Öğrenme hedefleri
- İslam kaynaklarının anlatımıyla 632'de Hz. Muhammed'in ölümünden Hz. Ebubekir'in 634'teki ölümüne kadar olayları sıralayabileceksin.
- Halefin belirlenmesi konusunda Sünni ve Şii geleneklerin anlatılarını, her birinin kendi kaynaklarından örneklerle açıklayabileceksin.
- Halifeliğin niteliği ve ridde savaşları üzerine tarihçilerin farklı görüşlerini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir gölgelikte toplantı
632 yılının haziranında, İslam geleneğine göre Hz. Muhammed Medine'de, eşi Hz. Ayşe'nin odasında öldü. Haber kente yayılır yayılmaz, Medineli ensarın önde gelenleri, Sâideoğullarına ait üstü örtülü bir toplantı yerinde, Sakîfe'de bir araya geldi. Önlerinde, o güne kadar hiç yanıtlanmamış bir soru vardı: Peygamber'den sonra topluluğa kim önderlik edecekti?
Ensarın öne sürdüğü isim, Hazreç'in ileri gelenlerinden Sa'd b. Ubade'ydi. Toplantıyı duyan Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b. Cerrah, oraya koştu. Kaynaklara göre bir Medineli, «Bizden bir emir, sizden bir emir» diyerek iki önderli bir çözüm önerdi. Tartışma uzadı; sonunda Hz. Ömer, Ebubekir'in elini tutup ona biat etti, orada bulunanlar da onu izledi. Aynı saatlerde Peygamber'in amcaoğlu ve damadı Hz. Ali ile Hâşimoğulları, cenaze hazırlıklarıyla meşguldü. Bu bölümün sorusu şu: önceden yazılmış hiçbir kural yokken yeni bir önderlik makamı nasıl ortaya çıktı, ve Müslümanların iki büyük geleneği o günü neden bugün de birbirinden ayrı hatırlıyor?
Bağlam — kurallar olmadan bir halef
Hz. Muhammed'in ölümü, topluluğun karşılaştığı en büyük sınavlardan biriydi. Kur'an, peygamberin ölümünden sonra topluluğun nasıl yönetileceğine dair ayrıntılı bir kural koymuyordu. Arap kabile geleneğinde bir boyun önderi, çoğu zaman o boyun ileri gelenlerinin danışmasıyla, yaş, deneyim ve saygınlık gözetilerek seçilirdi. Ama Medine'deki topluluk artık tek bir boy değildi; muhacirler, ensar ve yeni katılan kabileler bir arada yaşıyordu. Üstelik Peygamber'in yerini tutacak kişi, yalnızca bir siyasal önder değil, dinsel bir topluluğun da başı olacaktı.
Bu noktada iki gelenek birbirinden ayrılır. Sünni gelenek, Hz. Muhammed'in açıkça bir halef belirlemediğini, bu işi topluluğa bıraktığını kabul eder. Bu geleneğe göre, Peygamber'in son hastalığında namazı Ebubekir'e kıldırtması, onun topluluk içindeki yerine dair önemli bir işaretti. Şii gelenek ise, Hz. Muhammed'in, 632 baharında veda haccından dönerken Gadir-i Hum denen yerde Hz. Ali'yi açıkça halefi olarak belirlediğini kabul eder. İki gelenek de aynı olayları bilir; ama onları farklı biçimlerde okur.
Gelişme — biat ve ilk konuşma
Sakîfe'deki biattan sonraki gün, kaynaklara göre Medine'nin mescidinde genel bir biat yapıldı. Ebubekir, burada yaptığı konuşmada, topluluğa kendisine ancak Tanrı'ya ve Elçisi'ne itaat ettiği sürece itaat etmelerini söyledi. Bu konuşma, bu dersin birincil kaynağıdır ve sonraki yüzyıllarda, yöneticinin sınırlarına dair İslam siyasal düşüncesinde sık sık anılmıştır.
Hz. Ali'nin ve Hâşimoğullarının bu seçime tutumu, kaynaklarda farklı anlatılır. Sünni kaynakların önemli bir bölümüne göre, Ali danışmanın dışında bırakılmaktan kırgınlık duydu, ama birkaç ay sonra, eşi ve Peygamber'in kızı Hz. Fatıma'nın ölümünün ardından, Ebubekir'e biat etti ve onun yönetiminde işbirliği yaptı. Şii kaynaklar ise, Ali'nin hakkının elinden alındığını ve biatının, topluluğun birliğini korumak için gönülsüzce verildiğini vurgular. Hz. Fatıma'nın Peygamber'den kalan Fedek arazisi üzerindeki talebi ve Ebubekir'in bu talebi kabul etmemesi de, iki gelenekte farklı biçimlerde değerlendirilen olaylar arasındadır.
Yeni halifenin ilk kararlarından biri, Hz. Muhammed'in ölümünden önce hazırlattığı bir seferi yola çıkarmak oldu. Kaynaklara göre Peygamber, genç Usame b. Zeyd'in komutasında Bizans sınırına bir birlik göndermeye karar vermişti. Kimi ileri gelenler, Medine'nin bu kadar belirsiz bir anda savunmasız kalmasından kaygılanarak seferin ertelenmesini önerdi. Ebubekir ise Peygamber'in verdiği bir kararı değiştirmeyeceğini söyleyerek birliği gönderdi. İslam geleneği bu olayı, yeni halifenin kendi yetkisini Peygamber'in buyruklarına bağlı gördüğünün bir örneği olarak anlatır.
Sa'd b. Ubade ise, kaynaklara göre Ebubekir'e biat etmedi ve bir süre sonra Medine'den ayrılıp Suriye'ye gitti. Bu ayrıntı, Sakîfe'deki kararın herkes tarafından hemen benimsenmediğini gösteren bir başka işarettir.
Dönüş noktası — ridde
Ebubekir'in halifeliğinin ilk ayları, büyük bir krizle geçti. Önceki bölümde gördüğümüz gibi, Arabistan'ın pek çok kabilesi Medine'ye yalnızca bir heyet ya da ittifakla bağlanmıştı. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra bu kabilelerin önemli bir bölümü, Medine'ye zekât ödemeyi bıraktı. Kimi kabilelerde, peygamberlik iddia eden yeni önderler ortaya çıktı: Yemame'de Müseylime, Necid'de Tuleyha, Yemen'de Esved el-Ansî. İslam tarih yazımı, bu ayrılma hareketlerinin hepsine «ridde», yani «dinden dönme» adını verir.
Kaynaklara göre Medine'de, ayrılan kabilelerle savaşmanın gerekip gerekmediği tartışıldı; Ebubekir, namaz ile zekâtın birbirinden ayrılamayacağını söyleyerek savaşa karar verdi. Birlikler Arabistan'ın farklı bölgelerine gönderildi. En ağır çarpışma, 632 sonunda ya da 633 başında Yemame'de, Müseylime'nin kuvvetleriyle yaşandı. Bir yıl içinde Arabistan yarımadasının büyük bölümü yeniden Medine'nin denetimine girdi.
Bu savaşların ardından, ridde sırasında toplanan birlikler yarımadanın dışına, Fırat kıyılarına ve Bizans'ın Suriye sınırına yöneldi. Böylece ridde savaşları, Hz. Ömer döneminde hız kazanacak büyük fetihlerin başlangıcına dönüştü. İslam geleneği, aynı dönemde Kur'an'ın da bir araya getirildiğini anlatır: Yemame'de Kur'an'ı ezbere bilenlerin çoğunun ölmesi üzerine, Ebubekir'in buyruğuyla ayetlerin yazılı olarak toplanmasına başlandığı aktarılır.
Yaygın yanlış«Hz. Muhammed'in ölümünden sonra halefin kim olacağı konusunda Müslümanlar arasında tam bir birlik vardı.»
Kaynakların anlattığı tablo bunun tersidir. Ensar kendi adayını öne sürdü, Hâşimoğulları Hz. Ali'nin hakkı olduğunu düşündü, muhacirlerin önde gelenleri Ebubekir'de birleşti. Sünni ve Şii gelenekler bu ayrılığı bugün de farklı biçimlerde yorumlar. Bir tarihçinin işi, bu farklılığı gizlemek değil, her geleneğin kendi kaynaklarını ve gerekçelerini doğru biçimde aktarmaktır.
Cevap — bir kurumun doğuşu
Halifelik, Sakîfe'de bir kural kitabına göre değil, bir kriz anında verilen bir kararla doğdu. Ortada önceden belirlenmiş bir yöntem yoktu; kabile geleneğinin danışma ve biat alışkanlıkları, Peygamber'in yakın çevresinin saygınlığıyla birleşti. Ebubekir'in ilk konuşması, bu yeni makamın sınırlarını da çizdi: halife, Peygamber gibi vahiy alan biri değil, topluluğun Tanrı'nın ve Elçisi'nin buyruklarına uyduğu sürece itaat ettiği bir önderdi.
Bu karar, sonraki yüzyıllarda farklı biçimlerde yorumlandı, çünkü onun üzerine iki farklı meşruiyet anlayışı kuruldu. Sünni gelenek, topluluğun danışarak seçtiği ve biatla onayladığı halifeliği meşru saydı. Şii gelenek ise, meşru önderliğin Peygamber'in belirlediği kişiye ve onun soyuna ait olduğunu savundu. Ebubekir'in iki yıllık halifeliği ise, ridde savaşlarıyla Arabistan'ı yeniden birleştirerek, halifeliğin ilk gerçek sınavını verdi. Ebubekir, 634'te ölümünden önce, Hz. Ömer'i halefi olarak belirledi.
Bugünle bağ — iki takvim, bir gün
Bugün dünyanın farklı yerlerindeki Müslümanlar, aynı olayları farklı günlerde ve farklı biçimlerde anar. Şii Müslümanlar için zilhicce ayının on sekizinci günü, Gadir-i Hum'un yıldönümü olarak bir bayram günüdür. Sünni Müslümanlar ise Ebubekir'i, «Sıddık», yani «sadık, doğrulayan» lakabıyla, Peygamber'in en yakın arkadaşı ve ilk halifesi olarak anar. Aynı tarihsel anın iki farklı hatırlanışı, dinsel belleğin bir toplumun kimliğini nasıl biçimlendirdiğini gösterir. Türkiye'de de hem Sünni hem Alevi yurttaşlar bu dönemin kişilerini, kendi geleneklerinin kavramları ve duygularıyla anar; bu yüzden bu dönemi incelerken kullanılan dilin özenli olması, tarih yazımının kendisi kadar önemlidir.
Birincil kaynak
Mısırlı bilgin Suyûtî, on beşinci yüzyılda yazdığı Târîhu'l-Hulefâ'da, İbn İshak'a dayanarak Ebubekir'in ilk konuşmasını aktarır:
And now, O ye people, verily I have received authority over you though I be not the best among you, yet if I do well, assist me, and if I incline to evil, direct me aright. Truth is a sacred trust and falsehood is a betrayal. He that is weak among you, is strong before me, inasmuch as I shall restore unto him his due, if it please God, and he that is strong among you is weak, inasmuch as I shall take that which is due from him if it please God. […] Obey me as long as I obey the Lord and his Apostle, and when I turn aside from the Lord and his Apostle, then obedience to me shall not be obligatory upon you.
Türkçesi: Ey insanlar! Aranızda en hayırlınız olmadığım hâlde size yönetici kılındım. İyi davranırsam bana yardım edin, kötülüğe yönelirsem beni doğrultun. Doğruluk kutsal bir emanettir, yalan ise bir ihanettir. Aranızdaki zayıf, hakkını ona geri vereceğim için benim yanımda güçlüdür; aranızdaki güçlü ise, ondan başkasının hakkını alacağım için benim yanımda zayıftır. […] Tanrı'ya ve Elçisi'ne itaat ettiğim sürece bana itaat edin; Tanrı'dan ve Elçisi'nden saptığımda ise bana itaat etmek üzerinize borç değildir.
Kaynak: Suyûtî, Târîhu'l-Hulefâ, «Ebubekir» bölümü, İbn İshak'ın siyerinden; H. S. Jarrett (çev.), History of the Caliphs (Kalküta: Asiatic Society, 1881), s. 69–70; Internet Archive. Türkçesi, Jarrett'in İngilizcesinden bizim.
- Ebubekir, konuşmasında yönetici ile topluluk arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlıyor? Bu tanıma göre topluluğun bir yöneticiye itaatinin sınırı nedir?
- «Zayıf benim yanımda güçlüdür, güçlü zayıftır» cümlesi, yeni önderin hangi sorunu çözmeyi vaat ettiğini gösteriyor?
- Konuşma bize, sekiz yüz yıl sonra yaşamış Sünni bir bilginin aktarımıyla ulaşıyor. Bu, metni okurken neyi hesaba katmamızı gerektirir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Moojan Momen (1985) — Şii İslam'a giriş kitabında, halefliğe dair Şii anlatıyı, Gadir-i Hum başta olmak üzere Şii geleneğin dayandığı rivayetler ve bu rivayetlerin Şii kelam ve hukuk düşüncesindeki yeriyle birlikte, geleneğin kendi bakış açısından ayrıntılı biçimde tanıttı.
- Patricia Crone ve Martin Hinds (1986) — Emevi dönemine ait belgelerde halifeler için «Tanrı'nın halifesi» unvanının kullanıldığını gösterdiler; ilk halifelerin dinsel yetkisinin, sonradan anlatıldığından daha geniş olabileceğini ileri sürdüler.
- Wilferd Madelung (1997) — Erken kaynakları ayrıntılı biçimde yeniden okudu; Hz. Muhammed'in ailesinin haleflikte öncelikli sayılmasının Kur'an'daki peygamber aileleri örnekleriyle uyumlu olduğunu ve Sakîfe'deki kararın bu beklentiyi boşa çıkardığını savundu.
- Asma Afsaruddin (2002) — Erken dönem Müslüman yazarlarının meşru önderliği tartışırken kullandıkları «öncelik» ve «üstünlük» ölçütlerini inceledi; Sünni düşüncede halifeliğin, inanca erken katılma ve topluluğa hizmet gibi erdemlere dayandırıldığını gösterdi.
Bu tartışma, halifeliğin doğuşunu anlamanın farklı yollarını gösteriyor. Momen, Şii geleneğin kendi kaynaklarını ve mantığını aktarıyor; Afsaruddin ise Sünni düşüncenin meşruiyeti hangi erdemlere dayandırdığını gösteriyor. Madelung, erken kaynakları yeniden okuyarak Hâşimoğullarının beklentisini ciddiye alıyor; Crone ve Hinds ise halifeliğin başlangıçtaki dinsel yetkisinin kapsamını sorguluyor. Bu görüşlerin hiçbiri, iki geleneğin inançlarını çürütmeye ya da doğrulamaya yönelik değildir; hepsi, bir kurumun nasıl doğduğunu ve iki büyük inanç topluluğunun belleğinde nasıl farklı biçimlerde yaşadığını anlamaya çalışır.
Derine İn
Sakîfe'yi anlatan her metin, sonradan yaşanan ayrılığı bilen yazarların elinden çıkmıştır. Elimizdeki anlatıların hemen hepsi, Sünni ve Şii toplulukların ayrı kimlikler olarak belirginleştiği bir çağda, Abbasi döneminde kayda geçti. Bu yüzden, bir rivayetin hangi aktarım zincirinden geldiği, onun hangi bakış açısını yansıttığını anlamak için önemlidir. Aynı olay, bir anlatıda uzlaşmayla biten bir danışma, bir başka anlatıda ise bir hakkın gözden kaçırılması olarak anlatılabilir.
Bu dersin birincil kaynağı olan Suyûtî, on beşinci yüzyılda yazan Sünni bir bilgindir. Onun Ebubekir'e dair bölümü, Ali ile Zübeyr'in de sonunda Ebubekir'in önceliğini kabul ettiğini anlatan rivayetleri içerir. Şii yazarlar ise, aynı dönemin olaylarını kendi rivayet zincirleriyle ve farklı vurgularla anlatır. Bir tarihçi için bu, kaynakların güvenilmez olduğu anlamına gelmez; ama her kaynağın kendi geleneğinin içinden konuştuğunu hatırlatır.
«Ridde» kavramı da dikkatle kullanılmalıdır. Kelime, «dinden dönme» anlamına gelir; ama ayrılan kabilelerin hepsi aynı nedenle ayrılmamıştı. Kimi kabileler yeni bir peygamber iddiacısının çevresinde toplandı. Kimileri ise İslam'ı bırakmadan, yalnızca Medine'ye zekât ödemeyi reddetti; onlar için bağlılık, kişisel olarak Hz. Muhammed'e verilmiş bir sözdü ve onun ölümüyle sona ermişti. Bu yüzden kimi tarihçiler, ridde savaşlarını yalnızca bir dinsel dönüşün bastırılması olarak değil, Medine'nin otoritesinin yarımadada ilk kez gerçek anlamda kurulması olarak yorumlar.
Halifelik unvanının anlamı da tartışmalıdır. Kaynaklar, Ebubekir'in kendini «Tanrı'nın Elçisi'nin halefi» diye adlandırdığını ve «Tanrı'nın halifesi» denmesini reddettiğini aktarır. Ama Crone ve Hinds'in gösterdiği gibi, Emevi dönemine ait belgelerde ve şiirlerde halifeler için «Tanrı'nın halifesi» unvanı açıkça kullanılmıştır. Bu durum, halifenin dinsel yetkisinin kapsamının, İslam'ın ilk yüzyıllarında da tartışma konusu olduğunu gösterir. Sonraki yüzyıllarda Sünni düşüncede, halifenin dinsel hükümler koyma yetkisinin sınırlı olduğu, bu yetkinin daha çok din bilginlerine ait olduğu yolunda bir anlayış gelişmiştir.
Son olarak, Ebubekir'in halef belirleme biçimi de ilginçtir. Kendisi Sakîfe'de bir danışma ve biatla seçilmişti; ama ölümünden önce, ileri gelenlere danışarak Ömer'i doğrudan halefi olarak belirledi. İlk iki halifenin iki farklı yolla belirlenmesi, halifeliğe geçişin tek bir kuralı olmadığını; her geçişin kendi koşulları içinde biçimlendiğini gösterir. Bu belirsizlik, sonraki halifelerin seçiminde de önemli bir rol oynayacaktı.
Kur'an'ın derlenmesine dair anlatı da ayrıca incelenmeye değer. Sünni geleneğin hadis derlemelerine göre, Yemame'deki kayıplardan sonra Hz. Ömer, Ebubekir'e ayetlerin yazılı olarak toplanmasını önerdi; Ebubekir, Peygamber'in yapmadığı bir işi yapmaktan önce çekindi, sonra ikna oldu ve bu görevi Peygamber'in vahiy kâtiplerinden Zeyd b. Sâbit'e verdi. Toplanan sayfalar, Ebubekir'in ölümünden sonra Ömer'e, onun ölümünden sonra da kızı Hafsa'ya kaldı. Şii gelenekte ise, Hz. Ali'nin de Peygamber'in ölümünden hemen sonra kendi Kur'an nüshasını derlediği anlatılır. Kur'an metninin son biçimini alması, bir sonraki kuşakta Hz. Osman döneminde yapılan çalışmayla ilişkilendirilir.
Uzman Notu
Temel literatür
- H. S. Jarrett (çev.), History of the Caliphs by Jalálu'ddín a's Suyúti (Kalküta: Asiatic Society, 1881).
- Philip Khûri Hitti (çev.), The Origins of the Islamic State, cilt I (New York: Columbia University, 1916).
- Moojan Momen, An Introduction to Shi'i Islam: The History and Doctrines of Twelver Shi'ism (New Haven: Yale University Press, 1985).
- Patricia Crone ve Martin Hinds, God's Caliph: Religious Authority in the First Centuries of Islam (Cambridge: Cambridge University Press, 1986).
- Wilferd Madelung, The Succession to Muhammad: A Study of the Early Caliphate (Cambridge: Cambridge University Press, 1997).
- Asma Afsaruddin, Excellence and Precedence: Medieval Islamic Discourse on Legitimate Leadership (Leiden: Brill, 2002).
Arşiv ve kaynak
Jarrett'in Suyûtî çevirisi ve Hitti'nin Belâzürî çevirisi, 1881 ve 1916 basımlarıyla Internet Archive'dan okunabiliyor. Suyûtî'nin eseri «Halifeler Tarihi» adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Sakîfe'ye dair ayrıntılı anlatılar, Taberî'nin tarihinde ve Şii kaynaklardan Ya'kûbî'nin tarihinde karşılaştırmalı olarak okunabilir.
Açık sorular
- Sakîfe'ye dair anlatılar, sonraki Sünni-Şii ayrılığından ne ölçüde etkilenmiştir?
- Ridde savaşlarında ayrılan kabilelerin asıl nedeni dinsel miydi, siyasal mı, yoksa mali mi?
- İlk halifelerin dinsel yetkisinin kapsamı neydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Hz. Muhammed'in ölümünden sonra ensarın ilk toplandığı yer neresidir? A) Mescid-i Nebevi B) Sakîfe C) Gadir-i Hum D) Kuba
- (Hedef 1) Ensarın halifelik için öne sürdüğü aday kimdir? A) Hz. Ömer B) Ebu Ubeyde b. Cerrah C) Sa'd b. Ubade D) Hz. Ali
- (Hedef 2) Şii geleneğe göre Hz. Muhammed, Hz. Ali'yi nerede halefi olarak belirlemiştir? A) Gadir-i Hum'da B) Sakîfe'de C) Hudeybiye'de D) Yemame'de
- (Hedef 2) Belâzürî'ye göre bazı kabilelerin ridde sırasındaki tutumu neydi? A) Medine'ye göç etmek B) Namaz kılıp zekât vermemek C) Bizans'a katılmak D) Ebubekir'i halife seçmek
- (Hedef 3) Emevi dönemi belgelerinde halifeler için «Tanrı'nın halifesi» unvanının kullanıldığını gösteren tarihçiler kimlerdir? A) Moojan Momen B) Asma Afsaruddin C) Wilferd Madelung D) Patricia Crone ve Martin Hinds
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Sakîfe'de verilen karar neden sonraki yüzyıllarda farklı biçimlerde yorumlandı?» sorusunu tartış. Cevabında Sakîfe toplantısını, Gadir-i Hum sözünün iki okumasını, Ebubekir'in ilk konuşmasını ve ridde savaşlarını kullan; Momen ile Afsaruddin'in ya da Madelung ile Crone–Hinds'in yaklaşımlarını karşılaştır.
Cevaplar
- B — Ensar, Sâideoğullarının Sakîfe'sinde toplandı.
- C — Ensarın adayı Sa'd b. Ubade'ydi.
- A — Şii geleneğe göre Gadir-i Hum'da.
- B — Bazı kabileler namaz kılıp zekât vermeyeceklerini söyledi.
- D — Bu görüş Patricia Crone ve Martin Hinds'e aittir.
Kapsamlı bir cevap, Sakîfe'deki kararın önceden belirlenmiş bir kurala değil, bir kriz anındaki danışma ve biata dayandığını açıklar. Gadir-i Hum sözündeki «mevlâ» kelimesinin iki geleneğin farklı okumalarına nasıl kaynaklık ettiğini, Sünni geleneğin danışma ve biatı, Şii geleneğin ise Peygamber'in belirlemesini meşruiyetin temeli saydığını belirtir. Ebubekir'in ilk konuşmasının yeni makamın sınırlarını nasıl çizdiğini ve ridde savaşlarının halifeliğin otoritesini nasıl kurduğunu tartışır. İyi bir cevap, her iki geleneği de kendi kaynakları ve gerekçeleriyle doğru biçimde aktarır ve tarihçilerin farklı yaklaşımlarını değerlendirir.
Sonraki bölüme köprü
634'te Ebubekir'in ölümünden sonra halifeliğe geçen Hz. Ömer'in on yıllık yönetimi, İslam tarihinin en hızlı genişleme dönemlerinden biri oldu. Ridde sırasında toplanan Arap birlikleri, bu on yıl içinde Bizans'ın Suriye ve Mısır eyaletlerini ve Sasani İmparatorluğu'nun Irak'taki topraklarını ele geçirdi. Sonraki bölüm bu genişlemeyi ele alıyor: iki büyük imparatorluk, çöl kabilelerinden oluşan ordular karşısında neden bu kadar hızlı çözüldü?