Hayri Usta yalanından gerçeğe yürüyordu; Nurten yürümüyor, çünkü gerçek baştan onda. Bu vaka yöntemin hangi parçalarının yer değiştirdiğini gösteriyor: yanlış inanç toplulukta, yara bir gerçeği besliyor, ark başkalarının dosyasında yazılıyor. Değişmeyen karakter de bedel öder: Nurten istediğini kaybediyor, inancını kaybetmiyor.
01 · Karakter tohumu
Bu insanı hikâyeye değer kılan ilk kıvılcım ne?
- Gözlem
- Bir hastane koridoru, gece. Yaşlı bir hastanın oğlu hemşireye eğilip fısıldıyor: “Babama söylemeyin.” Hemşire başını sallamıyor. Adama bakıyor ve kolunun altındaki katlanır tabureyi öbür koluna alıyor.
- “Ya … olursa?”
- Ya bu hemşire otuz yıldır ölümünü soran hiçbir hastaya yalan söylememişse? Ya bu yüzden iki kez şikâyet edildiyse ve üçüncüsü onu servisten koparacaksa? Ya üçüncü şikâyeti yazacak oğul, babasını gerçekten seviyorsa?
- Tohum cümlesi
- Ölümünü soran hastaya hiç yalan söylememiş bir palyatif bakım hemşiresi, servisten atılmasına tek şikâyet kalmışken, babasından gerçeği saklayan bir oğulla aynı odaya düşer.
- Düz ark notu
- Tohumda değişecek kişi hemşire değil. O cevabını baştan biliyor. Hikâye bu cevabın bedelini ve odadaki öteki insanlara ne yaptığını izleyecek.
Neden böyle?
İlk tohum bir doktordu: hastalarına gerçeği söylemekte direnen genç bir hekim. Reddedildi. Tanıyı açıklamak zaten hekimin işi; çatışma bir yönetmelik tartışmasında kalıyordu. Hemşire hiyerarşide daha aşağıda. Gerçeği duyurmak onun yetkisinde değil, yalan söylememek ise tamamen onun elinde. Bu dar alan kuralı keskinleştirdi: kendiliğinden söylemez, sorulursa yalan da söylemez. Oğlun babasını sevmesi de tohuma baştan yazıldı. Yoksa hikâye iyi hemşire ile kötü aile arasında bir maça dönerdi.
02 · Dramatik işlev
Bu hikâyede neden o var, neden başkası değil?
- Hikâyenin sorusu
- Sevdiğimizden gerçeği saklamak onu korur mu, yoksa ondan bir şey mi alır?
- Başkarakter
- Nurten, 54. Hikâyenin kararlarını o veriyor: soruya cevap verip vermemek onun seçimi. En çok o kaybediyor: servisini, on bir yıllık yerini, meslektaşlarının zaten az olan güvenini.
- Üç soru testinin bölünmesi
- Üçüncü soru, en çok kimin değiştiği, Nurten’i göstermiyor. Oğul Levent’i ve servisin genç uzmanı Dr. Tuna’yı gösteriyor. Düz arkta bu bir hata değil, bir işaret: başkarakter değişmez, değiştirir.
- Levent’in işlevi
- Topluluğun yalanını en yakından ve en sevgiyle taşıyan kişi. Seyirci Nurten’in gerçeğini onun yüzünde sınar. Levent değişmezse Nurten’in kuralı yalnızca bir inat olarak kalır.
Neden böyle?
Hikâyeyi Levent’in gözünden anlatmak da denendi. Bu versiyonda Levent pozitif arkı olan başkarakterdi, Nurten de ona yol gösteren bilge hemşire. Reddedildi. Bilge rehber, gerektiği anda sahneye giren ve bedelini perde arkasında ödeyen bir figüre dönüşüyordu. Nurten başkarakter olunca seyirci bedeli görüyor: gözlem süresini, bodrumdaki görevi, uykusuz geceleri. Gerçeği taşımanın neye mal olduğu ancak taşıyanın yanında durulunca anlaşılıyor.
03 · İstek ve somut amaç
Neyi, ne zamana kadar, neyi kaybetme pahasına istiyor?
- İstek
- Palyatif bakım servisinde kalmak.
- Somut amaç
- Başhekim yardımcısı Sevda Hanım’ın verdiği altı haftalık gözlem süresini yeni bir şikâyet almadan tamamlamak. Üçüncü şikâyet, hastanenin bodrumundaki merkezi sterilizasyon ünitesine kalıcı görevlendirme demek: hastası olmayan bir iş.
- Saat
- İki saat üst üste kuruldu. Gözlem süresi altı hafta. Hekimlere göre Yusuf Bey’in önünde “haftalar” var; kimse kaç tane olduğunu söylemiyor.
- Bedel merdiveni
- Maddi: nöbet ücretleri ve on bir yılda kurduğu düzen. İlişkisel: Ülker’in ve öteki hemşirelerin zaten azalmış güveni. Kimliksel: “Ben ölenin yanında oturan kişiyim.” Bodrumda yanında oturacağı kimse olmayacak.
Neden böyle?
İlk taslakta istek “Yusuf Bey’e gerçeği söylemek” idi. Reddedildi, çünkü Nurten’i gerçeği insanlara zorla taşıyan bir haçlıya çeviriyordu. Onun kuralı daha dar: sorulmadıkça söylemez. Seçilen istek sıradan ve biraz da bencil: işini korumak. Bu sayede gerçek ile istek yalnızca hasta soru sorduğunda çarpışıyor. O ana kadar Nurten’in susması bir taktik gibi değil, kuralın kendisi gibi okunuyor. Soru geldiğinde ise ikisi birden kurtarılamıyor.
04 · İhtiyaç ve yanlış inanç
Hangi yalana inanıyor ve gerçekte neye ihtiyacı var?
- Taşıdığı gerçek
- “Kendi ölümünü soran insana yalan söylenmez. Ne kadarını bilmek istediğine o karar verir.”
- Topluluğun yalanı
- “Sevdiğinden saklamak onu korumaktır. Bilmezse acı çekmez, umudu kırılmaz.” Bu cümleyi Levent sevgiyle, Dr. Tuna kolaylıkla, Sevda Hanım yönetmelik diliyle taşıyor. Yusuf Bey ise ters yönden taşıyacak: oğlunu kendi bildiğinden korumak için.
- Gerçeğin sınırı
- Nurten gerçeği kimseye dayatmaz. Altı numaradaki yaşlı kadın “Bana bir şey söyleme kızım, bilmek istemiyorum” dediğinde susar ve konuyu bir daha açmaz. Kuralı “herkes bilmeli” değil, “soran yalan duymamalı”.
- İstek ile gerçeğin çarpışması
- Pozitif arkta istek ihtiyaçla çarpışır; düz arkta gerçekle. Serviste kalmanın tek yolu bir kez yalan söylemek. Yusuf Bey sorduğunda Nurten ya işini ya kuralını kaybedecek.
Neden böyle?
Nurten’e de küçük bir yalan vermek düşünüldü: “Gerçek her zaman iyileştirir.” Reddedildi. Bu onu pozitif arka iterdi ve film gerçeğin acıtmadığını iddia etmek zorunda kalırdı. Gerçek acıtıyor; Nurten bunu biliyor. Topluluğun yalanı da kötülükten değil, sevgiden yazıldı. Film saklamanın her zaman yanlış olduğuna hükmetmiyor. Bilmek istemeyen hastaya saygı bu yüzden dosyaya girdi. Sınırı olmayan bir gerçek, kısa sürede bir inada dönüşürdü.
05 · Yara, korku ve savunma
Geçmişte ne oldu ve karakter bugün kendini nasıl koruyor?
- Olay
- Otuz beş yıl önce Nurten on dokuz yaşında, hemşirelik öğrencisi. Annesi Melek mide kanserinden ölüyor; ailede herkes ona “ülser” diyor. Bir gece annesi soruyor: “Ben ölüyor muyum?” Nurten “Ne ölmesi anne, bahara kalkarsın” diyor. Annesi “Sana bir şey söyleyecektim” diye başlıyor. Nurten “İyileşince söylersin” diyor. Annesi dokuz gün sonra ölüyor; cümle hiç söylenmiyor.
- Sonuç (taşıdığı gerçek)
- “Yalan, ölmekte olanın son cümlesini elinden alır.” Pozitif arkta yara bir yalan üretir; burada aynı türden bir yara bir gerçek üretti.
- Korku
- Kendisinin de ortak olduğu bir yalan yüzünden birinin söylenmemiş bir cümleyle ölmesi.
- Savunma
- Ölüm sorusuna asla ayakta cevap vermez. Gece nöbetlerine gönüllü yazılır, çünkü sorular gece sorulur. Ailelerin ikram ettiği hiçbir şeyi kabul etmez; borçlu kalırsa susmak zorunda kalacağından korkar.
- Gerçeğin bedeli
- İki şikâyet; daha önce dahiliye servisinden de aynı sebeple alındı. Meslektaşları onun nöbetine aile görüşmesi koymamaya çalışıyor. Ankara’daki kızı Pınar’la konuşmaları beş dakikayı geçmiyor. Otuz beş yıldır annesinin mezarına gitmedi.
Neden böyle?
Önce yara mesleki yazıldı: Nurten’in ilk yıllarında habersiz ölen bir hasta. Reddedildi. Bu, gerçeğe bağlılığı bir meslek ilkesine çeviriyordu ve ailelere neden bu kadar sert baktığını açıklamıyordu. Yalanı Nurten’in kendi ağzına koymak iki işi birden yaptı. İnancın neden bu kadar sıkı tutulduğu anlaşıldı: o yalanı bir daha söylemek, kendini yeniden o yatağın yanında bulmak demek. Bedel de buradan geliyor: ailelerde on dokuz yaşındaki kendini görüyor.
06 · Çelişki ve paradoks
Bu insan aynı anda hangi iki zıt şeyi taşıyor?
- Birinci çelişki
- Hastaların vedasını mümkün kılmak için işini tehlikeye atan kadın, otuz beş yıldır kendi annesinin mezarına gitmedi.
- İkinci çelişki
- Hastalara karşı sınırsız sabırlı, ailelere karşı sabırsız. Yalan söyleyen bir oğula, on dokuz yaşındaki kendisine bakar gibi bakıyor: affetmeden.
- Kendini anlatma / yapma
- Söylediği: “Ben aileleri yargılamam, herkes kendi bilir.” Yaptığı: refakatçilerin adını öğrenmez, getirdikleri böreği geri çevirir, aile görüşmesinde kapının eşiğinden içeri girmez.
- Ortak kök
- Hepsi annesine söylenen o yalandan. Mezara gitmemek, o yalanla yüz yüze gelmemek. Ailelere duyduğu öfke, yalanı söyleyen kıza duyduğu öfke.
- Çelişkinin dokunmadığı yer
- Çelişkiler Nurten’in gerçeği taşıma biçiminde, gerçeğin kendisinde değil. Kuralı hikâye boyunca bir kez bile esnemiyor.
Neden böyle?
Daha kolay bir çelişki de vardı: başkalarına açık sözlü, kendi sağlığını herkesten saklayan bir hemşire. Reddedildi. Seyirciyi onun da gizli bir hastalıkla öleceğini beklemeye sokuyordu ve hikâyenin odağı kayıyordu. Seçilen çelişkiler düz arkın bir ayrımını gösteriyor: karakter tutarsız olabilir, inancı tutarsız olamaz. Ailelere sabırsızlık ayrıca karşı gücü besliyor. Levent’le ilk çatışma, Nurten’in adını bile sormadığı bir oğulla başlıyor.
07 · Davranışla göstermek
Kamera bu insanı hiç konuşmadan nasıl tanıtır?
- Alışkanlık
- Ölüm sorusu geldiğinde durduğu yerden cevap vermez. Koridordan tabureyi getirir, yatağın baş ucunda açar, hastanın göz hizasına oturur. Önce kendisi sorar: “Ne kadarını bilmek istersiniz?”
- Nesne
- Yeşil, katlanır plastik bir tabure; altına bantla bir “N” yapıştırılmış. Serviste herkes onu tanıyor. Ülker’in şakası: “Tabure açıldıysa aile görüşmesi bitmiştir.”
- Mekân
- Gece nöbetinde hemşire odasının penceresi. Gece üçte orada ayakta çay içer, tren yolundan geçen yük trenlerini sayar. Evi yalnızca uyuduğu bir yer.
- Beden
- İki yüksekliği var. Ailelerle konuşurken kapının eşiğinde ayakta, kolları kavuşturulmuş. Hastalarla konuşurken her zaman göz hizasında, elleri dizlerinde.
Neden böyle?
Tabure, kuralı sözsüz gösterecek tek nesne olarak seçildi. İlk taslakta bir not defteri vardı: Nurten hastaların son sözlerini yazıyordu. Reddedildi. Hem fazla duygusaldı, hem de onu ölümün kâtibine çeviriyordu. Tabure ise bir eylem: oturmak, acele etmemek, aynı hizaya inmek. Filmde beş kez açılacak. Son iki açılışı Nurten yapmayacak. Envanterdeki araçlar bu yüzden devredilebilir seçildi; düz arkta değişim, karakterin aracını başkasının eline almasıyla görünür.
İÇ. PALYATİF BAKIM SERVİSİ - DÖRT NUMARALI ODA - GÜN YUSUF (77) uyuyor. Pencerenin önünde LEVENT (46), eşofmanlı, elinde bir dosya. NURTEN (54) kapıda; kolunun altında yeşil bir tabure. LEVENT Tuna Bey’le konuştum. Babama söylenmeyecek. NURTEN Söylemem. LEVENT Güzel. NURTEN Ama sorarsa yalan da söylemem. Levent tabureye bakıyor. LEVENT O tabure bu odada açılmayacak. Nurten tabureyi öbür koluna alıyor. Kapının eşiğinden içeri girmiyor.
08 · İlk görünüm ve son görüntü
Seyirci bu insanı ilk gördüğünde ne öğrenmeli, son gördüğünde ne hissetmeli?
- Tanıtım satırı
- NURTEN (54) beyaz formanın üstünde lacivert bir hırka, kolunun altında yeşil bir tabure. Gece koridorunda herkes ona yol veriyor; kimse göz göze gelmiyor.
- İlk görünüm
- Gece üç. On iki numarada Şevket Bey soruyor: “Bu sefer çıkamayacağım, değil mi?” Nurten tabureyi açar, oturur: “Ne kadarını bilmek istersiniz?” Sabah Şevket Bey’in kızı başhekimliğe ikinci şikâyeti veriyor. (Özellik: kural. İpucu: tabure. Ton: sakin, ama bedeli hemen gelen.)
- Son görüntü
- Bodrum, sterilizasyon ünitesi. Temizlik görevlisi Zeliha, hastanede yatan annesinin ne sorduğunu anlatıyor: “Ne diyeyim?” Nurten bir koliyi çekip oturuyor: “Önce şunu sor: ne kadarını bilmek istiyor?” Aynı saatte dört numarada Dr. Tuna, Nurten’in orada bıraktığı yeşil tabureyi açıyor.
Neden böyle?
Film Yusuf Bey’in sorusuyla açılabilirdi. Reddedildi: merkezi sınav ilk sahnede harcanırdı, seyirci de kuralın neye mal olduğunu bilmeden onu izlerdi. Şevket Bey sahnesi kuralı ve bedelini aynı gece gösteriyor; sabahki şikâyet altı haftalık saati kuruyor. Son görüntü ilk görünümün aynası olarak yazıldı. Nurten aynı soruyu, aynı oturuşla soruyor. Değişen, soruyu ona kimin getirdiği ve yukarıda aynı soruyu kimin sorduğu.
09 · Karakter sesi
Adını kapatsan bile bu repliği kimin söylediğini anlar mıyız?
- Kelime dağarcığı
- “Ölüm”, “ölmek” der. “Gitmek”, “kaybetmek”, “uzun yol” demez. Ailelerin örtmeceleriyle her konuşmada çarpışır; onları düzeltmez, yalnızca kendisi kullanmaz.
- Ritim
- Hastalarla yavaş: çok soru sorar, az cevap verir. Sessizliği doldurmaz, bekler. Ailelerle kısa ve fiilsiz konuşur: “Anlaşıldı.” “Not ettim.” “Sabah doktor.”
- Kaçındığı konu
- Annesi. Biri sorduğunda “Erken kaybettim” der ve konuyu hemen hastaya çevirir.
- Asla söylemeyeceği cümle
- “Ne ölmesi, bahara kalkarsınız.” Annesine söylediği cümle. Filmde Levent bu cümleyi babasına söyleyecek ve Nurten odadan çıkacak. En karanlık gecede bile o cümleyi kurmayacak.
- Örnek replikler
- “Söylemem. Ama sorarsa yalan da söylemem.” (Levent’e, ilk gün.) — “Bilmiyorum. Haftalar diyorlar. Haftalar uzun da olur, kısa da.” (Yusuf Bey’e, ne kadar kaldığını sorduğunda.) — “Bunu bana değil, babanıza sorun. Oturun da öyle sorun.” (Levent’e, bodrumda.)
Neden böyle?
Düz ark karakterinin sesindeki tuzak vaazdır: gerçeği bilen karakter onu anlatmaya başlar. Bu yüzden Nurten’in sesi soru üzerine kuruldu. Gerçeği hiçbir zaman ders olarak söylemiyor; karşısındakine ne bilmek istediğini sorduruyor. İlk taslakta “bilmiyorum” kelimesi yoktu ve Nurten her şeyi bilen biri gibi konuşuyordu. Kelime eklendi, çünkü kural yalan söylememek, her şeyi bilmek değil. Bu tek kelime onu bilge kalıbından çıkardı.
İÇ. DÖRT NUMARALI ODA - GECE Karanlık. Uzaktan bir yük treni. YUSUF uyanık, tavana bakıyor. NURTEN serumu değiştiriyor. YUSUF Kızım. Ben ölüyor muyum? Nurten serumun ayarını bitiriyor. Kapıya bakıyor. Koridorda kimse yok. Koridordan tabureyi getiriyor. Yatağın baş ucunda açıyor. Oturuyor. NURTEN Ne kadarını bilmek istersiniz? YUSUF Hepsini. NURTEN Kist değil. Pankreasta bir tümör. Verilen ilaçlar onu küçültmek için değil, ağrı için. Uzun bir sessizlik. Tren geçiyor. YUSUF Ne kadar? NURTEN Bilmiyorum. Haftalar diyorlar. Haftalar uzun da olur, kısa da. YUSUF Levent’e söyleme. Bildiğimi. Nurten cevap vermiyor. Tabureden kalkmıyor.
10 · Karşı güç ve antagonist
Bu karakteri en çok ne, kim zorluyor ve neden tam da o?
- Kişi
- Levent, 46, beden eğitimi öğretmeni, Yusuf Bey’in oğlu. Kötü biri değil. Beş yıl önce annesine tanı, o sormadan açıkça söylendi; annesi son ayını ağlayarak geçirdi. Levent’in yarası Nurten’inkinin tersi: aynı türden bir son, ters bir ders.
- Sistem
- Hastanenin düzeni: tanıyı hekim açıklar, hemşire açıklayamaz. Sevda Hanım şikâyetleri sayar, içeriklerini okumaz. Bir de birçok ailenin ortak cümlesi: “Hastaya söylenmez.” Hekimler de çoğu zaman bu cümleye uyuyor.
- İlişki
- Dr. Tuna, 31, servisin yeni uzmanı. Nurten’e saygı duyuyor ama ailelerle çatışmaktan kaçıyor. Levent’le “şimdilik söylemeyelim” anlaşmasını o yaptı. Nurten’in tek müttefiki olabilecekken, ilk raporu onun aleyhine yazacak.
- İç ses
- “Annene söyleseydin o da yüzünü duvara dönerdi.” Gerçeği yıkmayan ama her gece geri gelen şüphe. Yusuf Bey üç gün yüzünü duvara döndüğünde bu ses en yüksek hâline ulaşıyor.
Neden böyle?
İlk taslakta Levent’in saklamak için bir çıkarı vardı: babasının evini satmak için imzasını almak. Reddedildi. Yalanı bir suça çeviriyordu ve filmin sorusunu ucuzlatıyordu: kötü adamın yalanı tartışılmaz. Annesinin ölümü Levent’e kendi kanıtını verdi. Artık iki deneyim karşı karşıya: Nurten’in söylenmeyen cümlesi, Levent’in ağlanan ayı. Film ikisinden birini haksız çıkarmak zorunda değil. Seyirci Levent’i anlamalı ki değişimi bir yenilgi değil, bir seçim olsun.
İÇ. HASTANE - YANGIN MERDİVENİ - GECE LEVENT bir basamakta oturuyor, elinde yakılmamış bir sigara. NURTEN kapıyı açıyor, onu görünce duruyor. LEVENT Anneme söylediler. Hiç sormamıştı. Nurten kapıda kalıyor. LEVENT (DEVAM) Bir ay ağladı. Bir ay. Siz buna veda mı diyorsunuz? NURTEN Sormamıştı, dediniz. LEVENT Ne fark eder? NURTEN Benim için her şey. Levent ona bakıyor. Nurten ilk kez eşikten içeri giriyor, bir basamak iniyor. Oturmuyor.
11 · Kadro ve ilişki haritası
Kadrodaki herkes aynı soruya ne cevap veriyor?
- Ana soru
- Sevdiğimizden gerçeği saklamak onu korur mu, yoksa ondan bir şey mi alır?
- Nurten
- “Korumaz; son cümlesini elinden alır.” Başta ve sonda aynı cevap. Düz arkta başkarakterin cevabı hikâyenin pusulasıdır; öteki cevaplar ona göre ölçülür.
- Levent (oğul, 46)
- “Korur. Annem bildi, son ayını ağlayarak geçirdi.” İsteği: babasının son haftaları umutla geçsin. Sonunda cevabı değişecek: “Ben onu korumuyormuşum. O beni koruyormuş.”
- Yusuf Bey (hasta, 77)
- “Ben bileyim; oğlum bilmediğimi sansın.” Yalanı ters yönden taşıyor. Otuz bir yıl lokomotif sürmüş emekli bir makinist. Sivrihisar’daki kardeşi Rıza’yla yirmi iki yıldır bir tarla yüzünden konuşmuyor.
- Dr. Tuna (uzman, 31)
- “Aile ne isterse o. Benim işim ağrı.” Gerçeği bir yetki meselesi sayıyor. Sonunda: “Soruyu hasta sordu. Cevabı ben veririm.”
Neden böyle?
İlk kadroda Nurten’in kızı Pınar ve servisin hemşiresi Ülker de büyük rollerdeydi. İkisi de aynı işi görüyordu: Nurten’e “biraz esne” demek. Pınar telefonda tek bir sahneye indi; Ülker topluluğun gündelik sesi olarak kaldı. Kardeş Rıza ise az konuşan ama bir kırılmayı başlatan kişi oldu: kapıda görünmesi Levent’e babasının bildiğini söylüyor. Yusuf Bey’e yalanın ters yönünü vermek filmin hükmünü bilerek karmaşıklaştırdı.
12 · Karakter arkı
Bu insan hikâyenin sonunda başındakinden nasıl farklı, ve bu farkı ne yarattı?
- Ark türü
- Düz ark. Nurten’in gerçeği (“Soran insana kendi ölümü hakkında yalan söylenmez”) baştan sona değişmiyor. Değişen, topluluğun yalanına (“Sevdiğinden saklamak onu korumaktır”) inanan iki kişi: Levent ve Dr. Tuna.
- Başlangıç davranışı ve sınanması
- Şevket Bey sorduğunda tabureyi açıyor, oturuyor, “Ne kadarını bilmek istersiniz?” diyor. Sonuç: ikinci şikâyet. Yusuf Bey gerçeği öğrenince üç gün yüzünü duvara dönüp yemek yemiyor. Nurten şüpheye düşüyor, ama her gece tabureyi açıp sessizce oturuyor. Dördüncü gün Yusuf Bey kardeşi Rıza’nın numarasını istiyor.
- Levent’in arkı
- Başta babasına “Ne ölmesi baba, bahara kalkarsın” diyor. Kırılma 1: amcası Rıza yirmi iki yıl sonra kapıda beliriyor; Levent babasının bildiğini anlıyor. Kırılma 2: yine de üçüncü şikâyeti veriyor ve odada hiçbir şey olmamış gibi konuşmayı sürdürüyor. Kırılma 3: bodruma inip “Babam biliyor mu?” diye soruyor. Cevabı alamayınca yukarı çıkıp tabureyi açıyor ve babasına soruyor. Yusuf Bey köydeki evinde, oğlu ve kardeşi yanındayken ölüyor.
- Dr. Tuna’nın arkı
- Başta Yusuf Bey’e “Kist, ilaçla küçülecek” diyor. Yusuf Bey artık bildiği hâlde gülümseyip “Sağ ol oğlum” deyince hastanın onu koruduğunu görüyor. Yine de Sevda Hanım’a Nurten aleyhine raporu yazıyor. Yusuf Bey öldükten sonra raporu düzeltiyor: “Hastaya yalanı ben söyledim.” Karar değişmiyor; Nurten bodrumda kalıyor.
- Bitiş davranışı: aynı hareket, başka anlam
- Bodrumda Zeliha annesini soruyor. Nurten bir koliyi çekip oturuyor ve aynı soruyu soruyor; hareket ilk sahneyle birebir aynı. Başta bu hareket bir şikâyet dilekçesi doğurmuştu; sonda biri onu bulmak için bodruma iniyor. Başta soruyu servisten yalnız o soruyordu; sonda dört numarada Dr. Tuna yeşil tabureyi açıp aynı soruyu kendi ağzıyla soruyor.
Neden böyle?
İlk taslakta final bir aklanmaydı: Levent şikâyetini geri çekiyor, Nurten servise dönüyordu. Reddedildi. Düz ark karakterini sonunda ödüllendirmek, gerçeği bir yatırım gibi gösterirdi: doğruyu söyle, kazanırsın. Seçilen finalde Nurten istediğini kaybediyor ve inancını tutuyor. Gerçek ise onun elinden çıkıp başkalarının ağzına geçiyor. Başlangıç ve bitiş davranışı bilerek aynı yazıldı. Arkı ölçen şey Nurten’in hareketi değil, o hareketin çevresinde neyin değiştiği.
İÇ. MERKEZİ STERİLİZASYON ÜNİTESİ - BODRUM - GECE Floresan ışık. Otoklavın uğultusu. NURTEN steril paketleri katlıyor. Kapıda LEVENT, eşofmanlı, gözleri kızarmış. LEVENT Babam biliyor mu? Nurten paketi bırakıyor. NURTEN Bunu bana değil, babanıza sorun. LEVENT Size soruyorum. NURTEN O da bana sordu. Ben ona cevap verdim. Size veremem. Levent bir adım geri atıyor. NURTEN (DEVAM) Tabure odada. Oturun da öyle sorun. Levent gidiyor. Nurten paketi yeniden eline alıyor. Elleri titriyor. Katlamaya devam ediyor.