Musavvir, yarattığı her şeye kendine has bir suret, bir biçim veren demektir. Haşr sûresindeki üç isimli yaratma dizisinin son halkasıdır: Hâlık ölçüyü takdir eder, Bâri' onu varlığa çıkarır, Musavvir ise her varlığa onu başkalarından ayıran şeklini verir. Bu ders ismi kelimesiyle, ana rahmindeki şekillenmeyi anlatan ayetlerle ve suretin değeri ile sınırı üzerine bir hadisle okur.
Temel
Kelime. Musavvir, s-v-r kökünden gelir. Kökten türeyen sûret kelimesi bir şeyin biçimi, görünüşü, onu tanınır kılan yapısı demektir; Türkçedeki "suret", "tasvir" ve "musavver" (resimli) kelimeleri buradan gelir. Tasvîr bir şeye suret vermek, onu belirli bir biçime sokmaktır. Musavvir, bu fiilin ism-i fâilidir: Suret veren, şekillendiren. Bir varlığın sureti onun kimliğidir; aynı türden iki varlık, suretleriyle birbirinden ayrılır.
Üç ismin sonuncusu. Musavvir, Haşr sûresinin son ayetinde yaratma dizisini tamamlar:
Diyanet meali Musavvir'i "yarattıklarına şekil veren" diye çevirir. Gazâlî'nin bina benzetmesinde Musavvir, ayağa kaldırılmış binaya son biçimini ve güzelliğini verendir. Dizinin sırası anlamlıdır: Suret, ölçüden ve varlıktan sonra gelir; önce bir şeyin ne olacağı takdir edilir, sonra var edilir, en son kendine has yüzünü alır. Musavvir, Kur'an'da isim olarak yalnız bu ayette geçer; ama aynı kökten "suret verdi, şekillendirdi" fiili, aşağıda okunacak ayetlerde insanın yaratılışını anlatırken birçok kez kullanılır.
Ana rahminde. Kur'an Musavvir isminin fiilini insanın ana rahmindeki şekillenmesi için kullanır:
Ayet, insanın henüz kimse onu görmezken, karanlık bir yerde biçimlendirildiğini söyler. "Dilediği gibi" ifadesi, her insanın suretinin ayrı bir irade ile verildiğini anlatır: Hiç kimse boyunu, yüzünü, sesini kendisi seçmemiştir. Ayetin Azîz ve Hakîm isimleriyle bitmesi de anlamlıdır: Suret hem karşı konulamaz bir güçle hem de bir hikmetle verilir.
Şeklinizi güzel yaptı. Kur'an suret vermeyi iki ayette aynı övgüyle anar:
İki ayette de aynı ifade geçer: "Size şekil verdi ve şeklinizi güzel yaptı." Musavvir'in verdiği suret yalnız bir biçim değil, güzel bir biçimdir. Ğâfir 64 bu güzelliği yeryüzünün yaşanır kılınması ve temiz rızıkla aynı cümlede sayar: Suret de insana verilmiş nimetlerdendir.
Surete değil, kalbe. Hz. Peygamber, suretin Allah katındaki yerini şöyle anlatmıştır:
Hadis ile ayetler birlikte okunduğunda bir denge ortaya çıkar: Suret Allah'ın güzel bir eseridir ve şükrü gerektirir; ama insanın değeri suretinde değil, kalbinde ve amelindedir. Suret verilmiştir, kalp ve amel ise insanın kendi emeğidir.
Kulun payı. Kula düşen pay önce kendi suretini kabul etmek ve ona şükretmektir. Başkasının yüzüne, boyuna, rengine özenmek, Musavvir'in "dilediği gibi" verdiği bir sureti eksik görmek anlamına gelir. İkinci pay, başkasının suretiyle alay etmemektir: Bir yüzü küçümsemek, onu şekillendireni küçümsemek olur. Üçüncü pay, iç sureti güzelleştirmektir; dış suret verilmiştir, ahlâk ise insanın işleyebileceği bir surettir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Musavvir ismi, sayısız suretin birbirinden ayrılmasına dikkat çeker. Aynı anne babadan doğan kardeşlerin yüzleri birbirine benzer ama aynı değildir; ikizler bile yakından bakınca ayırt edilir. Kar tanelerinin, yaprakların, balık pullarının desenleri tekrar etmez. Her suret, onu verenin sonsuz çeşitlilikteki işinden bir izdir.
Derin
Derin
Yaratma, şekil verme, secde. Kur'an insanın yaratılışını anlatırken suret vermeyi ayrı bir aşama olarak anar:
Ayette üç fiil art arda gelir: Yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere secde etmelerini söyledik. Suret verme, yaratma ile meleklerin secdesi arasında bir aşamadır. İnsanın şerefi, ona verilen suretin tamamlanmasından sonra ilan edilir. İblis'in secdeden kaçınması ise, Kur'an'ın başka yerlerinde anlattığı gibi, yaratılış maddesine bakarak üstünlük iddia etmesinden doğmuştur: O ateşten, insan çamurdan yaratılmıştır. İblis'in hatası, bir varlığın değerini onun hammaddesiyle ölçmektir.
İstediği surette. Kur'an insanı kendi yaratılışını hatırlamaya bir soruyla çağırır:
Diyanet bu üç ayeti tek meal olarak verir. Ayet yaratmayı dört fiille anlatır: yaratmak, düzenlemek, dengeli kılmak ve "dilediği surette" terkip etmek. Son fiil Musavvir isminin alanıdır. Ayetin sorusu sert ama içten bir sorudur: Seni bu kadar özenle şekillendiren, "çok cömert" Rabbine karşı seni aldatan nedir? Suretin güzelliği, insanın onu verene karşı gafletini daha da şaşırtıcı kılar.
Dillerin ve renklerin farklılığı. Kur'an suretlerin çeşitliliğini bir delil olarak anar:
İnsanların farklı dillerde konuşması ve farklı renklerde olması, bir eksiklik ya da üstünlük sebebi değil, Allah'ın ayetlerindendir. Musavvir ismi, bu çeşitliliğin rastgele değil, "bilenler" için bir ders olarak verildiğini hatırlatır. Bir rengi ya da dili diğerinden üstün görmek, Musavvir'in eserini sıralamaya kalkmak demektir.
İnsanın suret yapması. Musavvir isminin kelimesi, İslâm hukukunda uzun bir tartışmanın da adıdır: tasvîr, yani insanın canlı suretleri resmetmesi ya da yontması. Buhârî'nin Libâs bölümünde, suret yapanlar hakkında sert ifadeler taşıyan rivayetler yer alır; bunlardan bazıları suret yapanı "Allah'ın yaratmasına benzetmeye çalışan" diye niteler.
İlmî
İlmî
"Kendi sureti üzere" hadisi. Suret kelimesi hadis tarihinde çok tartışılmış bir rivayette de geçer:
Rivayetteki "kendi sureti" ifadesindeki zamirin kime döndüğü âlimler arasında tartışılmıştır. Bir görüşe göre zamir Âdem'e döner: Allah Âdem'i, onun için takdir ettiği suret üzere, doğrudan tam bir insan olarak yaratmıştır; rivayetin devamında Âdem'in boyunun anılması bu anlamı destekler. Başka bir görüşe göre zamir Allah'a döner, ama "suret" burada bir biçim değil, sıfat anlamındadır: İnsan hayat, ilim, irade, işitme ve görme gibi sıfatların bir yansımasını taşıyacak şekilde yaratılmıştır. Hangi görüş alınırsa alınsın, Ehl-i Sünnet âlimleri Allah'ın bir biçime, cisme ya da şekle sahip olmadığında birleşmiştir; Musavvir, suret verendir, suret sahibi değildir.
Suret ve mâna. İslâm düşüncesinde suret çoğunlukla mâna ile birlikte düşünülür: Suret bir şeyin görünen yüzü, mâna ise onun özü ve anlamıdır. Musavvir ismi, suretin mânayı taşıyacak şekilde verildiğini anlatır; göz görmek için, el tutmak için, dil konuşmak için biçimlenmiştir. Suretle mâna arasındaki bu uyum, Bâri' isminde gördüğümüz "yerli yerinde olma" fikrinin görünen yüzüdür.
Filozofların sureti. İslâm filozofları "suret" kelimesini Aristoteles'ten gelen teknik bir anlamda da kullanmıştır: Her cisim, kendi başına biçimsiz bir madde (heyûlâ) ile ona belirli bir tür kimliği veren suretten oluşur. İbn Sînâ, maddeye suretleri veren ilkeyi "suretleri veren" (vâhibü's-suver) diye adlandırmış ve onu Allah'tan doğrudan değil, aracı bir varlık olan faal akılla özdeşleştirmişti. Kelâmcılar ise suret vermeyi araçsız olarak Allah'a nispet etmiş, Gazâlî de Tehâfütü'l-felâsife'de filozofların sebeplilik anlayışını eleştirmiştir. Musavvir isminin kelâmdaki okunuşu, suretin bir aracıdan değil, doğrudan Allah'tan geldiğidir; ana rahmindeki her şekillenme, Âl-i İmrân 6'nın söylediği gibi, O'nun dilemesiyle olur.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Musavvir
el-Musavvir Kur'an'da isim olarak yalnız bir kez, Haşr 24'te geçer. Fiili dört ayette, sûret kelimesi üç ayette gelir; dersin Temel ve Derin seviyeleri bunların hepsini işledi. Bu sayfanın Kök ve dil bölümü ise şaşırtıcı bir sonuç verir: Kökün Kur'an'da en sık geçen kelimesi, on kez anılan sûrdur, yani kıyamet günü üflenecek olan. Bu dersin İlmî seviyesi "kendi sureti üzere" hadisini, suret ile mâna ilişkisini ve filozofların suretini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: kökün öbür fiili |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: sûr ve suretler |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: hadisin bağlamı |
| Gazâlî (ö. 505/1111) | el-Maksadü'l-esnâ | Ahlâk: zihindeki suret |
| İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) | Fusûsu'l-hikem | Tasavvuf: isimlerin aynası |
Zeccâc: Kökün öbür fiili. Dilci şârihler kökün Kur'an'daki her kullanımını ismin anlamıyla karşılaştırır. Bakara 260'ta İbrâhîm'e dört kuş alması söylenir ve kuşlar hakkında bu kökten bir emir fiili kullanılır. Dilciler bu fiilin iki anlamını tartışmıştır: Kuşları kendine alıştırmak ve yöneltmek, ya da onları parçalara ayırmak. Hangisi alınırsa alınsın fiil bir biçim değişikliğini anlatır: Ya bir şeyi bir yöne eğmek ya da onu bölüp yeniden kurulmaya hazırlamak. Ayetin devamında parçalar yeniden canlanır. Dilci için Musavvir'in anlamı bu sahnede somutlaşır: Biçim veren, dağılanı da yeniden biçimlendirebilir.
Taberî: Sûr ve suretler. Kökün en sık kelimesi olan sûr hakkında tefsir tarihinde ilginç bir tartışma vardır. Bazı dilciler kelimeyi sûretin çoğulu saymış ve "sura üflendiği gün" ifadesini, ruhların suretlere üfleneceği gün diye anlamıştır. Taberî, En'âm 73 üzerine aktardığı görüşler arasında bu yorumu da kaydeder; ama tercihini hadislere dayanarak sûrun üflenen bir boynuz olduğu yönünde yapar. Tartışma bugün yalnız bir dil ayrıntısı gibi görünür, ama şârihler için bir bağ kurar: Dünyada suret veren Musavvir, dirilişte de suretleri yeniden kuracak olandır.
Beyhakî: Hadisin bağlamı. Delil derleyicisi "kendi sureti üzere" hadisini, rivayetin farklı yollarını yan yana koyarak açıklar. Müslim'in bir rivayetinde bu cümle bir yasakla birlikte gelir: Biriyle kavga eden, onun yüzüne vurmaktan sakınsın. Bu bağlamda zamirin dövülen insana döndüğünü söyleyen âlimler de olmuştur. Dersin İlmî seviyesi zamir tartışmasını anlattı; Beyhakî'nin katkısı yöntemdedir: Bir rivayet tek başına değil, bütün yollarıyla birlikte okunur. Bu okumada hadis, insan yüzünün saygınlığını koruyan bir ahlâk hükmüne de dayanak olur.
Gazâlî: Zihindeki suret. Gazâlî kulun bu isimden payını, varlığın bütün suretini kendi zihninde canlandırmasında görür. Kul kâinatın düzenini, göklerden insan bedenine kadar, tıpkı bir haritayı zihninde taşır gibi kavramaya çalışır. Böylece dışarıdaki suret onun içinde de bir suret kazanır. Bu, dersin Temel seviyesinde anlatılan payı tamamlar: Kul kendi suretine şükreder, öbür yandan bütün suretlerin düzenini anlamaya çalışır.
İbnü'l-Arabî: İsimlerin aynası. Fusûsu'l-hikem'in Âdem bölümünde "kendi sureti üzere" hadisi zamiri Allah'a döndüren yorumla okunur, ama suret bir biçim değil, isimlerin toplamıdır. İnsan, ilahî isimlerin hepsinin bir arada yansıdığı bir ayna gibidir; Âdem'in bütün isimleri öğrenmesi de bu yönden anlaşılır. Bu yorum tasavvuf içinde de tartışılmıştır ve dersin İlmî seviyesindeki ilkeyle birlikte okunmalıdır: Allah bir biçime sahip değildir.
Karşılaştırma. Beş şârih aynı ismin beş yüzüne bakar. Dilci kökün öbür fiilinde dağılıp yeniden kurulan biçimi, müfessir sûr ile suretler arasındaki tartışmayı, delil derleyici hadisin bütün yollarını, Gazâlî zihinde kurulan suretleri, İbnü'l-Arabî ise isimlerin aynası olan insanı öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Suret verilmiş bir emanettir; dünyada da dirilişte de onu veren Musavvir'dir.
Durup düşün
- Kendi suretinde "keşke başka olsaydı" dediğin bir şey var mı? Âl-i İmrân 6'daki "dilediği gibi" ifadesi bu isteğe nasıl bakmanı ister?
- Bir insanı ilk bakışta görünüşüne göre değerlendirdiğin ve sonra yanıldığın oldu mu?
- İç suretini, yani ahlâkını, dış suretin kadar önemsiyor musun?
Uygulama
Bugün aynaya bakarken, yüzünde beğenmediğin bir şeye değil, işini gören bir parçaya dikkat et: gören gözlerine, konuşan diline, tutan ellerine. Sonra Tefekkür Defteri'ne Ğâfir 64'teki "şeklinizi güzel yaptı" cümlesini yaz ve altına bugün iç suretini güzelleştirmek için yaptığın bir işi ekle. Gün içinde birinin görünüşü hakkında bir yargıya vardığını fark edersen, Müslim'deki hadisi hatırla.
Kendini sına
- Hâlık, Bâri' ve Musavvir isimleri yaratmanın hangi aşamalarını anlatır?
- Hangi iki ayette "size şekil verdi ve şeklinizi güzel yaptı" ifadesi geçer?
- "Allah sizin suretlerinize bakmaz" hadisi dış görünüşü önemsiz mi sayar?
- "Allah Âdem'i kendi sureti üzere yarattı" rivayetindeki zamir hakkında hangi iki görüş vardır?