İçeriğe geç

Bölüm GT-002.12 · Seviye 0 — KapıSeviye 0

Bugün tarihin neresindeyiz?

GT-002 300.000 Yılda İnsanlık: Büyük Resim

2.655 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1945–2016
Bölge
Dünya
Kişiler
H. G. Wells · Paul Crutzen · Will Steffen · Francis Fukuyama · Richard Baldwin · David Christian
Yerler
Dünya · Mauna Loa · Berlin · Çin · Hindistan
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1945'ten bu yana insanlığın yaşadığı büyük dönüşümleri, yani nüfus artışını, yaşam süresinin uzamasını, ekonomik büyümeyi ve çevre üzerindeki etkiyi ana hatlarıyla anlatabileceksin.
  • «Antroposen», «Büyük Hızlanma» ve «büyük yakınsama» gibi kavramların bugünü tarihin uzun akışı içinde nasıl konumlandırdığını açıklayabileceksin.
  • Bugünü anlamaya çalışan farklı yorumları, tarihçinin kendi zamanını yazmasının güçlüklerini hesaba katarak değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — eğitim ile felaket arasında

1920'de İngiliz yazar H. G. Wells, insanlığın tarihini, evrenin oluşumundan kendi zamanına kadar tek bir kitapta anlatmaya girişti. Tarihin Ana Hatları, 1914–1918 savaşının açtığı yaraların henüz kapanmadığı bir dönemde yazılmıştı ve büyük bir okur kitlesine ulaştı. Kitabın sonunda Wells, geleceği tahmin edemeyeceğini itiraf ediyordu: önünde ekonomik mücadeleler, ırklar ve sınıflar arasında kasvetli çatışmalar olabilirdi. Ama bir yargıda bulunmaktan geri durmadı: insan tarihi, giderek eğitim ile felaket arasında bir yarışa dönüşüyordu.

Wells'in bu cümlesinden yirmi yıl sonra, dünya ikinci ve daha büyük bir savaşa sürüklendi. Ama savaştan sonra gelen yüzyılın ikinci yarısı, insanlık tarihinin en hızlı değişim dönemlerinden biri oldu. Bu bölüm, bu kursun üç yüz bin yıllık uzun hikâyesinin sonunda, geriye dönüp bugüne bakıyor: bugün tarihin neresindeyiz?

Bağlam — Büyük Hızlanma

1945'i izleyen onyıllarda, insan yaşamının hemen her ölçüsü daha önce görülmemiş bir hızla değişti. Dünya nüfusu, on dokuzuncu yüzyılın başında yaklaşık bir milyar iken, 2011'de yedi milyarı aştı. Tıptaki ilerlemeler, aşılar, antibiyotikler, temiz su ve daha iyi beslenme sayesinde, dünya genelinde ortalama yaşam süresi yirminci yüzyıl boyunca iki katından fazla arttı. Enerji tüketimi, üretim, kentleşme ve ulaşım, ikinci yarı yüzyılda katlanarak büyüdü.

Nüfusun bu hızlı artışı, demografların «demografik dönüşüm» adını verdiği bir sürecin parçasıdır. Tarih boyunca hem doğum hem ölüm oranları yüksekti; nüfus bu yüzden yavaş büyüyordu. Tıptaki ve beslenmedeki ilerlemeler önce ölüm oranlarını düşürdü; doğum oranları ise bir süre yüksek kaldı ve nüfus hızla arttı. Sonra kentleşme, eğitim ve kadınların iş hayatına katılımıyla doğum oranları da düşmeye başladı. Avrupa bu dönüşümü on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda yaşadı; dünyanın pek çok bölgesi ise yirminci yüzyılın ikinci yarısında ve günümüzde yaşıyor. Bugün pek çok ülkede nüfus yaşlanıyor ve bazılarında azalmaya başladı.

Bu değişimlerin çevre üzerindeki etkisi de aynı hızla büyüdü. Hawaii'deki Mauna Loa gözlemevinde 1958'den beri yapılan ölçümler, atmosferdeki karbondioksit oranının sürekli arttığını gösteriyor; bu oran, 2013'te ilk kez milyonda dört yüz birimi aştı. Ormanlar küçüldü, denizler ısındı, pek çok bitki ve hayvan türü yok olma tehlikesiyle karşılaştı. 1945'ten sonraki nükleer denemeler, yeryüzünün dört bir yanındaki toprak ve buz katmanlarında radyoaktif izler bıraktı; plastik atıklar okyanusların en derin noktalarına kadar ulaştı. Gelecekteki bir jeolog, bu dönemin katmanlarını, bu izlerden kolayca tanıyabilecek.

Gelişme — insanın jeolojik çağı mı?

Bu değişimlerin büyüklüğü, bazı bilim insanlarını yeni bir soru sormaya yöneltti: insan, gezegenin kendisini değiştiren bir jeolojik güç hâline mi geldi? Nobel ödüllü Hollandalı kimyager Paul Crutzen, 2000'de, Dünya'nın yeni bir jeolojik çağa, «Antroposen»e, yani «insan çağı»na girdiğini öne sürdü. 2002'de Nature dergisinde yayımladığı kısa bir yazıda bu fikri geniş bir okur kitlesine taşıdı.

Antroposen'in ne zaman başladığı, kendi başına bir tarih sorusudur. Bazıları, onu tarımın başlangıcına; bazıları, Sanayi Devrimi'ne ve kömürün yaygın kullanımına; bazıları ise yirminci yüzyılın ortasına, yani Büyük Hızlanma'nın başladığı ve 1945'ten sonraki nükleer denemelerin toprakta ve buzda iz bıraktığı döneme bağladı. Uluslararası jeoloji kurumları uzun süre bu soruyu tartıştı; sonunda Antroposen, resmî jeolojik zaman ölçeğine bir çağ olarak eklenmedi. Ama kavram, jeologların resmî sınıflandırmasının dışında, tarihçiler, antropologlar ve sanatçılar arasında da, insanlığın gezegen üzerindeki etkisini anlatmak için yaygın olarak kullanılmaya devam ediyor.

Bu dönem, aynı zamanda dünyanın ekonomik haritasının değiştiği bir dönemdir. On dokuzuncu yüzyılda sanayileşmeyle açılan ülkeler arası gelir farkı, yirminci yüzyılın sonundan itibaren, özellikle nüfusu milyarı aşan iki Asya ülkesinin, Çin ile Hindistan'ın, hızlı büyümesiyle daralmaya başladı. İktisatçı Richard Baldwin, bu sürece «büyük yakınsama» adını verdi. Baldwin'e göre bu değişimin arkasında, yeni bir küreselleşme dalgası vardı: bilgi ve iletişim teknolojileri, bir ürünün farklı parçalarının dünyanın farklı ülkelerinde üretilip birleştirilmesini mümkün kıldı. Böylece sanayi üretimi, zengin ülkelerden düşük ücretli ülkelere yayıldı ve bu ülkelerin hızla büyümesine yol açtı.

Dönüş noktası — tarihin sonu mu?

1989'da Berlin Duvarı yıkıldığında ve Soğuk Savaş sona ererken, Amerikalı siyaset bilimci Francis Fukuyama bir makale yayımladı. Makalenin başlığı bir soruydu: «Tarihin Sonu mu?» Fukuyama, liberal demokrasinin ve piyasa ekonomisinin, insanlığın siyasi gelişiminin son noktası olabileceğini, büyük ideolojik rekabetin artık sona erdiğini öne sürdü. 1992'de bu fikri bir kitapta genişletti.

Fukuyama'nın tezi, yayımlandığı günden beri tartışmaların odağında kaldı. Otuz yıl içinde dünyada yeni çatışmalar, yeni ideolojik rekabetler, ekonomik krizler ve demokrasilerin gerilemesi yaşandı. Pek çok eleştirmen, tarihin «sona ermediğini», hatta hiçbir zaman sona ermeyeceğini savundu. Fukuyama'nın tezi, kendi döneminin iyimserliğini yansıtan bir yorum olarak da okunabilir: tıpkı Wells'in 1920'deki kaygılı yorumunun, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından yazılmış olmasının izlerini taşıması gibi. Her kuşak, kendi zamanının deneyimiyle geleceğe bakar. Fukuyama'nın kendisi de, sonraki yazılarında tezini daha dikkatli bir biçimde yeniden ifade etti.

Yaygın yanlış«Bugün yaşadığımız dönem, tarihin kaçınılmaz olarak ilerlediği bir yolun sonucudur» diye düşünülebilir.
Doğrusu

Tarih, önceden çizilmiş bir yol izlemez; bugünkü dünya, pek çok olasılıktan yalnızca birinin gerçekleşmesidir. Nüfus artışı, ekonomik büyüme ya da iklim değişikliği gibi eğilimler güçlüdür, ama geleceği kesin olarak belirlemez; insanların kararları, bu eğilimlerin yönünü ve hızını değiştirebilir.

Cevap — hızlanan bir hikâyenin içinde

Öyleyse bugün tarihin neresindeyiz? Bu kursun anlattığı üç yüz bin yıllık hikâyenin büyük bölümünde, insanlar küçük topluluklar hâlinde, avcı ve toplayıcı olarak yaşadı. Tarım, kentler, yazı ve imparatorluklar, bu hikâyenin son on bir, on iki bin yılına sığıyor. Sanayileşme, yalnızca son iki yüz elli yıla. Büyük Hızlanma ise, son yetmiş beş yıla. Yani biz, çok uzun bir hikâyenin, en hızlı değiştiği anında yaşıyoruz.

Bu hız, hem büyük fırsatlar hem büyük riskler taşıyor; ve ikisi çoğu zaman aynı kaynaktan, yani insanlığın artan gücünden doğuyor. İnsanlık, tarihinde hiç olmadığı kadar uzun yaşıyor, daha az yoksul, daha çok okuryazar. Ama aynı zamanda gezegenin iklimini değiştiriyor, kendi kendini yok edebilecek silahlara sahip ve birbirine her zamankinden daha bağımlı. Wells'in yüz yıl önceki yargısı, bugün de geçerliliğini koruyor gibi görünüyor: tarih, eğitim ile felaket arasında bir yarış olmaya devam ediyor.

Bugünle bağ — kendi zamanımızı yazmak

Bir tarihçinin kendi zamanını yazması, her zaman zordur. Olayların sonucunu henüz bilmiyoruz; hangi gelişmenin gerçekten önemli olduğunu ancak gelecek kuşaklar görebilecek. Wells 1920'de geleceği tahmin etmeye çalıştı ve bazı konularda haklı, bazılarında yanılmış çıktı. Yeni bir büyük savaş tehlikesini doğru sezdi; ama bir dünya devletinin yakın olduğu umudu gerçekleşmedi. Onun yanıldığı noktalar da, doğru bildiği noktalar kadar öğretici: kendi zamanının umutları ve korkuları, geleceğe bakışını biçimlendirmişti.

Bu kursu bitirirken sorulacak soru şu olabilir: yüz yıl sonra bir tarihçi, bizim yaşadığımız dönemi nasıl anlatacak? Büyük Hızlanma'nın zirvesi mi, iklim krizinin başlangıcı mı, dijital çağın doğuşu mu, yoksa henüz hayal edemediğimiz bir değişimin ilk adımları mı? Tarihi incelemek, bu soruyu sorabilmek, yani kendi zamanımıza da bir tarihçinin gözüyle bakabilmek için bir hazırlıktır.

Birincil kaynak

İngiliz yazar H. G. Wells, 1920'de yayımlanan Tarihin Ana Hatları'nın son bölümünde geleceğe dair şunları yazar:

One cannot foretell the surprises or disappointments the future has in store. Before this chapter of the World State can begin fairly in our histories, other chapters as yet unsuspected may still need to be written, as long and as full of conflict as our account of the growth and rivalries of the Great Powers. There may be tragic economic struggles, grim grapplings of race with race and class with class. We do not know; we cannot tell. These are unnecessary disasters, but they may be unavoidable disasters. Human history becomes more and more a race between education and catastrophe.

Türkçesi: Geleceğin bize hangi sürprizleri ya da hayal kırıklıklarını sakladığı önceden bilinemez. Bir Dünya Devleti bölümü tarihlerimizde gerçekten başlayabilmeden önce, henüz tahmin edilmeyen başka bölümlerin, büyük güçlerin büyümesini ve rekabetini anlattığımız bölüm kadar uzun ve çatışmalı bölümlerin yazılması gerekebilir. Trajik ekonomik mücadeleler, ırkların ırklarla, sınıfların sınıflarla kasvetli boğuşmaları olabilir. Bilmiyoruz; söyleyemeyiz. Bunlar gereksiz felaketlerdir, ama kaçınılmaz felaketler olabilirler. İnsan tarihi giderek daha çok, eğitim ile felaket arasında bir yarışa dönüşüyor.

Kaynak: H. G. Wells, The Outline of History (New York: Macmillan, 1920), son bölüm; Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Wells, geleceğe dair hangi tehlikeleri öngörüyor?
  2. «Eğitim ile felaket arasında bir yarış» ifadesi ne anlama geliyor?
  3. Wells'in 1920'de yaptığı öngörüler, sonraki yüzyılda ne ölçüde gerçekleşti?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Francis Fukuyama (1992) — The End of History and the Last Man'de Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle liberal demokrasinin insanlığın siyasi gelişiminin son noktası olabileceğini savundu; bu tez, sonraki onyıllarda yeni çatışmalar ve ideolojik rekabetler karşısında yoğun biçimde eleştirildi.
  • Paul Crutzen (2002) — Nature'da yayımlanan «Geology of mankind» yazısında insan etkinliğinin gezegeni değiştiren jeolojik bir güç hâline geldiğini ve Dünya'nın yeni bir çağa, Antroposen'e girdiğini öne sürdü.
  • Will Steffen ve arkadaşları (2015) — Toplumsal ve çevresel ölçütleri karşılaştırarak yirminci yüzyılın ortasından itibaren insan etkinliğinin ve onun gezegen üzerindeki etkisinin birlikte keskin biçimde hızlandığını gösterdiler; bu döneme «Büyük Hızlanma» adını verdiler.
  • Richard Baldwin (2016) — The Great Convergence'da bilgi ve iletişim teknolojilerinin üretimi dünyaya yaymasıyla, on dokuzuncu yüzyılda açılan zengin ve yoksul ülkeler arasındaki farkın yirminci yüzyılın sonundan itibaren daraldığını savundu.

Bu yazarlar, bugünü farklı disiplinlerden, yani siyaset biliminden, yer biliminden, çevre biliminden ve iktisattan okuyor; bugünün tarihini yazmak, bu disiplinler arası bakışı gerektiriyor. Fukuyama siyasi tarihin yönünü, Crutzen ve Steffen insanın gezegen üzerindeki etkisini, Baldwin ise dünya ekonomisindeki yakınsamayı öne çıkarıyor. Aralarındaki gerilim de öğretici: Fukuyama'nın iyimser siyasi yorumu ile Crutzen ve Steffen'in kaygılı çevre yorumu aynı onyıllara bakıyor. Açık kalan soru, yaşadığımız anın bir varış noktası mı, bir kalkış noktası mı, yoksa ivmesi süren bir yolculuğun ortası mı olduğudur.

Derine İn

Bugünü tarih içinde konumlandırmanın bir yolu, bakılan zaman ölçeğini değiştirmek, yani yakın plandan çok uzak bir plana geçmektir. Bazı tarihçiler, «büyük tarih» adını verdikleri bir yaklaşımla, insanlık tarihini evrenin, Dünya'nın ve yaşamın tarihi içinde anlatmaya çalışır. Avustralyalı tarihçi David Christian, 2004'te yayımladığı bir kitapta, insanlığı, evrenin artan karmaşıklığının bir parçası olarak ele aldı. Christian'ın anlatısında evrenin tarihi, yıldızların, gezegenlerin, yaşamın ve insan toplumlarının ortaya çıkışıyla, giderek daha karmaşık yapıların doğduğu eşiklerden oluşur. Bu ölçekten bakıldığında, insanlığın son iki yüz yılı, milyarlarca yıllık bir hikâyenin göz açıp kapayıncaya kadar süren bir anıdır; ama bu anda gezegenin kendisi değişmeye başlamıştır.

İkinci bir yol, tek tek olaylar yerine uzun eğilimlere bakmaktır. Pek çok ölçüt, yani yaşam süresi, okuryazarlık, aşırı yoksulluktan kurtulan insanların oranı, yirminci yüzyıl boyunca ve yirmi birinci yüzyılın başında iyileşti. Başka ölçütler ise, yani karbondioksit salımı, ormansızlaşma, türlerin yok oluşu, kötüleşti. Bugünü değerlendirirken, hangi ölçütlere baktığımız, vardığımız sonucu büyük ölçüde belirler. İyimser ve kötümser yorumlar, çoğu zaman farklı ölçütlere bakıyor. Bir iyimser, yoksulluğun ve çocuk ölümlerinin azalmasını; bir kötümser, iklimin ve biyolojik çeşitliliğin bozulmasını öne çıkarır. İki yorum da kanıtlara dayanır; ama bugünü değerlendirmek, bu ölçütlerin hepsini birlikte tartmayı gerektirir. Üstelik iyileşen ölçütlerin bir kısmı, kötüleşen ölçütlerle aynı sürecin, yani fosil yakıtlara dayanan büyümenin sonucudur.

Üçüncü bir güçlük, bu kursun başından beri karşımıza çıkan bir soruyla, yani tarihçinin kendi zamanını yazmasıyla ilgilidir. Tarihçiler, genellikle olaylardan belirli bir süre sonra, belgeler açıldığında, sonuçlar belirginleştiğinde yazmayı tercih eder. Pek çok ülkede devlet arşivleri, belgeleri ancak otuz ya da elli yıl sonra araştırmacılara açar; bu da yakın dönemin tarihini yazmayı, belgelerin önemli bir kısmına erişilmeden yapılan bir iş hâline getirir. Kendi zamanımıza dair her yorum, bu yüzden, bir tahmin ve bir hipotez niteliği taşır; tarihçi bunu açıkça kabul etmek zorundadır. Wells'in 1920'deki öngörüleri, bazı açılardan şaşırtıcı biçimde isabetli, bazı açılardan ise yanıltıcı çıktı; bugünkü yorumlarımız da gelecekte benzer biçimde değerlendirilecek.

Son olarak, bugünün eşitsizlikleri, küresel eğilimlere dair her iyimser ya da kötümser genellemenin altında yatan önemli bir ayrıntıdır. Büyük Hızlanma'nın faydaları ve yükleri, dünyada eşit dağılmadı. Atmosferdeki karbonun büyük kısmını geçmişte sanayileşmiş ülkeler saldı; ama kuraklık, sel ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi sonuçlarla en ağır biçimde yüzleşenler, çoğu zaman bu birikime en az katkıda bulunan toplumlar. Büyük yakınsama, Doğu ve Güney Asya'nın bazı bölgelerinde, özellikle kıyı kentlerinde, yoksulluğu hızla azaltırken, başka bölgeler geride kaldı. Bugünün tarihini yazmak, bu eşitsizlikleri görmeyi ve onların uzun tarihsel köklerini anlamayı gerektiriyor. Bu kursun önceki bölümlerinde gördüğümüz tarım, imparatorluk, sömürgecilik ve sanayileşme süreçleri, bugünkü eşitsizliklerin haritasını çizmede hâlâ belirleyici.

Uzman Notu

Temel literatür

  • H. G. Wells, The Outline of History (New York: Macmillan, 1920).
  • Francis Fukuyama, The End of History and the Last Man (New York: Free Press, 1992).
  • Paul J. Crutzen, «Geology of mankind», Nature 415 (2002), s. 23.
  • David Christian, Maps of Time: An Introduction to Big History (Berkeley: University of California Press, 2004).
  • Will Steffen ve diğerleri, «The trajectory of the Anthropocene: The Great Acceleration», The Anthropocene Review 2 (2015), s. 81–98.
  • Richard Baldwin, The Great Convergence: Information Technology and the New Globalization (Cambridge, MA: Belknap Press of Harvard University Press, 2016).

Arşiv ve kaynak

Wells'in Tarihin Ana Hatları Project Gutenberg'de bulunur. Atmosferdeki karbondioksit ölçümleri, Mauna Loa gözlemevinin açık veri arşivinde; dünya nüfusu ve yaşam süresine dair veriler ise Birleşmiş Milletler'in nüfus istatistiklerinde yayımlanıyor.

Açık sorular

  • Antroposen'in başlangıcı olarak hangi dönem en anlamlıdır: tarım, Sanayi Devrimi, yoksa yirminci yüzyılın ortası mı?
  • Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki farkın daralması sürecek mi, yoksa yeni bir ayrışma mı başlayacak?
  • Bir tarihçi, sonuçlarını henüz bilmediği kendi zamanını nasıl yazmalı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Dünya nüfusu 2011'de yaklaşık kaç milyara ulaştı? A) Bir milyar B) İki milyar C) Yedi milyar D) On beş milyar
  2. (Hedef 1) «Büyük Hızlanma» kavramı neyi anlatır? A) Yirminci yüzyılın ortasından itibaren insan etkinliğinin ve onun Dünya sistemi üzerindeki etkisinin birlikte hızla artmasını B) Yalnızca ulaşım araçlarının hızlanmasını C) Buzul çağının sona ermesini D) Tarımın yayılmasını
  3. (Hedef 2) «Antroposen» kavramını 2000'de öne süren bilim insanı kimdir? A) H. G. Wells B) Francis Fukuyama C) Richard Baldwin D) Paul Crutzen
  4. (Hedef 2) Richard Baldwin'in «büyük yakınsama» kavramı neyi anlatır? A) Bütün ülkelerin aynı dili konuşmaya başlamasını B) On dokuzuncu yüzyılda açılan zengin ve yoksul ülkeler arasındaki farkın yirminci yüzyılın sonundan itibaren daralmasını C) Nüfusun azalmasını D) Kıtaların birbirine yaklaşmasını
  5. (Hedef 3) Francis Fukuyama'nın «tarihin sonu» tezini zorlayan gelişmelerden biri hangisidir? A) Fukuyama'nın hiç kitap yazmadığı B) Soğuk Savaş'ın hiç sona ermediği C) Sonraki onyıllarda yeni çatışmaların, ideolojik rekabetlerin ve demokrasilerin gerilemesinin yaşanması D) Liberal demokrasinin hiç var olmadığı

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Bu kursta öğrendiklerini kullanarak «bugün tarihin neresindeyiz?» sorusuna kendi cevabını ver. Büyük Hızlanma, Antroposen ve büyük yakınsama kavramlarından en az ikisini kullan; Wells'in «eğitim ile felaket arasında bir yarış» yargısının bugün ne ölçüde geçerli olduğunu tartış.

Cevaplar

  1. C — Dünya nüfusu 2011'de yedi milyarı aştı.
  2. A — Büyük Hızlanma, yirminci yüzyılın ortasından itibaren insan etkinliğinin ve onun Dünya sistemi üzerindeki etkisinin birlikte hızla artmasıdır.
  3. D — Kavramı Hollandalı kimyager Paul Crutzen 2000'de öne sürdü.
  4. B — Büyük yakınsama, zengin ve yoksul ülkeler arasındaki farkın yirminci yüzyılın sonundan itibaren daralmasıdır.
  5. C — Sonraki onyıllarda yeni çatışmalar, ideolojik rekabetler ve demokrasilerin gerilemesi yaşandı.

Güçlü bir cevap, bugünün çok uzun bir hikâyenin en hızlı değiştiği anı olduğunu, bu hızın hem yaşam süresi ve refah gibi alanlarda büyük kazanımlar hem de iklim değişikliği ve eşitsizlik gibi büyük riskler taşıdığını belirtir. Kendi zamanını yazmanın güçlüğünü kabul ederek, yorumunu bir hipotez olarak sunar.

Serinin sonu

Bu bölümle «300.000 Yılda İnsanlık: Büyük Resim» kursu sona eriyor. Kurs, Homo sapiens'in atalarının yurdundan çıkıp Avustralya'ya ve Amerika'ya kadar ulaşmasıyla açıldı; tarımın, kentlerin ve yazının doğuşunu, imparatorlukların, dinlerin ve bozkır halklarının tarihteki yerini, dünyanın birbirine bağlanmasını, Avrupa'nın yükselişini, Sanayi Devrimi'nin ve yirminci yüzyılın bölünmelerini izledi; burada da bugünün, bu uzun hikâyenin en hızlı değiştiği an olduğu sonucuyla kapanıyor. Programda sırada «Tarihçi Gibi Düşünmek» kursu var; onun ilk bölümü, tarihçinin en temel sorularından birini soruyor: bir olayın tek nedeni olur mu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: 1920'de bir çalışma masası; kalın bir kitabın son sayfası; «eğitim ile felaket arasında bir yarış» cümlesi ekranda.
  • 1:10–3:00 Bağlam: Büyük Hızlanma grafikleri: nüfus, enerji, karbondioksit eğrileri 1950'den sonra dikleşir; Mauna Loa ölçüm istasyonu.
  • 3:00–5:30 Gelişme: jeolojik zaman şeridi; en sonda ince bir şerit olarak «Antroposen?» soru işaretiyle; Çin ve Hindistan'ın büyüyen ekonomileri.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: 1989'da Berlin Duvarı; «Tarihin Sonu mu?» başlığı; sonra dünyanın farklı bölgelerinden sonraki onyılların olaylarını gösteren kartlar.
  • 7:40–9:40 Kapanış: üç yüz bin yıllık zaman şeridi; tarım, kentler, sanayi ve Büyük Hızlanma, şeridin en sonunda giderek sıkışan işaretler olarak görünür.

Grafikler kaynaklarıyla birlikte; kişiler yüzsüz silüet.