İçeriğe geç

Mevlânâ ile · Kalbin erdemleri

Gözyaşı istersen

Acımak ile merhamet etmek aynı şey mi?

1.206 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Necdet Bey otuz yıldır taksi şoförü. Gece vardiyasında arka koltukta her şeyi gördü: sarhoşları, kavga eden çiftleri, telefonda bağıranları, sessizce ağlayanları. Bir kural koymuş kendine: karışma, sür, parayı al. Kimsenin derdine girersen gün bitmez.

O gece arka koltuğa binen genç kadın hastane adresini veriyor ve yol boyunca hıçkırıyor. Necdet Bey aynayı biraz yana çeviriyor, radyonun sesini açıyor. Sonra kırmızı ışıkta duruyorlar. Kadının kucağında bir çocuk montu var, küçük, mavi. Necdet Bey'in torunu da o yaşta.

Işık yeşile dönüyor, Necdet Bey kalkmıyor. Arkadan korna çalınıyor. Torpidodan bir paket mendil çıkarıp arkaya uzatıyor ve hiç düşünmeden soruyor: «Kimin var hastanede, kızım?» Kadın anlatmaya başlıyor. Necdet Bey yolun geri kalanında konuşmuyor, yalnızca dinliyor. Hastanenin önünde taksimetreyi kapatıyor. Kadın indikten sonra arabayı kenara çekiyor ve otuz yılda ilk kez, kendi arabasında ağlıyor.

O gözyaşının nereden geldiğini bilmiyor. Ertesi gün bir arkadaşına anlatırken tek söyleyebildiği şu oluyor: «Sanki içimde bir şey açıldı.»

Bilgenin kapısı

Mevlânâ Mesnevî'nin birinci cildinde, bir anlatının sonunda okura dönüp gözyaşı üzerine birkaç beyit söyler. Bunlardan ikisi merhametin nasıl çalıştığını anlatır:

«Nerede akan bir su varsa orada yeşillik olur; nerede akan bir gözyaşı varsa orada rahmet olur.»
«Gözyaşı mı istersin? Gözyaşı dökene merhamet et. Merhamet mi istersin? Zayıflara merhamet et.»

Arada bir beyit daha vardır ve bir imge taşır: inleyen su dolabı gibi ol, gözün yaşlı olsun ki canının avlusundan yeşillik bitsin. Dolap, kuyudan su çeken, dönerken gıcırdayan ahşap çarktır. İnler, ama inlemesi bahçeye su taşır.

Bakmadığın yer

Gözyaşını genellikle istemeyiz. Zayıflık sayarız, gizleriz, «toparlan» deriz. Hele erkeklere, yaşlılara, işinde güçlü görünmesi gerekenlere gözyaşı yakışmaz. Merhameti de çoğu zaman güçlü olanın zayıfa uzattığı bir el olarak düşünürüz; veren hep yukarıda, alan hep aşağıdadır.

Mevlânâ'nın beyti bu iki alışkanlığı birden sarsıyor. İlk yarısında gözyaşını istenen bir şey olarak anıyor: gözyaşı mı istersin? Sanki gözyaşı bir nimetmiş, kazanılması gereken bir şeymiş gibi. İkinci yarısında da merhameti bir alışveriş gibi kuruyor: merhamet mi istersin? O hâlde merhamet et.

Bunu Necdet Bey'in gecesine taşı. Otuz yıl boyunca gözyaşına kapısını kapatmıştı; başkasınınkine de kendisininkine de. «Karışma» kuralı onu yormaktan korumuştu, ama aynı kural içini de kurutmuştu. Arka koltuktaki kadına uzattığı mendil yalnızca kadına bir şey vermedi. Ona da bir şey verdi: kendi gözyaşını. Mevlânâ'nın beyti tam bunu söylüyor. Gözyaşı dökene merhamet eden, kendi kurumuş gözünün de açıldığını görür.

Burada ters çevrilen şey merhametin yönüdür. Merhamet yukarıdan aşağıya akan tek yönlü bir iyilik değil; iki yönlü bir akış. Zayıfa merhamet ettiğinde, kendi zayıflığına da bir kapı açarsın. Merhamet istemek ve merhamet etmek aynı kapının iki yüzü. Bir insan başkasının kırılganlığına yer açmadıkça kendi kırılganlığına da yer bulamaz; kendini sert tutan, sonunda kendine de merhametsiz kalır.

Su imgesi de aynı şeyi söyler. Su aşağıya akar, çukuru doldurur, kurak yeri yeşertir. Merhamet de gücün değil ihtiyacın olduğu yere akar. Mevlânâ'nın dünyasında rahmet, ağlayanı arar. Bu yüzden ağlamak bir yenilgi değil, rahmetin yolunu açan bir boşluktur. Kuru toprak suyu çağıramaz; yarılmış toprak çağırır.

Mesnevî'nin ilk beyitleri bu düşünceyi en baştan kurar. Kitap bir ney'in şikâyetiyle açılır: kamışlıktan koparıldığından beri inler, inleyişine kadınlar da erkekler de ağlar. Üçüncü beyitte ney şunu ister: ayrılıktan parça parça olmuş bir göğüs, ki özlemin derdini ona anlatabilsin. Derdini anlatmak için ney sağlam bir dinleyici değil, kendisi de yaralanmış birini arıyor.

Bu, merhametin gizli bir koşulunu gösteriyor. Hiç yaralanmamış biri başkasının yarasını ancak dışarıdan tarif edebilir. Kendi kaybını, kendi ayrılığını, kendi çaresizliğini yaşamış biri ise o yarayı içeriden tanır. Necdet Bey'in mendili, torununu düşündüğü anda uzandı. Yaramız bize başkalarının yarasını okuma dilini öğretir; onu kapatırsak o dili de unuturuz.

Derinleşme

Bu dünyayı daha iyi anlamak için bir kavrama bakmak gerekir: rahmet. Türkçede «merhamet» ile «rahmet» aynı Arapça kökten gelir. Kök, ana rahmi anlamına gelen sözcüğü de içinde taşır. Yani merhametin dildeki ilk imgesi, bir canlıyı içinde taşıyan, besleyen, büyüten bir yerdir. Mevlânâ'nın merhameti bu imgeye yakındır: karşındakini yukarıdan bağışlamak değil, onu bir an için içinde taşımak.

Dolap imgesi bir yanlış anlamayı da önler. Mevlânâ ağlamayı kendi başına övmüyor. Dolap inler, ama boşuna inlemez; her dönüşünde kuyudan su çeker ve bahçeye döker. Gözyaşının değeri, neyi yeşerttiğinde. Kendi etrafında dönüp duran, hiçbir şeye su taşımayan bir ağlama başka bir şeydir. Mevlânâ'nın övdüğü gözyaşı, kalbi yumuşatıp insanı harekete geçiren, Necdet Bey'e taksimetreyi kapattıran türden olandır.

İmgeyi biraz daha zorlarsak bir şey daha görünür: dolap ancak altında bir kuyu varsa su taşır. Kuyusu kurumuş bir dolap ne kadar dönerse dönsün bahçeye bir şey dökemez. Necdet Bey'in «karışma» kuralı bu yüzden tümüyle yanlış değildi; her yolcunun derdine girseydi kuyusu çoktan kururdu. Mevlânâ herkes için ağlamayı istemiyor. Kalbin bir yerde açık kalmasını, gerektiğinde suyun çıkabileceği bir derinliğin korunmasını istiyor. Merhamet, o derinliği yitirmeden dönmeyi bilmektir.

Beyitteki «zayıflar» sözcüğü de dikkat ister. Mevlânâ merhamet edilecek kişiyi hak etmiş olmasına göre değil, zayıflığına göre tarif ediyor. Merhamet bir ödül sistemi değil; güçsüz olanın yanında durmak. Bu, gündelik hayatta beklenmedik yerlerde sınanır: işini yavaş yapan yaşlı kasiyer, cümlesini toparlayamayan yabancı, duvarın öbür yanında gece yarısı ağlayan bebeğini susturamayan genç anne baba. Bunların hepsi bir an için zayıf düşmüş insanlardır, ve bizim sabrımızın en kısa olduğu anlar çoğu zaman tam bu anlardır.

Mevlânâ'nın bakışıyla merhametin bir de karşılığı var, ama bu karşılık bir ticaret değil. Merhamet eden, eninde sonunda merhamete ihtiyaç duyacak kişidir. Hepimiz bir gün yavaş kasiyer, cümlesini toparlayamayan yabancı, hastane yolunda ağlayan yolcu olacağız. Bugün başkasına açtığın yer, yarın senin sığınacağın yerdir. Bunu bir hesap olarak değil, aynı geminin yolcusu olduğunu hatırlamak olarak düşün.

Öbür bilgeler

Metta Sutta'dan yola çıkan sohbette (BUD-K06.1) Buddhaghosa, başkasının acısında kaybolmayı merhametin yakın düşmanı sayar; Mevlânâ ise gözyaşını açıkça ister. İlk bakışta çelişiyorlar. Ama ikisi de aynı ayrımı farklı kelimelerle çiziyor olabilir. Buddhaghosa'nın uyardığı keder insanı aynı ekrana, aynı çaresizliğe geri çağırır. Mevlânâ'nın dolabı ise inleyerek su taşır. Ölçüt, gözyaşının seni kendine mi kapattığı, yoksa birine mi açtığı.

Seneca'nın merhameti (STO-K06.1) ise ağlamayı bilgeye yakıştırmaz: bilge gözyaşını siler, kendininkini katmaz. Mevlânâ'nın Necdet Bey'i belki Seneca'nın bilgesi olamazdı. Ama otuz yıl kuru kaldıktan sonra bir gece ağlayan bir adamın, kendi kalbinde bir şeyi onardığı da düşünülebilir. Hangisinin sana yakın olduğunu kendi hayatın söyler.

Daodejing'in 76. bölümünü işleyen sohbet (LAO-K06.1) de sertleşen kalbi kurumuş bir dala benzetir: rüzgârda eğilemez, ilk fırtınada çatlar. Mevlânâ'nın kuru toprağı aynı imge ailesindendir; ikisinde de yumuşaklık, hayatın kendisi.

Bugün bir kez dene

Bugün sabrının kısaldığı bir an yakala: biri yavaş kaldığında, bir şeyi beceremediğinde, gözünün önünde zorlandığında. Mevlânâ'nın sözcüğünü hatırla: zayıf. O an karşındaki kişi bir sorun değil, bir an için zayıf düşmüş bir insan.

Ona küçük bir yer aç: bir bekleme, bir cümle, bir yardım eli. Kimse görmese de olur.

Akşam kendine bir şey daha sor: en son ne zaman bir başkasının acısıyla gerçekten yumuşadın? O yumuşamayı kapatan bir kuralın var mı, Necdet Bey'in «karışma» kuralı gibi? Varsa yazıp bir kenara koy. Kuralı hemen bırakmak zorunda değilsin; yalnızca ona bir ad koy.

Yanında taşıyacağın soru

Kendi gözyaşına kapattığın kapı, başkalarının gözyaşına da kapalı olabilir mi?