İçeriğe geç

Bölüm DT-130.09 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Nazi Almanyası'nda hayat

DT-130 İki Savaş Arası

2.829 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Dönem
1933–1939
Bölge
Orta Avrupa
Kişiler
Adolf Hitler · Joseph Goebbels · Baldur von Schirach · Robert Ley · Hjalmar Schacht · Halet Çambel · Richard Grunberger · Claudia Koonz · Robert Gellately · Götz Aly · Marion Kaplan · Richard J. Evans
Yerler
Berlin · Nürnberg · Dachau · Münih · Hamburg · İstanbul
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • 1933–1939 arasında Nasyonal Sosyalist rejimin Alman toplumunu nasıl dönüştürdüğünü; ekonomi, gençlik, kadınlar, boş zaman ve baskı alanlarındaki politikalarını açıklayabileceksin.
  • Nürnberg Yasaları'nı ve dönemin dışlama uygulamalarını belgeleyen bir derlemeyi karşılaştırarak, rejimin «halk topluluğu» vaadinin kimleri kapsayıp kimleri dışladığını değerlendirebileceksin.
  • Sıradan Almanların rejimi ne ölçüde desteklediği ve rejimin baskıya mı yoksa rızaya mı dayandığı üzerine tarihçilerin tartışmasını tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir kasabanın girişindeki levha

1935 yazında, Almanya'nın pek çok kasabasının ve köyünün girişinde, istasyonlarında, parklarında ve dükkân vitrinlerinde yeni levhalar belirmeye başladı. Bazılarında yalnızca kısa bir cümle yazıyordu: Yahudiler burada istenmiyor. Bazıları daha tehditkârdı. Aynı yaz, aynı kasabaların sokaklarında gençlik örgütlerinin yürüyüşleri yapılıyor, işçiler devletin düzenlediği ucuz tatil gezilerine çıkıyor, radyolardan müzik ve konuşmalar yayılıyordu. İşsizlik hızla azalmıştı; pek çok aile, birkaç yıl önceki bunalım yıllarına göre kendini daha güvende hissediyordu. Ama aynı toplumun içinde, yüz binlerce insan, adım adım hukukun, işin ve komşuluğun dışına itiliyordu. Bu ders, Nasyonal Sosyalist rejimin vaat ettiği «halk topluluğunun» gündelik hayatta neye karşılık geldiğini ve bu topluluktan dışlananların nasıl bir hayat yaşadığını soruyor.

Bağlam — «halk topluluğu» vaadi

Adolf Hitler ve partisi, iktidara geldiklerinde Almanlara sınıf çatışmalarının, parti kavgalarının ve bölgesel ayrılıkların sona ereceği bir «halk topluluğu» vaat etmişti. Bu toplulukta işçi ile patron, köylü ile kentli, genç ile yaşlı, ortak bir ulusal amaç etrafında birleşecekti. Ama bu topluluğun sınırları da baştan belliydi: rejimin «ırk» ve siyaset tanımlarına uymayanlar, yani Yahudiler, Romanlar ve Sintiler, siyasi muhalifler, engelliler ve rejimin «toplum dışı» saydığı kişiler, bu topluluğun dışında bırakılacaktı.

Rejimin ilk yıllarındaki en büyük başarısı, işsizliğin azalmasıydı. 1932'de altı milyona yaklaşan işsiz sayısı, 1936'da iki milyonun altına indi; 1938'e gelindiğinde bazı sektörlerde işçi açığı başladı. Bu düşüşün bir bölümü, bunalımdan zaten başlamış olan toparlanmadan, bir bölümü otoyol inşaatı gibi büyük kamu yapım projelerinden, en büyük bölümü ise giderek hızlanan yeniden silahlanmadan kaynaklanıyordu. Ekonomi Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı Hjalmar Schacht, silahlanmayı karmaşık mali yöntemlerle finanse etti. Ama ücretler dondurulmuştu, sendikalar kapatılmıştı ve işçilerin iş değiştirme özgürlüğü giderek kısıtlanıyordu.

Gelişme — gençlik, kadınlar ve boş zaman

Rejim, özellikle gençleri kazanmaya önem verdi; propaganda bakanı Joseph Goebbels'in denetimindeki radyo, basın ve sinema da bu çabanın parçasıydı. Baldur von Schirach'ın yönettiği Hitler Gençliği ve onun kız çocukları için olan bölümü, kampları, sporları, yürüyüşleri, törenleri ve ideolojik eğitimiyle gençlere bir aidiyet ve macera duygusu sunuyordu. 1936'da çıkarılan bir yasayla, bütün Alman gençliğinin ailede ve okulda olduğu kadar Hitler Gençliği'nde de «Nasyonal Sosyalizm ruhuyla» eğitilmesi öngörüldü; 1939'dan itibaren üyelik fiilen zorunlu hâle geldi. Okullarda ders kitapları yeniden yazıldı; öğretmenlerin rejime bağlı bir birliğe katılması istendi.

Kadınlar için rejimin ideali, eş ve anne olmaktı. Evlenen çiftlere, kadının işini bırakması koşuluyla devlet kredisi verildi; çok çocuklu annelere madalyalar dağıtıldı. Ama pratikte, özellikle 1936'dan sonra silahlanma ekonomisinin işgücü ihtiyacı arttıkça, çalışan kadınların sayısı da yükseldi. Rejimin kadın örgütleri, milyonlarca kadını ev ekonomisi kurslarına, yardım kampanyalarına ve törenlere katıldı.

İşçiler için ise Robert Ley'in yönettiği Alman Çalışma Cephesi'ne bağlı bir boş zaman örgütü kuruldu. Bu örgüt, ucuz tatil gezileri, deniz yolculukları, konserler, tiyatro gösterileri ve spor etkinlikleri düzenledi; işçilere taksitle ödenecek bir halk otomobili vaat edildi. Milyonlarca Alman bu olanaklardan yararlandı. Ama otomobil için para biriktiren işçilerin hiçbiri, savaştan önce otomobilini teslim almadı; biriktirilen paralar silahlanmaya aktarıldı.

Dönüş noktası — Nürnberg'de çizilen sınır

Dışlama, rejimin ilk gününden itibaren başladı ve adım adım ağırlaştı. 1933'teki boykot ve memurluk yasasının ardından, Eylül 1935'te Nürnberg'deki parti kongresi sırasında toplanan Reichstag, iki yasayı oy birliğiyle kabul etti. Bu yasalar, Yahudileri Alman vatandaşlığının tam haklarından yoksun bıraktı ve Yahudilerle öteki Almanlar arasında evliliği yasakladı.

Dışlama, yalnızca yasalarla değil, gündelik hayatın her alanında yürütüldü. Yahudi doktorların, avukatların, gazetecilerin, sanatçıların meslekleri ellerinden alındı; Yahudi çocuklar okullarda dışlandı; Yahudilere ait işletmeler, çoğu zaman gerçek değerlerinin çok altında, «Arileştirme» adı verilen bir süreçle el değiştirdi.

Dışlanan tek grup Yahudiler değildi. Rejimin ilk aylarında kabul edilen bir yasayla, «kalıtsal hasta» sayılan yüz binlerce insan zorla kısırlaştırıldı. Romanlar ve Sintiler, eşcinseller ve rejimin «toplum dışı» saydığı kişiler de kovuşturmaya uğradı. Kasım 1938'de, ülke çapında düzenlenen bir saldırı dalgasında, sinagoglar ateşe verildi, Yahudilere ait binlerce dükkân tahrip edildi, on binlerce Yahudi erkek toplama kamplarına gönderildi.

Yaygın yanlış«Nazi Almanyası'nda halk yalnızca korku yüzünden rejime boyun eğdi.»
Doğrusu

Rejim, siyasi polis, toplama kampları ve ihbar ağlarıyla derin bir korku yarattı; muhalifler için hayat son derece tehlikeliydi. Ama tarihçilerin çalışmaları, pek çok Almanın rejimi, özellikle ekonomik toparlanma, dış politika başarıları ve «düzen» vaadi yüzünden, gönüllü olarak desteklediğini gösterir. Siyasi polisin küçük kadrosu, büyük ölçüde sıradan insanların ihbarlarına dayanıyordu. Rejim, baskı ile rızanın birleşimiyle ayakta kaldı.

Cevap — kapsayan ve dışlayan bir topluluk

Nazi Almanyası'nda hayat, kime sorulduğuna göre çok farklıydı. Rejimin «halk topluluğu» içinde sayılan milyonlarca Alman için 1930'lar, işsizliğin azaldığı, yeni boş zaman olanaklarının açıldığı ve ulusal gururun yeniden kazanıldığı bir dönem olarak yaşandı; bu olanakların bedeli ise özgürlüklerin kaybı ve sürekli bir ideolojik seferberlikti. Topluluğun dışında bırakılanlar için ise aynı yıllar, hukukun, işin ve toplumun dışına adım adım itilmenin yıllarıydı. Dışlama, Berlin'deki yasa yapıcıların kararlarıyla olduğu kadar, kasabalardaki yerel yöneticilerin, komşuların ve iş arkadaşlarının katılımıyla da gerçekleşti.

Bugünle bağ — 1936 Olimpiyatları'nda iki Türk kadın sporcu

1936'da Berlin'de düzenlenen Olimpiyat Oyunları, rejimin dünyaya kendini barışçı ve modern bir ülke olarak göstermek için kullandığı büyük bir gösteri oldu; oyunlar süresince kentteki dışlayıcı levhaların bir bölümü geçici olarak kaldırıldı. Türkiye de bu oyunlara katıldı. Eskrim takımında yer alan Halet Çambel ve Suat Fetgeri, olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın sporcular oldu. Halet Çambel, sonraki yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde çalışan ve Türkiye'nin önde gelen arkeologlarından biri olarak tanınan bir bilim insanı oldu; kendi anlatımına göre, Berlin'deyken Hitler ile tanıştırılma önerisini reddetmişti. Aynı yıllarda Almanya, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı hâline geliyordu; bu ekonomik bağımlılık, savaş yıllarında Ankara'nın dış politikasını dikkatle dengelemesini gerektirdi.

Birincil kaynak

15 Eylül 1935'te Nürnberg'de kabul edilen «Alman Kanının ve Alman Onurunun Korunması Kanunu»ndan:

Durchdrungen von der Erkenntnis, daß die Reinheit des deutschen Blutes die Voraussetzung für den Fortbestand des Deutschen Volkes ist, und beseelt von dem unbeugsamen Willen, die Deutsche Nation für alle Zukunft zu sichern, hat der Reichstag einstimmig das folgende Gesetz beschlossen […]:
§ 1. (1) Eheschließungen zwischen Juden und Staatsangehörigen deutschen oder artverwandten Blutes sind verboten. Trotzdem geschlossene Ehen sind nichtig, auch wenn sie zur Umgehung dieses Gesetzes im Ausland geschlossen sind. […]
§ 3. Juden dürfen weibliche Staatsangehörige deutschen oder artverwandten Blutes unter 45 Jahren in ihrem Haushalt nicht beschäftigen.

Türkçesi: Alman kanının saflığının Alman halkının varlığını sürdürmesinin ön koşulu olduğu bilgisiyle dolu olarak ve Alman ulusunu bütün gelecek için güvenceye alma yolundaki bükülmez iradeyle, Reichstag aşağıdaki kanunu oy birliğiyle kabul etmiştir […]: Paragraf 1. (1) Yahudilerle Alman ya da soydaş kanından olan devlet mensupları arasında evlilik yasaktır. Buna rağmen yapılan evlilikler, bu kanunu atlatmak için yurt dışında yapılmış olsalar bile hükümsüzdür. […] Paragraf 3. Yahudiler, evlerinde kırk beş yaşın altındaki, Alman ya da soydaş kanından kadın devlet mensuplarını çalıştıramaz.

Kaynak: «Gesetz zum Schutze des deutschen Blutes und der deutschen Ehre», 15 Eylül 1935, Reichsgesetzblatt 1935, I; Vikikaynak (Almanca). Türkçesi, Almancasından bizim.

  1. Kanunun girişi, kendi amacını nasıl tanımlar? Bu giriş, rejimin ideolojisinin hukuka nasıl yerleştirildiğini nasıl gösterir?
  2. Kanun, «Yahudi» kavramını tanımlamaz. Bu belirsizlik, sonradan çıkarılan kararnamelerle nasıl giderildi ve bunun sonuçları ne oldu?
  3. Üçüncü paragraf gibi gündelik hayata dair ayrıntılı bir hüküm, dışlamanın hangi alanlara kadar uzandığını nasıl gösterir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Richard Grunberger (1971) — Üçüncü Reich'ın toplumsal tarihini yazdığı öncü kitabında, rejimin gündelik hayatın her alanına, işe, aileye, eğitime, dine ve boş zamana nasıl nüfuz ettiğini ayrıntılı olarak anlattı; propagandanın vaatleri ile gerçeklik arasındaki uçurumu vurguladı.
  • Claudia Koonz (1987) — Mothers in the Fatherland adlı kitabında, kadınların rejimdeki yerini inceledi; kadınları yalnızca kurban olarak değil, rejimin kadın örgütlerinde görev alan, dışlama politikalarına katılan ve onları uygulayan etkin aktörler olarak da ele aldı.
  • Robert Gellately (2001) — Backing Hitler adlı kitabında, rejimin geniş bir toplumsal rızaya dayandığını savundu; basının toplama kamplarını ve baskıyı gizlemediğini, pek çok Almanın bu baskıyı «düzen» adına onayladığını ve siyasi polisin ihbarlarla beslendiğini gösterdi.
  • Götz Aly (2005) — Hitler'in Halk Devleti adlı kitabında, rejimin Almanların desteğini büyük ölçüde maddi çıkarlarla, vergi kolaylıkları, sosyal yardımlar ve sonraları yağmalanan malların dağıtımıyla satın aldığını savundu; bu tez, kendi içinde de tartışmalara yol açtı.

Richard J. Evans ise bu yorumların hepsini dengeleyerek, rejimin ilk yıllarında baskının ve terörün rolünün küçümsenmemesi gerektiğini hatırlatmıştır. Bu tarihçiler, Almanların rejimle ilişkisini farklı biçimlerde açıklar. Grunberger rejimin topluma nüfuzunu, Koonz kadınların rolünü, Gellately rızayı, Aly ise maddi çıkarları öne çıkarır. Marion Kaplan gibi tarihçiler ise aynı yılları, dışlanan Yahudi ailelerin gündelik deneyiminden yeniden kurmuştur. Tartışma, rejimin ayakta kalmasını sağlayanın korku mu, ideolojik bağlılık mı, yoksa maddi çıkar mı olduğu sorusunda düğümlenir.

Derine İn

Rejimin baskı aygıtı, toplumun her köşesine uzanıyordu. Siyasi polis, yani Gestapo, muhalifleri mahkeme kararı olmadan gözaltına alabiliyor ve toplama kamplarına gönderebiliyordu. Rejimin ilk yılında Münih yakınlarında açılan Dachau kampının ardından, 1930'ların sonunda birkaç büyük toplama kampı daha kuruldu. Ama Gestapo'nun kadrosu, genellikle sanıldığından çok daha küçüktü; bu küçük kadro, büyük ölçüde sıradan insanların komşuları, iş arkadaşları ve hatta aile üyeleri hakkında verdiği ihbarlara dayanıyordu. Bu ihbarların bir bölümü ideolojik bağlılıktan, bir bölümü ise kıskançlık, kişisel kavgalar ya da çıkar hesaplarından kaynaklanıyordu.

Zorunlu kısırlaştırma politikası, rejimin ırkçı ideolojisinin tıbba nasıl uygulandığının en açık örneklerinden biriydi. Rejimin ilk yazında kabul edilen bir yasa, kalıtsal olduğu varsayılan bir dizi hastalığı ya da engeli olan kişilerin, özel mahkemelerin kararıyla kısırlaştırılmasını öngörüyordu. Tarihçilerin tahminlerine göre 1945'e kadar bu yasa kapsamında yüz binlerce insan kısırlaştırıldı. Bu politika, savaş sırasında engellilerin sistemli biçimde öldürülmesine giden yolun ilk adımıydı; kısırlaştırma kararlarını veren mahkemelerde hekimler ve hukukçular birlikte görev alıyordu.

Rejimin kamuoyunu nasıl algıladığı da ilginç bir kaynak sunar. Güvenlik örgütleri ve parti yetkilileri, halkın ruh hâli üzerine düzenli raporlar hazırlıyordu; sürgündeki sosyal demokrat parti de ülke içindeki gizli muhabirlerinden benzer raporlar topluyordu. Bu raporlar, pek çok Almanın rejimin ekonomik ve dış politika başarılarını takdir ederken, fiyat artışlarından, gıda sıkıntısından, parti yöneticilerinin kibrinden ve kiliselere yönelik baskılardan şikâyet ettiğini gösterir. Hitler'in kişisel popülerliği ise, partinin kendisinden çok daha yüksekti; halk arasında, yerel yöneticilerin yanlışları için sık sık «Führer bunu bilseydi» denirdi.

Rejime karşı açık direniş son derece tehlikeliydi ve küçük gruplarla sınırlı kaldı. Sosyal demokratların ve komünistlerin yeraltı örgütleri, çoğu zaman kısa sürede çökertildi. Protestan kiliselerinin bir bölümü, kilisenin iç işlerine rejimin müdahalesine karşı çıkan bir «İtiraf Kilisesi» kurdu; bazı din adamları bu yüzden kamplara gönderildi. Gençler arasında, Hitler Gençliği'nin disiplinini reddeden, Hamburg'daki gibi yasaklı caz ve swing müziği dinleyen ya da kendi gruplarını kuran «uyumsuz» topluluklar ortaya çıktı. Ama toplumun büyük bölümü, rejimle günlük hayatın zorunluluklarının gerektirdiği ölçüde uzlaşarak yaşadı. Tarihçiler, bu geniş gri alanı, yani ne tam destek ne de açık direniş olan tutumları anlamak için «uyum», «uzlaşma» ve «iç göç» gibi kavramlar kullanır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Richard Grunberger, A Social History of the Third Reich (Londra: Weidenfeld & Nicolson, 1971).
  • Claudia Koonz, Mothers in the Fatherland: Women, the Family and Nazi Politics (New York: St. Martin's Press, 1987).
  • Marion A. Kaplan, Between Dignity and Despair: Jewish Life in Nazi Germany (New York: Oxford University Press, 1998).
  • Robert Gellately, Backing Hitler: Consent and Coercion in Nazi Germany (Oxford: Oxford University Press, 2001).
  • Götz Aly, Hitlers Volksstaat: Raub, Rassenkrieg und nationaler Sozialismus (Frankfurt: S. Fischer, 2005).
  • Richard J. Evans, The Third Reich in Power, 1933–1939 (Londra: Allen Lane, 2005).

Arşiv ve kaynak

Nazi Almanyası'nda gündelik hayatın kaynakları arasında Reichsgesetzblatt'ta yayımlanan yasalar ve kararnameler, Gestapo dosyaları ve ihbar kayıtları, rejimin kamuoyu raporları, sürgündeki sosyal demokrat partinin ülkeden topladığı gizli raporlar, gazeteler, afişler, fotoğraflar, mektuplar ve günlükler vardır. Dışlanan ailelerin sonradan yazdığı anılar ve kaydedilen tanıklıklar, bu dönemin en değerli kaynaklarındandır. Nürnberg Yasaları Almanca Vikikaynak'ta, The Yellow Spot Internet Archive'da bulunur.

Açık sorular

  • Nazi rejimi, korkuya mı, ideolojik bağlılığa mı, yoksa maddi çıkarlara mı dayanıyordu?
  • Sıradan Almanlar, komşularının dışlanmasını ne ölçüde biliyor ve onaylıyordu?
  • Rejim, savaş olmadan da bu kadar radikalleşir miydi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Nasyonal Sosyalist rejimin ideolojisinde, sınıf farklılıklarını aşan ve «ırk» temelinde tanımlanan ulusal topluluğa ne ad verilir? A) Yaşam alanı B) Halk topluluğu C) Önder ilkesi D) Eşgüdümleme
  2. (Hedef 1) 1936'dan sonra işsizliğin hızla azalmasının en büyük nedeni neydi? A) Tarım reformu B) Yeniden silahlanma C) Dış ticaretin artması D) Göç
  3. (Hedef 2) Reich Vatandaşlık Kanunu'na göre tam siyasi hakların tek taşıyıcısı kimdir? A) Bütün devlet mensupları B) Reich yurttaşı C) Parti üyeleri D) Askerler
  4. (Hedef 2) The Yellow Spot derlemesindeki levha listesi neyi gösterir? A) Dışlamanın yalnızca Berlin'de uygulandığını B) Dışlamanın yerel yöneticilerin ve sıradan insanların katılımıyla ülkenin dört bir yanında yürütüldüğünü C) Levhaların yalnızca turistler için asıldığını D) Rejimin levhaları yasakladığını
  5. (Hedef 3) Rejimin geniş bir toplumsal rızaya dayandığını ve siyasi polisin ihbarlarla beslendiğini savunan tarihçi kimdir? A) Richard Grunberger B) Claudia Koonz C) Robert Gellately D) Götz Aly

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Nazi rejimi ayakta kalmak için korkuya mı, rızaya mı dayanıyordu? Cevabında Nürnberg Yasaları'nı ve The Yellow Spot derlemesini kullan; Gellately ile Aly'nin yaklaşımlarını karşılaştır.

Cevaplar

  1. B — Halk topluluğu.
  2. B — Yeniden silahlanma.
  3. B — Reich yurttaşı.
  4. B — Dışlamanın ülkenin dört bir yanında, yerel katılımla yürütüldüğünü gösterir.
  5. C — Robert Gellately.

Kapsamlı bir cevap, Nazi rejiminin bir yandan siyasi polis, kamplar ve ihbar ağlarıyla derin bir korku yarattığını, öte yandan ekonomik toparlanma, boş zaman olanakları ve ulusal gurur vaadiyle geniş kesimlerin gönüllü desteğini kazandığını açıklar. Nürnberg Yasaları'nı, rejimin ırkçı ideolojisini hukukun temeline yerleştiren ve topluluğun sınırlarını çizen belgeler olarak; The Yellow Spot derlemesini ise dışlamanın yerel düzeyde, sıradan insanların katılımıyla yürütüldüğünü gösteren, ama rejim karşıtlarınca hazırlanmış bir kaynak olarak kullanır. Güçlü bir yanıt, Gellately'nin rızayı ve ihbarları vurgulayan yaklaşımını, Aly'nin desteğin maddi çıkarlarla satın alındığını savunan yaklaşımıyla karşılaştırır.

Sonraki bölüme köprü

Almanya'da rejim içeride toplumu dönüştürürken, dışarıda da kendi gücünü sınamaya başladı. Temmuz 1936'da İspanya'da, seçimle iş başına gelmiş bir halk cephesi hükümetine karşı bir grup general ayaklandı ve ülke bir iç savaşa sürüklendi. Almanya ve İtalya generallere uçak, silah ve asker gönderdi; Sovyetler Birliği cumhuriyet hükümetini destekledi; dünyanın dört bir yanından on binlerce gönüllü cumhuriyet için savaşmaya geldi. İngiltere ve Fransa ise karışmama politikası izledi. Sonraki bölüm bunu soruyor: İspanya İç Savaşı neden çıktı ve neden sonraki büyük savaşın bir provası olarak görüldü?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir kasabanın girişinde, ağaçlarla çevrili bir yolun kenarında duran boş bir levha direği; uzakta kilise kulesi ve çatılar.
  • 1:10–2:50 Bağlam: bir otoyol inşaatında çalışan yüzsüz işçi silüetleri; bir fabrikanın bacalarından yükselen duman.
  • 2:50–4:30 Gelişme: bir gölün kıyısında sıralanmış çadırlar ve bayrak direkleri; bir limanda demirli beyaz bir yolcu gemisi.
  • 4:30–6:30 Dönüş noktası: büyük bir kongre salonunda sıralar ve kürsü; ardından kapısında kilit asılı bir dükkân vitrini.
  • 6:30–9:00 Kapanış: bir olimpiyat stadyumunun boş tribünleri; ardından bir eskrim pistinin üzerinde duran iki maske.

Kişiler yüzsüz silüet; kutsal kişiler resmedilmez; savaş ve şiddet sahneleri gösterilmez.