Öğrenme hedefleri
- 28 Haziran 1914 suikastini ve onu izleyen Temmuz krizinin başlıca adımlarını, ültimatomdan savaş ilanlarına kadar, tarihleriyle sıralayabileceksin.
- Bir suikastın bir kıta savaşına dönüşmesinde ittifakların, seferberlik planlarının ve karar vericilerin tercihlerinin rolünü açıklayabileceksin.
- Savaşın sorumluluğu tartışmasını, Fischer'den Clark'a uzanan yorumları karşılaştırarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — yanlış bir dönüş
28 Haziran 1914 sabahı, Avusturya-Macaristan tahtının varisi Arşidük Franz Ferdinand ve eşi Sophie, Bosna'nın başkenti Saraybosna'da açık bir otomobille ilerliyordu. Kortejin güzergâhı günler önce gazetelerde ayrıntılarıyla yayımlanmıştı. Yol boyunca, ellerinde bomba ve tabanca bulunan altı genç suikastçı bekliyordu. Bunlardan biri arabaya bir bomba attı; bomba arabanın arkasından sekerek arkadaki araçta patladı ve birkaç kişiyi yaraladı. Arşidük kurtuldu ve belediye binasına gitti. Bombayı atan genç yakalandı; öbür suikastçıların çoğu ise kalabalığın arasında fırsat bulamadan dağıldı. O sabah, suikast girişiminin başarısız olduğu sanılıyordu.
Törenin ardından arşidük, yaralıları hastanede ziyaret etmek istedi. Ama sürücüye güzergâhın değiştiğini söyleyen olmadı. Araba yanlış bir sokağa saptı, sürücü durup geri dönmeye çalıştı. O anda, oradaki bir dükkânın önünde bekleyen on dokuz yaşındaki Gavrilo Princip, birkaç adım ötede duran arabaya yaklaştı ve iki el ateş etti. Arşidük ve eşi birkaç dakika içinde öldü. Beş hafta sonra Avrupa'nın büyük güçlerinin neredeyse tamamı birbirleriyle savaş hâlindeydi. Bu bölüm, bir suikastın nasıl bir dünya savaşına dönüştüğünü soruyor.
Bağlam — bir ilhak ve bir ulusal hareket
Bosna-Hersek, 1878'den beri Avusturya-Macaristan'ın yönetimindeydi; 1908'de ise imparatorluk bölgeyi resmen ilhak etti. Bu ilhak, bölgede yaşayan Sırplar arasında ve komşu Sırbistan'da büyük bir tepki yarattı. Sırbistan, 1912–1913 Balkan Savaşları'nda Osmanlı'dan ve Bulgaristan'dan önemli topraklar kazanarak güçlenmiş ve bölgedeki Güney Slavları tek bir devlette birleştirme hayali taşıyan milliyetçi hareketlerin merkezi hâline gelmişti. Viyana'daki yöneticilerin bir kısmı, bu güçlenen komşuyu imparatorluğun çok milletli yapısı için varoluşsal bir tehdit olarak görüyordu.
Suikastçılar, «Genç Bosna» adıyla anılan bir öğrenci ve gençlik hareketinin üyeleriydi. Bosna'da doğmuş, Avusturya-Macaristan tebaası olan bu gençler, imparatorluğun yönetimine karşıydı. Silahlarını ve eğitimlerini, Sırbistan'da gizli bir örgüt olan «Birlik ya da Ölüm» cemiyetinden, halk arasındaki adıyla Kara El'den almışlardı. Bu örgütün başında, Sırp ordusunun istihbarat şefi Albay Dragutin Dimitrijević bulunuyordu. Suikastçılar, silahlarla birlikte Sırbistan'dan Bosna'ya gizli bir yolla, sınır görevlilerinin yardımıyla geçirilmişti.
Sırbistan hükümetinin suikastten ne ölçüde haberdar olduğu, bugün de tartışılıyor. Başbakan Nikola Pašić'in bazı gençlerin silahla sınırı geçtiğinden haberi olduğu ve Viyana'yı dolaylı biçimde uyarmaya çalıştığı yönünde tanıklıklar var; ama hükümetin suikastı planladığına dair bir kanıt bulunmuyor. Kara El ise hükümetle çatışma içinde olan, kendi başına hareket eden bir örgüttü; Dimitrijević, birkaç yıl sonra, 1917'de Sırp hükümeti tarafından yargılanıp idam edildi.
Gelişme — Temmuz'un beş haftası
Suikastten sonraki ilk günlerde Avrupa'da büyük bir telaş görülmedi. Pek çok devlet adamı yaz tatiline gitti; gazeteler olayı Balkanların bitmek bilmeyen şiddetinin yeni bir örneği olarak aktardı. Avusturya-Macaristan'da bile arşidük, sarayda pek sevilen bir isim değildi ve cenazesi sade bir törenle yapıldı. Viyana'da ise karar vericiler, bu olayı Sırbistan'ın bölgedeki etkisini kırmak için bir fırsat olarak görmeye başladı. Genelkurmay Başkanı Conrad von Hötzendorf, yıllardır Sırbistan'a karşı önleyici bir savaş istiyordu; Macar başbakanı Tisza ise başlangıçta daha temkinliydi ve ikna edilmesi birkaç gün sürdü. Ama Sırbistan'a karşı bir savaş, Sırbistan'ın koruyucusu olarak görülen Rusya'yı harekete geçirebilirdi. Avusturya-Macaristan, bu riski göze almadan önce müttefiki Almanya'nın desteğinden emin olmak istedi.
5–6 Temmuz'da Berlin'de verilen güvence, tarih kitaplarına «açık çek» adıyla geçti. Kayzer II. Wilhelm ve Alman hükümeti, Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a karşı alacağı her önlemi destekleyeceklerini bildirdi. Bu güvence, Viyana'nın sert bir yol seçmesini kolaylaştırdı. Alman yöneticilerin bir kısmı, kriz Balkanlarla sınırlı kalırsa Avusturya-Macaristan'ın hızlı bir zafer kazanabileceğini, Rusya'nın ise henüz büyük bir savaşa hazır olmadığını düşünüyordu. Bu hesap, krizin nasıl gelişeceğine dair iyimser bir varsayıma dayanıyordu.
23 Temmuz akşamı Avusturya-Macaristan'ın Belgrad elçisi, Sırp hükümetine bir nota verdi. Nota, 48 saat içinde cevap istiyordu. Sırbistan'dan, imparatorluğa karşı yapılan bütün propagandayı bastırması, belirli örgütleri kapatması, belirli subayları görevden alması ve en önemlisi, suikastla ilgili soruşturmada Avusturya-Macaristan yetkililerinin Sırbistan topraklarında görev almasını kabul etmesi isteniyordu.
Dönüş noktası — cevap ve seferberlik
Sırbistan, 25 Temmuz'da süre dolmadan cevabını verdi. Cevap, taleplerin büyük kısmını kabul ediyor, ama Avusturya-Macaristan yetkililerinin Sırbistan'daki yargı süreçlerine katılmasını, ülkenin egemenliğine aykırı bulduğu için kabul etmiyordu. Birçok Avrupalı gözlemci, bu cevabın beklenenden çok daha uzlaşmacı olduğunu düşündü; Kayzer Wilhelm'in bile cevabı okuduktan sonra savaş için artık bir gerekçe kalmadığını söylediği aktarılır. Ama Viyana, bu cevabı yeterli bulmadı ve diplomatik ilişkileri kesti. 28 Temmuz'da Avusturya-Macaristan Sırbistan'a savaş ilan etti; ertesi gün Avusturya topları Belgrad'ı bombalamaya başladı. Bu, bir ayı aşkın bir süre önce Saraybosna'da atılan kurşunların ilk askerî sonucuydu.
Bundan sonra olaylar, ittifak sisteminin ve seferberlik planlarının mantığıyla hızlandı. Rusya, Sırbistan'ı yalnız bırakmamak için 30 Temmuz'da genel seferberlik ilan etti. Bu noktada ittifak zincirleri tek tek devreye girdi. Almanya'nın savaş planı, Rusya'nın ordusunu toplaması uzun süreceği için önce Fransa'yı hızla yenmeyi, sonra doğuya dönmeyi öngörüyordu; bu yüzden Rus seferberliği, Almanya için hemen harekete geçme zorunluluğu anlamına geliyordu. Almanya 1 Ağustos'ta Rusya'ya, 3 Ağustos'ta Fransa'ya savaş ilan etti. Alman ordusunun Fransa'ya ulaşmak için tarafsız Belçika'dan geçmesi üzerine İngiltere de 4 Ağustos'ta Almanya'ya savaş ilan etti.
Yaygın yanlış«Princip, arşidükü bir sandviç yerken tesadüfen gördü» hikâyesi popüler anlatılarda sık tekrarlanır.
Suikastın çağdaş kaynaklarında ve Princip'in ifadelerinde böyle bir ayrıntı yoktur; hikâye, olaydan on yıllar sonra ortaya çıkmış ve yayılmıştır. Arabanın yanlış bir sokağa sapması ve sürücünün tam Princip'in önünde durması gerçek bir tesadüftü; ama Princip o gün arşidükü öldürmek için zaten sokaktaydı.
Cevap — bir kıvılcım, bir barut deposu
Öyleyse bir suikast bir dünya savaşını nasıl başlattı? Suikastın kendisi bir kıvılcımdı; ama kıvılcımın bir yangına dönüşmesi, Avrupa'nın durumuna bağlıydı. Büyük güçler, birbirine karşı ittifaklarla bağlanmıştı: Almanya ve Avusturya-Macaristan bir yanda, Fransa ve Rusya öbür yanda, İngiltere ise bu ikinci gruba giderek yakınlaşmıştı. Her büyük gücün, hızlı bir seferberlik ve saldırı öngören savaş planları vardı; bu planlar, krizin diplomatik yollarla çözülmesi için tanınan zamanı daralttı.
Ama savaş, kaçınılmaz bir makinenin kendiliğinden işlemesiyle de başlamadı; makineyi çalıştıran her adımın arkasında bir toplantı, bir telgraf ve bir imza vardı. Viyana'nın sert bir ültimatom göndermeyi seçmesi, Berlin'in açık çek vermesi, Petersburg'un erken seferberliğe gitmesi ve Londra'nın tutumunu geç netleştirmesi, her biri insanların verdiği kararlardı. Temmuz krizini anlamak, hem yapısal koşulları hem de bu kararları birlikte görmeyi gerektiriyor. Kriz sırasında barışı korumak için de girişimler yapıldı: İngiliz Dışişleri Bakanı Edward Grey bir konferans önerdi, bazı hükümdarlar birbirlerine telgraflar gönderdi. Bu girişimlerin neden sonuç vermediği, savaşın kökenleri tartışmasının önemli sorularından biri.
Bugünle bağ — bir köprü ve bir anıt
Saraybosna'da suikastın gerçekleştiği yerin yakınındaki Latin Köprüsü, yıllar içinde farklı adlar aldı. Yugoslavya döneminde köprüye Princip'in adı verildi ve suikastçı bir ulusal kahraman olarak anıldı; Bosna savaşından sonra köprü eski adına döndü. Suikastın nasıl hatırlandığı, bölgedeki topluluklar arasında bugün de farklılık gösteriyor: bir kesim için Princip bir özgürlük savaşçısı, bir başka kesim için bir terörist.
Bu farklılık, tarihin bir olayı değil, o olayın anlamını tartışan bir alan olduğunu hatırlatıyor. 1914'ün yüzüncü yılında, 2014'te, Saraybosna'da ve Doğu Saraybosna'da iki ayrı anma yapıldı; aynı olay, iki ayrı toplumun hafızasında iki ayrı anlam taşıyordu.
Birincil kaynak
Avusturya-Macaristan'ın 23 Temmuz 1914'te Sırbistan'a verdiği notadan:
The Royal Serbian Government will furthermore pledge itself: […]
5. to agree to the cooperation in Serbia of the organs of the Imperial and Royal Government in the suppression of the subversive movement directed against the integrity of the Monarchy;
6. to institute a judicial inquiry against every participant in the conspiracy of the twenty-eighth of June who may be found in Serbian territory; the organs of the Imperial and Royal Government delegated for this purpose will take part in the proceedings held for this purpose; […]
The Imperial and Royal Government awaits the reply of the Royal Government by Saturday, the twenty-fifth instant, at 6 p.m., at the latest.
Türkçesi: Kraliyet Sırp Hükümeti ayrıca şunları taahhüt edecektir: […] 5. Monarşinin bütünlüğüne yönelik yıkıcı hareketin bastırılmasında İmparatorluk ve Krallık Hükümeti organlarının Sırbistan'da işbirliği yapmasını kabul etmek; 6. Sırbistan topraklarında bulunabilecek, 28 Haziran komplosunun her katılımcısına karşı adli soruşturma başlatmak; bu amaçla görevlendirilen İmparatorluk ve Krallık Hükümeti organları bu amaçla yürütülecek işlemlere katılacaktır. […] İmparatorluk ve Krallık Hükümeti, Kraliyet Hükümeti'nin cevabını en geç ayın yirmi beşi Cumartesi saat 18.00'e kadar beklemektedir.
Kaynak: «The Austro-Hungarian Ultimatum to Serbia (English translation)», 23 Temmuz 1914, World War I Document Archive, Brigham Young University. Türkçesi bizim.
Nota, Avusturya-Macaristan Dışişleri Bakanı Leopold Berchtold'un 22 Temmuz tarihli talimatıyla hazırlanmıştı ve Viyana'daki bazı yöneticiler, Sırbistan'ın bu koşulları kabul etmeyeceğini baştan öngörüyordu.
- Beşinci ve altıncı maddeler, Sırbistan'ın egemenliği açısından neden bu kadar ağır bulundu?
- 48 saatlik süre, krizin diplomatik yollarla çözülmesi olasılığını nasıl etkiledi?
- Bir notanın kabul edilmeyeceği öngörülerek yazılması, onu bir diplomatik belgeden çok bir savaş gerekçesine dönüştürür mü?
Tarihçiler Tartışıyor
- Luigi Albertini (1942–43) — The Origins of the War of 1914'te Temmuz krizini, dönemin karar vericileriyle yaptığı görüşmelere ve geniş bir belge taramasına dayanarak gün gün yeniden kurdu; savaşın sorumluluğunu birden fazla hükümetin yanlış hesaplarına dağıttı, ama Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın payını ağır buldu.
- Fritz Fischer (1961) — Griff nach der Weltmacht'ta Almanya'nın savaşı bilinçli olarak göze aldığını, hatta Avrupa'da ve dünyada bir üstünlük kurmak için bu fırsatı kullandığını savundu; kitabı, Almanya'da büyük bir tartışma başlattı.
- Christopher Clark (2012) — The Sleepwalkers'da suçu tek bir devlete yüklemek yerine, bütün büyük güçlerin karar vericilerinin, sonuçlarını tam göremedikleri adımlarla savaşa doğru «uyurgezerler gibi» yürüdüğünü öne sürdü; Sırbistan'ın ve Rusya'nın rolüne de özel bir dikkat çekti.
- Annika Mombauer (2002) — The Origins of the First World War: Controversies and Consensus'ta savaşın kökenleri tartışmasının bir yüzyıllık seyrini inceledi; Clark'ın yaklaşımına karşı, Berlin ve Viyana'daki karar vericilerin savaş riskini bilerek aldığını gösteren belgelerin ağırlığını vurguladı.
Dört tarihçi aynı beş haftaya farklı sorularla bakıyor. Albertini ve Mombauer belgelerin toplu ağırlığını, Fischer Almanya'nın savaş öncesi ve savaş sırasındaki hedeflerini, Clark ise bütün tarafların, Belgrad ve Petersburg dahil, karşılıklı yanlış hesaplarını ve iletişim kopukluklarını öne çıkarıyor. Tartışmanın özü, yüz yılı aşkın süredir, sorumluluğun paylaştırılması ile savaşın yapısal koşulları arasındaki dengenin nasıl kurulacağı.
Derine İn
Savaşın sorumluluğu tartışması, savaşın hemen ardından başladı. 1919 Versay Antlaşması'nın 231. maddesi, savaşın sorumluluğunu Almanya'ya ve müttefiklerine yükledi. Bu madde, Almanya'da derin bir tepkiye yol açtı ve Alman hükümeti, kendi arşivlerinden seçilmiş belgeleri yayımlayarak bu suçlamayı çürütmeye çalıştı. Diğer büyük güçler de kendi belge koleksiyonlarını yayımladı. Böylece savaşın kökenleri tartışması, baştan beri siyasi ve ulusal çıkarların gölgesinde yürüdü.
Fischer'in 1961'deki kitabı, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Fischer, Alman hükümetinin savaş sırasındaki hedeflerini gösteren belgeleri inceleyerek, Almanya'nın savaşı yalnızca bir savunma zorunluluğu olarak değil, bir yayılma fırsatı olarak gördüğünü savundu. Kitap, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'nın geçmişiyle yüzleşmesi tartışmalarının bir parçası oldu ve Alman tarihçiler arasında sert bir tartışmaya yol açtı.
Clark'ın 2012'de yayımlanan kitabı ise, savaşın yüzüncü yılına yaklaşırken büyük bir ilgi gördü. Clark, sorumluluğu paylaştırmak yerine, kararların nasıl alındığını anlamaya odaklandı. Ona göre her hükümetin içinde farklı görüşler, farklı kurumlar ve farklı bilgi kanalları vardı; karar vericiler, öbür tarafların niyetlerini çoğu zaman yanlış yorumladı. Bu yaklaşım, bazı eleştirmenler tarafından Almanya'nın sorumluluğunu hafifletmekle eleştirildi; bazıları ise onu, tek nedenli açıklamalardan kurtulmanın bir yolu olarak gördü. Kitabın Almanya'da çok okunması, yüzyıl sonra bile savaş sorumluluğu sorusunun ulusal kimlik açısından ne kadar hassas olduğunu gösterdi.
Bu tartışmada en çok kullanılan kaynaklar, diplomatik yazışmalar, bakanlık tutanakları ve karar vericilerin anılarıdır. Ama bu kaynakların her biri kendi sorunlarını taşır. Savaştan sonra yayımlanan belge koleksiyonları seçici olabildi; anılar, yazarlarının kendi rollerini savunduğu metinlerdi. Tarihçiler bu yüzden farklı ülkelerin arşivlerini birbirine karşı okuyarak, bir başkentteki bir kararın öbür başkentlerde nasıl algılandığını izlemeye çalışıyor. Temmuz krizi, belki de tarihte en çok belgelenmiş diplomatik bunalımlardan biri; ama belgelerin bolluğu, tartışmayı sona erdirmedi.
Bir başka tartışma, «kaçınılmazlık» kavramı üzerine. Bazı tarihçiler, silahlanma yarışı, sömürge rekabeti ve milliyetçilik gibi yapısal etkenler yüzünden büyük bir Avrupa savaşının er ya da geç çıkacağını düşünür; Saraybosna, onlara göre yalnızca bir vesileydi. Başkaları ise 1914'ten önceki on yılda birçok krizin savaşa dönüşmeden çözüldüğünü hatırlatır ve Temmuz 1914'ü, farklı kararlarla farklı sonuçlanabilecek belirli bir bunalım olarak görür. Bu iki bakış, tarihte yapı ile insan iradesi arasındaki ilişkiye dair daha genel bir sorunun bir örneği; ve bu soru, tek bir krizi inceleyerek kesin bir cevaba bağlanamıyor.
Son olarak, Osmanlı Devleti'nin bu kriz sırasındaki durumu da dikkat çekici. Temmuz krizi sırasında Osmanlı Devleti tarafsızdı; ama Ağustos'un başında Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzaladı. Bu antlaşma, birkaç ay sonra Osmanlı'nın da savaşa girmesinin yolunu açtı. Saraybosna'daki suikast, İstanbul'dan uzak görünse de, imparatorluğun son büyük savaşının da başlangıç noktalarından biriydi.
Uzman Notu
Temel literatür
- Luigi Albertini, The Origins of the War of 1914, 3 cilt (Londra: Oxford University Press, 1952–57; İtalyanca aslı 1942–43).
- Fritz Fischer, Griff nach der Weltmacht (Düsseldorf: Droste, 1961); İngilizcesi Germany's Aims in the First World War (1967).
- Christopher Clark, The Sleepwalkers: How Europe Went to War in 1914 (Londra: Allen Lane, 2012).
- Annika Mombauer, The Origins of the First World War: Controversies and Consensus (Londra: Longman, 2002).
- Margaret MacMillan, The War That Ended Peace: The Road to 1914 (Londra: Profile Books, 2013).
- Sean McMeekin, July 1914: Countdown to War (New York: Basic Books, 2013).
Arşiv ve kaynak
Ültimatomun Almanca aslı ile İngilizce çevirisi, BYU'nun çevrim içi savaş belgeleri koleksiyonunda yan yana okunabiliyor. Suikastçıların yargılanmasına ait tutanaklar, 1914 Ekim'inde Saraybosna'da görülen davanın kayıtlarına dayanır ve İngilizceye çevrilmiştir. Büyük güçlerin savaş sonrası yayımladığı belge koleksiyonları, Temmuz krizinin diplomatik yazışmalarını içerir.
Açık sorular
- Sırp hükümeti, suikast planından ne zaman ve ne kadar haberdardı?
- Rusya'nın 30 Temmuz'daki genel seferberlik kararı, krizin savaşa dönüşmesinde ne ölçüde belirleyiciydi?
- İngiltere, Belçika konusundaki tutumunu daha erken ve daha açık biçimde bildirseydi, Almanya'nın kararları değişir miydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Arşidük Franz Ferdinand hangi tarihte öldürüldü? A) 28 Haziran 1914 B) 28 Temmuz 1914 C) 4 Ağustos 1914 D) 11 Kasım 1918
- (Hedef 1) Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a verdiği ültimatom cevap için ne kadar süre tanıyordu? A) Bir hafta B) Yaklaşık 48 saat C) Bir ay D) Süre belirtmiyordu
- (Hedef 2) Almanya'nın Temmuz 1914'ün başında Avusturya-Macaristan'a verdiği koşulsuz destek güvencesi hangi adla anılır? A) Schlieffen Planı B) Açık çek C) Kutsal İttifak D) Versay maddesi
- (Hedef 2) İngiltere'nin Almanya'ya savaş ilan etmesinin doğrudan gerekçesi neydi? A) Sırbistan'ın işgali B) Rusya'nın seferberliği C) Alman ordusunun tarafsız Belçika'dan geçmesi D) Osmanlı'nın savaşa girmesi
- (Hedef 3) Christopher Clark'ın The Sleepwalkers'taki temel yaklaşımı nedir? A) Savaşın bütün sorumluluğunu Almanya'ya yüklemek B) Bütün büyük güçlerin karar vericilerinin, sonuçlarını tam göremedikleri adımlarla savaşa doğru ilerlediğini göstermek C) Savaşın ekonomik nedenlerle kaçınılmaz olduğunu kanıtlamak D) Sırbistan'ın hiçbir rolü olmadığını savunmak
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Birinci Dünya Savaşı'nın sorumluluğu tartışmasında Fischer ile Clark'ın yaklaşımlarını karşılaştır. Hangi belgeler ve hangi sorular bu iki yaklaşımı birbirinden ayırıyor? Sen hangisini daha ikna edici buluyorsun ve neden?
Cevaplar
- A — Arşidük ve eşi 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da öldürüldü.
- B — Nota 23 Temmuz akşamı verildi ve cevabın 25 Temmuz saat 18.00'e kadar verilmesini istedi.
- B — Almanya'nın 5–6 Temmuz'da verdiği koşulsuz destek güvencesi «açık çek» olarak anılır.
- C — Alman ordusunun Belçika'nın tarafsızlığını çiğnemesi, İngiltere'nin 4 Ağustos'ta savaş ilan etmesinin gerekçesi oldu.
- B — Clark, sorumluluğu tek bir devlete yüklemek yerine bütün tarafların karşılıklı yanlış hesaplarını inceler.
Güçlü bir cevap, Fischer'in Alman savaş hedeflerini gösteren belgelere dayanarak Almanya'nın sorumluluğunu vurguladığını, Clark'ın ise bütün başkentlerdeki karar süreçlerine bakarak sorumluluğu dağıttığını gösterir. Tercih ettiği yaklaşımı, belgelerin ve soruların farkını gözeterek gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Ağustos 1914'te Alman orduları, önceden hazırlanmış bir plana göre Belçika üzerinden Fransa'ya yürüdü. Sıradaki bölüm bu planı ve sonucunu ele alıyor: Schlieffen Planı neyi öngörüyordu ve Eylül 1914'teki Marne Muharebesi, savaşın hızlı bitme umudunu nasıl sona erdirdi?