Öğrenme hedefleri
- Tarihte rastlantının, yani kimsenin planlamadığı ve öngöremediği olayların, sonuçları nasıl etkileyebildiğini Moğolların Japonya seferleri örneğiyle açıklayabileceksin.
- Rastlantıyı genel nedenlerle ilişkilendiren farklı yaklaşımları, Machiavelli'den Montesquieu'ye, Bury'den günümüz tarihçilerine kadar karşılaştırabileceksin.
- Bir olayda şansa atfedilen payın ne kadarının gerçekten rastlantı, ne kadarının onu mümkün kılan koşullar olduğunu değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir fırtına ve bir efsane
On üçüncü yüzyılın sonunda, dünyanın o güne kadar gördüğü en büyük kara imparatorluğunu yöneten Moğol hükümdarı Kubilay Han, gözünü denizin ötesine, Japonya'ya dikti. 1274'te ve 1281'de, Kore ve Çin limanlarından kalkan büyük filolar Japonya'nın güneybatısındaki Kyushu adasına saldırdı. İkinci seferde Moğol kaynakları yüz binin üzerinde askerden ve binlerce gemiden söz eder; sayılar abartılı olabilir, ama bu, dönemin en büyük deniz seferlerinden biriydi.
Ağustos 1281'de, filo Kyushu kıyılarında beklerken şiddetli bir tayfun bastırdı. Gemilerin büyük kısmı battı ya da parçalandı; karaya çıkamayan binlerce asker boğuldu, kıyıda kalanlar esir alındı ya da öldürüldü. Japonya'da bu fırtına, tanrıların ülkeyi korumak için gönderdiği «ilahi rüzgâr», yani kamikaze olarak anıldı. Yüzyıllar sonra aynı sözcük, İkinci Dünya Savaşı'nda başka bir anlamla yeniden kullanılacaktı. Bu bölüm, bu tayfunun sorduğu soruyu soruyor: tarihte şansın rolü nedir ve bir tarihçi onu nasıl hesaba katar?
Bağlam — rastlantı ve olumsallık
Rastlantı, gündelik dilde «şans» dediğimiz şeydir: bir fırtınanın zamanlaması, bir hastalığın bir hükümdarı genç yaşta öldürmesi, bir mektubun yanlış ele geçmesi. Bu tür olaylar, tarihin her döneminde karşımıza çıkar ve bazen büyük sonuçlar doğurur. Soru, bunların tarihsel açıklamada nasıl bir yer tutması gerektiğidir. Rastlantıyı ciddiye almayan bir tarihçi, her şeyi kaçınılmaz göstermekle suçlanabilir; rastlantıya fazla yer veren bir tarihçi ise açıklama yapmaktan vazgeçmiş gibi görünür.
Bu gerilim çok eskidir. Floransalı düşünür Niccolò Machiavelli, 1513'te yazdığı ve ölümünden sonra 1532'de yayımlanan Prens'in yirmi beşinci bölümünde, talihin, yani «fortuna»nın, insan işlerinin yaklaşık yarısını belirlediğini, öbür yarısını ise insanın iradesine ve becerisine bıraktığını yazdı. On yedinci yüzyılda Fransız düşünür Blaise Pascal ise, ölümünden sonra yayımlanan notlarında, bu soruyu akıldan çıkmayan bir imgeyle özetledi.
Gelişme — fırtınadan önce ne vardı?
Moğol filosunun kaderine dönelim. Tayfun gerçekten bir rastlantıydı: kimse onun ne zaman geleceğini bilemezdi. Ama tarihçiler, fırtınanın etkisinin neden bu kadar büyük olduğunu sorduklarında, rastlantının yanında başka etkenler de buldular.
İlki, Japon savunmasıydı. 1274'teki ilk saldırıdan sonra Kamakura şogunluğu, Hakata Körfezi kıyısı boyunca kilometrelerce uzanan taş bir savunma duvarı inşa ettirdi. 1281'de Moğol birlikleri bu duvar yüzünden kıyıya kolayca çıkamadı; filo, haftalarca denizde ya da kıyıya yakın adaların çevresinde beklemek zorunda kaldı. Japon savaşçıları küçük teknelerle gece baskınları düzenleyerek gemileri rahatsız ediyordu. Yani tayfun geldiğinde, filo tam da fırtınaya en açık olduğu yerde, korunaksız bir kıyıda toplanmış durumdaydı.
İkincisi, filonun kendisiydi. İkinci seferin güney kolu, Moğolların kısa süre önce fethettiği Güney Song topraklarında, acele ile toplanmış gemilerden oluşuyordu. Kyushu açıklarındaki Takaşima adası çevresinde yapılan su altı arkeolojisi kazıları, 1980'lerden itibaren bu filodan kalan gemi parçalarını, çapaları ve silahları gün ışığına çıkardı. Bu buluntuları inceleyen bazı araştırmacılar, aralarında sualtı arkeoloğu James Delgado'nun da bulunduğu bir grup, gemilerin bir kısmının açık denize uygun olmayan, belki nehir için yapılmış teknelerden ya da aceleyle onarılmış ticaret gemilerinden oluştuğunu ileri sürdü.
Bu bulgular tartışmalı; ama önemli bir şey gösteriyor: rastlantı, bir boşlukta gerçekleşmez. Fırtına aynıydı; onu felakete dönüştüren, filonun nerede, ne kadar süredir ve hangi gemilerle beklediğiydi. Bu koşullar da, Japon savunmasının, Moğol lojistiğinin ve seferin aceleyle hazırlanmasının ürünüydü.
Moğol tarafının kendi sorunlarını da unutmamak gerekir. İkinci sefer iki ayrı koldan planlanmıştı: biri Kore'den, öbürü güney Çin'den yola çıkacak ve Kyushu açıklarında buluşacaktı. İki kolun buluşması gecikti, komutanlar arasında anlaşmazlıklar çıktı ve askerlerin önemli bir kısmı, Moğolların yeni fethettiği ve sadakati kuşkulu bölgelerden toplanmıştı. Yani fırtına geldiğinde, filo yalnızca korunaksız bir kıyıda değil, iç uyumu zayıf bir ordu olarak da bekliyordu. Bir tarihçi, bu etkenlerin her birini tek tek sayarak, «fırtına olmasaydı ne olurdu» sorusunu daha dikkatli sorabilir: bu ordu, kıyıya çıkabilseydi bile Japon savunmasını ne kadar sürede aşabilirdi?
Yaygın yanlış«Moğollar Japonya'yı yalnızca şans eseri fethedemedi; fırtına olmasaydı kesinlikle kazanırlardı» diye düşünülür.
Bu yargı iki açıdan zayıftır: birincisi, Japon savunması ve Moğol filosunun sorunları fırtınadan önce de sonucu etkiliyordu; ikincisi, fırtına olmasaydı ne olacağı bir karşı-olgusal tahmindir ve kesinlikle bilinemez.
Dönüş noktası — genel nedenler, tikel nedenler
On sekizinci yüzyılda Fransız düşünür Montesquieu, 1734'te yayımladığı Roma üzerine incelemesinde, rastlantının tarihteki yerine ilişkin etkili bir formül önerdi. Ona göre dünyayı talih yönetmiyordu. Her devlette onu yükselten, ayakta tutan ya da çökerten genel nedenler, yani ahlaki ve fiziki nedenler iş başındaydı. Bir savaşın rastlantısal sonucu bir devleti yıkmışsa, bunun arkasında o devletin tek bir savaşla yıkılabilecek kadar zayıf olmasını sağlayan genel bir neden vardı.
Montesquieu'nün bu görüşü, rastlantıyı ortadan kaldırmaz, ama onu yerine koyar. Tikel bir olay, yani bir fırtına ya da bir savaş, sonucun zamanını ve biçimini belirleyebilir; ama o sonucun mümkün olması, daha derin koşullara bağlıdır. 1281 örneğinde, Montesquieu'cü bir tarihçi şunu sorar: Moğol seferinin başarısızlığını tek bir fırtınaya bağlayabilecek kadar kırılgan kılan neydi?
Yirminci yüzyılın başında İngiliz tarihçi J. B. Bury, rastlantıyı daha kesin tanımlamaya çalıştı. Bury'ye göre rastlantı, nedensiz bir olay değildi; birbirinden bağımsız iki ya da daha fazla nedensellik zincirinin, önceden öngörülemeyecek biçimde kesişmesiydi. Tayfunun oluşumu, kendi meteorolojik nedenleri olan bir zincirdi; Moğol filosunun Kyushu'ya gelişi, siyasi ve askerî nedenleri olan başka bir zincirdi. Bu iki zincirin Ağustos 1281'de aynı yerde kesişmesi, hiçbirinin kendi içinde açıklayamayacağı bir rastlantıydı.
Cevap — şansı ölçmek
Öyleyse tarihte şansın rolü nedir? Tarihçilerin çoğu bugün, şansın gerçek ve bazen belirleyici olduğunu kabul eder; ama onun etkisini, onu çevreleyen koşullar içinde değerlendirir. Şans, sonucu kendi başına belirlemez; hazır bekleyen bir durumu bir yöne ya da öbürüne iter. Machiavelli'nin metaforuyla, talih coşkun bir nehir gibidir; ama onun yıkıcılığı, insanların önceden set ve kanal inşa edip etmediğine bağlıdır.
Tarihçi için bu, şansa atfedilen her iddiayı iki soruyla sınamak anlamına gelir. Birincisi: bu olay gerçekten öngörülemez miydi, yoksa sonradan mı rastlantı gibi göründü? İkincisi: bu rastlantının büyük sonuçlar doğurmasını sağlayan koşullar nelerdi? 1281 tayfunu, birinci soruya «evet, öngörülemezdi» cevabını verir; ama ikinci soru, Japon savunmasını, Moğol lojistiğini ve filonun yapısını sahneye çıkarır.
Bir de rastlantının sonradan nasıl anlatıldığı meselesi var. Japonya'da 1281 fırtınası, ülkenin tanrılar tarafından korunduğu inancının kanıtı olarak yorumlandı; tapınaklar, düşmanı bozguna uğratan dualarının ödülünü talep etti. Böylece bir rastlantı, bir kimlik ve meşruiyet anlatısına dönüştü. Tarihçi, rastlantının kendisini olduğu kadar, onun sonradan nasıl anlamlandırıldığını da inceler. Kamikaze anlatısı, Japonya'nın dışarıdan gelen tehditlere karşı ilahi olarak korunduğu fikrini yüzyıllar boyunca besledi; bu fikir, yirminci yüzyılda milliyetçi propagandanın da kullandığı bir imgeye dönüştü. Bir fırtınanın tarihsel ağırlığı, yalnızca batırdığı gemilerle değil, sonradan taşıdığı anlamlarla da ölçülür.
Bugünle bağ — başarıyı şansa, başarısızlığı başkasına
Gündelik hayatta şansı nasıl kullandığımıza dikkat et. Bir sınavda iyi sonuç alan biri çoğu zaman bunu çalışmasına bağlar; kötü sonuç alan ise şanssızlığa. Kurumlar ve devletler de benzer biçimde davranır: başarılar planlamanın ve liderliğin eseri olarak, başarısızlıklar ise öngörülemeyen koşulların sonucu olarak anlatılır.
Bir haberde «beklenmedik bir gelişme» ya da «talihsiz bir olay» ifadesiyle karşılaştığında, Montesquieu'nün sorusunu sorabilirsin: bu olayın bu kadar büyük bir etki yaratmasını sağlayan koşullar neydi? Bu soru, şansı inkâr etmeden, sorumluluğun ve hazırlığın payını görmeyi sağlar.
Birincil kaynak
Niccolò Machiavelli, Prens'in «Talihin insan işlerinde neler yapabildiği ve ona nasıl karşı konulacağı» başlıklı yirmi beşinci bölümünde, şansın gücünü ve sınırlarını şöyle tartışır:
Nevertheless, not to extinguish our free will, I hold it to be true that Fortune is the arbiter of one-half of our actions, but that she still leaves us to direct the other half, or perhaps a little less. I compare her to one of those raging rivers, which when in flood overflows the plains, sweeping away trees and buildings […]; and yet, though its nature be such, it does not follow therefore that men, when the weather becomes fair, shall not make provision, both with defences and barriers […]. So it happens with fortune, who shows her power where valour has not prepared to resist her.
Türkçesi: Yine de özgür irademizi yok etmemek için, Talih'in eylemlerimizin yarısının hakemi olduğunu, ama öbür yarısını, ya da belki biraz daha azını, bizim yönetmemize bıraktığını doğru kabul ediyorum. Onu, taştığında ovaları basan, ağaçları ve binaları sürükleyen o coşkun nehirlerden birine benzetiyorum […]; ama doğası böyle olsa da, bundan, hava güzelleştiğinde insanların setler ve bentlerle önlem almayacakları sonucu çıkmaz […]. Talih de böyledir: gücünü, cesaretin ona karşı koymak için hazırlanmadığı yerde gösterir.
Kaynak: Niccolò Machiavelli, Il Principe (yazılışı 1513, yayımlanışı 1532), XXV. bölüm; W. K. Marriott'un İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Machiavelli, talihin insan işlerindeki payını nasıl tahmin ediyor?
- Nehir metaforu, rastlantı ile insan hazırlığı arasındaki ilişki hakkında ne söylüyor?
- Bu metin, 1281 tayfunu ve Japon savunma duvarı örneğine nasıl uygulanabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Montesquieu (1734) — Considérations sur les causes de la grandeur des Romains et de leur décadence'da dünyayı talihin değil, genel nedenlerin yönettiğini savundu; tikel bir olayın bir devleti yıkabilmesinin bile arkasında genel bir neden aradı.
- J. B. Bury (1916) — «Cleopatra's Nose» denemesinde rastlantıyı, birbirinden bağımsız nedensellik zincirlerinin öngörülemeyen biçimde kesişmesi olarak tanımladı; tarihçilerin rastlantının etkisini küçümsememesi gerektiğini ileri sürdü.
- Thomas Conlan (2001) — In Little Need of Divine Intervention'da Moğol seferlerini, bir Japon savaşçının yaptırdığı resimli tomarlar üzerinden yeniden inceledi; özellikle 1274 fırtınasının rolünün abartıldığını ve Japon savaşçılarının direnişinin sonucu belirlemede daha önemli olduğunu savundu.
- John Lewis Gaddis (2002) — The Landscape of History'de tarihçilerin olumsallık ile süreklilik arasında gidip geldiğini, iyi bir tarihsel açıklamanın ikisini de hesaba katması gerektiğini savundu.
Bu dört yaklaşım, şansın tarihteki yerini farklı biçimlerde belirliyor. Montesquieu şansı genel nedenlerin içine yerleştiriyor; Bury onu bağımsız zincirlerin kesişmesi olarak tanımlıyor; Conlan, şansa atfedilen bir olayda insan eyleminin payını yeniden öne çıkarıyor; Gaddis ise olumsallık ile sürekliliği aynı çerçevede düşünmeyi öneriyor. Conlan'ın çalışması, özellikle Japon ulusal belleğinde «ilahi rüzgâr» anlatısının, savaşan insanların payını nasıl gölgelediğini göstermesi bakımından önemli. Delgado gibi arkeologların sualtı buluntuları ise bu tartışmaya yazılı kaynakların dışından yeni bir kanıt türü ekliyor. Tartışmanın ortak sonucu, şansı ne yok saymanın ne de her şeyi ona bağlamanın doğru olduğudur.
Derine İn
Tarihçiler, bir olayda şansın payını değerlendirmek için birkaç yöntem kullanır. Bunlardan biri, rastlantının öngörülebilirliğini sormaktır. Bir tayfun, belirli bir günde öngörülemez; ama Kyushu çevresinde yaz sonunda tayfunların sık görüldüğü, bölgede yaşayanlar ve deneyimli denizciler tarafından biliniyor olabilirdi. Bu durumda soru şuna dönüşür: sefer planlayanlar bu riski biliyor muydu, biliyorlarsa neden göze aldılar? Bir rastlantının «tamamen beklenmedik» olup olmadığı, dönemin bilgisine bakılarak değerlendirilir.
Bir başka yöntem, rastlantının tekrarına bakmaktır. Eğer benzer bir olay farklı koşullarda da benzer sonuç doğurmuşsa, o sonucu yalnızca şansa bağlamak zorlaşır. Moğolların 1274'teki ilk seferi de başarısız oldu; bazı kaynaklar o seferde de bir fırtınadan söz eder, ama bu anlatının güvenilirliği tartışmalıdır. İki seferin de başarısız olması, tarihçileri, yalnızca şansa değil, Moğolların deniz aşırı seferlerdeki yapısal zorluklarına da bakmaya yöneltti. Moğollar, Vietnam ve Java seferlerinde de denizde ciddi güçlüklerle karşılaştı.
Bir diğer yöntem, kaynakların rastlantıyı nasıl anlattığına dikkat etmektir. Bir olayı şansa bağlamak, bazen bir sorumluluğu gizlemenin yolu olabilir. Yenilen bir komutan, yenilgisini fırtınaya bağlayarak kendi hatalarını örtebilir; kazanan taraf ise zaferini tanrıların desteğine bağlayarak kendi meşruiyetini güçlendirebilir. 1281'den sonra Japonya'da tapınakların kamikaze anlatısını yayması, onların şogunluktan ödül talep etmesiyle de bağlantılıydı. Tarihçi, rastlantı anlatılarının kimin işine yaradığını da sorar. Aynı soru öbür taraf için de geçerlidir: Yuan sarayının kayıtlarında seferin başarısızlığı büyük ölçüde fırtınaya ve bazı komutanların hatalarına bağlandı; bu, imparatorluğun gücüne dair iddiayı sarsmadan yenilgiyi açıklamanın uygun bir yoluydu.
Son olarak, bilimsel yöntemler rastlantıyı incelemeye yeni imkânlar kazandırdı. Su altı arkeolojisi, Takaşima çevresindeki batıkları inceleyerek filonun yapısını; jeoloji ve iklim tarihi ise, göl tortularındaki kum katmanlarını inceleyerek geçmişteki büyük fırtınaların izlerini ortaya çıkarmaya çalıştı. Bu tür çalışmalar, yazılı kaynakların anlattığı fırtınaların gerçekten yaşanıp yaşanmadığını ve ne kadar şiddetli olduğunu bağımsız kanıtlarla sınamayı mümkün kılıyor.
Burada bir ölçek sorununa da dikkat etmek gerekiyor. Tek bir olay düzeyinde bakıldığında, şans çok büyük görünebilir: bir fırtına, bir filoyu bir gecede yok eder. Ama birkaç yüzyıllık bir dönem düzeyinde bakıldığında, tek tek rastlantıların etkisi çoğu zaman daha derin eğilimlerin içinde erir. Moğol İmparatorluğu'nun deniz aşırı genişlemesi, Japonya'da da, Güneydoğu Asya'da da benzer sınırlara çarptı; bu tekrar, tek bir fırtınanın değil, bir kara imparatorluğunun denizdeki yapısal sınırlarının göstergesiydi. Tarihçi, şansın payını değerlendirirken hangi ölçekte konuştuğunu açıkça belirtmelidir: bir savaşın sonucu için belirleyici olan bir rastlantı, bir imparatorluğun uzun vadeli kaderi için ikincil kalabilir.
Bu yöntemlerin hepsi aynı ilkeye dayanır: şans, tarihçinin açıklamayı bıraktığı yer değil, açıklamanın başka bir biçimde sürdüğü yerdir. Bir rastlantıyı tanımak, onun neden bu kadar önemli sonuçlar doğurduğunu sormanın başlangıcıdır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Niccolò Machiavelli, Il Principe (Roma: Antonio Blado, 1532).
- Montesquieu, Considérations sur les causes de la grandeur des Romains et de leur décadence (Amsterdam: Jacques Desbordes, 1734).
- J. B. Bury, «Cleopatra's Nose», The Rationalist Press Association Annual (1916).
- Thomas D. Conlan, In Little Need of Divine Intervention: Takezaki Suenaga's Scrolls of the Mongol Invasions of Japan (Ithaca: Cornell East Asia Program, 2001).
- John Lewis Gaddis, The Landscape of History: How Historians Map the Past (New York: Oxford University Press, 2002).
- James P. Delgado, Khubilai Khan's Lost Fleet: In Search of a Legendary Armada (Berkeley: University of California Press, 2008).
Arşiv ve kaynak
Machiavelli ile Pascal'ın metinleri, eski İngilizce çevirileriyle Gutenberg kütüphanesinde serbestçe okunabiliyor; Montesquieu'nün incelemesinin 1758 tarihli bir Fransızca baskısını ise İnternet Arşivi'nin taramalarında sayfa sayfa görmek mümkün. Moğol seferlerinin en ünlü görsel kaynağı, Japon savaşçı Takezaki Suenaga'nın yaptırdığı resimli tomarlardır; Takaşima batıklarının buluntuları Japonya'da yerel müzelerde ve araştırma kurumlarında korunuyor.
Açık sorular
- 1274 seferinin sona ermesinde bir fırtınanın gerçekten rolü var mıydı, yoksa bu anlatı 1281'den sonra geriye doğru mu yayıldı?
- Takaşima batıklarındaki yapım özellikleri, filonun kalitesi hakkında ne kadar genelleme yapmaya izin verir?
- Bir tarihsel sonucu rastlantıya bağlamak, hangi durumlarda açıklamadan kaçmak anlamına gelir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Japonya'da 1281 fırtınasına verilen ad nedir? A) Kamikaze, yani ilahi rüzgâr B) Fortuna C) Tsunami D) Muson
- (Hedef 1) 1274 saldırısından sonra Japonlar Hakata Körfezi kıyısında ne inşa etti? A) Bir liman B) Bir tapınak C) Taş bir savunma duvarı D) Bir tersane
- (Hedef 2) Montesquieu'ye göre bir devlet tek bir savaşın rastlantısal sonucuyla yıkılmışsa, bunun arkasında ne vardır? A) Yalnızca şans B) O devletin tek bir savaşla yıkılabilecek kadar zayıf olmasını sağlayan genel bir neden C) Tanrıların iradesi D) Komutanın kişisel hatası
- (Hedef 2) J. B. Bury rastlantıyı nasıl tanımladı? A) Nedensiz bir olay olarak B) Tanrıların müdahalesi olarak C) Her zaman öngörülebilir bir olay olarak D) Birbirinden bağımsız nedensellik zincirlerinin öngörülemeyen biçimde kesişmesi olarak
- (Hedef 3) 1281 tayfununun etkisini değerlendirirken tarihçinin sorması gereken en önemli soru hangisidir? A) Fırtınanın hangi yönden estiği B) Fırtınanın bu kadar büyük bir sonuç doğurmasını hangi koşulların sağladığı C) Fırtınaya hangi adın verildiği D) Fırtınanın kaç gün sürdüğü
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Tarihten, sonucu sıklıkla şansa bağlanan bir olay seç. Olaydaki rastlantısal unsuru belirle; ardından Montesquieu'nün genel nedenler ile tikel nedenler ayrımını ve Bury'nin bağımsız zincirler tanımını kullanarak, rastlantının bu kadar büyük bir etki yaratmasını sağlayan koşulları gerekçeleriyle açıkla.
Cevaplar
- A — 1281 fırtınası Japonya'da kamikaze, yani ilahi rüzgâr olarak anıldı.
- C — Japonlar Hakata Körfezi kıyısında taş bir savunma duvarı inşa ettirdi.
- B — Montesquieu'ye göre rastlantının arkasında, devleti kırılgan kılan genel bir neden vardır.
- D — Bury, rastlantıyı bağımsız nedensellik zincirlerinin kesişmesi olarak tanımladı.
- B — Asıl soru, rastlantının büyük bir sonuç doğurmasını sağlayan koşullardır.
Güçlü bir cevap, rastlantısal unsuru ve onun öngörülemezliğini açıkça belirler; ardından bu unsurun etkisini büyüten ya da sınırlayan koşulları, yani savunma, lojistik, coğrafya ve kurumlar gibi etkenleri ayırır. Olayın sonradan nasıl anlatıldığına ve bu anlatının kimin işine yaradığına da değinebilir.
Sonraki bölüme köprü
Moğol filosunun büyüklüğü için verilen «yüz binin üzerinde asker» ve «binlerce gemi» gibi rakamlar, tarihçilerin temkinle yaklaştığı sayılardır: kim saydı, neden bu kadar büyük gösterdi? Sonraki bölüm bu kuşkuyu bir yönteme dönüştürüyor: rakamlar neden aldatır ve tarihte istatistik nasıl okunur?