İçeriğe geç

Osho ile · Kalbin erdemleri

Merhamet bir çaba mı, bir taşma mı?

Acımak ile merhamet etmek aynı şey mi?

1.201 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Elif otuz beş yaşında ve herkesin yardımcısı. İş yerinde yetişmeyen raporlar ona kalır, arkadaş grubunda dertleşmek isteyen önce onu arar, annesinin doktor randevularını o ayarlar. Herkes onun ne kadar iyi kalpli olduğunu söyler.

Bir pazartesi sabahı küçük bir hata yapıyor: bir e-postayı yanlış kişiye gönderiyor. Hata hemen düzeltiliyor, kimse önemsemiyor. Ama Elif o gün boyunca içinden kendine sesleniyor: «Ne kadar beceriksizsin. Hep böylesin. Sana güvenilmez.» Akşam bir arkadaşı arayıp ayrılığını anlatırken onu sabırla dinliyor, «Kendine bu kadar yüklenme, herkes hata yapar» diyor. Telefonu kapattıktan sonra aynı cümleyi kendine söylemek aklına bile gelmiyor.

Gece yatarken bir yorgunluk hissediyor; adını koyamadığı, hafif bir küskünlükle karışık bir yorgunluk. Herkese verdiği şeyin bir yerden eksildiğini seziyor, ama nereden eksildiğini bilmiyor.

Bilgenin kapısı

Osho, merhamet üzerine konuşmalarının derlendiği bir kitapta merhameti sevginin en olgun hâli olarak anlatır. Ona göre insan merhamete ahlaki bir kural ya da bir çaba olarak ulaşamaz. Merhamet içeriden doğar ve başlangıç noktası, kişinin kendini derinden kabul etmesi ve sevmesidir. Kendini kabul edemeyen biri başkasını da gerçekten kabul edemez; ancak kendiyle barışık olan bir kalpte merhamet, karşıdakini olduğu gibi kabul eden bir iyileştirici güce dönüşür.

Osho'nun konuşmalarından derlenen kitaplar telifli olduğu için burada hiçbir cümlesini aynen aktarmıyoruz. Okuduğun her şey, onun düşüncesinin bizim cümlelerimizle anlatılmış hâli.

Bakmadığın yer

Merhameti genellikle ahlaki bir başarı olarak görürüz: kendi isteklerimizi bir kenara bırakıp başkasına yönelmek, kendimizden vazgeçerek vermek. Merhametli insan da bu resimde kendini unutan, hep başkalarını önde tutan insandır. Elif bu resmin neredeyse kusursuz bir örneği.

Osho'nun düşüncesi bu resme rahatsız edici bir soru soruyor: kendine bu kadar sert olan biri, başkasına gösterdiği yumuşaklığı nereden alıyor? Bir kuyudan su çekiyorsan, o kuyunun bir yerden beslenmesi gerekir. Elif'in kendine karşı tavrı kurak bir toprak gibi; her gün azarlanan, hiç dinlenmeyen, hiç bağışlanmayan bir toprak. Başkalarına verdiği sabır o topraktan çıkmıyor. Bir çabadan, bir disiplinden, belki de iyi biri olarak görülme isteğinden çıkıyor.

İşte gözden kaçan ayrım burada: merhametin iki farklı kaynağı olabilir ve dışarıdan aynı görünürler. Biri bir taşmadır: kendi içinde kabul görmüş, dinlenmiş bir kalp, fazlasını dışarıya verir. Öbürü bir çabadır: kendini yetersiz hisseden bir kalp, değerini kanıtlamak, sevilmeyi hak etmek, suçluluğunu hafifletmek için verir. İkisi de aynı iyiliği yapabilir. Ama çabadan doğan merhamet yorar, için için küstürür, karşılık bekler. Elif'in gece hissettiği o hafif küskünlük, verdiği şeyin bir taşma değil bir ödünç olduğunu söylüyor.

Bu, kendini sevmeyi bencillikle karıştırdığımız yerde ters dönüyor. Kendine yumuşak davranmak, kendini affetmek, kendi yorgunluğunu ciddiye almak bize çoğu zaman şımarıklık gibi gelir. Osho'nun bakışıyla bu, merhametin kaynağını beslemektir. Kendine hiç merhamet etmeyen birinin başkalarına merhameti, kaynağı kurumuş bir çeşmeden akan suya benzer: bir süre akar, sonra borular boşalır.

Elif'in arkadaşına söylediği cümle bu yüzden önemli bir ipucu: «Kendine bu kadar yüklenme, herkes hata yapar.» Başkasına bunu söyleyebiliyor. Demek ki merhametin dili onda var. Eksik olan, o dili kendi içine de çevirebilmek.

Kitabın çıkış noktalarından biri, İngilizcedeki compassion sözcüğünün kökünde passion sözcüğünün, yani hem tutkunun hem de acı çekmenin bulunmasıdır. Latince kök «birlikte acı çekmek» demektir. Osho bu kökten yola çıkarak merhamet hakkındaki alışılmış varsayımları sorgular. Bu bakışla merhamet, duygulardan arınmış soğuk bir iyilik değildir; içinde hâlâ ateş olan, ama o ateşin artık kendini değil karşıdakini ısıttığı bir hâldir. Kendi acısıyla hiç barışmamış biri, başkasıyla «birlikte acı çekmeye» de dayanamaz; ya kaçar ya da o acının içinde boğulur.

Derinleşme

Osho'nun bu düşüncesini kendine merhametin bir reçetesi gibi okumak kolay ve biraz da yanıltıcı olur. Onun asıl vurgusu, merhametin bir teknik değil bir hâl olmasıdır. Kendini kabul etmek, bir gecede verilen bir karar değil; insanın kendine bakışının yavaş yavaş değişmesidir. Elif bir sabah aynanın karşısına geçip «kendimi seviyorum» dese bir şey değişmez. Değişim, kendi küçük hatalarına bir arkadaşına baktığı gözle bakmayı tek tek, günlerce, aylarca denemesiyle gelir.

Bu düşünceye yöneltilebilecek ciddi bir eleştiri de var ve onu da duymak gerekiyor. Kendini sevmekle başlayan bir merhamet anlayışı, kolayca kendine dönük bir rahatlığa kayabilir: önce ben iyi olmalıyım, sonra belki başkaları. Gerçek hayatta merhamet çoğu zaman tam tersi bir yönden de gelir: kendini hiç iyi hissetmediğin bir günde birine uzandığın el, seni de iyileştirebilir. Osho'nun çizdiği yol tek yol değil. Ama bir uyarı olarak değerli: kendini sürekli ezen birinin merhameti uzun soluklu olamaz.

Osho hakkında bir şeyi de açıkça söylemek gerekiyor. Merhamet ve sevgi üzerine konuşan bu öğretmenin ABD'deki komününde, 1984'te komünün yöneticileri bir kasabada yüzlerce insanı bilerek zehirledi; olaydan sorumlu yöneticiler suçlarını kabul edip hapis cezası aldı, Osho da göçmenlik suçlamalarında yapılan bir uzlaşmayla ülkeden çıkarıldı. Onun izleyicileri ile eleştirenleri bu olayların sorumluluğunu farklı yerlere koyar. Bu sohbetin bu tartışmayı çözme iddiası yok. Ama bir şeyi hatırlatıyor: bir öğretiyi değerlendirirken öğretmene teslim olmak yerine onu kendi hayatında sınamak gerekir. Bir düşünce, onu söyleyenden bağımsız olarak senin hayatında işe yarıyorsa değerlidir; yaramıyorsa, söyleyen ne kadar ünlü olursa olsun bırakılabilir.

Burada Elif'e dönüp aynı ölçüyü uygulayabiliriz. Kendini kabul etme düşüncesi onun hayatında işe yarayacak mı? Bunu ancak deneyerek bilebilir. Belki bir hafta boyunca kendine yönelttiği iç sesi fark eder, belki onu bir arkadaşına konuşur gibi yumuşatmayı dener. Gece hissettiği küskünlük azalırsa, düşünce sınavı geçmiştir.

Taşmanın gündelik hayatta nasıl göründüğünü de düşünmek gerekir, çünkü beklenmedik bir biçimi var. Birkaç hafta sonra bir iş arkadaşı Elif'ten yine bir raporu üstlenmesini istediğinde, Elif ilk kez «Bu hafta yapamam» diyor. Arkadaşı biraz şaşırıyor, sonra başka bir çözüm buluyor. Elif o akşam yorgun değil. Ertesi gün aynı arkadaşa kendiliğinden bir kahve götürüyor. Kendine karşı ilk merhameti bir «hayır» olarak gelmişti; ertesi günkü kahve ise hiçbir borcun ödemesi değil, gerçekten içinden gelen bir şeydi.

Öbür bilgeler

İbn Arabî'nin Zekeriyya bölümündeki fikri (IBA-K06.1) de merhametin içeriden geldiğini söyler: merhamet, onu içinde taşıyan kalpten dışarıya akar. Ama iki düşüncenin zemini farklı. İbn Arabî'de içte ayakta duran şey ilahi bir niteliktir ve insana iner. Osho'da ise başlangıç noktası insanın kendi kendini kabulüdür; ilahi bir dayanağa gerek duymaz.

Buda tarafındaki iyi dilek alıştırması (BUD-K06.1) sevilen birinden başlar, yabancıya uzanır ve sonunda insanın en zorlandığı kişiye varır. Osho bu sıralamaya bir halka daha ekler gibidir: bütün bu genişlemenin, kişinin kendine karşı tavrından beslendiğini söyler. Kendine kapalı bir kalbin dışarıya açılması zordur.

Mevlânâ'nın su dolabı sohbeti (MEV-K06.1) aynı ilişkiyi ters yönden kurar: orada zayıfa merhamet etmek, insanın kendi kurumuş gözünü açar; yön başkasından kendine doğrudur. Osho'da ise yön kendinden başkasınadır. Belki ikisi aynı çemberin iki yönüdür ve insan hangi kapıdan girerse girsin, öbür kapıya da varır.

Bugün bir kez dene

Bugün kendine yönelttiğin iç sese dikkat et. Bir hata yaptığında, bir şeyi unuttuğunda, aynaya baktığında içinden hangi cümleler geçiyor? Birini yakala ve bir kâğıda yaz.

Sonra kendine şunu sor: bu cümleyi en sevdiğim arkadaşıma söyler miydim? Söylemezsen, o arkadaşa ne derdin? O cümleyi de yaz.

Akşam ikinci cümleyi kendine yüksek sesle, ya da en azından içinden, bir kez söyle. Garip gelebilir; bu garipliği de fark et. Merhametin kaynağı belki tam o garipliğin olduğu yerde kurumuş.

Yarın bir adım daha at. Sana gerçekten ağır gelen bir istek karşısında, Elif'in yaptığı gibi bir kez sakin bir «hayır» de. Sonra o günün sonunda, kimse istemeden, birine küçük bir iyilik yap. İkisi arasındaki farkı içinde hisset: biri borç gibi, öbürü taşma gibi gelir. Osho'nun sözünü ettiği merhamet, ikincisinin adıdır.

Yanında taşıyacağın soru

Başkalarına verdiğin merhamet, kendinde olmayan bir yerden mi geliyor?