Gaffâr, kulun günahını örten ve bu örtmeyi tekrar tekrar, bıkmadan yapan demektir. İnsan düşer, kalkar, yine düşer; Gaffâr ismi, her dönüşte kapının yeniden açıldığını söyler. Bu ders ismi kökünün "örtmek" anlamıyla, Kur'an'daki bağışlanma ayetleriyle, istiğfarın dünyadaki karşılığını anlatan Nûh kıssasıyla ve kulun başkalarının ayıbını örtme ödeviyle okur.
Temel
Kelime. Gaffâr, ğ-f-r kökünden gelir. Kökün temel anlamı "örtmek, üstünü kapatmak"tır. Savaşçının başını koruyan başlığa miğfer denmesi bu yüzdendir: Miğfer hem örter hem korur. Mağfiret de günahı örtmek ve kulu onun kötü sonucundan korumaktır. Türkçede kullanılan "mağfiret", "istiğfar" ve "Allah mağfiret etsin" duası bu köktendir. Kökün bu çift anlamı önemlidir: Allah'ın bağışlaması yalnız günahı görmezden gelmek değil, kulu o günahın zararından da korumaktır.
Üç kalıp. Aynı kökten Kur'an'da üç isim ya da sıfat kalıbı geçer. Gâfir bağışlayan demektir; bir kez bağışlamayı da anlatabilir. Gafûr bağışlamanın büyüklüğünü, en ağır günahı bile örtebilmeyi anlatır. Gaffâr ise bağışlamanın tekrarını anlatır: Kul kaç kez dönerse dönsün, her dönüşünde yeniden bağışlayan. Arapçada bu kalıp, bir işi mesleği ya da huyu hâline getirmiş olanı anlatmak için kullanılır.
Tövbe edeni bağışlarım. Gaffâr ismi, Kur'an'da bir vaatle birlikte gelir:
Diyanet meali "Doğrusu Ben... bağışlarım" diye çevirir; Arapçasında "ben elbette Gaffâr'ım" denmektedir. Ayet bağışlanmanın dört şartını sayar: tövbe etmek, inanmak, salih amel işlemek ve doğru yolda kalmak. Gaffâr ismi bu dört adımı atan kul için kapının hiç kapanmadığını söyler.
Umudunuzu kesmeyin. Kur'an bağışlanma konusunda en geniş vaadi, günahları çok olanlara hitap ederek verir:
Ayet, "kendilerine kötülük edip aşırı gidenlere" hitap eder ve onlara yine "kullarım" der. Günah kulu kulluktan çıkarmaz. "Allah günahların hepsini bağışlar" cümlesi, tövbe kapısının hiçbir günah için kapalı olmadığını bildirir. Bu ayet, umutsuzluğu da bir tür günah sayan bir bakış açısının temelidir: Allah'ın rahmetinden ümit kesmek, onun bağışlama gücünü küçümsemektir.
Allah'tan başka kim bağışlar? Kur'an müminlerin günahtan sonraki tavrını şöyle anlatır:
Ayet mümini günah işlemeyen biri olarak değil, günah işlediğinde Allah'ı hatırlayan ve ısrar etmeyen biri olarak tarif eder. Araya giren soru ayetin kalbidir: "Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır?"
Yeryüzü dolusu. Bir kudsî hadiste Allah'ın bağışlamasının genişliği şöyle anlatılır:
Tirmizî bu rivayet için "hasen garîb" hükmünü vermiştir. Hadisin üç cümlesi Gaffâr isminin üç yüzünü gösterir: dua ve umut, istiğfar ve tevhid.
Gazâlî: Üç örtü. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Gaffâr ismini, güzeli gösterip çirkini örten diye açıklar ve üç örtüden söz eder. Birincisi bedendeki örtüdür: İnsanın içindeki hoş olmayan şeyler güzel bir dış görünüşün altında gizlenmiştir. İkincisi kalpteki örtüdür: İnsanın aklından geçen kötü düşünceler başkalarından saklanmıştır; kimse kimsenin kalbini okuyamaz. Üçüncüsü günahın örtüsüdür: Allah kulun günahlarını dünyada insanlardan, ahirette de hesabın rezilliğinden örter.
Kulun payı. Gazâlî'ye göre kulun Gaffâr isminden payı, başkalarının ayıplarını örtmektir. Hz. Peygamber bunu bir vaatle anlatmıştır:
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Gaffâr ismi, doğadaki yenilenmeye dikkat çeker. Kış toprağı çıplak bırakır, bahar onu yeniden yeşille örter. Yanmış bir ormanın yerinde birkaç yıl içinde yeni filizler çıkar. Vücuttaki bir yara kabuk bağlar, zamanla yerine yeni doku gelir. Her kapanan yara, hatanın ardından bir onarımın mümkün olduğunu gösterir.
Derin
Derin
Güçlü ve bağışlayıcı. Kur'an Gaffâr ismini birkaç yerde Azîz ismiyle birlikte anar:
Mealde "güçlüdür, çok bağışlayandır" diye çevrilen iki isim, el-Azîzü'l-Gaffâr, birbirini tamamlar. Bağışlamak, cezalandırmaya gücü yetmeyenin çaresizliği değil, gücü yetenin tercihidir. Güçsüzün affı bir zorunluluktur; Azîz olanın affı ise bir lütuftur. Bu eşleşme, Gaffâr isminin bir zayıflık değil, bir kudret ismi olduğunu hatırlatır.
Aynı iki isim Zümer sûresinde bir kâinat manzarasının sonunda gelir:
Ayet geceyi gündüze, gündüzü geceye "dolamak" (tekvîr) fiilini kullanır; bir sarığın başa sarılması gibi. Gece gündüzü örter, gündüz geceyi. Bu sürekli örtünüp açılma manzarasının ardından ayetin "çok bağışlayan O'dur" diye bitmesi, kökün örtme anlamını gözün önüne getirir: Her gece yeryüzünü bir örtü sarar, her sabah o örtü kalkar ve yeni bir gün başlar.
İstiğfarın dünyadaki karşılığı. Nûh, kavmini bağışlanma dilemeye çağırırken istiğfarın yalnız ahirete değil, dünyaya da bakan sonuçlarını sayar:
Diyanet 10 ve 11. ayetleri tek meal olarak verir. Ayetler bir zincir kurar: Bağışlanma dilemek, gökten bol yağmur, mallar ve evlat, bahçeler ve ırmaklarla karşılık bulur. İstiğfar burada bir cezadan kurtulma çabası olmaktan öte, bereketin kapısı olarak anlatılır. Nûh, Rabbinin sıfatını da tam bu noktada anar: "O, çok bağışlayandır" (innehû kâne gaffârâ).
Kötülüklerin iyiliğe çevrilmesi. Kur'an bağışlamanın ötesine geçen bir vaatten de söz eder:
Ayete göre tövbe eden, inanan ve salih amel işleyenin kötülükleri yalnız silinmez, iyiliklere çevrilir. Gaffâr isminin en derin yüzü budur: Örtülen günah, pişmanlığın ve dönüşün kaynağı olarak kulun hayrına dönüşür. Bu ayet, geçmişinden utanan birine geçmişinin bile bir yol olabileceğini söyler.
Âdem'in duası. Kur'an'da bağışlanma dilemenin ilk örneği, Âdem ile eşinin duasıdır:
Dua, günahı başkasına yüklemeden kabul etmekle başlar: "Kendimize yazık ettik." İstiğfarın ilk adımı bu kabuldür. İblis hatasını Allah'a yüklemişti; Âdem ise hatasını üstlendi. Gaffâr isminin kapısı, suçunu üstlenenlere açılır.
İlmî
İlmî
Bağışlanmayan günah. Kur'an, bağışlamanın genişliğini anlatırken bir sınırı da bildirir:
Âlimler bu ayet ile "Allah günahların hepsini bağışlar" diyen Zümer 53'ü birlikte okumuştur. Yaygın uzlaştırmaya göre Nisâ 48, şirk üzere ölen kişi hakkındadır; Zümer 53 ise tövbe edenler hakkındadır. Şirkten de tövbe edilebilir, ama tövbesiz ölüm hâlinde şirk bağışlanmaz. Diğer günahlar ise tövbesiz de Allah'ın dilemesine bağlıdır: "Bundan başkasını dilediğine bağışlar."
Büyük günah işleyenin durumu. Bu ayet, kelâm tarihinin temel tartışmalarından birine de kaynaklık etmiştir. Mu'tezile, tövbe etmeden ölen büyük günah sahibinin cehennemde ebedî kalacağını savunmuş; Ehl-i Sünnet ise mümin olarak ölen büyük günah sahibinin durumunun Allah'ın dilemesine kaldığını, bağışlanabileceğini ya da cezasını çektikten sonra cennete girebileceğini söylemiştir. Ehl-i Sünnet'in dayanaklarından biri, Nisâ 48'deki "dilediğine bağışlar" ifadesidir. Tartışma, Gaffâr isminin kapsamı üzerine bir tartışmadır: Bağışlama tövbeye mi bağlıdır, yoksa tövbesiz de mümkün müdür?
Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden. Ğâfir sûresi adını da bu kökten alır ve başında bağışlamayı ceza ile yan yana anar:
Ayet dört sıfatı sıralar: günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol. Rahmet sıfatları ceza sıfatını iki yandan kuşatır. Bu dizilişi okuyanlar, bağışlamanın ceza üzerinde bir öncelik taşıdığı yorumunu yapmıştır.
Mağfiret ve af. Gazâlî, ileride okunacak el-Afüvv ismini açıklarken iki kavramı ayırır: Mağfiret günahı örtmektir, af (afv) ise onu silmek, izini bile bırakmamaktır. Örtülen bir şey yerinde durur ama görünmez; silinen bir şey ise hiç kalmaz. Bu ayrıma göre Gaffâr ismi kulun günahını görünmez kılar, Afüvv ismi ise onu kökünden kaldırır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Gaffâr
el-Gaffâr Kur'an'da beş ayette geçer: Tâhâ 82, Sâd 66, Zümer 5, Ğâfir 42 ve Nûh 10. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü beşini de gösterir. Kök ise Kur'an'ın en geniş köklerinden biridir: ğ-f-r kökünden 234 kelime vardır; gafûr 91, istiğfar fiili 40 kez geçer. Bu dersin İlmî seviyesi bağışlanmayan günahı, büyük günah tartışmasını, Ğâfir 3'teki dizilişi ve mağfiret ile af ayrımını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: kökün dua kalıpları |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: Tâhâ 82'deki dördüncü şart |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: tekrarın hadisi |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | er-Risâle | Zikir: kalbin perdesi |
Zeccâc: Dua kalıpları. Dilci şârihler kökün isimlerini olduğu kadar dualarda nasıl kullanıldığını da inceler. Dersin Temel seviyesinde üç kalıp anlatıldı. Kur'an'da bunlara iki dua kalıbı eklenir. Bakara 285'te müminler gufrâneke der; kelime bir mastardır ve Diyanet meali onu "affını dileriz" diye verir. Mastarla kurulan bu dua, istenen şeyi bir fiil olarak değil, bir hâl olarak ister. A'râf 155'te ise Mûsâ duasını Allah'ın bağışlayanların en iyisi olduğunu söyleyerek bitirir; burada gâfir kalıbı bir karşılaştırma içinde gelir. Dilci için iki kalıp aynı şeyi gösterir: Bağışlama hem istenen bir hâldir hem de Allah'ın başkalarıyla kıyaslanamayacak bir sıfatıdır.
Taberî: Dördüncü şart. Tâhâ 82'de bağışlanma vaadi dört şarta bağlanır: tövbe etmek, inanmak, salih amel işlemek ve ardından doğru yolda olmak. Müfessirler son şartın öncekilere ne eklediğini sormuştur. Taberî'nin aktardığı görüşler arasında üç cevap öne çıkar: Ölünceye kadar bu yolda kalmak, inancında şüpheye düşmemek ve sünneti izlemek. Üç cevabın ortak noktası, tövbenin bir anlık dönüş değil, süren bir yol olduğudur. Gaffâr'ın tekrar anlamı da bu yolla birlikte okunur: Kul yoldan düşüp yeniden dönebilir, ama dönüş yolda kalma niyetiyle anlamlıdır.
Beyhakî: Tekrarın hadisi. Delil derleyicisi bir ismin anlamını, aynı anlamı taşıyan rivayetlerle destekler. Gaffâr'ın tekrar anlamının en açık hadis dayanağı, günah işleyip bağışlanma dileyen, sonra yine günah işleyip yine dileyen kulun rivayetidir. Bu hadis el-Gafûr dersinde ayrıntısıyla okunacaktır. Delil derleyicisi için önemli olan, rivayetin ismin kalıbıyla örtüşmesidir: Kalıp tekrarı anlatır, hadis de tekrarlanan dönüşün tekrarlanan bağışlamayla karşılandığını gösterir.
Kuşeyrî: Kalbin perdesi. Kuşeyrî er-Risâle'de tövbeye ayrı bir bab açar. Sûfî gelenekte bu bab, Müslim'in rivayet ettiği bir hadisle birlikte okunur: Hz. Peygamber kalbine bir perde geldiğini ve günde yüz kez istiğfar ettiğini haber verir. Bu gelenekte hadis bir incelik taşır: İstiğfar yalnız günahtan sonra değil, kalbi örten her perdeye karşı yapılır. Kökün örtme anlamı burada iki yönde işler: Kalbi örten bir perde vardır, Gaffâr ise kulun kusurunu örter. Kul istiğfar ettikçe bir örtü kalkar, öbür örtü iner.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci kökün dua kalıplarını, müfessir tövbenin süren bir yol olduğunu, delil derleyici tekrar anlamının hadis dayanağını, sûfî ise kalbin perdesini öne çıkarır. Kur'an'daki beş geçiş de dikkat çeker: Zümer 5'teki kâinat manzarası dışında dördü bir davet bağlamındadır. Sâd 66'da müşriklere yapılan uyarıda, Tâhâ 82'de buzağıya tapan kavme, Nûh 10'da Nûh'un kavmine ve Ğâfir 42'de Firavun'un sarayındaki mümin adamın çağrısında isim, günahı çok olanlara kapıyı açık tutar.
Durup düşün
- Kendi hatalarından hangisini hâlâ affedilmez görüyorsun? Zümer 53'teki "umudunuzu kesmeyin" hitabı sana ne söylüyor?
- Bir başkasının ayıbını öğrendiğinde ilk tepkin onu örtmek mi, anlatmak mı oluyor?
- Âdem'in duasındaki "kendimize yazık ettik" kabulünü en son ne zaman kendi hatan için söyledin?
Uygulama
Bugün gün içinde üç kez, kısa bir istiğfar ile dur: Bir hatanı hatırla, onu adıyla an ve A'râf 23'teki duayı ya da "Estağfirullah" demeyi seç. Ayrıca bugün biri hakkında bir kusur duyarsan onu kimseye aktarma. Akşam Tefekkür Defteri'ne, örttüğün bir kusuru (kime ait olduğunu yazmadan) ve bunun sende bıraktığı hissi not et.
Kendini sına
- Ğ-f-r kökünün temel anlamı nedir ve miğfer kelimesi bu anlamla nasıl ilişkilidir?
- Gâfir, Gafûr ve Gaffâr kalıpları arasındaki fark nedir?
- Gazâlî'ye göre kulun Gaffâr isminden payı nedir?
- Nisâ 48 ile Zümer 53 nasıl uzlaştırılır?