Öğrenme hedefleri
- Justinianus'un Kuzey Afrika'da, İtalya'da ve İspanya'nın güneyinde yürüttüğü yeniden fetih savaşlarını, başlıca tarihleri ve komutanlarıyla sıralayabileceksin.
- Bu savaşların amacını ve bedelini, Procopius'un farklı eserlerinden ve Justinianus'un kendi yasalarından örneklerle karşılaştırabileceksin.
- Justinianus'un programının bir başarı mı, yoksa imparatorluğu yoran bir hayal mi olduğu konusundaki tarihçi görüşlerini değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir danışma meclisinde tek muhalif
532 yılının sonlarında, imparator Justinianus, Vandalların Kartaca'daki krallığına bir sefer düzenlemeye karar verdiğini danışmanlarına açıkladı. Salonda sessizlik oldu. Komutanlar, altmış beş yıl önce, 468'de, Vandallara karşı gönderilen büyük bir donanmanın nasıl yok edildiğini hatırlıyordu; hazine görevlileri de savaşın ne kadar para yutacağını hesaplıyordu. Ama kimse ağzını açmaya cesaret edemedi.
Yalnızca bir kişi konuştu: imparatorun en güçlü bakanı, Kapadokyalı Ioannes. Tarihçi Procopius'un aktardığına göre, Ioannes, imparatora Kartaca'nın karadan yüz kırk günlük uzaklıkta olduğunu hatırlattı. Oradan gelecek bir haber, olaydan bir yıl sonra ulaşabilirdi. Üstelik Sicilya ve İtalya başkalarının elindeyken, Afrika kazanılsa bile elde tutulamazdı. Justinianus, bir an için bu uyarıya kulak verdi ve kararından vazgeçer gibi oldu.
Sonra, Procopius'a göre, doğudan gelen bir piskopos saraya çıktı ve gördüğü bir rüyayı anlattı: Tanrı, Afrika'daki Hıristiyanları korumaktan korkan imparatoru azarlıyor, ona zafer vaat ediyordu. Justinianus bunun üzerine ordusunu toplamaya başladı. Otuz yıla yayılacak savaşlar böyle başladı. Bu bölümün sorusu şu: Justinianus Roma'yı yeniden kurmak mı istiyordu, ve istediyse, bunu başarabildi mi?
Bağlam — kaybedilmiş bir Batı
Justinianus, 527'de tahta çıktığında, Roma İmparatorluğu'nun Batı'daki toprakları çoktan yabancı krallıkların eline geçmişti. Kuzey Afrika'da Vandallar, İtalya'da Ostrogotlar, İspanya'da Vizigotlar, Galya'da Franklar hüküm sürüyordu. Bu kursun önceki kursunda, bu krallıkların nasıl kurulduğunu ve 476'nın nasıl sonradan bir dönüm noktasına dönüştüğünü görmüştük. Konstantinopolis'teki imparatorlar, bu krallıkları kâğıt üzerinde kendi egemenliklerine bağlı sayıyordu; ama gerçekte onlar üzerinde pek az denetimleri vardı.
Justinianus, bu durumu kabullenmeyen bir imparatordu. Balkanlar'ın iç kesimlerindeki küçük bir köyden gelen bir ailenin çocuğuydu; amcası I. Iustinus'un yanında yükselmişti. Tahta çıktıktan sonra, hem hukukta hem dinde hem de toprakta, imparatorluğu eski düzenine kavuşturmayı kendine görev edindi. Roma hukukunu yeniden derletti, kiliseyi tek bir inanç etrafında birleştirmeye çalıştı ve başkentini büyük yapılarla donattı. Hukuk derlemesini bu okulun daha önceki bir bölümünde, yeni başkent kilisesini ise bir sonraki bölümde ele alıyoruz. Bu bölüm, programın en pahalı ve en tartışmalı parçasına, savaşlara bakıyor.
Batı'ya dönebilmek için önce Doğu'yu güvenceye almak gerekiyordu. 532'de Justinianus, Sasani hükümdarı I. Hüsrev ile Ebedî Barış denen bir antlaşma imzaladı ve bunun karşılığında büyük miktarda altın ödedi. Aynı yıl, başkentte patlayan büyük bir isyan, onun tahtını neredeyse elinden alıyordu; bu isyanı iki bölüm sonra ayrıca ele alacağız. İsyanı bastıran ve doğu sınırını sakinleştiren imparator, gözünü Batı'ya çevirdi.
Gelişme — hızlı bir zafer, uzun bir savaş
Vandal Savaşı, yani Afrika seferi, beklenmedik ölçüde kolay geçti. 533 yazında, general Belisarius yaklaşık on beş bin askerle Kuzey Afrika kıyısına çıktı. Vandal kralı Gelimer, ordusunun bir bölümünü başka bir isyanı bastırmak için Sardinya'ya göndermişti. Belisarius, Eylül'de Kartaca yakınlarında Vandalları yendi ve kente girdi; Aralık'ta ikinci bir zafer kazandı. 534'te Gelimer teslim oldu. Yüz yıllık Vandal krallığı, birkaç ay içinde yıkılmıştı. Belisarius, Konstantinopolis'e döndüğünde, eski Roma'nın zafer alaylarını andıran bir törenle karşılandı. Esir Vandal kralı ve krallığın hazineleri kentin sokaklarında gezdirildi. Procopius'a göre bu hazineler arasında, yüzyıllar önce Kudüs'ten Roma'ya, oradan da Vandalların eline geçmiş olan eşyalar bile vardı. Tören, zaferin yalnız bir askerî başarı değil, Roma'nın kaybettiği bir mirasın geri alınışı olarak sunulduğunu gösteriyordu.
İtalya ise çok farklı bir öykü oldu. 535'te Belisarius Sicilya'yı aldı, 536'da Napoli'yi ve Roma'yı ele geçirdi. Ostrogot kralı Witiges, bir yıl boyunca Roma'yı kuşattı, ama kenti alamadı. 540'ta Belisarius, Ostrogotların başkenti Ravenna'ya girdi ve Witiges'i esir aldı. Savaş bitmiş görünüyordu. Ama tam bu sırada iki büyük felaket geldi. Aynı yıl, I. Hüsrev Ebedî Barış'ı bozarak Suriye'ye girdi ve imparatorluğun en büyük kentlerinden Antakya'yı yağmaladı. Bir yıl sonra, 541'de, büyük salgın imparatorluğa ulaştı; bu salgını önceki kursta ayrıntılı olarak incelemiştik.
İtalya'daki Gotlar, bu fırsatı değerlendirdi. Yeni kralları Totila, 540'larda yarımadanın büyük bölümünü geri aldı; Roma birkaç kez el değiştirdi. İmparatorluk, iki cephede, doğuda İran'a ve batıda Gotlara karşı savaşmak zorunda kaldı. Savaş, ancak 552'de, yaşlı komutan Narses'in büyük bir orduyla Totila'yı yenmesinden sonra sona erdi. Aynı yıllarda, Vizigot İspanyası'ndaki bir iç savaştan yararlanan imparatorluk, İspanya'nın güney kıyısında bir toprak parçası da ele geçirdi.
Dönüş noktası — zaferin bedeli
Justinianus 565'te öldüğünde, imparatorluk kâğıt üzerinde Akdeniz'in büyük bölümüne yeniden sahipti. Kuzey Afrika, İtalya, Sicilya, Sardinya, Korsika ve İspanya'nın güney kıyıları Konstantinopolis'e bağlıydı. Akdeniz, bir kez daha neredeyse bir «Roma gölü» olmuştu.
Ama bu zaferin bedeli çok ağırdı. İtalya, 535'ten 552'ye uzanan savaş yıllarında harap olmuştu. Kentleri defalarca kuşatılmış, tarlaları yakılmış, nüfusu azalmıştı. Kuzey Afrika'da, Vandal krallığının yıkılmasından sonra yerli Mağripli topluluklarla yıllarca süren savaşlar yaşandı. Hazine, savaşlar ve doğu sınırına ödenen altınlar yüzünden tükenmişti. Salgın, vergi ödeyecek ve askere yazılacak insanların sayısını azaltmıştı.
Bu bedelin en açık kanıtı, Justinianus'un ölümünden yalnızca üç yıl sonra geldi. 568'de, bir önceki kursun son bölümünde gördüğümüz gibi, Lombardlar kuzeyden yarımadaya indi. Yorgun imparatorluk, onları durduramadı; yarımadanın büyük bölümü birkaç yıl içinde yeniden elden çıktı. Yedinci yüzyılın ortalarından itibaren, Arap orduları Kuzey Afrika'ya ilerledi; 698'de Kartaca da düştü. Justinianus'un savaşlarla kazandığı toprakların çoğu, bir buçuk asır içinde yitirildi.
Yaygın yanlış«Justinianus'un yeniden fetihleri, Roma İmparatorluğu'nu eski gücüne kavuşturdu.»
Fetihler, Akdeniz'in büyük bölümünü kısa bir süre için yeniden imparatorluğa bağladı; ama bu toprakların çoğu, onun ölümünden sonraki birkaç on yıl içinde Lombardlara, sonra da Araplara kaptırıldı. Savaşlar, salgın ve doğu sınırındaki baskı, imparatorluğun kaynaklarını tüketti. Fetihlerin kalıcı mirası, topraktan çok hukukta, yapılarda ve imparatorluk ideolojisinde kaldı.
Cevap — bir hayalin sınırları
Öyleyse bu imparator, eski Roma'yı geri getirmeyi başardı mı? Hem evet hem hayır. 536 yasası, onun eski Roma'nın sınırlarını geri kazanmayı gerçekten umduğunu gösteriyor. Afrika'da ve İtalya'da, bu umudun bir bölümünü gerçekleştirdi. Ama Kapadokyalı Ioannes'in uyarısı haklı çıktı: uzak eyaletleri kazanmak, onları elde tutmaktan çok daha kolaydı. İmparatorluk, aynı anda Doğu'da İran'a, Batı'da Gotlara ve Balkanlar'da kuzeyden gelen akınlara karşı savaşacak kaynaklara sahip değildi.
Justinianus'un hayali, bir anlamda, Roma'nın büyüklüğünün geçmişte kaldığını kabul etmeyi reddetmekti. Bu reddediş, hukukta ve mimaride kalıcı eserler bıraktı; ama toprakta, kısa ömürlü bir genişleme ve uzun süren bir yorgunluk bıraktı.
Bugünle bağ — Ravenna'nın mozaikleri
Bugün İtalya'nın Ravenna kentinde, San Vitale Kilisesi'nin duvarlarında, Justinianus'u ve Theodora'yı saray görevlileri ve din adamlarıyla birlikte gösteren iki ünlü mozaik bulunur. Kilise, İtalya savaşlarının ortasında, Ravenna imparatorluğun eline geçtikten sonra tamamlandı. İmparator ve imparatoriçe, Ravenna'yı hiç ziyaret etmediler; ama mozaikler, onların varlığını kente taşıyordu. Bu görüntüler, yeniden fetih programının bir imge politikası da olduğunu gösterir: İtalya'ya, Roma'nın yeniden geldiğini duyurmak. Ravenna'nın erken Hıristiyan anıtları, bugün UNESCO Dünya Mirası listesindedir.
Birincil kaynak
Procopius, Ioannes'in konuşmasını şöyle aktarır:
If thou hast confidence that thou wilt conquer the enemy, it is not at all unreasonable that thou shouldst sacrifice the lives of men and expend a vast amount of treasure,; for victory, coming at the end, covers up all the calamities of war. But if in reality these things lie on the knees of God, and if it behoves us to fear the outcome of war, on what grounds is it not better to love a state of quiet rather than the dangers of mortal strife? Thou art purposing to make an expedition against Carthage, to which, if one goes by land, the journey is one of a hundred and forty days [...] And one might add that if thou art victorious over thy enemy, thou couldst not take possession of Libya while Sicily and Italy lie in the hands of others.
Türkçesi: Düşmanı yeneceğinden eminsen, insanların canını feda etmen ve büyük bir hazine harcaman akılsızca değildir; çünkü sonunda gelen zafer, savaşın bütün felaketlerini örter. Ama gerçekte bunlar Tanrı'nın dizlerindeyse ve savaşın sonucundan korkmamız gerekiyorsa, ölümcül bir çatışmanın tehlikeleri yerine huzuru sevmek neden daha iyi olmasın? Kartaca'ya bir sefer düzenlemeyi amaçlıyorsun; oraya karadan gidilirse yol yüz kırk gün sürer [...] Şunu da ekleyebiliriz: düşmanını yensen bile, Sicilya ve İtalya başkalarının elindeyken Libya'ya sahip olamazsın.
Kaynak: Procopius, Savaşlar, III.10.12–15; H. B. Dewing'in İngilizce çevirisi, Procopius: History of the Wars, cilt II (Cambridge, MA: Harvard University Press, Loeb Classical Library, 1916); LacusCurtius. Türkçesi bizim.
- Ioannes, savaşa karşı çıkarken hangi gerekçeleri kullanıyor? Bu gerekçeler, uzak eyaletleri yönetmenin güçlükleri hakkında ne söylüyor?
- Ioannes'in «Sicilya ve İtalya başkalarının elindeyken Afrika elde tutulamaz» uyarısı, sonraki olaylarla nasıl bir ilişki içinde?
- Procopius bu konuşmayı savaşlar bittikten sonra yazdı. Bu durum, onun Ioannes'in sözlerini aktarma biçimini nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- J. B. Bury (1923) — İmparatorluğu eski sınırlarına kavuşturma fikrinin Justinianus'un zihninde dolaştığını, ama bunun baştan belirlenmiş bir plan mı olduğunu söylemenin güç olduğunu yazdı; imparatorun fırsatları öylesine hızlı değerlendirdiğini, fırsat olmasaydı bahane yaratacağından kuşkulanılabileceğini ileri sürdü.
- Averil Cameron (1985) — Procopius'un üç eserini, Savaşlar'ı, Yapılar'ı ve Gizli Tarih'i birlikte okuyarak, aynı yazarın aynı imparatoru bir yerde övüp bir yerde yerden yere vurmasının nasıl anlaşılabileceğini tartıştı; Justinianus çağına bakışımızın büyük ölçüde bu tek yazarın farklı yüzlerine bağlı olduğunu gösterdi.
- Mischa Meier (2003) — Justinianus'un saltanatını iki döneme ayırdı: iyimser ve başarılı bir ilk dönem ile 540'lardan sonra savaşların, salgının ve doğal felaketlerin damgasını vurduğu bunalımlı bir ikinci dönem. Ona göre bu felaketler, imparatorun ve çağdaşlarının dünyaya bakışını derinden değiştirdi.
- Peter Heather (2018) — Batı'daki savaşların büyük bir yeniden kurma planının değil, Justinianus'un iç siyasetteki meşruiyet ihtiyacının ürünü olduğunu savundu; 532 isyanından sonra zayıflayan imparatorun, hızlı bir zaferle konumunu güçlendirmek istediğini ve büyük hayalin ancak Afrika'daki beklenmedik başarıdan sonra biçimlendiğini ileri sürdü.
Bu tartışma, «hayal» kelimesinin ne kadar yerinde olduğunu soruyor. Bury, bir fikrin varlığını kabul ediyor ama onu bir plan olarak görmüyor. Heather, bu fikri iç siyasetin bir aracı olarak yorumluyor. Meier, saltanatın ikinci yarısındaki felaketlerin hayali nasıl kararttığını gösteriyor. Cameron ise, bütün bu yorumların Procopius gibi çok yönlü bir yazara dayandığını hatırlatarak, kaynaklarımızın sınırlarına dikkat çekiyor.
Derine İn
Justinianus çağını anlamak, büyük ölçüde tek bir yazarı anlamak demektir. Procopius, Belisarius'un sekreteri olarak Afrika ve İtalya seferlerine katıldı ve Savaşlar'ı çoğu zaman bir görgü tanığı olarak yazdı. Yapılar'da, imparatorun yaptırdığı kiliseleri, kaleleri ve su yollarını övgüyle anlattı. Ama ölümünden sonra yayımlanan Gizli Tarih'te, aynı imparatoru ve eşi Theodora'yı insan kılığına girmiş şeytanlar olarak tasvir etti. Tarihçiler, bu üç eserin birbirleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu uzun süredir tartışır.
Bu tür abartılı anlatılar, tarihçileri başka kanıtlara yöneltir. Gizli Tarih'in rakamları, gerçek bir sayım değil, öfkeli bir yazarın dilidir; «milyonlarca» ölüden söz eden bir cümle, ölçülmüş bir kaybı değil, bir yargıyı aktarır. Tarihçi, bu yüzden, Procopius'un öfkesinin arkasındaki gerçek olayları, başka kaynaklarla ve kazı bulgularıyla karşılaştırarak ayıklamaya çalışır. Kuzey Afrika'daki kazılar, Justinianus döneminde bölgede yeni kaleler, kiliseler ve surlar yapıldığını gösteriyor. Procopius'un kendisi de Yapılar'da, imparatorun Afrika kentlerini yeniden surlarla çevirdiğini uzun uzun anlatır. Yani bölge, Gizli Tarih'in anlattığı kadar boş değildi; ama savaşların ve isyanların ağır bir bedel ödettiği de açık.
Savaşların bir başka boyutu, dinseldi. Vandallar ve Ostrogotlar, Hıristiyanlığın, imparatorluk kilisesinin sapkın saydığı Aryan mezhebine bağlıydı. Justinianus'un savaşları, bu yüzden, kendi kilisesinin gözünde, Batı'daki Hıristiyanları «sapkın» yöneticilerden kurtarma savaşları olarak da sunuldu. Afrika'nın fethinden sonra, Aryanlara ait kiliseler imparatorluk kilisesine verildi. Ama aynı imparator, kendi kilisesi içindeki ayrılıkları, özellikle Mısır ve Suriye'deki büyük toplulukların bağlı olduğu farklı öğretileri, birleştirmeyi başaramadı. Kimi tarihçiler, bu ayrılıkların bir sonraki yüzyılda Mısır ve Suriye halklarının imparatorluğa bağlılığını zayıflattığını düşünür; başkaları ise bu görüşün abartılı olduğunu, dinsel ayrılığın siyasal bir kopuşa kendiliğinden dönüşmediğini savunur.
Son olarak, Justinianus'un önceliklerini tartışmak gerekir. Tarihçiler, imparatorluğun gerçek tehlikesinin doğuda, İran sınırında ve Balkanlar'da olduğunu, Batı'daki savaşların bu cepheleri zayıflattığını sık sık vurgular. 540'ta Antakya'nın yağmalanması, bu tehlikenin en acı hatırlatıcısıydı. Balkanlar'da ise, Tuna'nın ötesinden gelen akınlar, Justinianus'un yaptırdığı yüzlerce kaleye rağmen durdurulamadı. Batı'daki zaferlerin, doğudaki ve kuzeydeki kayıplara değip değmediği sorusu, bu bölümün sorusunun en zor yanıdır. Bu soruya verilen cevap, çoğu zaman tarihçinin nereden baktığına bağlıdır: İtalya'dan bakan biri harap olmuş bir yarımada, Konstantinopolis'ten bakan biri ise Roma adını yeniden Akdeniz'in iki ucuna taşıyan bir imparator görür.
Uzman Notu
Temel literatür
- H. B. Dewing (çev.), Procopius: History of the Wars, cilt II–V (Cambridge, MA: Harvard University Press, Loeb Classical Library, 1916–1928).
- Rudolf Schöll ve Wilhelm Kroll (yay.), Corpus Iuris Civilis, cilt III: Novellae (Berlin: Weidmann, 1895).
- J. B. Bury, History of the Later Roman Empire from the Death of Theodosius I to the Death of Justinian, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1923).
- Averil Cameron, Procopius and the Sixth Century (Londra: Duckworth, 1985).
- Mischa Meier, Das andere Zeitalter Justinians: Kontingenzerfahrung und Kontingenzbewältigung im 6. Jahrhundert n. Chr. (Göttingen: Vandenhoeck & Ruprecht, 2003).
- Peter Heather, Rome Resurgent: War and Empire in the Age of Justinian (New York: Oxford University Press, 2018).
Arşiv ve kaynak
Procopius'un Savaşlar'ı, Yapılar'ı ve Gizli Tarih'i Dewing çevirisiyle, Bury'nin kitabı da tam metin olarak LacusCurtius'ta okunabiliyor. Justinianus'un yasaları, Schöll ve Kroll baskısıyla archive.org'da taranmış hâlde bulunuyor. Ravenna'daki San Vitale Kilisesi'nin mozaikleri bugün ziyaret edilebiliyor.
Açık sorular
- Justinianus'un yeniden fetih programı baştan planlanmış bir hedef miydi, yoksa Afrika'daki beklenmedik başarıdan sonra mı biçimlendi?
- Batı'daki savaşlar, imparatorluğun doğu ve Balkan sınırlarını ne ölçüde zayıflattı?
- Procopius'un Gizli Tarih'teki abartılı suçlamalarından, savaşların gerçek bedeli hakkında ne kadar bilgi çıkarılabilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Vandalların Afrika'daki krallığını yıkan Bizans generali kimdir? A) Narses B) Belisarius C) Totila D) Gelimer
- (Hedef 1) İtalya'daki Got Savaşı hangi komutanın 552'de Totila'yı yenmesiyle sona erdi? A) Belisarius B) Kapadokyalı Ioannes C) Narses D) Witiges
- (Hedef 2) Procopius'un anlattığına göre, Afrika seferine imparatorun önünde açıkça karşı çıkan bakan kimdir? A) Kapadokyalı Ioannes B) Belisarius C) Narses D) Procopius
- (Hedef 2) İmparatorun 536 yasasında dile getirdiği umut nedir? A) Perslerle sonsuza dek savaşmak B) Eski Romalıların iki okyanusa kadar tuttuğu toprakları geri kazanmak C) Başkenti Roma'ya taşımak D) Vandallarla ittifak kurmak
- (Hedef 3) Batı'daki savaşların Justinianus'un iç siyasetteki meşruiyet ihtiyacının ürünü olduğunu savunan tarihçi kimdir? A) J. B. Bury B) Averil Cameron C) Mischa Meier D) Peter Heather
Açık uçlu soru
(Hedef 3) «Justinianus'un yeniden fetihleri bir başarı mıydı, yoksa imparatorluğu yoran bir hayal mi?» sorusunu tartış. Cevabında Kapadokyalı Ioannes'in uyarısını, 536 yasasını, Afrika ve İtalya savaşlarının seyrini, Antakya'nın yağmalanmasını, salgını ve 568'deki Lombard istilasını kullan; Bury, Meier ve Heather'dan en az ikisinin yorumunu da cevabına kat.
Cevaplar
- B — Vandal krallığını Belisarius yıktı.
- C — Got Savaşı, Narses'in Totila'yı yenmesiyle sona erdi.
- A — Savaşa karşı çıkan bakan Kapadokyalı Ioannes'tir.
- B — Justinianus, eski Romalıların iki okyanusa kadar tuttuğu toprakları geri kazanmayı umuyordu.
- D — Bu görüş Peter Heather'a aittir.
Kapsamlı bir cevap, 536 yasasının Justinianus'un eski Roma'nın sınırlarını geri kazanmayı gerçekten umduğunu gösterdiğini, Afrika'nın hızla fethedildiğini, ama İtalya'daki savaşın yirmi yıla yakın sürdüğünü açıklar. Antakya'nın yağmalanması ve salgının imparatorluğun kaynaklarını nasıl tükettiğini, 568'de Lombardların İtalya'nın büyük bölümünü nasıl kolayca aldığını gösterir. İyi bir cevap, Kapadokyalı Ioannes'in uyarısının sonraki olaylarla nasıl doğrulandığını tartışır ve Bury'nin fırsatçı imparator yorumunu Heather'ın iç siyasete dayanan açıklamasıyla ya da Meier'in bunalım yorumuyla karşılaştırır.
Sonraki bölüme köprü
Justinianus'un savaşları Akdeniz'in iki ucunda sürerken, başkentte, sarayın hemen yanında, çağının en büyük kubbeli yapısı yükseliyordu. 532 isyanında yanan eski kilisenin yerine yapılan Ayasofya, yalnız beş yıl içinde tamamlandı. Bu yapı, iki matematikçi mimarın tasarladığı, yere oturmamış gibi görünen dev bir kubbeye sahipti. Sonraki bölüm, bu yapının nasıl inşa edildiğini soruyor: bu kubbe nasıl ayakta durdu, ve neden yirmi yıl sonra çöktü?