Kahhâr, her şeye galip gelen, hiçbir şeyin karşısında duramadığı, dilediğini boyun eğdiren demektir. İsim ilk duyuşta korkutucu gelebilir; ama Kur'an onu hemen her yerde tek bir isimle birlikte anar: el-Vâhid, yani Bir. Bu ders Kahhâr ismini bu eşleşmeden okur: Her şeye galip gelen yalnız Bir'dir, ve bu, insanı sahte efendilerin boyunduruğundan kurtaran bir haberdir.
Temel
Kelime. Kahhâr, k-h-r kökünden gelir. Kökün anlamı "galip gelmek, üstün gelip boyun eğdirmek, karşı konulmaz bir güçle hâkim olmak"tır. Türkçede "kahretmek", "kahır", "kahraman" ve "kahir ekseriyet" (ezici çoğunluk) kelimeleri bu köktendir. Kur'an'da aynı kökten iki isim kalıbı geçer: el-Kâhir galip gelen, el-Kahhâr ise bu galibiyeti her şeye ve her zaman sürdüren demektir. Kahhâr kalıbı mübalağa bildirir: Tek bir savaşı kazanan değil, hiçbir savaşı kaybetmeyen.
Hep Bir ile birlikte. Kahhâr ismi Kur'an'da altı yerde geçer ve her seferinde el-Vâhid ile yan yana gelir: el-Vâhidü'l-Kahhâr. Bu eşleşmenin ilk örneği, zindandaki Yûsuf'un iki arkadaşına sorduğu sorudur:
Diyanet meali ismi burada "her şeyden üstün tek Allah" diye çevirir. Yûsuf'un sorusu bir tercih sunar: Birbirine rakip, her biri bir yanı çeken "ayrı ayrı rabler" mi, yoksa her şeye galip tek bir Allah mı? Sorunun gücü, zindanda soruluyor olmasındadır. Zindandaki bir insan, kendi hayatının birçok efendiye bölündüğünü en iyi bilen kişidir: gardiyan, hükümdar, korku, umut. Yûsuf ona, bütün bu efendilerin üstünde tek bir Kahhâr olduğunu hatırlatır.
Her şeyi yaratan, Bir, Kahhâr. Hâlık dersinde okuduğumuz Ra'd 16, aynı eşleşmeyle biter:
"Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye üstün gelen tek Tanrı'dır." Yaratmak ile galip gelmek aynı cümlede birleşir: Bir şeyi var eden, onun üzerinde de hâkimdir.
Bugün mülk kimindir? Kahhâr isminin en çarpıcı geçtiği yer, kıyamet gününün anlatıldığı ayettir:
Bütün insanlar ortaya çıkmış, hiçbir şeyleri gizli kalmamıştır. Bir soru sorulur: "Bugün hükümranlık kimindir?" Cevabı herkes verir: "Gücü her şeye yeten tek Allah'ındır." Dünyada hükümranlık iddia eden kralların, zorbaların, sahte efendilerin o gün hiçbir iddiası kalmaz. Ayet, Kahhâr isminin bu dünyada gizli, ahirette ise herkesçe görülen bir gerçek olduğunu söyler.
Asıl güçlü. Hz. Peygamber, güç ve galip gelme kavramını insanın kendi iç dünyasına çevirmiştir:
Hadis, galip gelmenin asıl alanının dışarısı değil, insanın içi olduğunu söyler. İnsan başkalarına üstün gelmeye çalışırken çoğu zaman kendi öfkesine yenilir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Kahhâr'ı, düşmanlarının belini kıran ve her varlığın O'nun kudreti önünde boyun eğdiği diye açıklar. Kulun bu isimden payı, kendi düşmanlarına galip gelmektir; Gazâlî'ye göre insanın en büyük düşmanı ise kendi nefsidir, yani onu kötülüğe çeken arzuları ve öfkesidir. Nefsine galip gelen, şeytana da galip gelir. Kul, Kahhâr isminden başkalarını ezmeyi değil, kendi içindeki zorbayı boyun eğdirmeyi öğrenir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Kahhâr ismi, hiçbir varlığın kendi sınırının dışına çıkamamasına dikkat çeker. En yüksek dağ yerçekimine, en güçlü nehir denize, en büyük yıldız sonunda sönmeye boyun eğer. Gece ne kadar uzun sürse sabaha, kış ne kadar sert olsa bahara yenilir. Kâinatta her güç, kendinden büyük bir gücün önünde durur; bu zincirin sonunda boyun eğmeyen tek bir kudret vardır.
Derin
Derin
Kullarının üstünde. Aynı kökün diğer kalıbı el-Kâhir, En'âm sûresinde iki kez aynı ifadeyle geçer: "O, kullarının üstünde galip olandır."
Diyanet meali burada el-Kâhir'i "yegâne tasarruf sahibi" diye çevirir ve ayet onu Hakîm ve Habîr isimleriyle bağlar. Galip gelmek hikmet ve bilgiyle birlikte anılır: Kâhir olan, gücünü körü körüne değil, bilerek ve yerli yerinde kullanır.
Diyanet 61 ve 62. ayetleri tek meal olarak verir ve el-Kâhir'i bu kez "yegâne Hakim" diye çevirir. Ayet, Kâhir isminden hemen sonra ölümü anar. İnsanın hiçbir çaresinin olmadığı, hiçbir gücün geciktiremediği tek olay ölümdür; Kâhir isminin en açık görüldüğü yer orasıdır. Ama ayet ölümü bir kopuş olarak değil, bir dönüş olarak anlatır: Canlar "gerçek Mevlâlarına" döndürülür. Galip gelen aynı zamanda sahip çıkandır.
Değişen yer ve gök. Kahhâr ismi, kâinatın son hâlini anlatan bir ayette de geçer:
Diyanet 47 ve 48. ayetleri tek meal olarak verir. Ayetin bir yüzü uyarıdır, bir yüzü güvencedir: Allah'ın peygamberlerine verdiği söz, yer ve gök değişse bile değişmez. Zalimler için bu bir tehdit, peygamberin yolunda yürüyenler için ise bir teselli olur; Azîz ve öç alan olan, verdiği sözü tutmaktan hiçbir şeyle alıkonulamaz. Yerin başka bir yerle, göklerin başka göklerle değiştirildiği gün, insanlar "her şeye üstün gelen tek Allah'ın" huzuruna çıkarlar. İnsanın sağlam sandığı zemin bile değişir; değişmeyen tek şey Vâhid ve Kahhâr olanın hükmüdür. Bu ayet, dünyada sabit görünen her şeyin geçici olduğunu hatırlatır.
Uyarıcının sözü. Peygamber'in kendi görevini tanımladığı ayette de aynı isim çifti gelir:
"Ben sadece bir uyarıcıyım." Peygamber, Kahhâr isminin sahibinin kendisi olmadığını, kendisinin yalnız bir haberci olduğunu bildirir. Kahr yalnız Allah'a aittir; peygamber bile kimseyi zorla boyun eğdirmez. Onun işi uyarmak, haberi ulaştırmaktır; kalpleri boyun eğdirmek onun elinde değildir.
İlmî
İlmî
Neden hep Vâhid ile? Müfessirler ve kelâmcılar, Kahhâr isminin Kur'an'daki altı geçişinin hepsinde el-Vâhid ile birlikte gelmesini bir tevhid delili olarak okumuştur. Bir şeye gerçekten galip gelmek, onun üzerinde rakipsiz olmayı gerektirir. İki ayrı kahhâr düşünülürse, ya biri diğerine galip gelir ve diğeri kahhâr olmaktan çıkar, ya da ikisi birbirini sınırlar ve hiçbiri kahhâr olmaz. Kahhâr ismi, kendi mantığı gereği tek bir sahip ister. Kelâmdaki "temânu delili" (iki ilahın birbirine engel olacağı delili) bu düşüncenin sistemli hâlidir; Enbiyâ 22'deki "yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı ikisinin de düzeni bozulurdu" ayeti bu delilin Kur'an'daki dayanağı olarak anılır.
Kahr ve lütuf. İslâm düşüncesinde ilahî isimler çoğu zaman iki gruba ayrılarak okunmuştur: celâl (heybet, güç, galibiyet) isimleri ve cemâl (güzellik, rahmet, lütuf) isimleri. Kahhâr celâl isimlerinin başında gelir. Ama bu ayrım bir karşıtlık değil, bir dengedir. Zümer 4'te Kahhâr ismi, Allah'ın çocuk edinmekten münezzeh olduğunu bildiren bir cümlede gelir:
Çocuk edinmek, bir varlığın kendine benzer bir ortak ya da mirasçı istemesidir; Kahhâr olan buna muhtaç değildir. Galibiyet burada bir tehdit değil, bir tenzihtir: Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığının ifadesidir.
Zayıfa karşı kahır yasağı. Kökün insana nispet edildiği yerlerden biri bir yasaktır:
Diyanet meali "takhar" fiilini "kötü muamele etme" diye çevirir. Hemen ardından gelen 10. ayet, isteyeni azarlamayı da yasaklar; iki ayet birlikte, gücün en çok zayıfla karşılaşıldığı anda sınandığını gösterir. Kahr, Allah'a ait olduğunda yüceliktir; kulun zayıfa uyguladığı kahr ise zulümdür.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Kahhâr
el-Kahhâr Kur'an'da altı ayette geçer ve bu sayfanın Kur'an'da bölümünün gösterdiği gibi altısında da el-Vâhid ile birliktedir. Kök ise çok dardır: k-h-r kökünden yalnız on kelime vardır. Altısı Kahhâr, üçü Kâhir, biri Duhâ 9'daki yasak fiilidir. Bu darlık, şârihlerin dikkatini her geçişe tek tek çevirmiştir. Bu dersin İlmî seviyesi Vâhid ile eşleşmenin tevhid okumasını, kahr ile lütfun dengesini ve zayıfa karşı kahır yasağını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: "üstünde" kelimesinin anlamı |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: Ğâfir 16'daki cevap |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | et-Tahbîr fi't-tezkîr | Zikir: nefsin iddiasının kırılması |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Kelâm: yer değil, üstünlük |
Zeccâc: "Üstünde" ne demek? Dilci şârihler, En'âm 18 ve 61'de Kâhir isminin "kullarının üstünde" ifadesiyle gelmesini inceler. Arapçada "üstünde" anlamındaki kelime hem bir yeri hem de bir derece üstünlüğünü anlatabilir. Kökün Kur'an'daki üçüncü Kâhir geçişi bu iki anlamı ayırmaya yardım eder. A'râf 127'de Firavun, Mûsâ'nın kavmi hakkında aynı kalıbı kullanır: Diyanet mealinde "biz onları ezecek üstünlükteyiz" der. Firavun kavmin başının üstünde durmuyordu; söylediği, onlar üzerindeki hâkimiyetiydi. Dilcinin çıkardığı sonuç şudur: Bu kalıp derece ve hâkimiyet bildirir. Aynı ifade bir ayette Allah'a, öbüründe hâkimiyeti elinden alınacak bir hükümdara aittir.
Taberî: Cevabı kim verir? Ğâfir 16'da kıyamet günü bir soru sorulur: Bugün mülk kimindir? Diyanet meali cevabı sorulanların ağzından verir: Hepsi mülkün Bir ve Kahhâr olan Allah'a ait olduğunu söyler. Taberî'nin aktardığı görüşler arasında başka bir yorum da vardır: Soruya kimse cevap veremez ve Allah kendi sorusunu kendisi cevaplar. İki yorum farklı bir sahne kurar. Birinde yaratılmışlar sonunda hakikati ikrar eder, öbüründe ise o gün hiçbir yaratılmışın söz söyleyecek gücü kalmamıştır. İki sahnede de Kahhâr isminin anlamı aynıdır: Dünyada mülk iddia edenlerin hepsi o gün susar.
Kuşeyrî: Nefsin iddiası. Sûfî şârihler bu ismin kuldaki karşılığını, kulun kendi nefsine bakarak arar. Dersin Temel seviyesindeki hadis, asıl gücü öfkeye hâkim olmakta gösterir. Kuşeyrî geleneğinde bu çizgi bir adım daha ileri götürülür: Kahhâr'ın kulda en çok kırdığı şey nefsin iddiasıdır, yani kulun kendini bir şeye sahip ve bir şeye muktedir sanması. Bu gelenekte kul hastalıkta, kayıpta ya da başarısızlıkta bu kırılmayı yaşar; ama kırılan şey kendisi değil, iddiasıdır. Bu yüzden bu kahr kulun aleyhine değil, lehine işleyen bir terbiye olarak okunur.
Râzî: Yer değil, üstünlük. Kelâmcı şârih En'âm 18'deki ifadeyi bir tenzih meselesi olarak ele alır. Râzî'nin tefsirinde bu ayetteki üstünlüğün bir mekân üstünlüğü olamayacağı savunulur: Allah bir yerde bulunmaktan münezzehtir. Ayetteki üstünlük kudret ve hâkimiyet üstünlüğüdür; ayetin Kâhir ismiyle başlaması da bunu gösterir, çünkü kahr bir yer değil, bir galibiyettir. Bu okuma dilcinin A'râf 127'den çıkardığı sonuçla örtüşür. Kelâmcı için iki ayet bir arada önemli bir ilke verir: İlahî isimlerin anlamı, kelimenin dildeki bütün kullanımları ve Allah'ı tenzih eden ilkeler birlikte gözetilerek belirlenir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci "üstünde" kelimesinin hâkimiyet anlamını, müfessir Ğâfir 16'daki sahnenin iki okunuşunu, sûfî nefsin iddiasının kırılmasını, kelâmcı ise üstünlüğün mekân değil kudret olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Kahhâr'ın karşısında dünyadaki her hâkimiyet iddiası, Firavun'unki de, kulun kendi nefsininki de geçicidir.
Durup düşün
- Hayatında seni "ayrı ayrı rabler" gibi farklı yönlere çeken güçler hangileri: bir korku, bir beklenti, bir insanın onayı? Yûsuf'un sorusu onlara nasıl bakmanı ister?
- En son öfkene ne zaman galip geldin, ne zaman yenildin? Aradaki fark neydi?
- Senden zayıf olan birine, bir çocuğa, bir çalışana, bir yardım isteyene karşı sesin nasıl?
Uygulama
Bugün öfkelendiğin ya da sabrının zorlandığı bir anı yakala. O an cevap vermeden önce bir nefes al ve Buhârî'deki hadisi hatırla: Asıl güçlü, kendine hâkim olandır. Akşam Tefekkür Defteri'ne, kendine galip geldiğin ya da yenildiğin o anı yaz. Ayrıca bugün senden bir şey isteyen birini, Duhâ 10'u hatırlayarak, azarlamadan dinle.
Kendini sına
- Kahhâr ismi Kur'an'da hangi isimle birlikte gelir ve bu neden önemlidir?
- Yûsuf zindandaki arkadaşlarına hangi soruyu sorar?
- Gazâlî'ye göre kulun Kahhâr isminden payı nedir?
- Kur'an k-h-r kökünü kula nispet ettiğinde neyi yasaklar?