Öğrenme hedefleri
- Gotların, Vandalların ve Frankların dördüncü ve altıncı yüzyıllar arasında Roma dünyasında nasıl krallıklar kurduğunu anlatabileceksin.
- Bu toplulukları, köklü ve değişmez «halklar» olarak değil, zaman içinde oluşan ve dönüşen siyasal topluluklar olarak gören etnogenez yaklaşımını açıklayabileceksin.
- Bu toplulukların kimliğini anlatan eski ve modern kaynakların, sonraki ulusal kimliklerin ihtiyaçlarıyla nasıl yeniden yorumlandığını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — vaftiz havuzundaki kral
Beşinci yüzyılın sonunda ya da altıncı yüzyılın başında, bugünkü Fransa'nın kuzeyindeki Reims kentinde, Franklar'ın kralı Chlodwig, kentin piskoposu Remigius'un önünde vaftiz edilmek üzere kiliseye girdi. Kilise, beyaz perdelerle ve kokulu mumlarla süslenmişti. Altıncı yüzyılda yaşayan tarihçi Tourslu Gregorius'un anlattığına göre, piskopos krala şöyle seslendi: başını eğ, gururlu Sigambrialı; yaktığın şeye tap, taptığın şeyi yak. Gregorius'a göre, kralla birlikte ordusundan üç binden fazla kişi de vaftiz edildi.
Bu sahne, sonraki yüzyıllarda Fransa'nın doğuşunun simgesi olarak anıldı. Ama sahnenin kendisi bir soruyu da gündeme getiriyor: Chlodwig'in yönettiği «Franklar» kimdi? Onlar, Roma'nın sınırlarının ötesinden gelip onun yerine geçen yabancı bir halk mıydı, yoksa Roma dünyasının içinde, onunla birlikte biçimlenen yeni bir topluluk mu? Bu bölümün sorusu, bu soruyla ilgili: Gotlar, Vandallar ve Franklar gerçekte kimdi?
Bağlam — «Germen halkları» fikri
Önceki bölümde, Hunların Karadeniz'in kuzeyindeki Got topluluklarını dağıttığını ve onları Roma sınırına ittiğini görmüştük. Ders kitaplarında bu olaylar genellikle «Kavimler Göçü» adıyla anlatılır: haritalarda, kuzeyden ve doğudan Roma topraklarına doğru uzanan renkli oklar, her biri bir «Germen halkını» gösterir.
Bu «Germen halkları» fikrinin kökeni, Roma'nın kendi yazarlarına kadar uzanır. MS 98'de Romalı tarihçi Tacitus, Ren ve Tuna'nın ötesindeki toplulukları anlatan kısa bir kitap yazdı. Tacitus, bu toplulukları, yabancılarla hiç karışmamış, saf ve kendine özgü bir soy olarak tanımladı. Tacitus'un bu tanımı, on beşinci yüzyılda kitabının bir el yazması yeniden bulunduktan sonra, Alman ulusal kimliğinin temel metinlerinden biri hâline geldi.
Ama Tacitus'un anlattığı «Germenler», beşinci yüzyılda Roma topraklarında krallık kuran topluluklarla aynı değildi. Aradaki üç yüzyılda, Roma sınırının ötesindeki topluluklar birleşti, bölündü, yeni adlar aldı. Gotlar, Vandallar ve Franklar, Tacitus'un listesinde ya hiç yoktu ya da çok farklı biçimlerde geçiyordu.
Gelişme — üç kavim, üç yol
Gotların Roma'yla ilişkisi, 376'da Tuna'yı geçişleriyle başlamadı; ama bu geçiş, onların tarihinde bir dönüm noktası oldu. Dördüncü yüzyılda, Got piskoposu Ulfilas, İncil'i Got diline çevirmek için bir alfabe geliştirdi; Gotlar, Hıristiyanlığın Aryan adı verilen bir yorumunu benimsedi. Sonraki yüzyılda, Gotlar iki büyük topluluğa ayrıldı. Batı Gotları, Alarik'in önderliğinde 410'da Roma'yı yağmaladı, sonra Galya'nın güneyinde, Toulouse merkezli, ardından İspanya'da bir krallık kurdu. Doğu Gotları ise, Theoderik'in önderliğinde 493'te İtalya'yı ele geçirdi ve Ravenna'dan yönettikleri bir krallık kurdu.
Bu krallıkların çoğu, Roma'yla yapılan antlaşmalarla başladı. 382'de Tuna'nın güneyine yerleşen Gotlar, Roma'nın federe müttefikleri olarak kabul edildi: imparatorluk adına savaşacaklar, karşılığında toprak ve erzak alacaklardı. 418'de Batı Gotları, Galya'nın güneybatısında, Roma'nın izniyle yerleştirildi. Bu yerleşimler zamanla, Roma'ya bağlı olmaktan çıkıp bağımsız krallıklara dönüştü; ama başlangıçta hepsi, Roma'nın kendi sınır politikasının ürünüydü.
Vandallar, 406'nın son günlerinde, Alanlar ve Süevlerle birlikte, Ren ırmağını geçerek Galya'ya girdi; sonra İspanya'ya ilerlediler. 429'da, kralları Geiserik'in önderliğinde Cebelitarık Boğazı'nı geçerek Kuzey Afrika'ya indiler ve 439'da, Batı Roma'nın en zengin kentlerinden biri olan Kartaca'yı ele geçirdiler. Önceki bir derste gördüğümüz gibi, Kartaca'nın kaybı, Batı Roma'nın mali temelini derinden sarstı. Vandal krallığı, bir yüzyıl boyunca Akdeniz'in en güçlü deniz güçlerinden biri oldu; 455'te Roma'yı da yağmaladı.
Franklar ise, üçüncü yüzyıldan beri Ren'in aşağı kıyılarında yaşayan küçük toplulukların bir birliğiydi. Pek çok Frank, Roma ordusunda asker ve komutan olarak görev yaptı. Beşinci yüzyılın sonunda, Chlodwig, bu toplulukları tek bir krallık altında birleştirdi, Galya'nın büyük bölümünü ele geçirdi ve Batı Gotlarını güneye sürdü. Chlodwig'in, Gotlardan farklı olarak Aryan değil, Katolik Hıristiyanlığı seçmesi, onun Galya'nın Roma kökenli halkı ve piskoposlarıyla kolayca uzlaşmasını sağladı.
Dönüş noktası — halk mı, topluluk mu?
On dokuzuncu yüzyılın tarihçileri, bu toplulukları, yüzyıllar boyunca dillerini, soylarını ve kültürlerini değişmeden koruyan, İskandinavya'dan ya da kuzeyin ormanlarından gelip Roma'yı fetheden eski halklar olarak görüyordu. Bu bakış, o yüzyılın ulusalcı akımlarının ihtiyaçlarına uyuyordu: Almanlar, Fransızlar ve öbür uluslar, kendi köklerini bu eski «halklarda» arıyordu.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, tarihçiler bu tabloyu sorgulamaya başladı.
Bu yaklaşıma göre, Alarik'in önderliğindeki «Gotlar», yalnızca Gotlardan değil, Roma ordusundan kaçmış askerlerden, köleliğe düşmüş Romalılardan, Hunlardan kaçan başka topluluklardan ve kendilerine katılan herkesten oluşan karışık bir gruptu. Onları bir arada tutan, ortak bir kan bağından çok, ortak bir önder, ortak bir çıkar ve zamanla benimsenen ortak bir addı.
Yaygın yanlış«Gotlar, Vandallar ve Franklar, İskandinavya'dan ya da kuzeyin ormanlarından gelip, dillerini ve soylarını değişmeden koruyarak Roma'yı fetheden eski halklardı; bugünkü Avrupa ulusları onların doğrudan torunlarıdır.»
Bu topluluklar, yüzyıllar içinde farklı kökenlerden gelen insanların birleşmesiyle oluştu; Roma dünyasıyla sürekli etkileşim içinde biçimlendi, onun ordusunda savaştı, onun kurumlarını ve dinini benimsedi. Bugünkü ulusları bu topluluklara doğrudan bağlamak, sonraki yüzyılların ulusal kimlik ihtiyaçlarını geçmişe yansıtmak demektir.
Cevap — Roma'nın içinde doğan topluluklar
Gotlar, Vandallar ve Franklar, Roma'nın dışından gelip onu yok eden yabancı halklar olmaktan çok, Roma'nın sınırında ve içinde, onunla birlikte biçimlenen siyasal topluluklardı. Roma ordusunda savaştılar, Roma'nın dinini benimsediler, Roma'nın kentlerinde yaşadılar ve krallıklarını Roma'nın kurumları üzerine kurdular. Onların kimlikleri, doğuştan getirdikleri değişmez bir özden çok, savaşlar, önderler, dinler ve antlaşmalar içinde sürekli yeniden kuruldu. Bu yüzden «kimdi bu kavimler?» sorusunun cevabı, tek bir köken değil, bir süreçtir.
Bugünle bağ — bir halkın adı, bir yıkımın adı
Bugün pek çok dilde «vandalizm», kamu malına ya da sanat eserlerine bilinçli olarak zarar vermek anlamına gelir. Bu sözcük, 1794'te, Fransız Devrimi sırasında, kiliselerin ve sanat eserlerinin tahrip edilmesini eleştiren bir din adamı tarafından türetildi. Oysa Procopius'un anlatısı, Vandalların Roma'nın hamamlarını ve tiyatrolarını yıkmak yerine keyifle kullandığını gösteriyor. Bir halkın adının bin üç yüz yıl sonra bir yıkım sözcüğüne dönüşmesi, geçmişin topluluklarının imgelerinin, onların gerçek tarihinden çok, sonraki kuşakların ihtiyaçlarıyla biçimlendiğini gösteriyor.
Birincil kaynak
Tacitus, MS 98'de yazdığı Germania'da Ren ve Tuna'nın ötesindeki toplulukları şöyle anlatır:
The people of Germany appear to me indigenous, and free from intermixture with foreigners, either as settlers or casual visitants. [...] In their ancient songs, which are their only records or annals, they celebrate the god Tuisto, sprung from the earth, and his son Mannus, as the fathers and founders of their race. [...] I concur in opinion with those who deem the Germans never to have intermarried with other nations; but to be a race, pure, unmixed, and stamped with a distinct character.
Türkçesi: Germania'nın halkı bana yerli ve yabancılarla, ne yerleşik ne de gelip geçici olarak, karışmamış görünüyor. […] Tek kayıtları ya da yıllıkları olan eski şarkılarında, topraktan doğan tanrı Tuisto'yu ve oğlu Mannus'u soylarının babaları ve kurucuları olarak överler. […] Germenlerin hiçbir zaman öbür uluslarla evlenmediğini, saf, karışmamış ve kendine özgü bir karakterle damgalanmış bir soy olduğunu düşünenlerin görüşüne katılıyorum.
Kaynak: Tacitus, Germania, 2 ve 4; Oxford çevirisinin gözden geçirilmiş basımı, The Germany and the Agricola of Tacitus, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Tacitus, Germenlerin «saf» ve «karışmamış» olduğu sonucuna nasıl varıyor? Bu sonuç, doğrudan gözleme mi, yoksa başka bir düşünceye mi dayanıyor?
- Tacitus bu kitabı, Roma'nın kendi toplumunu eleştirmek için «bozulmamış barbarları» bir ayna olarak kullanan bir yazar olarak yazdı. Bu amaç, onun betimlemesini nasıl etkilemiş olabilir?
- Bu satırlar, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda bir ulusun «saf» kökenini kanıtlamak için kullanıldı. Bir antik metnin bu biçimde kullanılması, tarihçinin sorumlulukları hakkında ne düşündürüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Reinhard Wenskus (1961) — Erken Orta Çağ «halklarının» ortak bir kan bağından değil, bir önder ailesinin çevresinde toplanan ve bir «gelenek çekirdeği» taşıyan küçük bir grubun, farklı kökenlerden insanları kendine çekmesiyle oluştuğunu savundu; etnogenez yaklaşımının temelini attı.
- Herwig Wolfram (1979) — Gotların tarihini, etnogenez yaklaşımıyla yeniden yazdı; Gotların yüzyıllar içinde, farklı toplulukların birleşmesi, Roma'yla ilişkiler ve Roma ordusundaki hizmetler aracılığıyla sürekli yeniden oluştuğunu gösterdi.
- Patrick Geary (2002) — Erken Orta Çağ halklarının kimliklerinin akışkan ve değişken olduğunu, modern ulusalcılığın bu toplulukları sabit ve değişmez «uluslar» olarak geçmişe yansıttığını, bu yansıtmanın da yirminci yüzyılda tehlikeli siyasal sonuçlar doğurduğunu savundu.
- Michael Kulikowski (2007) — Gotların, İskandinavya'dan ya da Vistül kıyılarından gelen eski bir halk olmadığını, üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda Roma'nın Tuna sınırında, Roma'yla ilişkiler içinde oluşan bir topluluk olduğunu savundu; Gotların kökenine dair eski anlatıları, sonradan kurulmuş hikâyeler olarak değerlendirdi.
Bu tartışma, kimliğin doğası üzerine bir tartışmadır. Wenskus ve Wolfram, bu toplulukların nasıl oluştuğunu açıklamak için yeni bir model önerdi. Geary, bu modelin bugünün ulusal kimlik tartışmalarıyla ilişkisini vurguladı. Kulikowski ise, modeli daha da ileri götürerek, Gotların kökenini tamamen Roma sınırına taşıdı. Bu yaklaşımlar da eleştirilmiştir: bazı tarihçiler, etnogenez modelinin, bu toplulukların gerçekten paylaştığı dil ve kültür bağlarını küçümsediğini hatırlatır. Tartışma, kimliğin ne ölçüde seçilen, ne ölçüde miras alınan bir şey olduğu sorusuna dayanıyor.
Derine İn
Gotların kendi seslerine en yakın kanıt, dördüncü yüzyılda piskopos Ulfilas'ın başlattığı İncil çevirisidir. Ulfilas, Got dilini yazıya geçirmek için Yunan, Latin ve rün harflerinden yararlanarak bir alfabe geliştirdi. Bu çevirinin en ünlü el yazması, altıncı yüzyılda, büyük olasılıkla Doğu Got krallığının başkenti Ravenna'da, mor boyalı parşömen üzerine gümüş ve altın mürekkeple yazılan «Gümüş Kitap»tır. Bu el yazması, bugün İsveç'teki Uppsala Üniversitesi'nin kütüphanesinde korunuyor. Got dili, bugün hiç konuşulmayan, ama Germen dillerinin bilinen en eski geniş yazılı örneğini sunan bir dildir.
Doğu Got kralı Theoderik'in İtalya'daki krallığı, bu toplulukların Roma dünyasıyla nasıl iç içe geçtiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Theoderik, gençliğini Konstantinopolis'te rehine olarak geçirmiş, Roma eğitimi almıştı. İtalya'yı, Roma'nın senatosunu, yasalarını ve memurlarını koruyarak yönetti. Gotlar orduyu, Romalılar yönetimi oluşturuyordu; iki topluluk ayrı yasalar altında yaşıyor, ayrı kiliselerde dua ediyordu. Ravenna'da Theoderik'in yaptırdığı kiliseler ve onun mozoleleri bugün hâlâ ayaktadır. Ama bu uyum kırılgandı: Theoderik'in son yıllarında, Aryan Gotlar ile Katolik Romalılar arasındaki gerginlik arttı; Theoderik, ünlü Romalı filozof Boethius'u ihanetle suçlayıp idam ettirdi.
Vandal krallığının sonu, bir başka dönüşümün başlangıcıydı. 533'te, Doğu Roma imparatoru Justinianus'un generali Belisarius, küçük bir orduyla Kuzey Afrika'ya çıktı ve birkaç ay içinde Vandal krallığını yıktı. Son Vandal kralı Gelimer, dağlara kaçtı ve açlık içinde teslim oldu; Konstantinopolis'te bir zafer alayında yürütüldü. Procopius, onun alayda, «Boşların boşu, her şey boş» dediğini aktarır. Vandallar, bir halk olarak tarihten silindi; ama geride bıraktıkları ad, yüzyıllar sonra yeni bir anlam kazanacaktı.
Son olarak, Tacitus'un Germania'sının serüveni, bir antik metnin nasıl siyasal bir silaha dönüşebileceğini gösterir. On beşinci yüzyılda İtalya'da bir el yazması yeniden bulunduktan sonra, Alman hümanistleri bu kitabı, kendi atalarının Romalılardan daha erdemli, daha özgür ve daha saf olduğunun kanıtı olarak okudu. Yirminci yüzyılda, Nazi ideologları bu metni, «saf bir ırk» fikrinin antik kanıtı olarak kullandı. Tarihçi Christopher Krebs, bu kitabı bu yüzden «en tehlikeli kitaplardan biri» olarak adlandırdı. Tacitus'un Roma okurları için yazdığı bir ahlak dersi, yüzyıllar sonra bir ırkçılık ideolojisinin dayanağına dönüşmüştü.
Arkeoloji de bu tartışmada zorlu bir sınavdan geçti. Uzun süre, mezarlarda bulunan belirli broş, kemer tokası ya da silah türleri, gömülen kişinin «Got», «Frank» ya da «Vandal» olduğunun kanıtı sayıldı; haritalar, bu buluntulara bakılarak «kavimlerin» yayılışını göstermek için çizildi. Son on yıllarda pek çok arkeolog, bu yöntemi sorguladı: bir kişinin belirli bir broş takması, onun etnik kimliğini değil, toplumsal konumunu, modayı ya da ticaret ilişkilerini de gösterebilirdi. Bir Romalı, Got tarzı bir kemer tokası takabilir; bir Got, Roma tarzı giysilerle gömülebilirdi. Eşyalar, insanlardan daha kolay yer değiştirir. Bu uyarı, arkeolojik buluntulardan kimlik okumanın ne kadar dikkat gerektirdiğini hatırlatır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Ernest Brehaut (çev.), History of the Franks by Gregory, Bishop of Tours (New York: Columbia University Press, 1916).
- H. B. Dewing (çev.), Procopius: History of the Wars, cilt II (Cambridge, MA: Harvard University Press, Loeb Classical Library, 1916).
- Reinhard Wenskus, Stammesbildung und Verfassung: Das Werden der frühmittelalterlichen gentes (Köln: Böhlau, 1961).
- Herwig Wolfram, History of the Goths (Berkeley: University of California Press, 1988).
- Patrick J. Geary, The Myth of Nations: The Medieval Origins of Europe (Princeton: Princeton University Press, 2002).
- Michael Kulikowski, Rome's Gothic Wars: From the Third Century to Alaric (Cambridge: Cambridge University Press, 2007).
Arşiv ve kaynak
Tourslu Gregorius'un Brehaut çevirisi Internet Medieval Sourcebook'ta; Procopius'un Dewing çevirisi LacusCurtius'ta; Tacitus'un Germania'sı Project Gutenberg'de okunabiliyor. Got İncili'nin «Gümüş Kitap» el yazması Uppsala Üniversitesi Kütüphanesi'nde; Theoderik'in Ravenna'daki yapıları UNESCO Dünya Mirası listesinde. Christopher Krebs'in A Most Dangerous Book (2011) kitabı, Germania'nın sonraki serüvenini anlatıyor.
Açık sorular
- Gotlar, Vandallar ve Franklar ortak bir dil ve kültürle mi bir arada durdu, yoksa yalnızca siyasal çıkarlarla mı?
- Etnogenez modeli, bu toplulukların gerçekten paylaştığı bağları küçümsüyor mu?
- Chlodwig neden Aryan değil de Katolik Hıristiyanlığı seçti, ve bu seçim Frank krallığının geleceğini nasıl etkiledi?
Mini sınav
- (Hedef 1) 429'da Kuzey Afrika'ya geçip 439'da Kartaca'yı ele geçiren topluluk hangisidir? A) Batı Gotları B) Franklar C) Vandallar D) Doğu Gotları
- (Hedef 1) Tourslu Gregorius'a göre Reims'te piskopos Remigius tarafından vaftiz edilen Frank kralı kimdir? A) Theoderik B) Alarik C) Geiserik D) Chlodwig
- (Hedef 2) Bir etnik topluluğun, farklı kökenlerden gelen insanların ortak bir önder ve ortak bir ad çevresinde birleşmesiyle zaman içinde oluşmasına ne ad verilir? A) Aryanizm B) Etnogenez C) Kavimler Göçü D) Federe krallık
- (Hedef 2) Oğul'un Baba'yla aynı özden olmadığını savunan ve Gotların benimsediği Hıristiyan öğretisine ne ad verilir? A) Aryanizm B) Katoliklik C) Nesturilik D) Donatizm
- (Hedef 3) Gotların eski bir kuzey halkı olmadığını, Roma'nın Tuna sınırında oluşan bir topluluk olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) Reinhard Wenskus B) Herwig Wolfram C) Patrick Geary D) Michael Kulikowski
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Gotlar, Vandallar ve Franklar, Roma'yı yıkan yabancı halklar mıydı, yoksa Roma'nın içinde doğan topluluklar mı?» sorusunu tartış. Cevabında Tacitus'un «saf soy» tanımını, Procopius'un Vandal lüksü anlatısını, Gregorius'un Chlodwig'in vaftizi öyküsünü ve etnogenez yaklaşımını kullan. Bu toplulukların imgeleri, sonraki yüzyılların ulusal kimlik ihtiyaçlarıyla nasıl değişti?
Cevaplar
- C — Bu topluluk Vandallardır.
- D — Vaftiz edilen kral Chlodwig'dir.
- B — Bu sürece etnogenez denir.
- A — Bu öğretiye Aryanizm denir.
- D — Bu görüş Michael Kulikowski'ye aittir.
Kapsamlı bir cevap, Tacitus'un Germenleri saf ve karışmamış bir soy olarak tanımladığını, ama bu tanımın bir Roma ahlakçısının idealleştirmesi olduğunu belirtir. Procopius'un Vandalların Roma'nın kent hayatını benimsediğini, Gregorius'un Chlodwig'in Katolik vaftizini bir Constantinus benzetmesiyle anlattığını açıklar. Etnogenez yaklaşımına dayanarak, bu toplulukların Roma'yla etkileşim içinde oluştuğunu ve dönüştüğünü, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda ise ulusalcılığın onları değişmez ve saf halklar olarak geçmişe yansıttığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Batı Gotlarının önderi Alarik, Roma'nın askerî düzeninde bir yer, halkı için toprak ve erzak istiyordu; imparator Honorius ise, Ravenna'nın bataklıklarla çevrili surları ardından bu istekleri reddetti. Aryan Gotların kiliselere gösterdiği saygı ile sekiz yüzyıldır dokunulmaz sayılan bir kentin düşüşü, aynı günlerde yan yana yaşanacaktı. Sonraki bölüm o günlere bakıyor: 410'da Roma'da gerçekte ne oldu, ve bu olay neden Akdeniz dünyasını bu kadar derinden sarstı?