İçeriğe geç

Lao Tzu ve Zhuangzi ile · Kalbin erdemleri

Merhametin cesareti

Acımak ile merhamet etmek aynı şey mi?

1.270 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Gece ikiyi geçiyor. Bir devlet hastanesinin acil servisinde bekleme sıraları dolu, floresan lambalardan biri titriyor. Kapının yanında bir adam bağırıyor: babası bir saattir sedyede bekliyormuş, kimse ilgilenmiyormuş, herkes işini bilmiyormuş. Sesi koridorun sonuna kadar gidiyor. Bekleyenler başlarını önlerine eğiyor, güvenlik görevlisi bir adım yaklaşıyor.

Sonra nöbetçi hemşire geliyor. Kırklı yaşlarında, yorgun olduğu belli. Adamın karşısında duruyor ama geri çekilmiyor. Sesini yükseltmiyor, yalvarmıyor da. «Babanızın adı ne?» diye soruyor. Adam bir an duraklıyor, adı söylüyor. Hemşire sedyeye gidiyor, yaşlı adamın elini tutup tansiyonuna bakıyor, oğluna dönüp sıradaki tetkiki ve bekleme süresini tek tek anlatıyor. Bağırış duruyor. Adam bir sandalyeye çöküyor ve ağlamaya başlıyor.

O sahneyi izleyen birine «hemşire ne yaptı?» diye sorsan büyük ihtimalle «çok sabırlıydı, çok yumuşaktı» der. Bu sohbet o cevabın eksik kaldığı yerden başlıyor.

Bilgenin kapısı

Daodejing'in 67. bölümünde Lao Tzu, sakladığı üç hazineden söz eder. Legge'nin 1891 çevirisini Türkçeye şöyle aktarabiliriz:

«Üç değerli şeyim var, onlara sıkıca sarılır, onları korurum. Birincisi yumuşaklık, ikincisi tutumluluk, üçüncüsü başkalarının önüne geçmekten çekinmek. Yumuşaklık sayesinde cesur olabilirim.»

Legge'nin «gentleness» dediği sözcük Çincede 慈'dir. Bu sözcük en çok ana babanın çocuğuna duyduğu sevgi için kullanılır; Çincede «şefkatli anne» anlamındaki 慈母 bileşiği bu sözcükle kurulur. Yani burada kastedilen tatlı bir nezaket değil, bir annenin çocuğunu koruyan sevgisidir. Biz ona merhamet diyoruz.

Aynı bölümün sonunda bir dize daha var: merhametle savaşan kazanır, merhametle direnen sağlam durur. MS 3. yüzyılda yaşamış yorumcu Wang Bi bu dizeyi tek cümleyle açıklar.

Bakmadığın yer

Merhameti hep yumuşak bir şey olarak düşünürüz: hassas, kırılgan, korunması gereken bir duygu. Merhametli insanı da çoğu zaman kolay ezilen, hayır diyemeyen, sınırı olmayan biri olarak hayal ederiz. Dünyanın sert olduğunu, merhametin bu sertlikte bir lüks olduğunu söyleriz.

Lao Tzu bu resmi tersine çeviriyor. «Merhametli olduğum için cesurum» diyor. Cesaret merhamete rağmen gelmiyor, merhametten çıkıyor.

Acil servisteki hemşireye dön. Onu adamın karşısında tutan şey neydi? Sabır mı, meslek alışkanlığı mı? Belki biraz. Ama asıl olan şuydu: hemşire bağıran adamı bir tehdit olarak değil, babası için korkan bir oğul olarak gördü. Gördüğü anda kaçacak bir şey kalmadı. Öfkenin altındaki korkuyu fark eden biri öfkeden korkmaz. Merhamet ona geri çekilmemeyi değil, geri çekilmeye gerek olmadığını gösterdi.

Wang Bi'nin cümlesi de bunu söylüyor. Birbirine acıyan askerler neden kaçmaz? Çünkü kaçmak, yanındakini yalnız bırakmak demektir. Sevdiğin birini korumak için korkunun üstüne yürürsün. Bir anne, çocuğu yola fırladığında düşünmeden araçların arasına koşar. O anda cesaret ayrı bir erdem gibi durmaz; sevginin bedene geçmiş hâlidir.

Buradan ikinci bir dönüş çıkıyor. Biz genellikle merhametle acımayı aynı şey sanırız. Oysa acıma uzaktan bakar: «Zavallı adam.» Acıyan kişi güvenli bir mesafede durur, acıyı seyreder, sonra yoluna devam eder. Merhamet ise yakına gelir ve orada kalır. Acıma karşıdakini küçültür, merhamet onu insan olarak görür. Hemşire adama acısaydı ya korkup geri çekilir ya da onu bir «sorunlu hasta yakını» olarak dosyalardı. Merhamet ettiği için adamın adını değil, babasının adını sordu.

Belki de en sert insanlar en az cesur olanlardır. Kimseye yaklaşmamak, kimsenin acısına bakmamak, her öfkeye öfkeyle karşılık vermek güçlü görünür. Ama bu duruşun altında çoğu zaman bir kaçış vardır: başkasının acısına dokunursam benim de canım yanar korkusu. Lao Tzu'ya göre sertlik, yumuşaklıktan kaçanların sığındığı yerdir.

Lao Tzu bunu bir gözlemle destekler. 76. bölümde insanın doğarken yumuşak ve zayıf, ölürken katı ve sert olduğunu söyler. Bitkiler de filizlenirken yumuşak ve kırılgandır, öldüklerinde kuru ve odun gibidir. Bölümün vardığı yer şaşırtıcı derecede yalındır: katılık ve sertlik ölümün yoldaşlarıdır, yumuşaklık ve zayıflık yaşamın.

Bu gözlemi kalbe taşı. Sertleşen kalp korunmuş bir kalp değildir, kurumaya başlamış bir kalptir. Rüzgârda eğilen taze dal kırılmaz; kurumuş dal ilk fırtınada çatlar. Merhametini kapatan insan kendini zırha aldığını sanır, oysa yalnızca hayatla arasındaki teması inceltmektedir. Bir gün sevdiği biri yanına gelip «korkuyorum» dediğinde, o incelmiş temas yetmez.

Derinleşme

67. bölüm merhameti tek başına bırakmaz; onu iki hazineyle birlikte sayar: tutumluluk ve öne geçmemek. Bu üçlü, merhametin nasıl ayakta kalacağını da anlatıyor.

Tutumluluk burada para biriktirmekten fazlasıdır: elindekini savurmamak, gücünü ölçülü kullanmaktır. Merhamet tutumsuz kalınca kendini tüketir. Herkesin derdini sırtlanan, her çağrıya koşan, gece uykusunu başkasının kaygısına veren biri bir süre sonra kimseye bakamaz hâle gelir. Acil servisteki hemşire o gece belki on kez benzer bir sahneyle karşılaştı. Hepsinde merhametli kalabilmesi, merhametini idareli kullanmasına bağlıdır: neye gücünün yettiğini ve neye yetmediğini bilmesine. Yani merhamet bir taşkınlık değil, uzun soluklu bir tutumdur.

Öne geçmemek ise merhametin gösterişe dönüşmesini engeller. «Bak ne kadar merhametliyim» diyen merhamet, ilginin merkezine kendini koyar. Lao Tzu'nun bilgesi iyiliği yaparken arkada durur. Hemşire kimseye akıl vermeye kalkmadı, adamı utandırmadı, «sakin olun beyefendi» diye tepeden konuşmadı. İşini yaptı ve geri çekildi. Adam kendini savunmak zorunda kalmadığı için ağlayabildi.

Bir itiraz gelebilir: «İyi de, bana kötülük edene de mi merhamet edeceğim?» Daodejing'in 49. bölümü bu soruya beklenmedik bir cevap verir. Bilge, kendisine iyi davranana iyi davranır; iyi davranmayana da iyi davranır. Kendisine dürüst olana dürüst davranır; dürüst olmayana da dürüst davranır. Legge bu dizeleri çevirirken «ve böylece herkes iyi olur» diye bitirir.

Bu bir saflık öğüdü gibi okunabilir, ama dikkatle bakınca başka bir şey söylediği görülür. Bilgenin iyiliği karşısındakinin davranışına bağlı değildir. Sen kötü davrandın diye ben de kötü olmam, çünkü iyiliğim senin elinde değil. Merhamet burada bir ödül değil, bir duruştur. Bu duruş kötülüğe göz yummak anlamına gelmez; hemşire adamın bağırmasını onaylamadı. Yalnızca bağırışın ona ne yapacağını belirlemesine izin vermedi.

Burada bir sınırı da açıkça söylemek gerekir. Merhamet seni zarar gördüğün bir yerde tutmaz. Sana sürekli kötü davranan birinin yanında kalmak, onun korkusunu anlamak adına kendi güvenliğini bırakmak merhamet değil, kendini terk etmektir. Lao Tzu'nun üç hazinesi burada da birlikte çalışır: merhamet karşındakini görür, tutumluluk kendi gücünü korur. Bazen en merhametli cevap kapıyı kapatmak ve uzaktan iyilik dilemektir. Bu, kalbi sertleştirmek değil, yumuşak kalabilmek için mesafe almaktır.

Öbür bilgeler

Aynı konuya Konfüçyüs başka bir kapıdan girer. Öğrencisi Zigong ona bir ömür boyu yol gösterecek tek bir söz olup olmadığını sorar. Konfüçyüs karşılıklılık der ve açıklar: kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma. Konfüçyüs'te merhamet içeriden taşan bir sevgi olmaktan çok bir ölçüdür: kendi yerinden başkasının yerine geçebilme becerisi.

Lao Tzu'da merhamet bir annenin sevgisine, Konfüçyüs'te dengeli bir terazinin kefesine benzer. Birinde kalpten başlayan, öbüründe akıldan başlayan bir yol var. Belki kalpten başlayan merhamet tükenmeye, akıldan başlayan merhamet soğumaya daha açıktır. Hangisine yakın durduğunu insan çoğu zaman ancak yorulduğunda fark eder.

Buda ile merhamet sohbeti (BUD-K06.1) o yorgunluğa bir ad daha verir. Buda'dan bin yıl sonra yazan Buddhaghosa'ya göre merhametin en tehlikeli taklidi acımasızlık değil, kederdir: başkasının acısında kaybolup sonunda kendi çaresizliğine ağlamak. Lao Tzu'nun tutumluluğu ile Buddhaghosa'nın bu uyarısı aynı uçurumun iki kenarında durur.

Bugün bir kez dene

Bugün biri sana sert davrandığında, sesini yükselttiğinde ya da kabalık ettiğinde cevap vermeden önce yalnız bir nefes al. O nefeste kendine şunu sor: bu insan şu anda neyden korkuyor olabilir?

Cevabı bulmak zorunda değilsin. Soruyu sormak bile bakışını değiştirir: karşındaki bir saldırgan olmaktan çıkar, bir şeyden korkan bir insana dönüşür. Sonra ne yapacağına sen karar ver. Belki yine sınır koyarsın, belki yine hayır dersin. Ama bu kez korkudan değil, gördüğün yerden konuşursun.

Gün sakin geçerse aynı denemeyi ekranda yap. Okuduğun öfkeli bir yorumun, sinirli bir mesajın altında hangi kaygının durduğunu tahmin etmeye çalış. Yazan kişiyi tanımıyorsun; tam da bu yüzden onu bir slogan değil, bir insan olarak düşünmek iyi bir antrenmandır.

Akşam olunca kısa bir not düş: o an ne oldu, sen ne hissettin, karşındaki insan nasıl değişti ya da değişmedi.

Yanında taşıyacağın soru

Merhametini en çok kimden esirgiyorsun, ve bu esirgemenin seni neyden koruduğunu biliyor musun?