İçeriğe geç

Bölüm DT-113.14 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Bizans mirası: Rusya'dan Osmanlı'ya

DT-113 Bizans

2.778 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
1453–1946
Bölge
Anadolu · Balkanlar · Rusya · Doğu Avrupa
Tema
İmparatorluk · Din · Fikirler
Kişiler
II. Mehmed · Gennadios Skholarios · III. İvan · Sofia Paleologina · IV. İvan · Filofey · Herberstein · Konstantinos Harmenopulos · Nicolae Iorga · Gülru Necipoğlu · Daniel Rowland · Donald Ostrowski
Yerler
İstanbul · Moskova · Fener · Aynaroz · Topkapı · Bükreş
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1453'ten sonra Bizans'ın siyasal, dinsel ve hukuki mirasının Osmanlı İmparatorluğu'na, Moskova Rusyası'na ve Balkanlar'daki Ortodoks topluluklara nasıl ulaştığını açıklayabileceksin.
  • «Üçüncü Roma» fikrinin ve Osmanlı sultanlarının Roma mirasına yönelik iddialarının kaynaklarını, kaynaklardan örneklerle karşılaştırabileceksin.
  • Bir imparatorluğun «mirası» kavramının sınırlarını, yani neyin gerçekten aktarıldığını, neyin sonradan bir iddia olarak kurulduğunu değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — «Çarların kenti»

1517 ve 1526'da, Habsburg imparatorunun elçisi olarak Moskova'ya giden Sigismund von Herberstein, dönüşünde Moskova Rusyası üzerine uzun bir kitap yazdı. Kitabında, Moskova büyük knezinin unvanı üzerine ilginç bir açıklama yapar. Herkes artık bu hükümdara «imparator» diyordu; Herberstein bunu bir yanlış anlama olarak görüyordu. Ona göre Rusçadaki «çar» kelimesi aslında «kral» demekti, ama öbür Slav halkları bu kelimeyi Latincedeki «Sezar» ile, yani «imparator» ile karıştırıyordu.

Herberstein, aynı yanlış anlamanın bir başka hükümdar için de geçerli olduğunu ekler: Slavca konuşan halklar, Türklerin sultanına da «çar» diyordu. Bu yüzden, Avrupa'da yaşayan ve Slavca konuşan Türkler bile, Konstantinopolis'e «Çargrad», yani «çarın kenti», «kraliyet kenti» diyordu.

Bu küçük dil ayrıntısı, bu bölümün sorusunu çok iyi özetliyor. 1453'te Bizans İmparatorluğu sona erdi; ama onun adı, unvanları, kenti ve dini, iki büyük gücün, Moskova'nın ve Osmanlı'nın, kendini anlatma biçiminde yaşamaya devam etti. Bizans'ın mirası kimlere, nasıl ulaştı? Ve bu miras, gerçekten bir aktarım mıydı, yoksa sonradan kurulan bir iddia mı?

Bağlam — bir kentin yeni sahibi

29 Mayıs 1453'te Konstantinopolis, Osmanlı sultanı II. Mehmed'in ordusu tarafından fethedildi. Kuşatmanın kendisi, Urban'ın toplarından Kerkoporta'ya kadar, fetih bölümünde ayrıntılı olarak anlatıldı. Burada önemli olan, fetihten sonra olanlardır. II. Mehmed, kenti yalnızca bir fetih olarak değil, yeni imparatorluğunun başkenti olarak gördü. Kenti yeniden iskân etti, farklı bölgelerden nüfus getirdi ve Ayasofya'yı büyük bir camiye dönüştürdü. Birkaç yıl içinde, eski imparatorluk sarayının yakınında, kendi yeni sarayını, bugünkü Topkapı Sarayı'nı yaptırmaya başladı.

Sultan, Ortodoks Hıristiyan topluluğunu da yeni düzenin içine yerleştirdi. 1454'te, fetihten önce kilise birliğine karşı çıkmış olan bilgin keşiş Gennadios Skholarios'u patrik olarak atadı. Patrik, Ortodoks Hıristiyanların dinsel önderi olduğu kadar, onların sultan karşısındaki temsilcisi de oldu. Bu düzenleme, sonraki yüzyıllarda Patrikhanenin Osmanlı İmparatorluğu içindeki Ortodoks toplulukların merkezi hâline gelmesinin temelini attı.

Patrikhane, yeni düzende yalnızca bir kilise değildi. Evlilik, miras ve aile konularındaki davaların önemli bir bölümü, Ortodoks toplulukların kendi din adamlarının ve kendi hukuk geleneklerinin elindeydi. Böylece Bizans'ın kilise hukuku ve onun bir parçası olan eski Roma hukuku, Osmanlı İmparatorluğu'nun içinde, bir topluluğun gündelik hayatını düzenlemeye devam etti. Bir imparatorluğun devleti yıkılmış, ama onun kurallarının bir bölümü, başka bir imparatorluğun çatısı altında yaşamayı sürdürmüştü.

Kimi kaynaklara göre, II. Mehmed kendini Roma imparatorlarının mirasçısı olarak da görüyordu. Bizanslı bir bilgin, ona yazdığı bir mektupta, Konstantinopolis'i elinde tutan kişinin Romalıların imparatoru olduğunu kimsenin inkâr edemeyeceğini söylemişti. Bu dönemin kimi belgelerinde sultan, «Rum kayseri» diye anılır. Tarihçiler, bu iddianın Osmanlı devletinin kendi anlatısında ne kadar merkezi bir yer tuttuğunu tartışır.

Gelişme — Moskova ve bir prenses

Bizans'ın mirasına en açık biçimde sahip çıkan güç, Moskova oldu. 1472'de, Moskova büyük knezi III. İvan, son Bizans imparatorunun yeğeni Sofia Paleologina ile evlendi. Sofia, babası Mora despotu Thomas'ın ölümünden sonra Roma'da papalığın himayesinde büyümüştü. Bu evlilik, Moskova'nın hükümdarlarını, imparatorluk ailesiyle akrabalık bağıyla birbirine bağladı. Kısa süre sonra Moskova sarayında Bizans'tan esinlenen törenler benimsendi; çift başlı kartal, Moskova'nın mühürlerinde görülmeye başladı.

On altıncı yüzyılın başında, Pskov yakınlarındaki bir manastırın keşişi Filofey, Moskova'ya yazdığı mektuplarda, sonradan ünlenecek bir fikri dile getirdi. Ona göre, bütün Hıristiyan krallıkları sona ermiş ve tek bir krallıkta, Moskova'nın hükümdarının krallığında toplanmıştı.

1547'de genç IV. İvan, «çar» unvanıyla taç giydi; 1589'da Moskova, kendi patrikliğine kavuştu. Moskova'nın hükümdarları, kendilerini Ortodoks dünyasının koruyucuları olarak görmeye başladı. Bu iddia, sonraki yüzyıllarda Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkilerinde, özellikle İstanbul'daki ve Balkanlar'daki Ortodoks Hıristiyanlar üzerinde koruyuculuk iddiasında önemli bir rol oynadı. Böylece Bizans'ın mirası, iki imparatorluk arasındaki rekabetin de bir konusu hâline geldi: biri Bizans'ın kentine, öbürü onun dinine ve simgelerine sahip çıkıyordu.

Dönüş noktası — Bizans'tan sonra Bizans

Bizans mirası, yalnızca iki büyük imparatorluğun iddialarında yaşamadı. Osmanlı İmparatorluğu içinde, Ortodoks Hıristiyan topluluklar, kendi dillerini, dinsel geleneklerini ve hukuk kurallarının bir bölümünü korudu. İstanbul'da Fener semtinde bulunan Patrikhane, bu toplulukların dinsel merkezi oldu. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda, Fener'de yaşayan zengin ve eğitimli Rum aileleri, Osmanlı devletinde tercüman ve yönetici olarak önemli görevler üstlendi. Bu ailelerin kimi üyeleri, Eflak ve Boğdan'da, yani bugünkü Romanya'nın bazı bölgelerinde, Osmanlı'ya bağlı prens olarak atandı.

Aynaroz'daki, yani Athos Dağı'ndaki manastırlar, Bizans'ın yıkılışından sonra da Ortodoks dünyasının en önemli dinsel ve kültürel merkezlerinden biri olarak kaldı. Bu manastırları, Eflak, Boğdan, Sırbistan ve Rusya'nın hükümdarları cömertçe destekledi. Romen tarihçi Nicolae Iorga, bu sürekliliği anlatmak için ünlü bir ifade kullandı: «Bizans'tan sonra Bizans». Eflak ve Boğdan prensleri, sarayların törenlerinde, unvanlarında ve kiliselere yaptıkları bağışlarda Bizans imparatorlarını örnek aldı. Tuna'nın kuzeyinde, Osmanlı'ya bağlı küçük prenslikler, bir bakıma ortadan kalkmış bir imparatorluğun sahnesini küçük ölçekte yeniden kurdu.

Yaygın yanlış«Bizans İmparatorluğu 1453'te yıkıldı ve mirası tamamen ortadan kalktı.»
Doğrusu

İmparatorluk bir devlet olarak 1453'te sona erdi; ama onun dinsel kurumları, hukuk gelenekleri, sanatı ve kentinin simgesel gücü yaşamaya devam etti. Konstantinopolis Patrikhanesi Osmanlı düzeni içinde varlığını sürdürdü; Moskova, Bizans'ın törenlerini ve simgelerini benimsedi; Balkanlar'daki Ortodoks topluluklar, Bizans hukukunun bir bölümünü yüzyıllarca uyguladı.

Cevap — bir miras, birçok mirasçı

Bizans'ın mirası, tek bir mirasçıya değil, birçok mirasçıya dağıldı. Osmanlı sultanları, imparatorluğun başkentini ve onun simgesel gücünü devraldı; Ortodoks kiliseyi kendi düzenleri içinde yeniden örgütledi. Moskova'nın hükümdarları, evlilik bağlarıyla, törenlerle ve simgelerle Bizans'ın dinsel ve imparatorluk mirasına sahip çıktı. Balkanlar'daki ve Romanya'daki Ortodoks topluluklar ise, onun dinsel, kültürel ve hukuki geleneklerini gündelik hayatlarında yaşattı.

Ama bu mirasın bir bölümü, sonradan kurulmuş bir iddiaydı. «Üçüncü Roma» fikri, on altıncı yüzyılda sınırlı bir çevrenin düşüncesiydi; onun büyük bir ulusal ideolojiye dönüşmesi, çok daha sonra oldu. Osmanlı sultanlarının Roma mirası iddiası da, Osmanlı devletinin kendini anlatmasının yalnızca bir parçasıydı. Miras, yalnızca aktarılan değil, aynı zamanda seçilen, yorumlanan ve kullanılan bir şeydir. Bu yüzden «Bizans'ın gerçek mirasçısı kimdir?» diye sormak, belki de yanlış bir soru sormaktır; her mirasçı, mirasın başka bir parçasını kendine seçmiştir.

Bugünle bağ — Fener'deki Patrikhane

Bugün İstanbul'un Fener semtinde, Haliç kıyısında, Ekümenik Patrikhane bulunur. Bu kurum, yaklaşık on yedi yüzyıldır Konstantinopolis'te ve İstanbul'da kesintisiz olarak varlığını sürdürmektedir. Dünyanın dört bir yanındaki Ortodoks kiliselerinin önemli bir bölümü, Fener'deki patriği onur bakımından önde gelen bir önder olarak kabul eder. Bu kurum, Bizans İmparatorluğu'nun yıkılışından sonra da süren bir sürekliliğin, bu kursun ilk bölümünde tartıştığımız «Rum» adının ve onun taşıdığı uzun tarihin bugün hâlâ yaşayan bir tanığıdır.

Birincil kaynak

Herberstein, Moskova hükümdarının unvanı üzerine şöyle yazar:

Moreover, as all now call him emperor, it seems necessary that I should explain the title and the cause of this mistake. Czar in the Russian language signifies king, but in the common Slavonic dialect among the Poles, Bohemians, and all the rest, through a certain resemblance of sound in the last, which is the most important syllable, czar would be understood as emperor or kaiser. [...] But if you examine all their histories and sacred scriptures, you will find everywhere that czar is put for "king", and kessar for "emperor". By the same mistake, the emperor of the Turks is called czar [...] Thus the European Turks who speak the Slavonic language call Constantinople Czarigrad, which means the royal city.

Türkçesi: Üstelik artık herkes ona imparator dediği için, bu unvanı ve bu yanlışlığın nedenini açıklamam gerekli görünüyor. Çar, Rus dilinde kral demektir; ama Lehlerin, Çeklerin ve öbürlerinin ortak Slav lehçesinde, en önemli hece olan son hecedeki bir ses benzerliği yüzünden, çar, imparator ya da kayzer olarak anlaşılır. [...] Ama onların bütün tarihlerini ve kutsal metinlerini incelerseniz, her yerde «kral» için çar, «imparator» için kessar kelimesinin kullanıldığını görürsünüz. Aynı yanlışlıkla Türklerin imparatoruna da çar denir [...] Bu yüzden Slavca konuşan Avrupa Türkleri, Konstantinopolis'e «kraliyet kenti» anlamına gelen Çargrad derler.

Kaynak: Sigismund von Herberstein, Rerum Moscoviticarum Commentarii (1549); R. H. Major'ın İngilizce çevirisi, Notes upon Russia, cilt I (Londra: Hakluyt Society, 1851), s. 33–34; archive.org. Türkçesi bizim.

  1. Herberstein, Moskova hükümdarının «imparator» diye anılmasını neden bir yanlışlık olarak görüyor? Bu görüş, onun Habsburg imparatorunun elçisi olmasıyla nasıl bir ilişki içinde?
  2. Konstantinopolis'e «Çargrad» denmesi, kentin Osmanlı fethinden sonra da taşıdığı simgesel anlam hakkında ne söylüyor?
  3. Bir unvanın ya da bir adın anlamı, onu kullananlara göre nasıl değişebilir? Bu metinden bir örnekle açıkla.

Tarihçiler Tartışıyor

  • Nicolae Iorga (1935) — Bizans'ın siyasal olarak yıkılmasından sonra, onun dinsel kurumlarının, hukukunun, saray törenlerinin ve kültürel geleneklerinin, Osmanlı İmparatorluğu içindeki Ortodoks topluluklarda ve özellikle Eflak ile Boğdan'da yaşamaya devam ettiğini savundu ve bu sürekliliği «Bizans'tan sonra Bizans» diye adlandırdı.
  • Gülru Necipoğlu (1991) — II. Mehmed'in İstanbul'da yaptırdığı Topkapı Sarayı'nı ve onun törenlerini inceledi; sarayın, Bizans, İran ve Orta Asya geleneklerini birleştiren yeni bir imparatorluk ideolojisinin mekânı olduğunu ve sultanın evrensel bir hükümdarlık iddiasını yansıttığını gösterdi.
  • Daniel Rowland (1996) — On altıncı yüzyıl Moskova kaynaklarını inceledi; «Üçüncü Roma» fikrinin bu dönemde sınırlı bir yeri olduğunu, Moskovalıların kendilerini daha çok Tanrı'nın seçtiği bir halk olarak, «Yeni İsrail» olarak gördüğünü savundu.
  • Donald Ostrowski (1998) — Moskova devletinin yönetim ve askerî kurumlarının kaynağını inceledi; bu kurumların önemli bir bölümünün Bizans'tan değil, Altın Orda'dan alındığını, Bizans etkisinin ise en çok din ve kilise alanında güçlü olduğunu ileri sürdü.

Bu tartışma, «miras» kelimesinin farklı anlamlarını gösteriyor. Iorga, mirası gündelik dinsel ve kültürel hayatın sürekliliğinde arıyor. Necipoğlu, bir fatihin kendi imparatorluk ideolojisini kurarken eski imparatorluğun unsurlarını nasıl seçip yeniden biçimlendirdiğini gösteriyor. Rowland ve Ostrowski ise, Moskova'nın Bizans mirasının sanıldığı kadar merkezi olmadığını, bu mirasın sonraki kuşakların vurgusuyla büyütüldüğünü hatırlatıyor. Bu yaklaşımlar birlikte, bir mirasın hem gerçek bir aktarım hem de sonradan kurulmuş bir anlatı olabileceğini gösterir.

Derine İn

Bizans'ın hukuki mirası, en uzun süre yaşayan mirasları arasındadır. On dördüncü yüzyılda Selanik'te bir yargıç olan Konstantinos Harmenopulos, Bizans hukukunu altı kitaplık kısa bir el kitabında derledi. Bu el kitabı, Osmanlı döneminde Ortodoks toplulukların kendi aralarındaki davalarda uzun süre kullanıldı. Bağımsız Yunanistan'da ise, yeni bir medeni kanun hazırlanıncaya kadar, 1946'ya dek, medeni hukukun temel kaynaklarından biri olarak yürürlükte kaldı. Yani Justinianus'un hukuku, Bizans el kitapları aracılığıyla, yirminci yüzyılın ortasına kadar yaşadı.

Sanat ve mimaride de Bizans'ın etkisi sürdü. Rusya'daki, Sırbistan'daki ve Romanya'daki kiliseler, Bizans kilise mimarisinin ve ikona sanatının geleneklerini sürdürdü. Osmanlı mimarları ise, Ayasofya'yı bir ölçü ve meydan okuma olarak gördü; Mimar Sinan'ın büyük camileri, Ayasofya'nın kubbe geleneğiyle bir hesaplaşma olarak da okunabilir. Bu etkileşim, bir kültürün mirasının onu fetheden kültürün içinde de yaşayabileceğini gösterir. İstanbul'un siluetini bugün belirleyen kubbeler ve minareler, bu iki geleneğin yüzyıllar boyunca iç içe geçmesinin görünür sonucudur.

Batı'da ise Bizans'ın mirası, farklı bir yoldan ilerledi. Konstantinopolis'in düşüşünden önce ve sonra İtalya'ya giden Bizanslı bilginler, yanlarında antik Yunan el yazmalarını götürdüler. Bu el yazmaları, İtalyan hümanistlerinin antik Yunan felsefesine ve edebiyatına yönelik ilgisini besledi. Böylece Bizans, bir imparatorluk olarak sona ererken, antik Yunan mirasının Batı'ya aktarılmasında önemli bir köprü oldu. Venedik'te ve Floransa'da kurulan kütüphaneler, bu el yazmalarının önemli bir bölümünü bugün de korur; bunların çoğu, Yunan metinlerinin matbaada basılan ilk baskılarının temelini oluşturdu.

Ulus devletlerin doğduğu yüzyılda, Bizans'ın mirası yeni biçimlerde sahiplenildi. Bağımsızlığını kazanan Yunanistan'da, kimi aydınlar Konstantinopolis'i yeniden kazanma hayalini dile getirdi. Rusya'da, Bizans mirası Slav ve Ortodoks birliği düşüncesiyle birleşti. Bu sahiplenmeler, Bizans'ın tarihini kendi ulusal anlatılarına yerleştirirken, bu imparatorluğun çok dilli, çok kökenli yapısını çoğu zaman gözden kaçırdı. «Bizans» adının kendisi üzerine süren tartışma da, kısmen bu sahiplenmelerin bir yankısıdır.

Son olarak, Bizans'ın mirası Osmanlı devlet düzeninde de tartışma konusudur. Kimi tarihçiler, Osmanlıların fethettikleri topraklarda eski Bizans vergi uygulamalarının, toprak düzenlemelerinin ve kimi saray törenlerinin bir bölümünü sürdürdüğünü ileri sürer. Başkaları ise, Osmanlı kurumlarının asıl kaynağının İslam dünyasının, Selçukluların ve Orta Asya'nın gelenekleri olduğunu, Bizans etkisinin abartılmaması gerektiğini vurgular. Bu tartışma, bir imparatorluğun başka bir imparatorluğun topraklarında kurulduğunda, onun hangi unsurlarını devraldığını, hangilerini değiştirdiğini ve hangilerini bilinçli olarak reddettiğini ayırt etmenin ne kadar güç olduğunu gösterir. Miras, çoğu zaman karışık ve katmanlıdır; tek bir kaynaktan akmaz. Bir kurumun kökenini ararken, tarihçi yalnızca benzerliklere değil, bu benzerliklerin hangi yollardan ve hangi insanlar aracılığıyla aktarıldığına da bakmak zorundadır. Aynı kurum, farklı kaynaklardan gelen unsurları bir arada taşıyabilir; bu yüzden «Bizans'tan mı, İslam dünyasından mı?» sorusu, çoğu zaman «ikisinden de» cevabını hak eder.

Uzman Notu

Temel literatür

  • R. H. Major (çev.), Notes upon Russia: Being a Translation of the Earliest Account of that Country, Entitled Rerum Moscoviticarum Commentarii, by the Baron Sigismund von Herberstein, 2 cilt (Londra: Hakluyt Society, 1851–1852).
  • V. N. Malinin, Starets Eleazarova monastyrya Filofey i ego poslaniya (Kiev, 1901).
  • Nicolae Iorga, Byzance après Byzance: Continuation de l'histoire de la vie byzantine (Bükreş: Institut d'Études Byzantines, 1935).
  • Gülru Necipoğlu, Architecture, Ceremonial, and Power: The Topkapı Palace in the Fifteenth and Sixteenth Centuries (Cambridge, MA: MIT Press, 1991).
  • Daniel B. Rowland, «Moscow—The Third Rome or the New Israel?», Russian Review 55 (1996), s. 591–614.
  • Donald Ostrowski, Muscovy and the Mongols: Cross-Cultural Influences on the Steppe Frontier, 1304–1589 (Cambridge: Cambridge University Press, 1998).

Arşiv ve kaynak

Herberstein'ın Hakluyt Society için yapılan çevirisi ile Malinin'in Filofey monografisi dijital arşivlere yüklenmiş durumda; Gibbon'ın son ciltleri ise serbestçe indirilebilen metinler olarak yayımlanıyor. İstanbul'daki Fener Patrikhanesi'nin ve Aynaroz manastırlarının arşivleri, Bizans'tan sonraki Ortodoks dünyasının tarihi için zengin bir kaynaktır.

Açık sorular

  • II. Mehmed'in Roma imparatorlarının mirasçısı olma iddiası, Osmanlı devletinin kendi anlatısında ne kadar merkezi bir yer tutuyordu?
  • «Üçüncü Roma» fikri, Moskova'nın on altıncı yüzyıldaki siyasal düşüncesinde gerçekten önemli miydi?
  • Bir imparatorluğun mirasını, onun kurumlarının gerçek devamı ile sonradan kurulan iddialar arasında nasıl ayırt edebiliriz?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) 1454'te II. Mehmed tarafından patrik olarak atanan bilgin keşiş kimdir? A) Filofey B) Gennadios Skholarios C) Konstantinos Harmenopulos D) Manuel Khrysoloras
  2. (Hedef 1) 1472'de Moskova büyük knezi III. İvan'ın evlendiği Bizans prensesi kimdir? A) Theodora B) Anna C) Sofia Paleologina D) Zoe Karbonopsina
  3. (Hedef 2) Keşiş Filofey'in ünlü cümlesi hangisidir? A) Roma bir günde kurulmadı B) İki Roma düştü, üçüncüsü ayakta, dördüncüsü olmayacak C) Bütün yollar Roma'ya çıkar D) Roma asla düşmeyecek
  4. (Hedef 2) Herberstein'a göre Slavca konuşan Avrupa Türkleri Konstantinopolis'e ne ad veriyordu? A) Mikligard B) Çargrad C) İslambol D) Yeni Roma
  5. (Hedef 3) Moskova'nın yönetim kurumlarının önemli bir bölümünün Bizans'tan değil Altın Orda'dan alındığını ileri süren tarihçi kimdir? A) Nicolae Iorga B) Gülru Necipoğlu C) Daniel Rowland D) Donald Ostrowski

Açık uçlu soru

(Hedef 3) «Bizans'ın gerçek mirasçısı kimdir?» sorusunu tartış. Cevabında II. Mehmed'in İstanbul'u başkent yapmasını ve Patrikhaneyi yeniden örgütlemesini, III. İvan'ın Sofia Paleologina ile evliliğini, Filofey'in «Üçüncü Roma» cümlesini, Herberstein'ın «Çargrad» açıklamasını ve Harmenopulos'un hukuk kitabını kullan; Iorga, Necipoğlu, Rowland ve Ostrowski'den ikisinin görüşlerini karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Patrik olarak Gennadios Skholarios atandı.
  2. C — III. İvan, Sofia Paleologina ile evlendi.
  3. B — Filofey'in cümlesi: iki Roma düştü, üçüncüsü ayakta, dördüncüsü olmayacak.
  4. B — Bu ad Çargrad'dır.
  5. D — Bu görüş Donald Ostrowski'ye aittir.

Kapsamlı bir cevap, Bizans'ın mirasının tek bir mirasçıya değil birçok mirasçıya dağıldığını gösterir. II. Mehmed'in kenti başkent yapıp Patrikhaneyi yeniden örgütlemesiyle Osmanlı'nın imparatorluğun kentini ve simgesel gücünü devraldığını; III. İvan'ın evliliği, çift başlı kartal ve Filofey'in cümlesiyle Moskova'nın dinsel ve imparatorluk mirasına sahip çıktığını; Harmenopulos'un hukuk kitabı ve Aynaroz gibi kurumlarla da Ortodoks toplulukların gündelik hayatta bu mirası yaşattığını açıklar. İyi bir cevap, Iorga'nın süreklilik vurgusunu, Rowland ya da Ostrowski'nin Moskova'nın Bizans mirasının abartıldığı yönündeki uyarısıyla karşılaştırır ve mirasın hem aktarılan hem de sonradan kurulan bir şey olduğunu tartışır.

Serinin sonu

Bu bölümle «Bizans» kursu sona eriyor. Kurs, Romalı sayılan bir halkın neden «Bizanslı» diye anıldığını sorarak açıldı; ardından Konstantinopolis'in savunma katmanlarını, Justinianus'un yeniden fetih programını, Ayasofya'nın kubbesini, Nika İsyanı'nı, Herakleios'un Sasani savaşını, Arap fetihleri karşısında hayatta kalışı ve Rum ateşini, tasvir tartışmasını, Makedon hanedanının parıltısını, 1054'ü, Malazgirt'in Bizans'taki yankısını, 1204 yağmasını ve Paleologosların küçülen imparatorluğunu izledi; burada, bu imparatorluğun mirasının Moskova'ya, İstanbul'a ve Balkanlar'a nasıl dağıldığı sorusuyla kapandı. Programda sırada «İslam Tarihi I: Doğuş ve İlk Halifelik» kursu var. Bu kurs, Bizans'ın ve Sasanilerin güney komşusu olan, bu kursta pek çok kez karşımıza çıkan yeni dinin ve devletin doğduğu topraklara bakıyor. İlk bölüm, o toprakların yeni dinden önceki hâlini soruyor: İslam öncesi Arabistan nasıl bir yerdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: karlı bir ormandan geçen bir elçi kafilesi; bir kitap sayfasında yan yana yazılmış iki kelime.
  • 1:10–2:50 Bağlam: Haliç'in iki yakasının genel görünüşü; bir kilisenin kubbesinin önünde yükselen yeni bir minare.
  • 2:50–5:20 Gelişme: bir haritada Mora'dan Roma'ya, oradan Moskova'ya uzanan bir yolculuk çizgisi; bir mührün üzerinde çift başlı bir kartal.
  • 5:20–7:10 Dönüş noktası: Aynaroz yarımadasındaki manastırların genel görünüşü; Fener'de dar bir sokak.
  • 7:10–9:00 Kapanış: Haliç kıyısında bir patrikhane binasının genel görünüşü.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.