İçeriğe geç

Bölüm DT-107.02 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

İskender 10 yılda dünyayı nasıl fethetti?

DT-107 Büyük İskender ve Helenistik Dünya

3.115 kelime · yaklaşık 14 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Dönem
MÖ 334–MÖ 324
Bölge
Anadolu · Levant · İran
Tema
Savaş · İmparatorluk
Kişiler
Büyük İskender · III. Dareios · Memnon · Ada · Mazaios · Bessos · Arrianos · Donald Engels · A. B. Bosworth · Pierre Briant · Waldemar Heckel · Ahmedi
Yerler
Çanakkale Boğazı · Granikos · Milet · Halikarnassos · İssos · Tyros · İskenderiye · Babil · Baktriya · İskenderun
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Büyük İskender'in MÖ 334 ile 324 arasındaki seferinin ana aşamalarını, Çanakkale Boğazı'ndan Baktriya'ya uzanan bir harita üzerinde sıralayabileceksin.
  • İskender'in başarısını açıklayan etkenleri, yani ordu, lojistik, kuşatma tekniği, yerel seçkinlerle kurulan ilişkiler ve Pers İmparatorluğu'nun yapısı arasındaki ilişkiyi değerlendirebileceksin.
  • İskender'in Dareios'a yazdığı mektubu ve Arrianos'un anlatısını, fetihlerin hem askerî hem de siyasi bir iddia olduğunu gösteren kaynaklar olarak okuyabileceksin.

Okuma metni

Kanca — zırhıyla kıyıya atlayan kral

MÖ 334 baharında, yirmi bir yaşındaki Makedonya kralı İskender, Avrupa ile Asya'yı ayıran dar boğazın, bugünkü Çanakkale Boğazı'nın kıyısına geldi. Arrianos'un aktardığı yaygın anlatıya göre, komutanın gemisinin dümenine kendisi geçti; boğazın ortasında deniz tanrısı Poseidon'a bir boğa kurban etti ve altın bir kadehle denize şarap döktü. Asya kıyısına ilk ayak basan, tam zırhını kuşanmış olan kralın kendisiydi. Ardından Troya'nın yıkıntılarına çıktı, Akhilleus'un mezarına çelenk koydu ve tapınaktan, Troya savaşından kaldığı söylenen eski silahları aldı.

Yanında, Arrianos'a göre, otuz bini biraz aşan piyade ve beş binden fazla süvari vardı. Karşısında ise Ege kıyılarından İndus ırmağına, Mısır'dan Orta Asya bozkırlarına uzanan, önceki kursta ayrıntılarıyla gördüğümüz Pers İmparatorluğu duruyordu. MÖ 324'e gelindiğinde, Pers krallarının yönettiği ülkelerin neredeyse tamamı Makedon kralına boyun eğmişti. Bu bölüm, çoğu zaman bir mucize gibi anlatılan bu olayı soruyor: bir kral, bu kadar kısa bir sürede bu genişlikte bir dünyayı nasıl ele geçirdi? Ve bu «ele geçirme», gerçekte neyi kapsıyordu?

Bağlam — çürümüş olmayan bir imparatorluk

İskender'in karşısındaki kral, MÖ 336'da, yani İskender'le hemen hemen aynı yıl tahta çıkan III. Dareios'tu. Dareios'un imparatorluğu, satraplıklar hâlinde örgütlenmiş, yolları, hazineleri ve vergi düzeniyle hâlâ işleyen bir yapıydı. Pers kralının elinde, İskender'in hayal bile edemeyeceği kadar altın, çok sayıda süvari ve Yunan dünyasından para karşılığında tutulmuş deneyimli paralı askerler vardı.

Ama bu büyük yapının bir zayıflığı da vardı: imparatorluğun batı sınırı, merkezden aylarca uzaktaydı ve oradaki savunma, kralın kendisine değil, yerel satraplara bırakılmıştı. İskender Asya'ya geçtiğinde, onu karşılayan kraliyet ordusu değil, Anadolu'daki satrapların topladığı bir kuvvetti. Bu kuvvetin komutanları arasında Rodoslu bir Yunanlı, Pers kralına hizmet eden paralı asker önderi Memnon da vardı.

Gelişme — kıyılar, kuşatmalar, iki savaş

Persler savaşmayı seçti. MÖ 334 baharının sonunda, Marmara'ya dökülen Granikos ırmağının (bugünkü Biga Çayı) kıyısında karşılaştılar. Granikos Savaşı'nda İskender, süvarisinin başında ırmağı geçti ve Pers süvarisini dağıttı. Kendisi de az kalsın öldürülüyordu; Arrianos, bir Pers soylusunun kılıcını kaldırdığı anda Makedon komutan Kleitos'un onun kolunu kestiğini anlatır. Savaştan sonra İskender, ele geçirilen üç yüz Pers zırhını Atina'ya, Akropolis'e adak olarak gönderdi ve üzerlerine şunu yazdırdı: «Filip oğlu İskender ve Lakedaimonlular dışındaki bütün Yunanlılar, Asya'da oturan barbarlardan alınan ganimetlerden bunu sunar.» Yazıt, seferin resmî gerekçesini, yani Yunanlıların Perslerden öç alacağını, ve bu birliğe katılmayan Sparta'yı aynı cümlede taşıyor.

Granikos'tan sonra Anadolu'nun batısındaki şehirlerin çoğu direnmeden teslim oldu. Lidya'nın başkenti Sardes kapılarını açtı. Ama iki büyük kıyı şehri, Milet ve Halikarnassos (bugünkü Bodrum), kuşatmayla alınmak zorundaydı; çünkü güçlü Pers donanması hâlâ Ege'deydi ve bu limanlar ona sığınak oluyordu.

Halikarnassos'ta İskender, siyasetin kılıç kadar etkili olabileceğini de gösterdi. Karya'nın eski hanedanından, tahtından uzaklaştırılmış kraliçe Ada, onu karşılamaya çıktı ve onu kendisine oğul edindi. İskender bu evlatlığı kabul etti ve kuşatmadan sonra bütün Karya'nın yönetimini Ada'ya bıraktı. Yerel bir soylunun meşruiyeti, yabancı bir fatihin egemenliğini yerel halkın gözünde kabul edilebilir kılıyordu. İskender, bu yöntemi sonraki yıllarda defalarca kullanacaktı.

Kışı Anadolu'nun içlerinde, Frig başkenti Gordion'da geçiren İskender, MÖ 333 sonbaharında Kilikya'ya indi. Bu kez karşısına Dareios'un kendisi, büyük kraliyet ordusuyla çıktı. İki ordu, İskenderun Körfezi'nin kıyısındaki dar ovada, İssos'ta karşılaştı. Dar arazi, Pers ordusunun sayı üstünlüğünü işe yaramaz hâle getirdi. İssos Savaşı'nda Makedon süvarisi Dareios'un bulunduğu merkeze yöneldi; Dareios savaş arabasını bırakıp kaçtı. Kralın ordugâhı, içindeki annesi, karısı ve çocuklarıyla birlikte İskender'in eline geçti. Antik yazarlar, İskender'in bu kadınlara kraliyet ailesine yaraşır bir saygıyla davrandığını ayrıca vurgular.

Dareios, kaçtıktan sonra İskender'e bir mektup gönderdi: ailesini geri istiyor, dostluk ve ittifak öneriyordu. İskender'in yanıtı, bu dersin birincil kaynağıdır ve bir kralın diğerine yazdığı en sert mektuplardan biridir. İskender, artık kendisine eşit biri olarak değil, «Asya'nın efendisi» olarak seslenilmesini istiyordu.

Dönüş noktası — adadaki şehir

İssos'tan sonra İskender, Dareios'un peşine düşmek yerine güneye, Fenike kıyısına yöneldi. Arrianos'un anlattığı gibi, Pers donanmasının çoğu Fenike şehirlerinin gemilerinden oluşuyordu; bu şehirler alınırsa donanma dağılacaktı. Byblos ve Sidon teslim oldu. Ama kıyıdan biraz açıkta, yüksek surlarla çevrili bir adanın üzerindeki Tyros, İskender'in kendi tanrısına, Herakles'e adanmış tapınağa girip kurban sunma isteğini geri çevirdi.

Makedonların gemisi yoktu; kara ordusu adaya ulaşamıyordu. İskender'in çözümü, denize bir yol yapmak oldu.

Surların üzerinden atılan oklar, ateş gemileri ve fırtınalar seti tekrar tekrar bozdu. İskender, teslim olan Fenike şehirlerinin ve Kıbrıs krallarının gemilerini toplayarak sonunda bir donanma da kurdu ve adayı denizden de kuşattı. Kuşatma yaklaşık yedi ay sürdü.

Tyros'un düşüşünden ve iki ay süren Gazze kuşatmasından sonra Mısır, İskender'e savaşmadan teslim oldu; Pers yönetiminden hoşnut olmayan Mısırlılar onu bir kurtarıcı gibi karşıladı. İskender burada, Nil deltasının batı ucunda, adını taşıyacak ve yüzyıllarca Akdeniz'in en büyük şehirlerinden biri olacak İskenderiye'yi kurdu. Artık bütün Doğu Akdeniz kıyısı onun elindeydi; Pers donanması, limansız kalarak dağılmıştı.

MÖ 331'de İskender iç bölgelere, Mezopotamya'ya yürüdü. Dicle'nin doğusunda, Gaugamela'da, Dareios'un yeniden topladığı orduyla karşılaştı ve onu yendi; bu savaşı bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. Ardından Babil, Susa ve Persepolis'in hazineleri ele geçti. Babil'de İskender, Gaugamela'da kendisine karşı savaşmış olan Pers soylusu Mazaios'u şehrin satrabı yaptı. Dareios ise doğuya kaçarken, MÖ 330 yazında, kendi satrabı Bessos ve yanındakiler tarafından öldürüldü.

Yaygın yanlış«Pers İmparatorluğu İskender geldiğinde çürümüş ve güçsüzdü; bu yüzden ilk darbede yıkıldı» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa bu görüş, büyük ölçüde Perslere düşman Yunan yazarlarından gelir. İmparatorluk, İskender'e karşı iki büyük kraliyet ordusu kurabildi, Ege'de onun donanmasından güçlü bir donanma tuttu ve birçok bölgede yıllarca direniş gösterdi. Pers düzeninin hızla el değiştirmesinin bir nedeni zayıflık değil, tam tersine, satraplıkların, yolların ve hazinelerin öylesine iyi işlemesiydi ki, İskender onları yıkmak yerine devralabildi.

Cevap — savaş, sabır ve devralma

Dareios'un ölümü seferi bitirmedi. İskender, MÖ 329 ile 327 arasında, bugünkü Afganistan, Özbekistan ve Tacikistan topraklarında, Baktriya ve Soğdiana'da, meydan savaşı değil, yerel beylerin yönettiği dağ kaleleri ve atlı akıncılara karşı yıpratıcı bir savaş verdi. İmparatorluğu ele geçirmek üç büyük savaş sürmüştü; doğusunu denetlemek, üç yıl. Sonunda bir Baktriyalı soylunun kızı Roksane ile evlenerek bölgenin aristokrasisiyle bağ kurdu. MÖ 326'da İndus'u geçti; Hindistan'da neden durduğunu dördüncü bölümde tartışacağız.

Öyleyse on yıllık seferin başarısı neye dayanıyordu? Bu dersin cevabı birkaç katmanlıdır. İlk olarak, babasından kalan, her mevsim savaşa hazır, kuşatma mühendisleri olan bir ordusu vardı. İkincisi, bu ordunun lojistiğini gidilecek yolu belirleyecek kadar ciddiye aldı: kıyıyı izledi, limanları aldı, teslim olan şehirlerin erzakıyla yürüdü. Üçüncüsü, Tyros'ta ve daha önce Thebai'de gösterdiği gibi, direnişe yıkıcı bir şiddetle karşılık verdi; bu, öteki şehirlerin kapılarını açmasını kolaylaştırdı. Dördüncüsü, Ada'da ve Mazaios'ta gördüğümüz gibi, yerel seçkinleri yerinde bırakarak Pers yönetim düzenini yıkmadan devraldı. Son olarak, şans ve Pers tarafının kararları da payını aldı: Granikos'ta az kalsın ölüyordu; Persler Memnon'u dinleseydi, sefer çok daha zor olabilirdi.

«Fetih» sözcüğü de burada dikkatle okunmalı. MÖ 324'te İskender'in imparatorluğu, haritada geniş bir alan kaplıyordu; ama bu alanın büyük bölümünde yönetim, eskisi gibi satraplar, yerel beyler ve tapınaklar eliyle yürüyordu. İskender'in fethettiği, bir imparatorluğun tepesiydi.

Bugünle bağ — iki İskender

İskender'in izleri bugün de haritada duruyor. İssos Savaşı'ndan sonra körfezin kıyısında kurulan şehir, «İssos yakınındaki İskenderiye» anlamına gelen adını yüzyıllar boyunca taşıdı; bugünkü İskenderun, adını bu kuruluştan alır. Mısır'daki İskenderiye ise hâlâ milyonlarca insanın yaşadığı bir şehir.

Ama İskender'in hatırası, farklı halkların belleğinde çok farklı biçimler aldı. Zerdüşt din adamlarının sonraki yüzyıllarda yazıya geçirdiği Orta Farsça metinlerde, İskender kutsal kitapları yakan «lanetli» bir yabancı olarak anılır. Buna karşılık Fars ve Türk edebiyatında o, bilge bir cihangire dönüştü: on dördüncü yüzyılın sonunda Anadolu'da şair Ahmedi, Türkçe İskendernâme'sini yazdı ve İskender'i bilgelik arayan bir hükümdar olarak anlattı. Aynı adam, bir halkın belleğinde yıkıcı, bir başkasınınkinde örnek bir kraldır. Tarihçinin işi, bu belleklerden birini seçmek değil, her birinin nereden geldiğini anlamaktır.

Birincil kaynak

Arrianos, İssos Savaşı'ndan sonra İskender'in Dareios'un mektubuna verdiği yanıtı şöyle aktarır:

[…] I, having been appointed commander-in-chief of the Greeks, and wishing to take revenge on the Persians, crossed over into Asia, hostilities being begun by you. […] Since I have vanquished your generals and viceroys in the previous battle, and now yourself and your forces in like manner, I am, by the gift of the gods, in possession of your land. […] But for the future, whenever you send to me, send to me as the king of Asia, and do not address to me your wishes as to an equal […]; and if you dispute my right to the kingdom, stay and fight another battle for it; but do not run away. For wherever you may be, I intend to march against you.

Türkçesi: […] Ben, Yunanlıların başkomutanı seçilerek ve Perslerden öç almak isteyerek, düşmanlığı siz başlattığınız için Asya'ya geçtim. […] Önceki savaşta komutanlarını ve satraplarını, şimdi de seni ve ordunu yendiğime göre, tanrıların armağanıyla ülken artık benim elimdedir. […] Bundan sonra bana bir şey göndereceğinde, Asya'nın kralına gönder; isteklerini bana eşitine yazar gibi yazma […]; krallık hakkımı tartışıyorsan, dur ve onun için bir savaş daha ver; ama kaçma. Çünkü nerede olursan ol, üzerine yürüyeceğim.

Kaynak: Arrianos, İskender'in Seferi, II.14; E. J. Chinnock'un İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. İskender, Asya'ya geçmesini hangi gerekçelerle haklı gösteriyor? Bu gerekçeler, Granikos'tan sonra Atina'ya gönderilen adak yazıtıyla nasıl bir bağ kuruyor?
  2. İskender, Dareios'un kendisine nasıl hitap etmesini istiyor? Bu istek, fethin askerî olduğu kadar siyasi ve simgesel bir iddia olduğunu nasıl gösteriyor?
  3. Arrianos bu mektubu yaklaşık beş yüz yıl sonra aktarıyor. Metnin gerçekten İskender'in kaleminden çıkmış olduğunu nereden bilebiliriz, ve bilemiyorsak onu yine de hangi soru için kullanabiliriz?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Donald Engels (1978) — İskender'in seferini lojistik açıdan yeniden hesapladı; ordunun erzakını uzun süre taşıyamadığını, bu yüzden güzergâhın büyük ölçüde deniz kıyısına, ırmaklara, hasat zamanına ve önceden teslim alınan şehirlere göre seçildiğini savundu.
  • A. B. Bosworth (1988) — Seferi ve kurulan yönetimi bütünlüklü biçimde inceledi; İskender'in askerî yeteneğini kabul etmekle birlikte, fethin kıyımlar, yıkılan şehirler ve fethedilen halklar için ağır bedelleri olduğunu vurguladı.
  • Pierre Briant (2003) — Olaylara Pers tarafından baktı; Dareios'un korkak ve imparatorluğunun çürümüş olduğu imgesinin Yunan ve Roma yazarlarının kurgusu olduğunu, Pers yönetiminin son yıllarında da etkili biçimde işlediğini savundu.
  • Waldemar Heckel (2008) — Fetihleri kısa bir sentezde anlattı; İskender'in kişisel rolünün yanında, Filip'ten devralınan ordunun, komutanların ve Makedon soylularının seferdeki ağırlığını öne çıkardı.

Bu dört tarihçi aynı olayları anlatıyor, ama farklı sorular soruyor. Engels, İskender'in «nasıl» ilerlediğini sorarak dikkatimizi kahramanlıktan ekmeğe, suya ve hayvan yemine çeviriyor. Bosworth, «ne pahasına» sorusunu ekliyor ve fetih anlatısının içinde kalan kurbanları görünür kılıyor. Briant, soruyu tersine çeviriyor: Persler neden yenildi, değil, Pers düzeni neden bu kadar kolay el değiştirdi? Heckel ise tek bir dâhinin hikâyesini, bir ordunun ve bir aristokrasinin ortak işine dönüştürüyor; ona göre İskender'in kararları, onu izleyen subayların desteği olmadan uygulanamazdı. Bu yaklaşımlar birbirini dışlamıyor; ama her biri, İskender'in «dünyayı fethetmesi» cümlesinin farklı bir sözcüğünü sorguluyor.

Derine İn

İskender'i anlatan elimizdeki bütün tarihler, ondan çok sonra yazıldı. Seferin içinden yazılmış eserler vardı: İskender'in resmî tarihçisi Kallisthenes'in, komutanı ve sonradan Mısır kralı olan Ptolemaios'un, seferde bulunan Aristobulos'un anıları. Bunların hiçbiri bize ulaşmadı. Arrianos, MS ikinci yüzyılda, Roma İmparatorluğu'nda bir yönetici olarak yaşarken, esas olarak Ptolemaios ile Aristobulos'u izlediğini kendisi söyler; ikisi aynı şeyi anlatıyorsa doğru kabul ettiğini, ayrıldıklarında daha inandırıcı bulduğunu seçtiğini belirtir. Bu, Arrianos'un anlatısının hem gücü hem de sınırıdır: kaynakları seferin içindendi, ama İskender'in yanındaki insanlardı ve onu olabildiğince iyi göstermek için nedenleri vardı. Başka bir gelenek, Diodoros'un, Curtius Rufus'un ve Plutarkhos'un metinlerinde izlenen, daha romantik ve kimi zaman daha eleştirel bir anlatıdır.

Engels'in lojistik hesabı, bu kaynaklarda kolayca gözden kaçan bir gerçeği görünür kıldı. On binlerce asker, binlerce at ve yük hayvanı, her gün tonlarca yiyecek ve su tüketiyordu. Hayvanlar yiyecek taşıdıkça kendileri de yiyor, yük katarı uzadıkça daha fazla yiyecek gerekiyordu; bu yüzden bir ordu, sırtında ya da arabalarında ancak birkaç günlük erzak taşıyabilirdi. Deniz yoluyla ya da ırmak tekneleriyle erzak getirmek, karadan taşımaktan çok daha ucuzdu. Bu hesap, İskender'in neden önce kıyıyı izlediğini, neden bazı bölgelere hasat mevsiminde girdiğini, neden önüne gönderdiği elçilerle şehirlerin teslimini ve erzak hazırlamasını önceden istediğini açıklıyor. Bu hesabın en acı kanıtı, seferin sonlarında, Hindistan'dan dönüşte, bugünkü Belucistan'ın çölünü geçerken geldi: Gedrosia çölünde ordu, erzak ve su bulamadığı için ağır kayıplar verdi.

Fetihlerin bir başka yüzü, kuşatmalardı. İskender'in ordusu, açık alanda savaşmak kadar, şehir ve kale almakta da ustalaşmıştı. Tyros'un toprak seti, yüksek bir tepenin üzerindeki Gazze'yi çevreleyen yapay toprak rampalar, Soğdiana'da, sarp bir kayanın üzerindeki kaleyi almak için dağcılık bilen askerlerin iplerle ve demir kazıklarla gece boyunca tırmanması, bu ustalığın örnekleridir. Arrianos'un anlattığına göre, bu son kuşatmada kale savunucuları, Makedonlara ancak kanatlı askerlerin kaleyi alabileceğini söyleyerek alay etmişlerdi; ertesi sabah, kayanın tepesinde Makedon askerlerini görünce teslim oldular.

Fethin ekonomik tarafı da önemlidir. Susa'da ve Persepolis'te ele geçirilen Pers hazinelerindeki büyük miktarda altın ve gümüş, İskender'in ordusunu yıllarca beslemesine, paralı asker tutmasına ve askerlerine cömert ödemeler yapmasına olanak verdi. Bu değerli madenlerin önemli bir kısmı sonradan sikke olarak basılıp dolaşıma girdi; bazı tarihçiler, bunun Doğu Akdeniz ekonomisini canlandırdığını düşünüyor. Pers krallarının yüzyıllar boyunca biriktirdiği servet, böylece imparatorluğu yıkan orduyu finanse etti.

Son olarak, İskender'in şiddeti, fetih anlatısından ayrılamaz. Asya'ya geçmeden bir yıl önce, MÖ 335'te, ayaklanan Thebai'yi yerle bir etmişti. Tyros ve Gazze'de direnenler öldürüldü ya da köle yapıldı. Baktriya ve Soğdiana'da ve sonra Hindistan'da, direnen kasabaların halkı kılıçtan geçirildi. Tarihçiler, bu şiddeti antik savaşın olağan kuralları içinde mi, yoksa İskender'in kendi sertliğinin bir ifadesi olarak mı okumak gerektiğini tartışıyor. Hangi okumayı seçersek seçelim, on yıllık fethin hızı, pek çok şehir için bu şiddetin önceden bilinmesiyle ilgiliydi.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Arrian, The Anabasis of Alexander, çev. E. J. Chinnock (Londra: Hodder and Stoughton, 1884).
  • Donald W. Engels, Alexander the Great and the Logistics of the Macedonian Army (Berkeley: University of California Press, 1978).
  • A. B. Bosworth, Conquest and Empire: The Reign of Alexander the Great (Cambridge: Cambridge University Press, 1988).
  • Pierre Briant, Darius in the Shadow of Alexander, çev. Jane Marie Todd (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2015; Fransızca aslı 2003).
  • Waldemar Heckel, The Conquests of Alexander the Great (Cambridge: Cambridge University Press, 2008).
  • Peter Green, Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography (Berkeley: University of California Press, 1991).

Arşiv ve kaynak

Arrianos'un Chinnock çevirisi Project Gutenberg'de tam metin olarak bulunuyor; kitap ve bölüm numaraları bu derste verilen atıfların izlenmesini sağlıyor. Diodoros'un on yedinci kitabı ve Curtius Rufus'un İskender tarihi, İskender'in öteki antik anlatılarını karşılaştırmak için başlıca kaynaklardır. İssos ve Granikos savaş alanlarının tam yerleri, kıyı çizgisinin ve ırmak yataklarının zamanla değişmesi yüzünden hâlâ tartışmalıdır. Ahmedi'nin İskendernâme'si için Türkiye'deki yazma koleksiyonlarında birden çok nüsha korunuyor; metnin bilimsel neşirleri de yapılmıştır.

Açık sorular

  • Arrianos'un aktardığı Dareios–İskender yazışması gerçek mektuplara mı dayanıyor, yoksa sonradan kaleme alınmış edebî bir kurgu mu?
  • Persler Memnon'un yakıp yıkma stratejisini uygulasaydı, İskender'in seferi başarısız olur muydu?
  • İskender'in kurduğu yönetim, Pers yönetiminin bir devamı mıydı, yoksa gerçekten yeni bir düzen miydi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) İskender'in Asya'daki ilk büyük meydan savaşı hangi ırmağın kıyısında yapıldı? A) Dicle B) Granikos C) İndus D) Nil
  2. (Hedef 2) Arrianos'a göre İskender, Milet'ten sonra donanmasını dağıtarak Pers filosunu nasıl etkisiz bırakmayı düşündü? A) Pers donanmasını satın alarak B) Mısır'dan yeni gemiler getirerek C) Kıyı şehirlerini ele geçirip filoyu limansız bırakarak D) Pers kralıyla barış yaparak
  3. (Hedef 1) Makedonların kıyıdan adaya uzanan bir toprak set yaparak kuşattığı Fenike şehri hangisidir? A) Sidon B) Byblos C) Gazze D) Tyros
  4. (Hedef 3) İskender, İssos'tan sonra yazdığı mektupta Dareios'tan kendisine nasıl hitap etmesini istedi? A) Asya'nın kralı olarak B) Makedonların kralı olarak C) Yunanlıların müttefiki olarak D) Dareios'un kardeşi olarak
  5. (Hedef 2) İskender'in Halikarnassos kuşatmasından sonra bütün Karya'nın yönetimini bıraktığı kişi kimdir? A) Memnon B) Mazaios C) Ada D) Bessos

Açık uçlu soru

(Hedef 2) İskender'in on yıllık fethini açıklayan etkenleri, bu dersteki kaynaklardan yararlanarak değerlendir: Memnon'un reddedilen öğüdü, Milet'ten sonra donanmanın dağıtılması, Tyros kuşatması ve Dareios'a yazılan mektup. Ardından Engels'in lojistiğe dayanan açıklamasını ve Briant'ın Pers tarafından bakan yorumunu karşılaştırarak, sence fethin hızını en iyi hangi etkenin açıkladığını gerekçeleriyle tartış.

Cevaplar

  1. B — İlk büyük meydan savaşı Granikos ırmağının kıyısında yapıldı.
  2. C — İskender, kıyı şehirlerini alarak Pers filosunu limansız bırakmayı düşündü.
  3. D — Toprak setle kuşatılan şehir Tyros'tur.
  4. A — İskender, kendisine Asya'nın kralı olarak seslenilmesini istedi.
  5. C — Karya'nın yönetimi Ada'ya bırakıldı.

Güçlü bir cevap, Memnon sahnesinden İskender'in ordusunun yerel erzaka bağımlı olduğunu, donanma kararından seferin güzergâhının kıyıya bağlandığını, Tyros'tan direnişe verilen sert karşılığın öteki şehirler üzerindeki etkisini ve mektuptan fethin simgesel bir iddia da olduğunu çıkarır. Engels'in açıklamasının güzergâhı, Briant'ın yorumunun ise Pers düzeninin neden bu kadar hızlı el değiştirdiğini açıkladığını belirtir ve tek bir etkeni seçse bile ötekilerin katkısını kabul ederek gerekçelendirir.

Sonraki bölüme köprü

Bu derste Gavgamela'yı tek bir cümleyle geçtik; oysa İssos'tan iki yıl sonra Dareios, doğunun atlılarını, tırpanlı arabalarını ve fillerini toplayıp bu kez dar bir kıyı ovasını değil, önceden düzlettiği geniş bir düzlüğü seçmişti. Savaştan on bir gün önce iki ordugâhın üzerinde ay tutuldu ve Babil'in gökbilimcileri bunu kil bir tablete yazdı. Sonraki bölüm o günü açıyor: Gavgamela'da ne oldu, ve tek bir savaş bir imparatorluğun sonunu nasıl getirdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: dar bir boğazı geçen gemiler; zırhlı bir figürün kıyıya atlaması; bir harita üzerinde Ege'den İndus'a yayılan geniş bir imparatorluk.
  • 1:10–3:05 Bağlam: bir çadırda tartışan komutanlar; yanmayan ekin tarlaları.
  • 3:05–5:40 Gelişme: bir ırmağı geçen süvariler; limanlarından uzaklaşan gemiler; bir kraliçenin genç kralı karşılaması; dar bir ovada karşılaşan iki ordu.
  • 5:40–7:55 Dönüş noktası — Tyros: denize doğru uzayan bir toprak set; bir adanın surlarına yaklaşan kuleler; ardından haritada Mısır'dan Baktriya'ya ilerleyen bir çizgi.
  • 7:55–9:30 Kapanış: iki kitabın sayfaları, biri yanan kutsal metinler, öbürü bir cihangirin bilgelik arayışı.

Kişiler yüzsüz silüet; kuşatma ve savaşlar, yıkılan surlar ve dağılan saflarla simgesel olarak verilir.