayati bir rol oynadı. Hint askerleri, Ağustos saldırısında sırtlara en çok yaklaşan birlikler arasındaydı. Savaş boyunca farklı cephelerde savaşan Hint askerlerinin ailelerine yazdığı mektupların bir bölümü, İngiliz sansürcüleri tarafından okunup özetlendi; bu sansür raporları bugün, sömürge askerlerinin savaşa bakışını gösteren değerli kaynaklardır. Hindistan'da Gelibolu'nun hatırası ise, bağımsızlıktan sonra sömürge ordusunun savaşlarının ulusal hafızada yer bulmaması yüzünden uzun süre silik kaldı.
Fransız kolordusu da harekâtta önemli bir rol oynadı. Seddülbahir bölgesinde savaşan Fransız birliklerinin önemli bir bölümü, Senegal'den ve öteki Batı Afrika sömürgelerinden getirilmiş tüfekçilerden, bir de Mağrip'ten toplanmış alaylardan oluşuyordu. Bu askerlerin çoğu, Avrupa'daki bir savaşın nedenlerinden habersiz olarak, kendi ülkelerinden binlerce kilometre uzakta savaştı. Seddülbahir'deki Fransız askerî mezarlığı, bugün bu çok uluslu yapının en görünür izlerinden biridir.
Yaralıların ve hastaların taşınması da çok uluslu bir örgütlenme gerektirdi. Yarımadada yeterli hastane kurmak mümkün olmadığı için, binlerce yaralı ve hasta asker gemilerle Mısır'daki ve Malta'daki hastanelere götürüldü; Malta, bu yüzden savaş sırasında «Akdeniz'in hemşiresi» diye anıldı. Hastane gemilerinde ve adalardaki koğuşlarda, Sidney'den, Auckland'dan, Londra'dan ve Toronto'dan gelmiş hemşireler nöbet tuttu. Osmanlı tarafında ise yaralılar, deniz yoluyla ve karadan İstanbul'daki hastanelere taşındı; kentin okulları ve konakları geçici hastanelere dönüştürüldü.
Gelibolu, savaş haberciliğinin tarihinde de bir dönüm noktası oldu. Harekât boyunca gazeteciler, askerî sansürle sürekli çatıştı. Ashmead-Bartlett ve Murdoch olayı, basının ve bireysel tanıklıkların, resmî kanallardan gelen bilgiye karşı hükümetin kararlarını nasıl etkileyebileceğini gösterdi. Harekâtın ardından İngiliz parlamentosu, başarısızlığın nedenlerini araştırmak için bir soruşturma komisyonu kurdu; komisyonun raporu, planlamadaki ve komutadaki hataları açıkça ortaya koydu. Murdoch ise savaştan sonra Avustralya'nın en güçlü gazete sahiplerinden biri oldu.
Harekâtın bitişi de, askerlerin hafızasında özel bir yer tuttu. Tahliye gecelerinde, Anzak siperlerinde askerlerin, düşmanı birliklerin hâlâ yerinde olduğuna inandırmak için tüfeklerin tetiklerine su damlatan düzenekler kurduğu, bu düzeneklerin askerler gittikten sonra kendi kendine ateş ettiği anlatılır. Pek çok asker, yarımadadan ayrılırken arkadaşlarının mezarlarını bırakmanın acısını mektuplarında ve anılarında dile getirdi. Bu duygu, sonraki yıllarda Gelibolu'ya yapılan hac benzeri ziyaretlerin de kaynağı oldu.
Son olarak, Gelibolu'nun hafızası, zamanla bir barış ve uzlaşma hafızasına da dönüştü. Savaştan sonra Türkiye ile Avustralya ve Yeni Zelanda arasında gelişen ilişkiler, yarımadadaki anma törenlerini ortak bir hafıza alanı hâline getirdi. Türkiye Tarihi kursundaki Çanakkale dersinde gördüğümüz gibi, bu ortak hafızada dolaşan bazı sözlerin kaynakları tartışmalıdır; ama yarımadadaki anıtların ve mezarlıkların farklı ulusların ziyaretçilerine açık olması, eski düşmanların ortak bir yası paylaşabileceğini gösterir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Robert Rhodes James, Gallipoli (Londra: Batsford, 1965).
- Christopher Pugsley, Gallipoli: The New Zealand Story (Auckland: Hodder and Stoughton, 1984).
- David Kent, «The Anzac Book and the Anzac Legend: C. E. W. Bean as Editor and Image-Maker», Historical Studies 21 (1985).
- Alistair Thomson, Anzac Memories: Living with the Legend (Melbourne: Oxford University Press, 1994).
- Les Carlyon, Gallipoli (Sidney: Pan Macmillan, 2001).
- Jenny Macleod, Gallipoli (Oxford: Oxford University Press, 2015).
Arşiv ve kaynak
Gelibolu harekâtının kaynakları arasında iki tarafın askerî arşivleri, İngiliz parlamentosunun Çanakkale soruşturma komisyonunun raporları, savaş muhabirlerinin haberleri ve kitapları, askerlerin mektupları ve günlükleri, Hint askerlerinin sansür derlemeleri ve savaştan sonra toplanan sözlü tanıklıklar vardır. Avustralya Savaş Anıtı'nın arşivi, Anzak askerlerine ilişkin zengin bir koleksiyona sahiptir. Ashmead-Bartlett'in 1928 kitabı da, Anzak Kitabı'nın Cassell baskısı da, dijital kütüphanelerde taranmış hâlleriyle okunabilir.
Açık sorular
- Bir savaş muhabirinin sansürü çiğnemesi, hangi koşullarda haklı görülebilir?
- «Anzak efsanesi», Gelibolu'daki askerlerin gerçek deneyimini ne ölçüde yansıtır, ne ölçüde değiştirir?
- Gelibolu'nun Hindistan, Fransa, İrlanda ve Afrika'daki hafızası, neden Türkiye ve Avustralya'dakinden bu kadar farklı gelişti?
Mini sınav
- (Hedef 1) Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinin ortak adı olan «Anzak» sözcüğü nereden gelir? A) Bir komutanın adından B) Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Kolordusu'nun İngilizce adının baş harflerinden C) Gelibolu'daki bir köyün adından D) Bir gemi adından
- (Hedef 1) Gelibolu harekâtı nasıl sona erdi? A) İstanbul'un ele geçirilmesiyle B) Bir barış antlaşmasıyla C) İtilaf kuvvetlerinin tahliyesiyle D) Osmanlı ordusunun teslim olmasıyla
- (Hedef 2) Ashmead-Bartlett, Ağustos saldırısında «tamamen imkânsız bir arazide» sağlanan ilerlemeyi neye bağlar? A) Komutanların planına B) Sömürge birliklerinin üstün yiğitliğine C) Donanmanın desteğine D) Havanın iyi olmasına
- (Hedef 2) Anzak Kitabı'nın editör notuna göre kitap nerede hazırlandı? A) Londra'da B) Kahire'de C) Gelibolu'daki Anzak mevzilerinde, siperlerde ve sığınaklarda D) Avustralya'da
- (Hedef 3) Bean'in Anzak Kitabı'nda karamsar metinleri dışarıda bırakarak bir «Anzak» imgesi kurduğunu gösteren tarihçi kimdir? A) Robert Rhodes James B) David Kent C) Alistair Thomson D) Jenny Macleod
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Gelibolu her şeyden önce bir askerî başarısızlığın hikâyesi mi, yoksa farklı ulusların kendi kimliklerini kurduğu bir hafıza alanı mı? Cevabında Ashmead-Bartlett'in mektubunu ve tanıklığını ve Anzak Kitabı'nın editör notunu kullan; Rhodes James ile Macleod'un yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Sözcük, kolordunun İngilizce adının baş harflerinden gelir.
- C — Harekât, İtilaf kuvvetlerinin tahliyesiyle sona erdi.
- B — Ashmead-Bartlett, ilerlemeyi sömürge birliklerinin yiğitliğine bağlar.
- C — Kitap, Gelibolu'daki Anzak mevzilerinde hazırlandı.
- B — Bu görüşü David Kent ortaya koydu.
Kapsamlı bir cevap, Gelibolu harekâtının İtilaf devletlerinin savaşı kısaltma umuduyla başlayıp Osmanlı savunması karşısında sekiz ay süren bir kilitlenmeye dönüştüğünü ve tahliyeyle bittiğini, harekâta dünyanın dört bir yanından askerlerin katıldığını açıklar. Ashmead-Bartlett'in mektubunu, askerî başarısızlığın komuta hatalarından kaynaklandığını açıkça söyleyen ve sansürü çiğneyerek hükümete ulaşmaya çalışan bir tanıklık olarak; Anzak Kitabı'nın editör notunu ise askerlerin kendi seslerini yansıtan, ama editörün seçimleriyle bir ulusal imgenin kurulmasına katkıda bulunan bir belge olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Rhodes James'in harekâtın askerî ve siyasal başarısızlığını inceleyen yaklaşımını, Macleod'un harekâtın çok uluslu yapısını ve farklı ulusal hafızaları öne çıkaran yaklaşımıyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Bu derste, Gelibolu'da askerlerin hâlâ büyük ölçüde tüfekle, süngüyle ve topla savaştığını gördük. Ama aynı yıllarda, savaşın kilitlenmesini kırmak isteyen generaller ve mühendisler, bambaşka araçlar geliştiriyordu. Nisan 1915'te Belçika'da, rüzgârla yayılan bir bulut, savaş alanına yeni ve korkunç bir silah getirdi. Birkaç yıl içinde çelik gövdeli, paletli araçlar siperlerin üzerinden geçmeye, uçaklar ise cephelerin üzerinde keşif yapmaya ve çarpışmaya başladı. Bu yenilikler, savaşın yüzünü ve sonraki yüzyılın savaşlarını değiştirdi. Sonraki bölüm bunu soruyor: zehirli gaz, tank, uçak, savaş teknolojisi.