İçeriğe geç

Bölüm DT-102.12 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Mezopotamya nasıl sona erdi?

DT-102 Mezopotamya

2.658 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 626–100
Bölge
Mezopotamya · İran
Tema
İmparatorluk · Dil ve yazı · Tarihyazımı
Kişiler
Nabonid · Kyros · Herodotos · Büyük İskender · I. Seleukos · Abraham Sachs · Paul-Alain Beaulieu · Markham Geller
Yerler
Babil · Uruk · Seleukeia · Dicle · Teyma · Opis
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Babil'in MÖ 539'da Perslerin eline geçişini, farklı kaynakların bu olayı nasıl anlattığını karşılaştırarak açıklayabileceksin.
  • Pers, Makedon ve Seleukos egemenliği altında Mezopotamya kültürünün nasıl değiştiğini ve çivi yazısının nasıl yavaş yavaş ortadan kalktığını değerlendirebileceksin.
  • Bir uygarlığın «sonu»nun tek bir tarihle mi, yoksa uzun bir dönüşüm süreciyle mi açıklanması gerektiğini tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — son tablet

Bir uygarlık ne zaman sona erer? Mezopotamya için bu sorunun cevaplarından biri, beklenmedik bir yerden, bir gökbilimcinin tabletinden gelir. Amerikalı Asurbilimci Abraham Sachs, 1970'lerde, tarihi kesin olarak belirlenebilen en son çivi yazılı tabletleri inceledi. Bunlar, gezegenlerin ve ayın hareketlerini önceden hesaplayan astronomi almanaklarıydı. En sonuncusu, bugünkü takvimle yaklaşık MS 75 yılına aitti.

O tarihte Babil, bir imparatorluğun başkenti olmaktan çıkalı altı yüz yıldan fazla olmuştu. Kentin sokakları büyük ölçüde boşalmış, Yunanca ve Aramice, Akadcanın yerini almıştı. Ama tapınaklarda, bir avuç bilgin, üç bin yıllık yazıyı kullanmaya ve gökyüzünü kil tabletlere kaydetmeye devam ediyordu. Mezopotamya, bir savaşla bir gecede değil, yüzyıllara yayılan bir sessizlikle sona erdi. Bu bölüm, bu uzun sonun hikâyesini soruyor.

Bağlam — son Babil krallığı

Asur'un MÖ 612'de yıkılmasından sonra, Mezopotamya'nın büyük bölümü yeniden Babil'in yönetimine geçti. Nabopolassar'ın kurduğu ve oğlu II. Nebukadnezar'ın doruğa ulaştırdığı bu devlet, Yeni Babil Devleti olarak anılır.

Yeni Babil Devleti'nin son kralı Nabonid, MÖ 556'da tahta çıktı. Nabonid, alışılmadık bir kraldı. Babil'in baş tanrısı Marduk yerine, ay tanrısı Sin'e özel bir bağlılık gösterdi. Saltanatının yaklaşık on yılını, Babil'den uzakta, Arabistan'daki Teyma vahasında geçirdi; bu sürede Babil'in yönetimini oğluna bıraktı. Kralın yokluğunda, Babil'in en önemli dinsel töreni olan Yeni Yıl Bayramı yapılamadı. Bu durum, Babil'in rahiplerinin ve seçkinlerinin bir kısmını kraldan uzaklaştırdı. Nabonid'in neden Teyma'ya gittiği tartışmalıdır: bazı araştırmacılar Arabistan'ın ticaret yollarını denetlemek istediğini, bazıları bir hastalık ya da dinsel bir arayış içinde olduğunu, bazıları da Babil'deki muhalefetten uzaklaştığını düşünüyor. Kesin olan, onun yokluğunun sonradan onu kötüleyen anlatılara zengin bir malzeme sağladığıdır.

O sırada doğuda, İran'da, Pers kralı Kyros hızla güçleniyordu. Kyros, Medleri, ardından Anadolu'daki Lidya krallığını yendi ve Mezopotamya'ya yöneldi. Birkaç on yıl içinde, İran'ın dağlarından çıkan bu güç, Ege kıyılarından Orta Asya'ya kadar uzanan, o güne dek eşi görülmemiş genişlikte bir imparatorluk kuracaktı.

Gelişme — Babil'in düşüşü: iki anlatı

MÖ 539'da Kyros, Dicle kıyısındaki Opis'te Babil ordusunu yendi ve birkaç gün sonra Babil'e girdi. Bu olay, farklı kaynaklarda çok farklı biçimlerde anlatılır.

Yunan tarihçi Herodotos, yaklaşık bir yüzyıl sonra yazdığı eserinde, dramatik bir hikâye anlatır: Kyros, Fırat'ın suyunu bir kanalla başka yöne çevirmiş, nehrin yatağı bir adamın uyluğuna kadar alçalınca askerleri kuru yatağı izleyerek kente girmişti. Kentin merkezindeki Babilliler bir bayramı kutladıkları için, kentin kenarlarının düştüğünü fark etmemiş, dans etmeyi sürdürmüştü.

Babil'in kendi kayıtları ise başka bir tablo çizer.

İki anlatı arasındaki fark, tarihçinin sık sık karşılaştığı bir sorunu gösterir. Herodotos, olaydan bir yüzyıl sonra, belki Babil'de duyduğu hikâyelere dayanarak yazıyordu; kroniği ise Babil'in kendi kâtipleri tutuyordu. Ama kronik de tarafsız değildi: Kyros döneminde yazılmış olabilecek bu kayıt, yeni kralın barışçı ve meşru bir hükümdar olarak sunulmasına uygun düşüyordu. Kyros'un kendi adına hazırlatılan metinler de, onu Babil tanrısı Marduk'un seçtiği ve Babil halkını Nabonid'in kötü yönetiminden kurtaran bir kral olarak anlatır. Kazanan tarafın propagandası, kaybeden kralın imgesini yüzyıllar boyunca belirledi.

Yaygın yanlış«Babil, Perslerin eline geçtiğinde yakılıp yıkıldı ve Mezopotamya uygarlığı o gün sona erdi» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa Babil, Pers yönetimi altında büyük ve zengin bir kent olarak yaşamaya devam etti; tapınakları çalıştı, kâtipleri tablet yazdı, tüccarları ticaret yaptı. Mezopotamya'nın siyasi bağımsızlığı MÖ 539'da sona erdi; ama kültürü, dili ve yazısı yüzyıllar boyunca yaşadı.

Dönüş noktası — Yunanlıların gelişi

Babil, iki yüzyıl boyunca Pers İmparatorluğu'nun en zengin eyaletlerinden biri oldu. Pers yönetimi her zaman sorunsuz değildi: MÖ 484 civarında Babil'de çıkan ayaklanmalar, Pers kralı Kserkses döneminde bastırıldı; bazı araştırmacılar, bu dönemde Babil'in eski ayrıcalıklarının kısıldığını düşünüyor. Ama kentin tapınak ve ticaret hayatı, Pers egemenliği altında da sürdü; Murašu adlı bir Nippur ailesinin binlerce belgesi, bu dönemin canlı ekonomisini gösteriyor. MÖ 331'de Makedonya kralı Büyük İskender, Pers ordusunu yendikten sonra Babil'e girdi. İskender, Babil'i doğudaki imparatorluğunun başkenti yapmayı düşünüyordu; ama MÖ 323'te, Nebukadnezar'ın sarayında öldü. Babil'in astronomi günlüklerinden biri, İskender'in ölüm gününü kısa bir notla kaydeder: «kral öldü». Bir dünya imparatorluğunun kurucusunun ölümü, bir Babil gökbilimcisinin gece gözlemleri arasına sıkışmış tek bir satırdı.

İskender'in ölümünden sonra Mezopotamya, onun generallerinden I. Seleukos'un eline geçti. Seleukos, yaklaşık MÖ 305 civarında, Dicle kıyısında, Babil'in kuzeyinde yeni bir başkent kurdu ve ona kendi adını verdi: Seleukeia. Yeni kent, Yunan tarzında planlanmıştı ve kısa sürede bölgenin en kalabalık kenti oldu. Babil'in nüfusunun bir kısmı Seleukeia'ya taşındı; Babil, yavaş yavaş eski önemini yitirdi; ama tapınakları, özellikle Marduk'un büyük tapınağı, yüzyıllar boyunca bir bilgi ve ibadet merkezi olarak ayakta kaldı.

Bu dönemde Mezopotamya'nın gündelik dili de değişmişti. Asur'un sürgün politikalarıyla yayılan Aramice, çoktan halkın konuştuğu dil olmuştu; Yunanca ise yöneticilerin ve yeni kentlerin diliydi. Akadca, konuşulan bir dil olmaktan çıktı; yalnızca tapınaklarda, bilginlerin ve rahiplerin kullandığı bir din ve bilim dili olarak kaldı. Tıpkı Orta Çağ Avrupa'sında Latincenin kiliselerde ve bilginler arasında yaşaması gibi.

Bu tabletler, iki dünyanın kesiştiği bir anı yakalar: Yunan harflerini bilen bir kâtip, üç bin yıllık bir yazının seslerini kaybolmasın diye kendi alfabesine aktarıyordu. Mezopotamya'nın bilgisi, kendi yazısı sönerken başka yazılara taşınmaya başlamıştı.

Cevap — uzun bir son

Öyleyse Mezopotamya nasıl sona erdi? Tek bir tarih yok. Siyasi bağımsızlık, MÖ 539'da Babil'in Perslerin eline geçmesiyle sona erdi. Mezopotamya'nın büyük kentlerinin önemi, Helenistik dönemde yeni Yunan kentlerinin kurulmasıyla azaldı. Akadca, konuşulan bir dil olarak MÖ birinci binyılın ortalarından itibaren yerini Aramiceye bıraktı. Çivi yazısı ise, tapınakların ve bilginlerin elinde, MS birinci yüzyıla kadar yaşadı.

İngiliz Asurbilimci Markham Geller, çivi yazısının belki de MS üçüncü yüzyıla kadar, çok küçük bir bilgin çevresinde kullanılmış olabileceğini ileri sürdü; bu öneri tartışmalıdır. Ama kesin olan şudur: Mezopotamya'nın sonu, bir yıkımdan çok, yavaş bir dönüşüm ve unutuluştu. Bu dönüşümün her aşamasında, eski kültürün bazı parçaları yeni biçimlerde yaşamaya devam etti: hukuk kalıpları Aramice sözleşmelere, gökbilim yöntemleri Yunan astronomisine, anlatılar da yeni dinlerin kutsal metinlerine aktarıldı.

Bugünle bağ — unutulan ve yeniden bulunan

Çivi yazısını okuyabilen son bilginler öldükten sonra, Mezopotamya'nın kendi sesi yaklaşık on yedi yüzyıl boyunca sustu. Babil, Ninova ve Asur, yalnızca Kitab-ı Mukaddes'in ve Yunan yazarlarının anlatımlarında yaşadı. On dokuzuncu yüzyılda çivi yazısının yeniden çözülmesi, bu sessizliği bozdu. Ama Mezopotamya'nın izleri hiç kaybolmamıştı: saatimizin dakikalarında, gökyüzünü on iki burca bölen gelenekte ve Aramiceden gelen, bugün de konuşulan dillerde, bu uzun uygarlığın mirası yaşamaya devam ediyor.

Birincil kaynak

Herodotos, Kyros'un Babil'i ele geçirişini şöyle anlatır:

When this had been done in such a manner, the Persians who had been posted for this very purpose entered by the bed of the river Euphrates into Babylon, the stream having sunk so far that it reached about to the middle of a man's thigh. […] The Persians came upon them unexpectedly; and owing to the size of the city (so it is said by those who dwell there) after those about the extremities of the city had suffered capture, those Babylonians who dwelt in the middle did not know that they had been captured; but as they chanced to be holding a festival, they went on dancing and rejoicing during this time until they learnt the truth only too well.

Türkçesi: Bu iş böylece yapıldıktan sonra, bu amaçla yerleştirilmiş olan Persler, nehrin suyu bir adamın uyluğunun ortasına kadar alçalmış olduğundan, Fırat'ın yatağından Babil'e girdiler. […] Persler onlara beklenmedik biçimde saldırdı. Kentin büyüklüğü yüzünden (orada yaşayanların söylediğine göre) kentin kenarlarındakiler ele geçirildikten sonra bile, ortasında oturan Babilliler ele geçirildiklerini bilmiyordu; tam o sırada bir bayram kutladıkları için, gerçeği acı biçimde öğrenene kadar dans edip eğlenmeyi sürdürdüler.

Kaynak: Herodotos, Tarih, I.191; G. C. Macaulay'ın İngilizce çevirisi (1890), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Herodotos'a göre Persler Babil'e nasıl girdi?
  2. Herodotos, bu bilgileri nereden edindiğini söylüyor? «Orada yaşayanların söylediğine göre» ifadesi, onun anlatısının güvenilirliği hakkında ne düşündürüyor?
  3. Herodotos'un anlatısını Nabonid Kroniği'nin «savaşsız giriş» kaydıyla karşılaştır. İki anlatı arasındaki farkı nasıl açıklayabilirsin?

Tarihçiler Tartışıyor

  • A. K. Grayson (1975) — Babil ve Asur kroniklerini bir arada yayımlayarak, Nabonid Kroniği gibi yerli kayıtların, Babil'in düşüşünü Yunan anlatılarından çok farklı biçimde gösterdiğini ortaya koydu.
  • Abraham Sachs (1976) — Tarihi kesin olarak belirlenebilen en son çivi yazılı tabletleri inceleyerek, çivi yazısının MS birinci yüzyıla kadar astronomi metinlerinde kullanıldığını gösterdi.
  • Paul-Alain Beaulieu (1989) — Nabonid'in saltanatını ayrıntılı olarak inceleyerek, onun ay tanrısına bağlılığının ve Teyma'daki uzun kalışının, sonraki Pers propagandasında nasıl olumsuz bir imgeye dönüştürüldüğünü gösterdi.
  • Markham Geller (1997) — Çivi yazısının, son tarihli tabletlerden sonra da, çok küçük bir bilgin çevresinde, belki MS üçüncü yüzyıla kadar kullanılmış olabileceğini ileri sürdü.

Bu tartışma, bir uygarlığın sonunu belirlemenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor; her çalışma, farklı bir türden kanıta, yani kroniklere, kral yazıtlarına ya da gökbilim tabletlerine bakarak farklı bir «son» görüyor. Dört çalışmanın ortak dersi, kaynağın türünün sorunun cevabını belirlediğidir. Grayson'un yayımladığı kronikler, siyasi sonun anlatımını karmaşıklaştırdı: Babil'in düşüşü, bir yıkım değil, bir teslimiyet ve yönetim değişikliği gibi görünüyordu. Beaulieu, bu değişikliğin nasıl anlatıldığına dikkat çekti; kazananlar, kaybedeni kötüleyerek kendi yönetimlerini meşrulaştırmıştı. Sachs ve Geller ise sorunun kültürel yanına baktı: bir uygarlığın yazısı ne zaman susar? Bu farklı bakışlar, birbirini dışlamaz; «son» kelimesinin kendisinin, hangi ölçütü seçtiğimize bağlı olduğunu gösteriyor.

Derine İn

Mezopotamya'nın son yüzyıllarını anlamak için en önemli kaynaklardan biri, Babil gökbilimcilerinin tuttuğu astronomi günlükleridir. Bu günlükler, yaklaşık MÖ 652'den MÖ 61'e kadar, gece gece gökyüzünü, havayı, nehrin su seviyesini, pazardaki fiyatları ve kentteki önemli olayları kaydeder. Gökbilimciler, gökteki işaretlerin yeryüzündeki olaylarla ilişkili olduğuna inandıkları için, siyasi olayları da not ediyordu. Bu yüzden günlükler, Büyük İskender'in Babil'e girişinden Seleukos krallarının seferlerine kadar pek çok olayın çağdaş tanıklığını sunar.

Mezopotamya'nın son dönemindeki bilginler, geçmişlerini korumak için bilinçli bir çaba gösteriyordu. Seleukos döneminde Uruk'ta, bazı rahip aileleri eski metinleri kopyalamaya, tapınak ritüellerini kaydetmeye ve kendi soy ağaçlarını eski bilginlere bağlamaya devam etti. Babilli rahip Berossos, MÖ üçüncü yüzyılın başlarında, kentinin geçmişini Yunan okurlar için kaleme aldı ve eserini Seleukos hanedanından I. Antiokhos'a sundu. Bu, eski bir kültürün kendini yeni egemenlerine anlatma çabasıydı.

Mezopotamya'nın mirası, onun doğrudan varisleri olmasa da, pek çok yolla sonraki kültürlere aktarıldı. Babil astronomisinin gözlemleri ve yöntemleri, Yunan astronomisine ve onun aracılığıyla İslam dünyasına ve Avrupa'ya ulaştı. Gökyüzünü on iki burca bölen gelenek, Babil'de biçimlendi. Mezopotamya'nın hukuk, edebiyat ve din gelenekleri, Kitab-ı Mukaddes aracılığıyla da dolaylı olarak yaşadı: tufan anlatısı ve Babil Kulesi hikâyesi, bu etkileşimin en bilinen izleridir.

Mezopotamya'nın son yüzyıllarında bile, Babil'in adı güçlü bir simge olarak kaldı. Pers kralları «Babil'in kralı» unvanını taşımayı sürdürdü; Büyük İskender, Babil'in tapınaklarını onarmayı vaat etti. Bu, eski uygarlığın siyasi gücü sona erdikten sonra bile, onun saygınlığının yeni egemenler için bir meşruiyet kaynağı olduğunu gösteriyor.

Mezopotamya'nın yeniden keşfi de kendi başına bir hikâyedir. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, İran'daki Behistun kayalıklarına üç dilde yazılmış bir yazıtın kopyalanması ve çözülmesi, çivi yazısının okunmasının anahtarı oldu. Bu yazıtın Eski Farsça bölümünün çözülmesi, Akadca bölümünün de okunmasını sağladı. Ardından Ninova, Babil ve Uruk'taki kazılar, on binlerce tableti gün ışığına çıkardı. On yedi yüzyıl susan bir uygarlık, yeniden konuşmaya başladı.

Mezopotamya'nın «sonu», aynı zamanda bir hatırlama ve unutma meselesidir. Yunan ve Roma yazarları Babil'i hem bilgelik hem de lüks ve kibir simgesi olarak anlattı; Kitab-ı Mukaddes ise Babil'i sürgünün ve düşüşün kenti olarak hatırladı. Bu anlatılar, Mezopotamya'nın gerçek tarihinden çok, onu anlatan kültürlerin kendi değerlerini yansıtıyordu.

Son olarak, Mezopotamya'nın «sonu» sorusu, tarih yazımında dönemlendirmenin nasıl yapıldığına dair genel bir ders taşır. Tarih kitapları çoğu zaman bir uygarlığın sonunu, bir başkentin düşüşü ya da bir kralın ölümü gibi dramatik bir olaya bağlar. Ama kültürler, diller ve yazılar, siyasi olaylardan çok daha yavaş değişir. Mezopotamya örneği, «son» kelimesini kullanırken hangi ölçütü, yani siyasi bağımsızlığı mı, dili mi, yazıyı mı, yoksa belleği mi kastettiğimizi açıkça belirtmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Herodotos, The History of Herodotus, çev. G. C. Macaulay, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1890).
  • A. K. Grayson, Assyrian and Babylonian Chronicles (Locust Valley: J. J. Augustin, 1975).
  • Abraham J. Sachs, «The Latest Datable Cuneiform Tablets», Barry L. Eichler (yay.), Kramer Anniversary Volume (Neukirchen-Vluyn: Neukirchener Verlag, 1976), s. 379–398.
  • Amélie Kuhrt, «The Cyrus Cylinder and Achaemenid Imperial Policy», Journal for the Study of the Old Testament 25 (1983), s. 83–97.
  • Paul-Alain Beaulieu, The Reign of Nabonidus, King of Babylon 556–539 B.C. (New Haven: Yale University Press, 1989).
  • Markham J. Geller, «The Last Wedge», Zeitschrift für Assyriologie 87 (1997), s. 43–95.

Arşiv ve kaynak

Nabonid Kroniği ve Babil astronomi günlüklerinin büyük bir kısmı İngiltere'nin ulusal müzesinin koleksiyonunda. Seleukeia'nın kalıntıları, Bağdat'ın güneydoğusunda, Dicle kıyısında bulunuyor. Herodotos'un bu bölümü, Macaulay'ın telifsiz çevirisiyle internette açık; Babil kroniklerinin çevirileri akademik yayınlarda ve bazı çevrim içi projelerde erişilebilir durumda.

Açık sorular

  • Babil'in MÖ 539'da gerçekten savaşmadan mı teslim olduğu, yoksa Nabonid Kroniği'nin bir Pers bakış açısını mı yansıttığı nasıl anlaşılabilir?
  • Çivi yazısını kullanan son bilginler kimlerdi ve ne zamana kadar yazmaya devam ettiler?
  • Akadca, konuşulan bir dil olarak tam olarak ne zaman kullanımdan kalktı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Babil, MÖ 539'da hangi kralın eline geçti? A) Büyük İskender B) Pers kralı Kyros C) Asurbanipal D) Hammurabi
  2. (Hedef 1) Nabonid Kroniği, Babil'in ele geçirilişini nasıl anlatır? A) Kentin yakılıp yıkıldığını B) Nehrin yatağının çevrildiğini C) Kyros'un ordusunun kente savaşmadan girdiğini D) Babillilerin bir bayramda dans ettiğini
  3. (Hedef 2) Seleukos döneminde Babil'in önemini yitirmesinin nedenlerinden biri neydi? A) Dicle kıyısında yeni bir başkent olan Seleukeia'nın kurulması B) Babil'in bir depremle yıkılması C) Fırat'ın kuruması D) Babil'in Roma'ya satılması
  4. (Hedef 2) Mezopotamya'da Akadcanın yerini gündelik dilde hangi dil aldı? A) Latince B) Arapça C) Sümerce D) Aramice
  5. (Hedef 3) Abraham Sachs'ın incelediği tarihli en son çivi yazılı tabletler hangi türdendi ve yaklaşık ne zamana aitti? A) Kral yazıtları, MÖ 539 B) Astronomi almanakları, MS 75 civarı C) Yasa metinleri, MÖ 1750 D) Destanlar, MÖ 612

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Mezopotamya uygarlığının sonunu tek bir tarihle mi, yoksa uzun bir dönüşüm süreciyle mi açıklamak gerektiğini tartış. Babil'in MÖ 539'da Perslerin eline geçmesini, Seleukeia'nın kuruluşunu, Akadcanın yerini Aramiceye bırakmasını ve son çivi yazılı tabletleri kullanarak, «son» kelimesinin hangi ölçütlere göre değiştiğini gerekçeleriyle açıkla.

Cevaplar

  1. B — Babil, MÖ 539'da Pers kralı Kyros'un eline geçti.
  2. C — Nabonid Kroniği, Kyros'un ordusunun kente savaşmadan girdiğini kaydeder.
  3. A — Seleukeia'nın kurulması, Babil'in önemini yitirmesinin nedenlerinden biriydi.
  4. D — Gündelik dilde Akadcanın yerini Aramice aldı.
  5. B — Sachs'ın incelediği son tabletler, yaklaşık MS 75'e ait astronomi almanaklarıydı.

Güçlü bir cevap, siyasi bağımsızlığın MÖ 539'da, kentsel merkezin önemi Helenistik dönemde, konuşulan dilin MÖ birinci binyılın ortalarından itibaren, yazının ise MS birinci yüzyılda sona erdiğini belirtir. Bu farklı tarihlerin, «son» kelimesinin hangi ölçüte göre kullanıldığına bağlı olarak değiştiğini gösterir ve Mezopotamya'nın sonunun bir yıkımdan çok yavaş bir dönüşüm olduğunu savunur.

Serinin sonu

Bu bölümle «Mezopotamya» kursu sona eriyor. Kurs, Dicle ile Fırat arasındaki ovanın kentleri ve devletleri neden bu kadar erken doğurduğu sorusuyla açıldı; Uruk'un yükselişini, yazının doğuşunu, Sümer şehir devletlerinin yönetimini, Akad'ın imparatorluk deneyini, Hammurabi'nin yasalarını, Gilgameş'in destanını, Asur'un ordusunu, Ninova'nın kitaplığını, Asma Bahçeler tartışmasını ve altmışlık matematiği izledi; burada da bu uzun uygarlığın nasıl yavaş yavaş sustuğunu sordu. Programda sırada «Antik Mısır» kursu var; onun ilk bölümü, başka bir büyük nehrin kıyısında gelişen bir uygarlığa bakıyor: Nil olmasaydı Mısır olur muydu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: gökyüzüne bakan tek bir figür ve elinde bir kil tablet; tabletin üzerinde gezegen işaretleri. «MS 75» kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: Yeni Babil'in haritası; Teyma'ya uzanan bir yol ve boş bir taht.
  • 3:00–5:30 Gelişme: iki anlatı karşılıklı: solda nehir yatağından kente giren askerler ve dans eden halk, sağda sade bir kronik tableti ve «savaşsız» notu.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: Babil'den Dicle kıyısındaki Seleukeia'ya taşınan insanlar; kent sokaklarında Yunanca ve Aramice yazılar.
  • 7:40–9:40 Kapanış: bir zaman çizgisi üzerinde sırayla sönen dört ışık: siyasi bağımsızlık, kent, dil, yazı.

Kişiler yüzsüz silüet; kentler, nehir ve tabletler sade çizgilerle anlatılır.