Öğrenme hedefleri
- 602–628 savaşının başlıca aşamalarını, Phokas'ın darbesinden Herakleios'un İran içlerine yürüyüşüne ve Kutsal Haç'ın 630'da Kudüs'e dönüşüne kadar sıralayabileceksin.
- Herakleios'un savaşın gidişatını hangi araçlarla değiştirdiğini, kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin: kilise hazinesinin kullanılması, bozkır müttefikleri ve savaşın bir din savaşı olarak sunulması.
- Bu zaferin neden kısa ömürlü olduğunu ve savaşın iki imparatorluğa bıraktığı mirası değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — sunağın üzerine serilen mektup
620'lerin başında, Konstantinopolis'e İran'dan bir mektup geldi. Ermeni tarihçi Sebeos'un aktardığına göre, mektup, Sasani hükümdarı II. Hüsrev'in ağzından yazılmıştı ve Roma imparatoru Herakleios'a «aptal ve değersiz kulumuz» diye sesleniyordu. Hüsrev, Kudüs'ü, Kayseriye'yi ve büyük İskenderiye'yi aldığını hatırlatıyor, denizi ve karayı boyun eğdirdiğini söylüyor, Konstantinopolis'in de yakında düşeceğini ima ediyordu. Herakleios'a, karısını ve çocuklarını alıp İran'a gelmesini, orada ona bağlar ve zeytinlikler verileceğini öneriyordu.
Sebeos'a göre Herakleios, mektubu patriğin ve saray büyüklerinin önünde okuttu. Sonra hep birlikte kiliseye girdiler, mektubu kutsal sunağın üzerine serdiler, yüzüstü yere kapanıp gözyaşları döktüler; Tanrı'nın, düşmanlarının kendisine yağdırdığı hakaretleri görmesini istediler. Kısa bir süre sonra Herakleios, başkenti küçük oğluna ve danışmanlarına bırakıp doğuya, savaşa gitti.
Tarihçiler, bu mektubun gerçekten Hüsrev'in kaleminden çıktığından kuşkulanır; Herakleios'un çevresinde, savaşı bir din davasına dönüştürmek için yayılmış olabilir. Ama sahne, bu savaşın nasıl anlatıldığını çok iyi gösteriyor. Yirmi yıl içinde neredeyse bütün doğu eyaletlerini yitirmiş bir imparatorluk, düşmanını kendi başkentinin önünde dize getirmeyi nasıl başardı? Ve bu başarının meyvesi neden bu kadar çabuk elden çıktı?
Bağlam — bir darbeden doğan savaş
Savaşın kökü, bir iç kargaşadaydı. 602'de, Tuna cephesindeki ordu imparator Maurikios'a karşı ayaklandı. İsyancılar, subay Phokas'ı imparator ilan etti; Maurikios ve oğulları öldürüldü. Bu olay, İran'da da yankı buldu. Çünkü Maurikios, yıllar önce, tahtını yitiren genç II. Hüsrev'in yeniden tahta çıkmasına yardım etmişti. Hüsrev, şimdi velinimetinin intikamını almak bahanesiyle Roma'ya savaş açtı.
Phokas'ın saltanatı, kanlı ve istikrarsız geçti. Pers orduları sınırı aşıp Suriye'ye ve Anadolu'ya ilerledi. 610'da, Kuzey Afrika valisinin oğlu genç Herakleios, Kartaca'dan bir donanmayla yola çıktı, Konstantinopolis'e geldi ve Phokas'ı devirdi. Ama tahta çıktığı imparatorluk, dağılmanın eşiğindeydi.
Sonraki on yıl, felaketler dizisiydi. 613'te Antakya yakınlarında Roma ordusu yenildi. 614'te Pers orduları Kudüs'ü aldı. Sebeos'a göre, kentte on binlerce kişi öldü; Hıristiyanların en kutsal emanetlerinden biri, İsa'nın çarmıha gerildiğine inanılan haçın parçası, İran'a götürüldü. 619'da İskenderiye düştü; imparatorluğun buğday ambarı Mısır elden çıktı. Pers orduları Anadolu'yu boydan boya geçti ve Boğaz'ın karşı kıyısında, Khalkedon'da kamp kurdu.
İmparatorun kendisi de umudunu yitirmek üzereydi. Sonraki yüzyılda yazan patrik Nikephoros'a göre, Herakleios bir ara başkenti bırakıp babasının kenti Kartaca'ya çekilmeyi düşündü; hazinesini gemilere yükletti bile. Kent halkı ve patrik, onu bu karardan vazgeçirdi; patrik, imparatora kenti terk etmeyeceğine dair Ayasofya'da yemin ettirdi. İmparator, barış için İran'a elçiler de gönderdi; ama Hüsrev, elçileri geri göndermedi. Barış yolu kapanınca, geriye yalnız savaş kalıyordu.
Gelişme — kilisenin altını ve bozkırın atlıları
Herakleios'un ilk sorunu, paraydı. Hazine boştu; Mısır'ın vergileri ve buğdayı artık gelmiyordu. İmparator, patrik Sergios'un desteğiyle, kiliselerin altın ve gümüş eşyalarını ödünç aldı ve bunları eritip sikke bastırdı. Askerlerin maaşları yarıya indirildi. Bu önlemler, imparatorluğun ne kadar çaresiz olduğunu gösterir; ama aynı zamanda, kilise ile imparatorun bu savaşta nasıl kenetlendiğini de. Kilisenin altını, savaşı bir Hıristiyan davası olarak sunmayı da kolaylaştırıyordu: askerler, kutsal kapların eritilmesiyle basılan sikkelerle ödeniyor ve kutsal emanetleri kurtarmak için savaşıyordu.
622'de Herakleios, orduyla birlikte Anadolu'ya geçti. Bu, önceki imparatorların pek yapmadığı bir şeydi: yüzyıllardır imparatorlar savaşları başkentten yönetiyor, orduları generallerine bırakıyordu. Herakleios ise sonraki altı yıl boyunca neredeyse hiç başkente dönmedi. Pers ordularıyla doğrudan savaşmak yerine, Ermenistan ve Kafkasya üzerinden İran'ın kuzey topraklarına daldı; Zerdüştlüğün kutsal ateş tapınaklarından birini yıktı ve Hüsrev'i kendi ülkesini savunmaya zorladı.
Herakleios, yeni müttefikler de buldu. 626'da, Avarlar ve Persler başkenti kuşatırken, imparator Kafkasya'daydı; bu kuşatmanın nasıl püskürtüldüğünü kursun ikinci bölümünde görmüştük. Herakleios, başkentin savunmasına yalnızca bir ordu birliği göndermekle yetindi ve kendi planından vazgeçmedi. Aynı yıllarda, Hazar Denizi'nin kuzeyindeki bozkırda güçlü bir bozkır topluluğunun önderleriyle ittifak kurdu. Bizans kaynakları bu müttefikleri «Türkler» diye anar; tarihçiler, bunların Batı Türk kağanlığının mı, yoksa ona bağlı Hazarların mı kuvvetleri olduğunu tartışır. 627'de bu bozkır müttefikleriyle birlikte Tiflis'i kuşatan Herakleios, ardından güneye, İran'ın kalbine yürüdü.
Dönüş noktası — Ninova'dan Kudüs'e
627 Aralık'ında Herakleios, eski Asur başkenti Ninova'nın kalıntıları yakınında bir Pers ordusunu yendi. Sonra başkent Ktesifon'a doğru ilerledi; yolda Hüsrev'in saraylarını ele geçirip yağmaladı. Bu yenilgiler, İran sarayında bir darbeye yol açtı. 628'in başında, Hüsrev'in oğlu II. Kavad, babasını tahttan indirdi; Hüsrev kısa süre sonra öldürüldü. Yeni hükümdar, hemen barış istedi. İran, işgal ettiği bütün toprakları geri vermeyi kabul etti. Mısır'daki ve Suriye'deki Pers komutanı Şahrbaraz da, sonunda Roma topraklarından çekildi.
Herakleios için savaşın simgesel doruk noktası, 630 baharında geldi. Kutsal Haç, İran'dan geri alınmıştı; imparator onu kendi elleriyle Kudüs'e getirdi. Bu tören, savaşın yalnız bir toprak kavgası değil, Hıristiyan imparatorluğun Tanrı'nın desteğiyle kazandığı bir din savaşı olarak sunulmasının en parlak anıydı. Herakleios, bu yıllarda resmî belgelerde kendini artık eski Latince unvanlarla değil, Yunanca «basileus», yani kral unvanıyla da anmaya başladı. Kimi tarihçiler, bu değişikliği, zaferin ardından imparatorluğun kendini yeniden tanımlamasının bir işareti olarak yorumlar: Roma'nın hükümdarı, artık açıkça Yunanca konuşan, Hıristiyan bir kraldı.
Yaygın yanlış«Herakleios'un zaferi, Doğu Roma İmparatorluğu'nu yeniden güçlü kıldı.»
Zafer, 628–630 arasında imparatorluğun kaybettiği toprakları kâğıt üzerinde geri getirdi. Ama yirmi altı yıllık savaş, iki imparatorluğun da ordularını, hazinelerini ve eyaletlerini tüketmişti. Suriye, Filistin ve Mısır, yıllarca Pers yönetiminde kalmıştı; bu eyaletlerde Roma yönetimi yeni yeni yeniden kuruluyordu. Birkaç yıl içinde, Arap Yarımadası'ndan gelen yeni bir güç, bu yorgun imparatorlukların karşısına çıktı.
Cevap — bir savaşın iki yüzü
Herakleios, yenilgiye çok yaklaşmış bir imparatorluğu, olağanüstü bir cesaretle ve alışılmadık yöntemlerle tersine çevirdi. Kilisenin hazinesini savaşa aktardı, başkenti bırakıp orduyla birlikte düşmanın topraklarına daldı, bozkırdaki güçlerle ittifak kurdu ve savaşı bir din davasına dönüştürerek askerlerinin ve halkının moralini yükseltti. Bu strateji, Hüsrev'i kendi ülkesinde sıkıştırdı ve İran sarayında bir darbeye yol açtı.
Ama bu zafer, bir tükenmişliğin üzerine kurulmuştu. İki imparatorluk da, savaştan yorgun, yoksul ve bölünmüş çıktı. Herakleios'un 630'daki görkemli Kudüs töreninden yalnızca birkaç yıl sonra, 636'da, Roma ordusu Yermük'te yenildi; Suriye ve Filistin kalıcı olarak elden çıktı. Herakleios, 641'de öldüğünde, geri kazandığı doğu eyaletlerinin büyük bölümünü yeniden yitirmişti. Gibbon'ın «iki Herakleios»u belki de bu yüzden bu kadar keskin görünür: aynı adam, bir on yıl içinde hem imparatorluğun kurtarıcısı hem de onun büyük kayıplarının tanığı oldu.
Bugünle bağ — Anadolu'nun yirmi yılı
Bu savaşın bugünkü Türkiye toprakları için de ağır bir bedeli oldu. Pers orduları, 610'lar ve 620'lerde, Anadolu'yu defalarca boydan boya geçti. Kimi araştırmacılara göre Ankara ve Sardes gibi kentler bu yıllarda yağmalandı. Herakleios'un seferleri ise Doğu Anadolu'nun, Van Gölü çevresinin ve Kafkasya'nın dağlarından geçti. Anadolu kentlerinin yedinci yüzyılda küçülüp surlu kalelere çekilmesini önceki kursun kapanış bölümünde ele almıştık; bu uzun savaş, o dönüşümün başlıca nedenlerinden biriydi.
Birincil kaynak
Sebeos, II. Hüsrev'in Herakleios'a gönderdiği mektubu ve imparatorun tepkisini şöyle aktarır:
Xosrov, chéri des dieux, maître et roi de toute la terre, fils du grand Aramazd, à notre serviteur, imbécile et infime, Héraclius. Ne voulant pas accepter d'être mon serviteur, tu te nommes maître et roi [...] N'est-il pas vrai que j'ai anéanti les Grecs [...] Pourquoi n'a-t-il pas sauvé de mes mains Césarée, Jérusalem et la grande Alexandrie? [...] Mais je te pardonne toutes les fautes; allons, prends ta femme et tes fils; viens ici et je te donnerai des fermes, des vignes et des oliviers [...]
L'empereur Héraclius ayant reçu le message donna l'ordre de le faire lire devant le patriarche et tous les grands; et pénétrant dans la maison de Dieu, ils étendirent le message devant le saint autel.
Türkçesi: Tanrıların sevgilisi, bütün yeryüzünün efendisi ve kralı, büyük Aramazd'ın oğlu Hüsrev'den, kulumuz, aptal ve değersiz Herakleios'a. Kulum olmayı kabul etmek istemeyerek kendine efendi ve kral diyorsun [...] Grekleri yok ettiğim doğru değil mi [...] O neden Kayseriye'yi, Kudüs'ü ve büyük İskenderiye'yi elimden kurtarmadı? [...] Ama bütün kusurlarını bağışlıyorum; haydi, karını ve oğullarını al, buraya gel; sana çiftlikler, bağlar ve zeytinlikler vereyim [...] İmparator Herakleios, mesajı alınca onu patriğin ve bütün büyüklerin önünde okuttu; Tanrı'nın evine girerek mesajı kutsal sunağın önüne serdiler.
Kaynak: Sebeos, Herakleios Tarihi, bölüm XXVI; Frédéric Macler'in Fransızca çevirisi, Histoire d'Héraclius par l'évêque Sebêos (Paris: Imprimerie nationale, 1904), s. 79–80; archive.org. Türkçesi bizim.
- Mektup, Hüsrev'i ve Herakleios'u nasıl tanımlıyor? Bu dil, iki hükümdarın birbirine bakışı hakkında ne söylüyor?
- Herakleios, mektubu neden bir kilisede, sunağın önüne sererek okutuyor? Bu hareket, savaşın nasıl sunulduğunu nasıl etkiliyor?
- Tarihçiler, bu mektubun Herakleios'un çevresinde uydurulmuş ya da biçimlendirilmiş olabileceğini düşünür. Böyle bir metin, gerçek olmasa bile, bir tarihçi için neden değerlidir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Clive Foss (1975) — Pers orduların yedinci yüzyılın başında Anadolu'daki seferlerini ve işgalini inceledi; bu seferlerin Anadolu kentlerine büyük yıkım getirdiğini ve bölgede antik kent hayatının sonunun başlangıcı olduğunu savundu. Onun görüşleri, sonraki kazılarla birlikte ayrıntılarda sorgulandı.
- Gerrit Reinink ve Bernard Stolte (2002) — Herakleios dönemini «kriz ve çatışma» kavramlarıyla ele alan bir çalışmayı yayımladılar; bu çalışmadaki yazılar, savaşın dinsel imgelerle, kıyamet beklentileriyle ve imparatorun yeni bir kurtarıcı olarak sunulmasıyla nasıl anlatıldığını inceledi.
- Peter Sarris (2011) — 500–700 arasındaki dönemi «inanç imparatorlukları» çağı olarak yorumladı; Roma ile İran arasındaki son büyük savaşın, iki imparatorluğun da dinsel kimliğini keskinleştirdiğini ve onları Arap fetihleri karşısında savunmasız bıraktığını savundu.
- Phil Booth (2014) — Herakleios'un savaştan sonra, imparatorluğun farklı Hıristiyan toplulukları arasındaki öğreti ayrılıklarını yeni formüllerle uzlaştırma çabalarını inceledi; bu çabaların birlik getirmek yerine yeni tartışmalar doğurduğunu gösterdi.
Bu tartışma, savaşın farklı yüzlerini aydınlatıyor. Foss, savaşın yerel etkisine, Anadolu'nun kentlerine bakıyor. Reinink ve Stolte'nin derlediği çalışmalar, savaşın nasıl anlatıldığını ve hangi dinsel beklentilerle yüklendiğini soruyor. Sarris, savaşı iki imparatorluğun uzun dönemli dönüşümünün bir parçası olarak görüyor. Booth ise zaferden sonra gelen barışın, dinsel birlik açısından ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Farklı sorulara rağmen, hepsi Herakleios'un zaferinin bir son değil, yeni bir krizin başlangıcı olduğu konusunda birleşiyor.
Derine İn
Bu savaşın kaynakları, farklı dillerde ve farklı bakış açılarıyla yazılmıştır. Yunanca kaynaklar arasında, saray şairi Pisidialı Georgios'un Herakleios'u öven şiirleri, Paskalya Kroniği ve daha sonraki kronikler vardır. Ermenice yazan Sebeos, savaşın Ermenistan ve Kafkasya'daki seyrini ve iki imparatorluk arasındaki Ermeni soyluların durumunu anlatır. Süryanice kronikler, Mezopotamya'daki toplulukların gözünden olayları aktarır. İran tarafının bakışı ise büyük ölçüde sonraki Arapça ve Farsça tarihlerde, özellikle Taberî'nin eserinde korunmuştur. Bu kaynakları karşılaştırmak, olayların sırası ve tarihleri konusunda bile zor bir iştir.
Sebeos'un verdiği rakamlar, dikkatle okunmalıdır. Onun Kudüs'te ölenler ve esir alınanlar için verdiği büyük sayılar, gerçek bir sayıma değil, olayın korkunçluğunu anlatmaya yöneliktir. Sonraki kazılar, Kudüs'teki yıkımın bazı kaynakların anlattığı kadar yaygın olmadığını, pek çok kilisenin savaştan sonra da kullanılmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu, antik ve orta çağ kaynaklarındaki kayıp rakamlarının, bir duygu ve bir yargı dili olarak okunması gerektiğini bir kez daha hatırlatır. Aynı dikkat, Kudüs'ün düşüşünde kimin hangi rolü oynadığına dair sonraki anlatılar için de gereklidir: bu anlatılar çoğu zaman olaylardan çok sonra, belirli topluluklara karşı önyargılarla yazılmıştır ve tarihçi onları öbür kaynaklarla sınamadan kullanmamalıdır.
Savaşın ideolojik boyutu da ilginçtir. Herakleios, savaş sırasında askerlerine Meryem'in ve İsa'nın tasvirlerini taşıttı; yıkılan ateş tapınağı, Zerdüştlüğe karşı Hıristiyanlığın zaferi olarak sunuldu. Kutsal Haç'ın geri getirilmesi, bu dinsel anlatının doruk noktasıydı. Kimi tarihçiler, bu savaşı, sonraki yüzyıllardaki din savaşlarının bir öncüsü olarak görür ve ondan sonra gelen dinsel çatışmaların dilini burada arar; başkaları ise, dinsel dilin iki imparatorluk arasındaki eski güç rekabetini örten bir örtü olduğunu vurgular.
Savaşın iki imparatorluk üzerindeki etkisi de farklı oldu. Sasani İmparatorluğu, Hüsrev'in ölümünden sonra birkaç yıl içinde bir taht kavgaları dönemine girdi; dört yıl içinde pek çok hükümdar tahta çıkıp indirildi. Bu iç karışıklık, İran'ı Arap orduları karşısında zayıf düşürdü. Roma ise iç düzenini korudu, ama doğu eyaletleri yirmi yıllık işgalden sonra yeniden örgütlenemeden yitirildi. İki imparatorluk da, birbirine karşı kazanılan ya da kaybedilen zaferlerin bedelini, kısa süre sonra üçüncü bir güce karşı ödedi.
Savaşın bir başka boyutu, Ermenistan'dır. İki imparatorluk arasında bölünmüş olan bu dağlık ülke, savaş boyunca iki ordunun da geçiş yolu ve asker kaynağı oldu. Ermeni soylu aileleri, kimi zaman Roma'nın, kimi zaman İran'ın yanında savaştı; kendi topraklarını ve ayrıcalıklarını korumak için iki büyük güç arasında sürekli taraf değiştirdi. Sebeos'un eserinin değeri de buradan gelir: o, olaylara ne Konstantinopolis'ten ne de Ktesifon'dan, iki imparatorluğun arasında sıkışmış bir halkın gözünden bakar. Bu bakış, büyük güçlerin tarihini, onların sınırlarında yaşayanların deneyimiyle tamamlamanın önemini gösterir. Sınır halkları için «zafer» ve «yenilgi», başkentlerdeki anlamından çok farklıydı.
Uzman Notu
Temel literatür
- Frédéric Macler (çev.), Histoire d'Héraclius par l'évêque Sebêos (Paris: Imprimerie nationale, 1904).
- Clive Foss, «The Persians in Asia Minor and the End of Antiquity», English Historical Review 90 (1975), s. 721–747.
- Gerrit J. Reinink ve Bernard H. Stolte (yay.), The Reign of Heraclius (610–641): Crisis and Confrontation (Leuven: Peeters, 2002).
- Walter E. Kaegi, Heraclius, Emperor of Byzantium (Cambridge: Cambridge University Press, 2003).
- Peter Sarris, Empires of Faith: The Fall of Rome to the Rise of Islam, 500–700 (Oxford: Oxford University Press, 2011).
- Phil Booth, Crisis of Empire: Doctrine and Dissent at the End of Late Antiquity (Berkeley: University of California Press, 2014).
Arşiv ve kaynak
Sebeos'un Macler tarafından yapılan 1904 çevirisinin tam metni archive.org'da; eserin modern İngilizce çevirileri de yayımlanmıştır. Gibbon'ın altı ciltlik tarihinin elektronik metni Gutenberg arşivinde bulunuyor. Herakleios dönemi sikkeleri, savaşın ekonomik baskısını ve imparatorluk ideolojisini izlemek için önemli bir kaynaktır.
Açık sorular
- Hüsrev'in Herakleios'a gönderdiği mektup gerçek bir belge mi, yoksa Roma tarafında biçimlendirilmiş bir propaganda metni mi?
- Herakleios'un bozkır müttefikleri kimlerdi ve savaşın sonucundaki payları ne kadar büyüktü?
- Savaşın bir din savaşı olarak sunulması, askerlerin ve halkın gözünde gerçekten bir değişiklik yarattı mı?
Mini sınav
- (Hedef 1) 602'de imparator Maurikios'u deviren ve öldürten isyancı subay kimdir? A) Herakleios B) Phokas C) Şahrbaraz D) Sergios
- (Hedef 1) Herakleios hangi kentten gelen bir donanmayla Konstantinopolis'e gelip tahta çıktı? A) İskenderiye B) Antakya C) Kartaca D) Ravenna
- (Hedef 2) Herakleios, savaşı finanse etmek için hangi kaynağa başvurdu? A) Kiliselerin altın ve gümüş eşyalarına B) Pers hazinesine C) Venedik bankalarına D) Mısır'ın vergilerine
- (Hedef 2) Pers orduları 614'te Kudüs'ü aldığında İran'a götürdükleri, 630'da Herakleios'un geri getirdiği emanet nedir? A) Kutsal Haç B) Ahit Sandığı C) Meryem'in cüppesi D) Bir altın taç
- (Hedef 3) Herakleios'un savaştan sonra farklı Hıristiyan topluluklarını yeni formüllerle uzlaştırma çabalarını inceleyen tarihçi kimdir? A) Clive Foss B) Peter Sarris C) Phil Booth D) Edward Gibbon
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Herakleios savaşı kazandı mı, kaybetti mi?» sorusunu tartış. Cevabında 602–619 arasındaki kayıpları, kilise hazinesinin kullanılmasını, Herakleios'un İran içlerine yürüyüşünü ve bozkır müttefiklerini, Hüsrev'in mektubunu, Kutsal Haç'ın Kudüs'e dönüşünü ve 636'daki Yermük yenilgisini kullan; Foss, Sarris ve Booth'un görüşlerinden ikisini karşılaştır.
Cevaplar
- B — Maurikios'u Phokas devirdi.
- C — Herakleios Kartaca'dan gelen bir donanmayla geldi.
- A — Kiliselerin altın ve gümüş eşyalarına başvurdu.
- A — Bu emanet Kutsal Haç'tır.
- C — Bu çabaları Phil Booth inceledi.
Kapsamlı bir cevap, Herakleios'un askerî açıdan olağanüstü bir başarı kazandığını gösterir: kilise hazinesini savaşa aktardı, düşmanın topraklarına daldı, bozkır müttefikleriyle birlikte İran'ı kendi ülkesinde sıkıştırdı ve Hüsrev'in düşüşüne yol açtı. Ama iyi bir cevap, zaferin bedelini de tartışır: yirmi yıllık işgalden sonra yeniden örgütlenemeyen doğu eyaletleri, tükenmiş hazine, dinsel ayrılıklar ve 636'da Yermük'te gelen yenilgi. Sarris'in iki imparatorluğun da savunmasız kaldığı görüşü ile Booth'un barıştan sonraki dinsel kırılganlığa dair çalışması, bu tartışmada birbirini tamamlayan iki bakış olarak kullanılabilir.
Sonraki bölüme köprü
Herakleios'un ölümünden sonraki kuşakta, Emevi orduları ve donanmaları, Doğu Roma'nın elinde kalan toprakların kalbine, Konstantinopolis'e kadar ilerledi. İmparatorluk güneydeki eyaletlerinin hepsini yitirdi, ama başkentini ve Anadolu'nun büyük bölümünü korudu. Bu direnişte, gemilerden düşman gemilerine sıvı bir ateş fışkırtan ve suyla söndürülemeyen gizemli bir silah da rol oynadı. Sonraki bölüm, bu hayatta kalma öyküsünü soruyor: imparatorluk Arap fetihlerinden nasıl sağ çıktı ve Rum ateşi bu öyküde gerçekte ne kadar önemliydi?