Öğrenme hedefleri
- İslam kaynaklarının anlatımıyla 624–627 arasında Medine ile Mekke arasındaki üç büyük çatışmanın nedenlerini, seyrini ve sonuçlarını sıralayabileceksin.
- Bu çatışmaların Medine'nin iç düzenini, özellikle Yahudi kabilelerle ilişkileri nasıl değiştirdiğini kaynaklardan örneklerle açıklayabileceksin.
- Bu olayları anlatan kaynakların niteliğini ve tartışmalı konularda tarihçilerin farklı yorumlarını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kuyu başında
624 baharında, Suriye'den dönen büyük bir Mekke kervanı, Kızıldeniz kıyısına paralel uzanan yolda güneye ilerliyordu. Kervanın başında Kureyş'in önde gelenlerinden Ebu Süfyan vardı. Yükün değeri, siyer kaynaklarına göre, Mekke'nin hemen her ailesini ilgilendirecek kadar büyüktü. Ebu Süfyan, Medine'den çıkan bir grubun kervanı yolda karşılamak istediğini öğrendi; Mekke'ye haber gönderdi ve yolunu kıyıya doğru değiştirdi. Kervan kurtuldu. Ama kervanı korumak için Mekke'den yola çıkan ordu geri dönmedi ve Bedir denen kuyuların başında Medinelilerle karşılaştı.
İslam geleneğinde Bedir, üç büyük çatışmanın ilki olarak anılır. Bunu 625'te Uhud dağının eteğindeki çarpışma, 627'de de vahanın kuzeyinde kazılmış bir hendeğin iki yakasında geçen kuşatma izledi. Bu bölümün sorusu şu: sayıca ve servetçe geride olan Medine, üç yıl boyunca Mekke'nin saldırılarına nasıl dayanabildi, ve bu çatışmalar vahanın toplulukları arasındaki dengeyi nasıl bozdu?
Bağlam — kervan yolunun iki ucu
Önceki bölümde incelediğimiz belgenin maddelerinden biri, Mekkelileri açıkça himaye dışında bırakıyordu. Göçmenler, Mekke'de mallarını ve evlerini bırakmıştı; Mekke ise geçimini büyük ölçüde Suriye ile Yemen arasındaki kervan ticaretinden sağlıyordu. Medine, bu ticaret yolunun Suriye'ye giden kuzey kolunun yakınındaydı. İslam kaynakları, hicretten sonraki ilk aylarda Medine'den kervan yollarına küçük birlikler gönderildiğini anlatır. Siyer yazarları, Hz. Muhammed'in bizzat katıldığı seferlere «gazve», katılmadıklarına «seriyye» der.
Bu seferlerin amacı, tarihçiler arasında tartışılır. Kimi tarihçiler, bunları göçmenlerin yitirdiği malların karşılığını almaya ve Mekke'yi ekonomik baskı altına almaya yönelik adımlar olarak görür. Kimileri ise, Arabistan'da kervan baskınının kabileler arası ilişkilerin olağan bir parçası olduğunu ve bu seferlerin o düzenin dilini kullandığını vurgular. Her iki durumda da sonuç aynıydı: Mekke'nin en önemli geçim kaynağı olan kervan yolu, artık güvenli değildi.
Gelişme — Bedir ve Uhud
Siyer kaynaklarına göre Bedir'de Medinelilerin sayısı üç yüzü biraz aşıyordu; Mekke ordusunun sayısı ise, Vâkıdî'nin aktardığı rakamla, dokuz yüz elli kadardı. Kaynaklar, Medinelilerin kuyuların başına önce ulaştığını ve suyun denetimini ele geçirdiğini anlatır. Çatışma kısa sürdü ve Mekke ordusunun yenilgisiyle bitti. Mekke'nin önde gelenlerinden pek çoğu bu çarpışmada öldü. Geleneğe göre, tutsak alınan Mekkelilerin bir bölümü fidye karşılığında, okuma yazma bilenlerin bir bölümü de Medineli çocuklara yazı öğretme karşılığında serbest bırakıldı.
Bedir, Medine'deki topluluk için büyük bir güven kaynağı oldu. Enfal suresinin büyük bölümü, geleneğe göre bu savaşın ardından inmiştir; Âl-i İmrân suresi de Bedir'i, sayıca zayıf olanlara verilmiş bir yardım olarak hatırlatır. Ama bu zafer, Mekke için bir intikam borcu da yarattı. Aynı zamanda, Medine'deki güç dengeleri de değişti. İslam kaynaklarına göre, Bedir'den kısa süre sonra, Medine'nin Yahudi kabilelerinden Kaynuka oğulları ile Müslümanlar arasında pazarda başlayan bir anlaşmazlık büyüdü; kuşatmanın ardından Kaynuka oğulları, mallarının bir bölümünü alarak Medine'yi terk etmek zorunda kaldı.
Bir yıl sonra, 625 baharında, Ebu Süfyan'ın komutasında üç bin kişilik bir Mekke ordusu Medine'nin kuzeyindeki Uhud dağının eteğine geldi. Kaynaklara göre, Medine'de kentin içinde savunma yapılıp yapılmayacağı tartışıldı; sonunda dışarı çıkılmasına karar verildi. Yola çıkan bin kadar kişiden yaklaşık üçte biri, Abdullah b. Übeyy'in önderliğinde yarı yoldan geri döndü. Çatışmanın başında Medineliler üstün geldi. Ama geleneğe göre, bir tepeye yerleştirilmiş okçuların önemli bir bölümü, savaşın kazanıldığını düşünerek yerini bıraktı. Mekke süvarilerinin komutanlarından Halid b. Velid, bu açıktan yararlanarak Medinelileri arkadan kuşattı.
Uhud, Medineliler için ağır bir kayıpla sonuçlandı. Kaynaklar yetmiş kadar ölüden söz eder; bunlar arasında Hz. Muhammed'in amcası Hz. Hamza da vardı. Siyer anlatıları, Hz. Muhammed'in de bu çarpışmada yaralandığını aktarır. Ama Mekke ordusu Medine'ye girmeye kalkışmadan geri döndü.
Uhud'dan sonra, İslam kaynaklarına göre Medine'nin bir başka Yahudi kabilesi olan Nadir oğulları ile ilişkiler de bozuldu. Kaynaklar, bu kabilenin Hz. Muhammed'e karşı bir suikast planladığını anlatır; kuşatmanın ardından Nadir oğulları da Medine'den çıkarıldı ve önemli bir bölümü kuzeydeki Hayber vahasına yerleşti.
Dönüş noktası — hendek ve kuşatma
627'de Mekke, Arabistan'daki pek çok kabileyle bir ittifak kurarak Medine'ye son bir büyük sefer düzenledi. Vâkıdî'ye göre bu ittifakta, Kureyş'in yanı sıra Gatafan ve Süleym gibi bedevi kabileler ve Hayber'e yerleşmiş Nadir oğullarının önderleri de yer alıyordu; ordunun toplamı on bin kişiydi. Kur'an bu ittifaka «Ahzab», yani «bölükler» ya da «birleşik kuvvetler» der; sureye de bu ad verilmiştir.
Medine'de bu kez dışarı çıkılmadı. Kaynaklara göre, İranlı bir Müslüman olan Selman-ı Farisi, kentin açık kalan kuzey tarafına süvarilerin geçemeyeceği bir hendek kazılmasını önerdi. Medine'nin öbür yanları, evler, bahçeler ve lav tarlalarıyla zaten korunuyordu. Hendek, altı gün kadar içinde kazıldı. Birleşik ordu hendeği aşamadı. Kuşatma yaklaşık iki hafta sürdü. Kışın soğuğu, sert bir rüzgâr, erzakın azalması ve müttefikler arasındaki güvensizlik, sonunda ittifakı dağıttı.
Kuşatmanın hemen ardından, Medine'de kalan son büyük Yahudi kabilesi olan Kurayza oğulları üzerine yüründü. İslam kaynaklarına göre Kurayza, Medine'yle yaptığı antlaşmaya rağmen kuşatma sırasında birleşik orduyla görüşmüştü. Kuşatmanın sonunda kabile teslim oldu. Kaynaklara göre, kabilenin eski müttefiki olan Evs'in önderi Sa'd b. Muaz hakem seçildi. Kaynakların aktardığı karara göre, kabilenin savaşabilecek erkekleri öldürüldü; kadınlar ve çocuklar tutsak alındı. Kaynaklar, öldürülenlerin sayısını dört yüz ile dokuz yüz arasında farklı rakamlarla verir.
Kurayza'nın sonu, bugün de tarihçilerin üzerinde anlaşamadığı olayların başında gelir. Kimi tarihçiler, kaynakların anlattıklarının ana çizgisini kabul eder ve olayı, dönemin Arabistan'ındaki savaş ve antlaşma teamüllerinin içinde değerlendirir. Kimileri ise, sayıların ve ayrıntıların sonraki kuşakların anlatısında büyütülmüş olabileceğini ileri sürer. Bu tartışmayı aşağıda, tarihçilerin görüşleriyle birlikte ayrıca ele alacağız.
Yaygın yanlış«Hendek, iki büyük ordunun karşı karşıya geldiği büyük bir meydan muharebesiydi.»
Kaynaklara göre Hendek, bir meydan muharebesi değil, bir kuşatmaydı. Birleşik ordu hendeği aşamadığı için iki ordu arasında büyük bir çarpışma olmadı; kaynaklar her iki taraftan da yalnızca birkaç kişinin öldüğünü aktarır. Kuşatmayı bitiren, bir savaş değil, havanın, erzakın ve ittifakın dağılmasıydı.
Cevap — savunmadan üstünlüğe
Medine, kendisinden kalabalık ve zengin bir rakibe karşı nasıl ayakta kaldı? Kaynakların anlattıklarına bakıldığında, birkaç etken öne çıkar. Medine, Mekke'nin geçim kaynağı olan kervan yolunun yakınındaydı ve bu yolu tehdit edebiliyordu. Bedir'deki zafer, topluluğa güven ve Arabistan'da bir ün kazandırdı. Uhud'daki yenilgi, Mekke'nin Medine'yi ele geçirememesiyle sonuçlandı. Hendek'te ise savunma, sayıca çok üstün bir ittifakı dağıttı. Her çatışmadan sonra Medine'nin çevresindeki bedevi kabileler de iki kent arasındaki dengeyi yeniden tartıyordu.
Çatışmaların vahanın içindeki etkisi de derindi. Medine Vesikası'nın bir araya getirdiği topluluklardan, üç büyük Yahudi kabilesi, beş yıl içinde vahadan ayrılmış ya da ortadan kalkmıştı. Abdullah b. Übeyy gibi mesafeli önderlerin etkisi azaldı. Hz. Muhammed'in otoritesi, vahanın tamamında tartışılmaz hâle geldi. Kuşatmanın başarısız olması, Mekke'nin Medine'yi askerî yoldan yenemeyeceğini de gösterdi; bu da, sonraki yıllarda iki kent arasındaki ilişkinin yönünü değiştirdi.
Bugünle bağ — Uhud'un eteği
Bugün Medine'nin kuzeyinde, Uhud dağının eteğinde, geleneğe göre Uhud'da ölenlerin gömüldüğü mezarlık, pek çok ziyaretçinin uğradığı bir yerdir; okçuların yerleştiği anlatılan küçük tepe de gösterilir. Bedir ise bugün Suudi Arabistan'da aynı adı taşıyan küçük bir kasabadır. Hendeğin kazıldığı anlatılan alanda, geleneğe göre kuşatmayla ilişkilendirilen küçük mescitler bulunur. Bu yerler, bir inanç topluluğunun kendi tarihini mekânlar üzerinden nasıl hatırladığını gösterir.
Birincil kaynak
Vâkıdî'nin dokuzuncu yüzyılın başında derlediği Kitabü'l-Megazi, Hz. Muhammed'in seferlerini ayrıntılı olarak anlatır. Wellhausen'in 1882'de yayımladığı kısaltılmış Almanca çevirisinde, Hendek'in kazılışı şöyle anlatılır:
Er berief einen Kriegsrat — im Kriege beriet er sich gerne — und fragte, ob man dem Feinde entgegen gehen solle, oder sich verschanzen […]. Von den Vorschlägen, die gemacht wurden, leuchtete am meisten der des Persers Salman ein, sich gegen die Reiterei durch einen Graben zu verschanzen. […] M. selber arbeitete mit; die Quraiza, damals noch gut Freund, liehen Schaufeln, Picken und Körbe. Einer jeden Familie war ihre Strecke zugeteilt.
Türkçesi: Bir savaş meclisi topladı, savaşta danışmayı severdi, ve düşmanın karşısına mı çıkılmasını, yoksa tahkimat mı yapılmasını sordu. […] Yapılan öneriler arasında en akla yatkın geleni, süvarilere karşı bir hendekle korunmayı öneren İranlı Selman'ınkiydi. […] Muhammed de işe katıldı; o sırada henüz dost olan Kurayza, kürek, kazma ve sepet ödünç verdi. Her aileye kendi kazacağı parça ayrılmıştı.
Kaynak: Vâkıdî, Kitabü'l-Megazi, «Hendek Savaşı» bölümü; Julius Wellhausen (çev.), Muhammed in Medina: Das ist Vakidi's Kitab al Maghazi in verkürzter deutscher Wiedergabe (Berlin: Georg Reimer, 1882), s. 192; Internet Archive. Türkçesi, Wellhausen'in Almancasından bizim.
- Metne göre hendek kararı nasıl alındı? Bir savaş meclisinin ve bir yabancının önerisinin kabul edilmesi, Medine'deki karar verme biçimi hakkında ne düşündürüyor?
- Metin, Kurayza'nın kazı için alet ödünç verdiğini anlatıyor. Bu ayrıntı, kuşatmanın ardından yaşanan olaylarla birlikte okunduğunda nasıl bir soru doğuruyor?
- «Her aileye kendi parçası ayrılmıştı» cümlesi, Medine toplumunun örgütlenmesi hakkında ne söylüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- W. Montgomery Watt (1956) — Medine dönemindeki seferleri, Mekke'yi ekonomik olarak zayıflatmaya ve bedevi kabileleri Medine'nin yanına çekmeye dönük tutarlı bir siyasetin parçaları olarak yorumladı; Uhud'u, Mekke'nin hedefine ulaşamadığı için gerçek bir Mekke zaferi saymadı.
- W. N. Arafat (1976) — Kurayza olayına dair anlatının, olaylardan bir buçuk yüzyıl sonra derlendiğini, erken dönem hukukçuların bu olayı neredeyse hiç anmadığını ve öldürülenlerin sayısının abartılmış olabileceğini ileri sürdü.
- M. J. Kister (1986) — Arafat'ın ve ona benzer kuşkuları dile getiren tarihçilerin görüşlerini, erken İslam kaynaklarındaki farklı rivayetleri ayrıntılı biçimde karşılaştırarak eleştirdi; anlatının ana çizgisinin erken kaynaklarda sağlam biçimde yer aldığını savundu.
- Rizwi Faizer (1996) — İbn İshak'ın siyeri ile Vâkıdî'nin megazisinde Medine Yahudilerinin nasıl anlatıldığını karşılaştırdı; iki yazarın aynı olayları farklı vurgularla sunduğunu ve bu anlatıların yazarlarının kendi kaygılarıyla birlikte okunması gerektiğini gösterdi.
Bu tartışma, tarihçinin en zor sorularından birini gündeme getiriyor: ağır bir olayı anlatan geç kaynaklarla nasıl çalışılır? Arafat ile Kister, aynı kaynaklara bakarak farklı sonuçlara varıyor; biri kuşkuyu, öbürü rivayetlerin tutarlılığını öne çıkarıyor. Faizer ise, iki anlatı arasındaki farkların kendisinin bir kaynak olduğunu hatırlatıyor. Watt'ın yaklaşımı, savaşları tek tek olaylar olarak değil, bir siyasetin parçaları olarak görmeyi öneriyor. Öğrencinin burada yapması gereken, bir tarafı hemen seçmek değil, her yazarın kanıtını nereden aldığını ve kuşkusunu ya da güvenini neye dayandırdığını adım adım izlemektir.
Derine İn
Bu dönemin savaşlarını anlatan kaynaklar, önceki bölümlerde gördüğümüz siyer eserlerinin bir alt türüdür: megazi, yani seferler literatürü. İbn İshak'ın siyeri, Medine dönemini büyük ölçüde seferler üzerinden anlatır; Vâkıdî ise yalnızca seferlere ayrılmış bir eser derlemiştir. Wellhausen'in de fark ettiği gibi, bu eserler toplumun iç gelişmesine değil, savaşlara ilgi gösterir; bu yüzden Medine'nin kurumsal tarihini yeniden kurmak için tarihçiler dolaylı yollara başvurmak zorunda kalır.
Megazi eserlerinin bir özelliği, ayrıntıya gösterdikleri ilgidir. Vâkıdî, her savaş için tarih, katılanların sayısı, ölenlerin adları ve boyları gibi uzun listeler verir. Bu listeler, sonraki kuşaklar için önemliydi: bir ailenin atasının Bedir'de bulunmuş olması, erken İslam toplumunda büyük bir saygınlık kaynağıydı ve maaş düzeninde bile bir ayrıcalık sağlıyordu. Bu yüzden tarihçiler, bu listelerin bir bölümünün sonraki ailelerin kendi saygınlıklarını kanıtlama çabasıyla genişlemiş olabileceğini göz önünde bulundurur.
Kronoloji de tartışmalıdır. Wellhausen, çevirisinin girişinde, Hendek'in İbn İshak'a göre hicretin beşinci yılının şevval ayında, Vâkıdî'ye göre ise bir ay sonra, zilkade ayında olduğunu not eder. Bu küçük farklar, iki yazarın farklı rivayet zincirlerine dayandığını gösterir. Rakamlar da benzer biçimde değişir: Bedir'deki Mekke ordusunun sayısı, kaynaklarda dokuz yüz ile bin arasında verilir.
Kurayza olayı üzerine tartışma da, kaynak eleştirisinin sınırlarını gösterir. Arafat'ın kuşkusu, özellikle erken dönem hukuk eserlerinin bu olayı savaş hukuku tartışmalarında örnek olarak kullanmamasına dayanıyordu. Kister ise, olayın erken hadis ve megazi derlemelerinde, birbirinden bağımsız görünen pek çok rivayette yer aldığını gösterdi. Tarihçilerin çoğu bugün, olayın ana çizgisinin gerçekleştiğini kabul eder; ama ayrıntılar, özellikle sayılar konusunda temkinli olmayı sürdürür. Bu konuyu incelerken, kaynakların yedinci yüzyıl Arabistan'ının savaş ve antlaşma teamüllerini yansıttığını, ama sonraki yüzyılların Müslüman-Yahudi ilişkileri tartışmalarında da farklı biçimlerde kullanıldığını hatırlamak gerekir.
Son olarak, bu savaşların anlatımı İslam düşüncesinde farklı amaçlara hizmet etmiştir. Bedir, sayıca az olanın inançla kazandığı bir zaferin örneği olarak; Uhud, itaatsizliğin ve dünya malına düşkünlüğün bedelinin bir dersi olarak; Hendek ise sabrın ve danışmanın değerinin bir örneği olarak anlatılmıştır. Tarihçi, bu ahlaki anlamları inkâr etmeden, olayların kendisi ile onlardan çıkarılan dersleri birbirinden ayırmaya çalışır.
Kur'an ile megazi eserleri arasındaki fark da ayrıca düşünülmelidir. Kur'an bu olaylara çoğu zaman ad vermeden, kısa göndermelerle değinir. Örneğin Haşr suresinin başındaki, «kitap ehlinden inkâr edenleri yurtlarından çıkaran» Tanrı'dan söz eden ayetler, İslam geleneğinde Nadir oğullarının sürgünüyle ilişkilendirilir; ama ayetin kendisi kabilenin adını vermez. Bu ilişkilendirmeyi yapan, sonraki tefsir ve siyer geleneğidir. Aynı şey Ahzab ve Âl-i İmrân surelerinin savaşlarla ilgili ayetleri için de geçerlidir. Tarihçi, Kur'an'ın kendi metnini, onu belirli olaylara bağlayan sonraki yorumlardan ayırarak okur; çünkü ikisi farklı zamanlara ve farklı kaygılara aittir. Bu ayrım, olayların inkârı değil, her bilginin hangi kaynaktan geldiğinin açıkça belirtilmesidir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Julius Wellhausen (çev.), Muhammed in Medina: Das ist Vakidi's Kitab al Maghazi in verkürzter deutscher Wiedergabe (Berlin: Georg Reimer, 1882).
- W. Montgomery Watt, Muhammad at Medina (Oxford: Clarendon Press, 1956).
- W. N. Arafat, «New Light on the Story of Banū Qurayẓa and the Jews of Medina», Journal of the Royal Asiatic Society 108/2 (1976), 100–107.
- M. J. Kister, «The Massacre of the Banū Qurayẓa: A Re-examination of a Tradition», Jerusalem Studies in Arabic and Islam 8 (1986), 61–96.
- Rizwi Faizer, «Muhammad and the Medinan Jews: A Comparison of the Texts of Ibn Ishaq's Kitāb sīrat rasūl Allāh with al-Waqidi's Kitāb al-maghāzī», International Journal of Middle East Studies 28/4 (1996), 463–489.
- J. M. Rodwell (çev.), The Koran (Londra: Williams and Norgate, 1861).
Arşiv ve kaynak
Wellhausen'in Vâkıdî özeti, 1882 basımının taramasıyla Internet Archive'da bulunuyor. Vâkıdî'nin eserinin Arapça metni ve İngilizce çevirisi yayımlanmıştır; megazi literatürünün Türkçe çevirileri de bulunur.
Açık sorular
- Medine'den kervan yollarına gönderilen ilk seferlerin asıl amacı neydi: ekonomik baskı mı, kayıpların telafisi mi, yoksa ittifak arayışı mı?
- Kurayza olayına dair anlatının ayrıntıları, özellikle sayılar, ne ölçüde güvenilirdir?
- Bedir listelerinin sonraki kuşakların saygınlık çabasıyla genişleyip genişlemediği nasıl sınanabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Bedir çatışmasına yol açan olay hangisidir? A) Mekke'nin Medine'yi kuşatması B) Suriye'den dönen bir Mekke kervanı C) Kaynuka oğullarının sürgünü D) Kıblenin değiştirilmesi
- (Hedef 1) Geleneğe göre Uhud'da Mekke süvarilerinin Medinelileri arkadan kuşatmasına ne yol açtı? A) Okçuların yerini bırakması B) Hendeğin yıkılması C) Kurayza'nın saldırısı D) Kervanın geri dönmesi
- (Hedef 1) Kaynaklara göre Medine'nin çevresine hendek kazılmasını kim önerdi? A) Sa'd b. Muaz B) Abdullah b. Übeyy C) Halid b. Velid D) Selman-ı Farisi
- (Hedef 2) Hendek kuşatmasından sonra Medine'nin iç düzeninde hangi değişiklik yaşandı? A) Mekke Medine'ye katıldı B) Medine Vesikası yeniden yazıldı C) Vahanın son büyük Yahudi kabilesi olan Kurayza ortadan kalktı D) Abdullah b. Übeyy topluluğun önderi oldu
- (Hedef 3) Kurayza olayına dair anlatının ayrıntılarında, özellikle sayılarda abartı olabileceğini ileri süren tarihçi kimdir? A) M. J. Kister B) W. N. Arafat C) W. Montgomery Watt D) Rizwi Faizer
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Üç çatışma, Medine'nin toplulukları arasındaki dengeyi nasıl bozdu?» sorusunu tartış. Cevabında kervan yolunun önemini, üç çatışmanın sonuçlarını, Vâkıdî'nin hendek anlatısını ve Yahudi kabilelerle ilişkilerin seyrini kullan; Arafat ile Kister'in Kurayza tartışmasını ya da Faizer'in iki kaynak arasındaki karşılaştırmasını değerlendir.
Cevaplar
- B — Bedir'e, Suriye'den dönen bir Mekke kervanı yol açtı.
- A — Okçuların yerini bırakması, kuşatmaya açık kapı bıraktı.
- D — Kaynaklara göre hendeği Selman-ı Farisi önerdi.
- C — Kuşatmanın ardından Kurayza ortadan kalktı.
- B — Bu görüş W. N. Arafat'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, Medine'nin Mekke'nin kervan yolunu tehdit edebilmesinin, çatışmaların temel nedeni olduğunu açıklar. Bedir'in topluluğa güven kazandırdığını, Uhud'un bir yenilgi olmasına rağmen Mekke'nin Medine'yi ele geçiremediğini, Hendek'in ise sayıca üstün bir ittifakı dağıttığını belirtir. Vâkıdî'nin hendek anlatısındaki savaş meclisini ve Kurayza'nın alet ödünç vermesini, sonraki olaylarla birlikte yorumlar. Kaynuka, Nadir ve Kurayza'nın beş yıl içinde vahadan ayrılmasının, Medine Vesikası'nın kurduğu düzeni nasıl değiştirdiğini tartışır. İyi bir cevap, Kurayza olayına dair tarihçilerin farklı görüşlerini değerlendirir ve ağır bir olayı anlatan geç kaynaklarla çalışmanın güçlüğünü kabul eder.
Sonraki bölüme köprü
Hendek'in ardından Mekke, Medine'yi askerî yoldan yenemeyeceğini gösteren bir kuşatmayı geride bırakmıştı. İslam geleneğine göre, bir yıl sonra, 628'de, Hz. Muhammed hac için Mekke'ye doğru yola çıktı; yolda, Hudeybiye denen yerde, iki taraf bir antlaşma imzaladı. İki yıl sonra ise Mekke, neredeyse hiç çarpışma olmadan Müslümanların eline geçti. Sonraki bölüm bu süreci ele alıyor: yıllarca savaşan iki kent nasıl uzlaştı, ve Mekke'nin fethi Arabistan'ın kabilelerini neden tek bir otoritenin çevresinde topladı?