İçeriğe geç

Konfüçyüs ile · Kalbin erdemleri

İyiliğe ne ile karşılık vereceksin?

Acımak ile merhamet etmek aynı şey mi?

1.201 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Bir lisede final sınavı. Öğretmen sıraların arasında yürürken arka sıradaki bir öğrencinin avucunda katlanmış bir kâğıt görüyor. Kâğıdı alıyor. Öğrenci kıpkırmızı oluyor, sonra ağlamaya başlıyor: babası işsiz kalmış, evde kavga bitmiyormuş, bu sınavdan kalırsa bursunu kaybedecekmiş. Sınıf sessizleşiyor. Herkes öğretmene bakıyor.

Öğretmenin içi burkuluyor. Kâğıdı cebine koyup hiçbir şey olmamış gibi devam etmek istiyor. Ama gözü ön sıraya kayıyor. Orada, bir gece önce sabaha kadar çalıştığını bildiği bir kız var; o da bursla okuyor, onun evi de kolay bir ev değil. Şimdi başını kaldırmış, öğretmenin ne yapacağını izliyor.

Öğretmen o an iki öğrencinin arasında duruyor. Hangisine merhamet edecek?

Bilgenin kapısı

Konfüçyüs'ün sözlerini derleyen Analektler'de biri ona, o çağda dolaşan bir ilkeyi sorar: kötülüğe iyilikle karşılık vermek hakkında ne dersin? Aynı ilke, Daodejing'in 63. bölümünde de geçer. Konfüçyüs'ün cevabı kısa ve şaşırtıcıdır:

«Öyleyse iyiliğe ne ile karşılık vereceksin? Kötülüğe doğrulukla, iyiliğe iyilikle karşılık ver.»

Konfüçyüs merhametin özünü başka bir yerde tek kelimeyle tanımlar. Öğrencisi Fan Chi insanlığı, yani 仁 (ren) erdemini sorduğunda cevap verir: insanları sevmektir.

Ve bu sevginin nasıl işlediğini de anlatır: insanlığı olan kişi kendisi ayakta durmak istediğinde başkasını da ayağa kaldırır, kendisi büyümek istediğinde başkasının da büyümesini ister. Kendi yakınındaki deneyimden yola çıkıp başkasını anlayabilmek, insanlık sanatının ta kendisidir.

Bakmadığın yer

Merhameti genellikle sınırsız bir cömertlik olarak hayal ederiz: ne kadar çok affedersek, ne kadar az ceza verirsek o kadar merhametli oluruz. Bu resimde merhametin tek bir yönü vardır, karşımızdaki suçluya ya da zor durumdaki kişiye doğru.

Konfüçyüs'ün sorusu bu resmi bir anda genişletiyor: iyiliğe ne ile karşılık vereceksin? Kötülük yapana sınırsız iyilik gösterirsen, iyilik yapanın payına ne kalır? Merhamet sandığımız şey bazen başka birinin hakkından ödenir.

Sınıftaki öğretmene dön. Kopya çeken öğrenciyi sessizce affetmek ilk bakışta merhametli görünür. Ama ön sıradaki kız da oradaydı. Sabaha kadar çalışmış, aynı burs için aynı sınava girmişti. Öğretmen kâğıdı cebine koysaydı, o kıza şunu söylemiş olurdu: senin emeğin ile onun kâğıdı aynı yere çıkıyor. Merhamet bir kişiye dönerken bir başkasının görmezden gelinmesi olur.

Konfüçyüs'ün önerdiği ölçü 直'dir: dosdoğruluk. Bu intikam değildir; kötülüğe kötülükle karşılık ver demiyor. Kızgınlığın da, acımanın da eğip bükmediği bir karşılık vermekten söz ediyor. Öğretmen dosdoğru davransaydı ne yapardı? Kâğıdı alır, sınavı geçersiz sayar, ama öğrencinin ağlarken anlattığı şeyi de duyar: sınavdan sonra onunla konuşur, belki bir bütünleme yolu, belki bir danışman, belki bir telefon. Kural herkes için aynı kalır; insan ise yalnız bırakılmaz.

Burada gözden kaçan ince bir ayrım var. Biz merhameti çoğu zaman sonucun yumuşatılması olarak anlarız: ceza hafifler, kural esner. Konfüçyüs'te merhamet sonuçtan çok ilişkidedir: karşındakini insan olarak görmeye devam etmekte, onun yeniden ayağa kalkmasını istemekte. VI.28'deki cümle bunu söylüyor: kendin ayakta durmak istediğin gibi onun da ayakta durmasını iste. Kopya çeken öğrenciyi ayağa kaldıran şey cezasız kalmak değil, düştüğü yerde terk edilmemektir.

Aynı cümlenin ikinci yarısı merhametin kaynağını da gösteriyor: başkasını, kendi yakınındaki deneyimden yola çıkarak anlamak. Öğretmen ağlayan öğrenciye bakarken kendi gençliğindeki bir utancı ya da kendi çocuğunun bir gün aynı sırada oturabileceğini hatırlar. Ön sıradaki kıza bakarken de bir gece sabahlayıp hak ettiği şeyin elinden alındığını gördüğü bir anı hatırlayabilir. Konfüçyüs'ün «insanlık sanatı» dediği şey, bu iki hatırlamayı aynı anda yapabilmektir. Merhametin tek gözlü olması, yalnız birinin yerine geçebilmesindendir.

Derinleşme

Konfüçyüs'ün yolunu sürdüren Mengzi, merhametin nereden geldiğini bir sahneyle anlatır. Bir insan, kuyuya düşmek üzere olan küçük bir çocuğu birden görse, içi korkuyla ve acıyla sarsılır. Bunu çocuğun anne babasıyla yakınlık kurmak için yapmaz, komşularından övgü almak için yapmaz, çocuğun çığlığından rahatsız olduğu için de yapmaz. Sarsılma kendiliğinden gelir.

Mengzi bu sarsılmayı insanlığın filizi sayar. Ona göre her insanda bu filiz vardır, ama filiz ağaç değildir. Bir ateşin ilk tutuşması, bir pınarın ilk çıkışı gibidir. Büyütülürse dünyayı korumaya yeter; büyütülmezse insan kendi anne babasına bile layıkıyla bakamaz.

Bu imge Konfüçyüsçü merhametin bir özelliğini daha gösteriyor: merhamet yakından başlar. Konfüçyüs'ün geleneğinde sevgi dereceli bir yayılmadır. Önce ailene, sonra komşuna, sonra yabancıya. Bu bir ayrımcılık değil, bir büyüme yönüdür. Kendi evinde merhamet gösteremeyen birinin dünyaya karşı merhameti çoğu zaman bir söylemden ibaret kalır. Ailesine sert, sosyal medyada şefkatli olan insanı hepimiz tanırız.

Analektler Konfüçyüs'ün bu sevgiyi nasıl yaşadığına dair küçük bir an da saklar. Bir gün o saraydayken ahırı yanar. Döndüğünde ilk sorusu şudur: «İnsan yaralandı mı?» Atları sormaz. Atlar o çağda değerli bir maldı; ahırın sahibi için kayıp büyüktü. Konfüçyüs'ün sorusu sevginin sırasını gösterir: önce insan. Bu sıralama hayvanlara karşı bir kayıtsızlık olarak da okunmuştur, ama asıl öğrettiği şey, bir felaketin ortasında gözün ilk nereye gittiğidir. Merhamet bazen bir sözden çok, ilk sorulan sorudur.

Dosdoğruluk ile merhametin birlikte nasıl durduğunu gündelik bir örnekle de düşünebilirsin. Bir arkadaşın sana borç verdiği parayı yıllardır geri istemiyor ve sen de geri vermiyorsun. Onun merhametinden mi sustuğunu, yoksa istemeye utandığı için mi beklediğini bilmiyorsun. Konfüçyüs'ün ölçüsüyle iyiliğe iyilikle karşılık vermek, borcu hatırlayıp onu onurlandırmaktır. Onun suskunluğunu kendi lehine yorumlamak, iyiliği görmezden gelmenin kibar bir yoludur.

Belki de Konfüçyüs'ün en derin katkısı merhameti bir duygu olmaktan çıkarıp bir yükümlülükler ağına yerleştirmesidir. Her ilişkinin bir hakkı vardır: iyilik yapanın, çalışanın, yaşlının, çocuğun. Merhamet bu hakları ezip geçen bir duygu taşması değil, hepsini aynı anda görebilen bir göz olmalıdır.

Öbür bilgeler

Daodejing'e dayanan sohbet (LAO-K06.1), 49. bölümü anlatır: bilge, kendisine kötü davranana da iyiliğinden vazgeçmez, çünkü iyiliği karşısındakinin elinde değildir. Konfüçyüs'e sorulan soru tam da bu tür bir ilkeydi ve o, ona itiraz etti. İki bilge burada gerçekten ayrılıyor. Lao Tzu'da iyilik karşıdakinin davranışından bağımsız bir duruştur; Konfüçyüs'te ise iyilik bir karşılıktır ve karşılıklar arasında adalet gözetilmelidir. Hangisinin daha doğru olduğuna sen karar verirsin; belki ikisi farklı durumlara aittir.

Stoacılar ile merhamet sohbetindeki (STO-K06.1) Seneca ise Konfüçyüs'e daha yakın durur: merhametin karşıtı sertlik değil zalimliktir, merhamet sertlikle dost olabilir. Konfüçyüs'ün dosdoğruluğu ile Seneca'nın ölçüsü aynı soruyu soruyor: ceza ezmek için mi, onarmak için mi?

Buda'nın sözlerine dayanan sohbette (BUD-K06.1) ise Metta Sutta'nın iyi dileği, zayıfından güçlüsüne, yakınından uzağına hiçbir canlıyı dışarıda bırakmaz; iyiliği bir liyakat şartına bağlamaz. Konfüçyüs'ün dereceli sevgisi bu sınırsızlığa başka bir yerden bakar: herkese ulaşmayı reddetmez, ama yolun evden başladığını söyler. Biri ufku, öbürü ilk adımı gösteriyor.

Bugün bir kez dene

Bugün merhamet göstermek istediğin bir an geldiğinde, bir saniye durup etrafına bak: bu kararın gölgesinde kalan başka biri var mı? Bir kardeşi kayırırken öbürü, bir çalışanı korurken ekip, bir arkadaşı kollarken hakkı yenen biri olabilir.

Sonra Konfüçyüs'ün ikili ölçüsünü kullan: hata yapana dosdoğru davran, kural herkes için aynı kalsın; ama onu yalnız bırakma. İyilik yapana da iyilikle karşılık ver. Bugün sana iyilik etmiş ve karşılığını görmemiş bir insanı hatırla ve ona küçük bir şeyle teşekkür et.

Bir de ahır hikâyesini aklında tut. Bugün bir şey ters gittiğinde, bir bardak kırıldığında, bir iş aksadığında, bir randevu kaçtığında, ağzından çıkan ilk soruya dikkat et. Zararın ne olduğunu mu soruyorsun, yoksa birinin canının yanıp yanmadığını mı? İlk soru, kalbinin sırasını gösterir.

Yanında taşıyacağın soru

Merhamet gösterdiğin yerlerde, bedelini sessizce ödeyen başka biri var mı?