Açılış
Kemal Usta otuz beş yıldır marangoz. Dükkânına gelen müşterilere karşı sabrı bitmez. Fikrini on kez değiştiren bir kadına on kez çizim yapar, pazarlıkta kendini zarara sokan bir öğretmene sesini çıkarmaz, siparişi unutan bir adama gülümseyerek yeniden ölçü alır. Mahallede «Kemal Usta'nın kalbi yumuşaktır» derler.
Çırağı Burak ise ustasını başka türlü tanıyor. Bir çekmecenin köşesinde bir milimetrelik kayma olsa usta tezgâhı bırakıp gelir, «Bunu sen mi yaptın? Söküp yeniden yap» der. Burak bir yıl boyunca bu milimetrelere kızar. Bir akşam dayanamaz: «Usta, müşterilere hiçbir şey demiyorsun, bana her şeye kızıyorsun!»
Kemal Usta talaşları süpürürken bir an durur. «Müşteri yarın gider, oğlum» der. «Sen kalacaksın. Bu işi senin ellerine bırakacağım.»
Burak o akşam bu cümleyi anlamaz. Yıllar sonra kendi dükkânını açtığında, kendi çırağının bir milimetrelik hatasına eğildiği gün anlayacaktır.
Bilgenin kapısı
Şems-i Tebrîzî'nin sözlerini Mevlânâ'nın çevresindekiler not etmiş ve bu notlar Makâlât adıyla toplanmıştır. Bir yerinde Şems, sertliğinin gizli adını kendisi söyler:
«Bir yabancı bana yüz pabuç vursa hiçbir şey demem. Ama yakınımın kıl ucu kadar kusurunu bile tutarım; işte bu şefkattir, rahmettir.»
Başka bir yerde de birine, ona neden bu kadar sert ve asık yüzlü davrandığını açıklar: seni o hâlde görünce oradan çıkasın diye nice yollar denedim; bütün gönlüm seninleydi. Neden sıkıntılı ve ekşi yüzlüyüm? Bilesin ki sana olan şefkatim nasıldır.
Bakmadığın yer
Merhameti çoğumuz hoşgörüyle eş tutarız. Merhametli insan kusurları görmezden gelir, hataları geçiştirir, kimsenin üzerine gitmez. Kemal Usta'nın müşterilere karşı tavrı bu resme uyar ve mahalle onu bu yüzden yumuşak kalpli sayar.
Şems bu resmi ters çeviriyor. Yabancının yüz pabucuna ses çıkarmamak, ona göre bir erdem olabilir ama bir şefkat değildir. Yabancının ne yaptığı seni ilgilendirmez; yarın gidecektir, hayatı senin hayatına bağlı değildir. Ona karşı sabır, bir ölçüde ilgisizliğin kibar biçimidir. Yakının ise senin bir parçandır. Onun kıl ucu kadar kusurunu tutmak, onun büyümesini, eğrilmemesini, olabileceği en iyi hâle gelmesini istemektir. Şems buna şefkat, rahmet diyor.
Cümlenin Farsçasında bir kelime oyunu saklı ve bu oyun düşüncenin kendisini taşıyor. Şems'in «yabancı» dediği kişi bîgâne, «yakın» dediği kişi yegâne. İkisi aynı kökten gelir: biri «senden olmayan», öbürü «seninle bir olan» anlamına gelir. Yani Şems'in ayrımı sevgi ile nefret arasında değil, ayrılık ile birlik arasında. Senden ayrı olanın kusuru senin kusurun değildir; onunla uğraşmazsın. Seninle bir olanın kusuru ise bir anlamda senin de kusurundur. Onu tutmak, kendi bir parçanı düzeltmeye çalışmak gibidir.
Kemal Usta'nın cümlesi aynı şeyi söylüyor. Müşteri yarın gider; çırak kalacak. Ustanın milimetrelere takılması bir öfke değil, bir yatırımdır. O milimetre Burak'ın elinde yıllar boyunca çoğalacak. Gevşek geçen her hata, bir gün Burak'ın kendi dükkânında bir müşterinin dolabında bir kusur olarak kalacak. Usta o gün orada olmayacak. Sertliği, gelecekteki o anı bugünden korumaya çalışıyor.
Burada bir şey daha görünüyor: biz bazen yakınlarımıza karşı en gevşek davranırız ve buna sevgi deriz. Çocuğumuzun her isteğine «olur» deriz, bir arkadaşımızın tekrar eden bir hatasını hiç söylemeyiz, eşimizin bir alışkanlığına kızsak da susarız. Bunların bir kısmı gerçekten sevgidir. Ama bir kısmı, çatışmadan, karşıdakinin kırgınlığından, kendi rahatsızlığımızdan kaçmaktır. Şems'in ölçüsüyle bakınca, yakınına hiç dokunmayan bir sevgi bazen yabancıya gösterilen nezakete benzer: kibar ama uzak.
Gündelik hayatımız ise çoğu zaman Şems'in ölçüsünü tersine çevirir. Ekranda hiç tanımadığımız insanların kıl ucu kadar kusurunu yakalar, bir cümlesi, bir fotoğrafı, bir yazım hatası için onlara yüz pabuç atarız. Aynı gün kendi kardeşimizin, kendi çocuğumuzun büyüyen bir sorununa tek kelime etmeyiz. Yabancıya keskin, yakına gevşek davranırız. Şems'in gözüyle bu, merhametin iki kez ıskalanmasıdır: yabancıya gereksiz sertlik, yakına esirgenmiş ilgi. Belki merhametli olmanın ilk adımı, bu iki ölçüyü yerli yerine koymaktır.
Derinleşme
Bu fikir tehlikeli bir yere de kayabilir ve bunu açıkça söylemek gerekiyor. «Seni sevdiğim için sana sertim» cümlesi, tarih boyunca pek çok zalimliğin de bahanesi oldu. Her sert ebeveyn, her kırıcı patron, her aşağılayan eş kendini Şems gibi görebilir. O hâlde sert merhametle düpedüz sertliği ne ayırır?
Şems'in kendi cümleleri bir ipucu veriyor. «Bütün gönlüm seninleydi» diyor. Sertliğin altında karşıdakine dönük, ısrarlı bir ilgi var; sert olan, karşıdakinden vazgeçmemiş olandır. İkinci ipucu ölçüdedir: Şems kıl ucu kadar kusuru tutuyor, kişinin kendisini değil. Kemal Usta da Burak'ı aşağılamıyor; çekmeceyi söktürüyor. Üçüncü ipucu ise karşıdakinin bunu zamanla fark edebilmesidir. Burak yıllar sonra anladı, çünkü ustanın sertliğinin içinde bir sıcaklık vardı. Hiçbir zaman fark edilmeyen, yalnızca yaralayan bir sertlik merhamet değildir; olsa olsa merhamet kılığına girmiş bir öfkedir.
Bir de Şems'in başka bir yüzü var, ve sert görünen bu adamın içini gösteriyor. Makâlât'ın bir yerinde, meyhanedeki insanlara şefkatle bakan birinden söz eder. O kişinin gözünden yaş iner ve şöyle dua eder: Tanrım, onları günahtan kurtar; beni de, bütün Müslümanları da. Dikkat çekici olan, duanın içinde kendisinin de olmasıdır. Şems'in şefkati yukarıdan bakan bir sertlik değil; kusuru tutarken kendini de o kusurun yanında gören bir bakış.
Kıl ucunu tutmanın bir de biçimi var. Kemal Usta çekmeceyi söktürdüğünde, sökmenin nasıl yapılacağını da gösterirdi; bazen tezgâhın başında Burak'la birlikte dururdu. Söyleyip çekip giden bir eleştiri ile söyleyip yanında kalan bir eleştiri aynı cümleyi kurabilir, ama karşıdakinde başka izler bırakır. Birincisi «yetersizsin» der, ikincisi «buna değersin». Şems'in sertliği de hep bir ilişkinin içinde dururdu; uzaktan atılan bir taş değil, yakından tutulan bir eldi.
Sert merhametin bir bedeli de vardır ve Şems bunu ödedi. Konya'da Mevlânâ'nın yakın çevresi onun keskinliğine dayanamadı; kıskançlık ve öfke büyüdü. Şems Konya'dan ayrıldı, geri getirildi, sonra bir daha görülmemek üzere ortadan kayboldu. Sert merhamet, onu taşıyacak kadar güçlü bir ilişki ister. Kemal Usta ile Burak'ın ilişkisi bir yıllık kızgınlığı kaldırdı. Her ilişki kaldırmaz. Bu yüzden belki de en önemli soru şudur: bu insanla aramdaki bağ, ona kıl ucu kadar kusurunu söylemeye yetecek kadar sağlam mı?
Öbür bilgeler
Mevlânâ'nın su dolabı imgesi (MEV-K06.1) merhameti yumuşamak, ağlamak, zayıfa yer açmak olarak anlatır. Mevlânâ'nın hayatının en büyük dönüşümü ise Şems'le karşılaşmasıydı. Gözyaşının şairi ile kıl ucunun dervişi aynı hikâyenin iki ucunda duruyor. Biri merhametin yumuşak yüzünü, öbürü keskin yüzünü gösteriyor ve ikisi bir arada, birbirine dokunarak yaşadı.
Seneca'nın merhamet tanımı (STO-K06.1) burada da yankılanır: merhamet sertlikle dost olabilir, karşıtı sertlik değil zalimliktir. Konfüçyüs'ün dosdoğruluğu (KON-K06.1) da aynı yöne bakar. Şems'in katkısı bu ölçüye sevginin yakınlığını eklemesidir: kime ne kadar yakınsan, ona o kadar dikkatle bakarsın.
Bugün bir kez dene
Bugün çok sevdiğin ama bir alışkanlığına uzun süredir ses çıkarmadığın birini düşün. Söylemediğin şey küçük olabilir: bir sözü, bir ihmali, kendine zarar veren bir davranışı.
Önce kendine Şems'in testini uygula: bunu söylemek istememin altında ona dönük bir ilgi mi var, yoksa kendi rahatsızlığım mı? Bütün gönlüm onunla mı?
Cevap ilkiyse, ona bugün kısa ve sakin bir cümleyle söyle. Kişiliğine değil, o tek şeye dokun. Sonra yanında kalmaya devam et; sert merhamet, söyleyip gidenin değil, söyleyip kalanın merhametidir.
Bir de tersini dene. Bugün ekranda bir yabancının kusuruna yorum yazmak üzereyken dur ve kendine sor: bu kişi benimle bir mi, yoksa yarın gidecek biri mi? Gidecekse, yüz pabucuna da ses çıkarmamayı seç; dikkatini ve sertliğini seninle kalacaklara sakla.
Yanında taşıyacağın soru
Sevdiklerine karşı gevşekliğinin ne kadarı sevgi, ne kadarı çatışmadan kaçmak?